Kronik tromboembolik pulmoner hastalık gelişimi ile serum lipid profili arasındaki ilişki
Başlık çevirisi mevcut değil.
- Tez No: 1023508
- Danışmanlar: DOÇ. DR. EBRU ŞENGÜL PARLAK
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: Göğüs Hastalıkları, Chest Diseases
- Anahtar Kelimeler: Venöz tromboemboli, Pulmoner emboli, Pulmoner hipertansiyon, Kronik tromboembolik pulmoner hipertansiyon, Dislipidemi, Venous thromboembolism, Pulmonary embolism, Pulmonary hypertension, Chronic thromboembolic pulmonary hypertension, Dyslipidemia
- Yıl: 2026
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
- Enstitü: Ankara Bilkent Şehir Hastanesi
- Ana Bilim Dalı: Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Amaç: Akut pulmoner emboli (PE), yüksek morbidite ve mortaliteye sahip bir pulmoner vasküler hastalıktır. Hastaların bir kısmında izlem sürecinde kronik tromboembolik pulmoner hastalık gelişebilmektedir. Bu durum, rezidüel trombotik materyalin persiste etmesi ve buna eşlik eden pulmoner vasküler yeniden yapılanma süreçleri ile ilişkilidir. Lipid metabolizması ile kronik tromboembolik pulmoner hastalık gelişimi arasındaki ilişkiye dair mevcut veriler sınırlıdır. Bu çalışmada, akut PE tanısı almış hastalarda başlangıç döneminde ölçülen serum lipid profili parametreleri [yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL), düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL), total kolesterol ve trigliserit] ile kronik tromboembolik pulmoner hastalık (CTEPD) gelişimi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlandı. Materyal ve Metod: Bu retrospektif kesitsel çalışmaya, Ocak 2019-Aralık 2025 tarihleri arasında Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları kliniğinde akut PE tanısı ile takip edilen hastalar dahil edildi. Çalışma popülasyonu üç gruptan oluşturuldu: izlem sürecinde akut PE sonrası CTEPD gelişen hastalar (Grup 1), CTEPD gelişmeyen akut PE hastaları (Grup 2) ve sağlıklı kontrol grubu (Grup 3). Tüm katılımcıların demografik özellikleri, klinik verileri ve akut PE tanısı sırasında ölçülmüş serum lipid profili parametreleri kaydedildi. Gruplar arasında lipid parametreleri başta olmak üzere demografik verileri, klinik ve laboratuvar verileri, ekokardiyografik değerlendirmesi karşılaştırıldı. İstatistiksel analizlerler üç grup arasında ve istatiksel anlamlı bulgular ikili olarak gruplar arasında karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya toplam her bir grupta 40 hasta olmak üzere toplam 120 hasta dahil edildi. Grup 1'de yaş ortalaması 59,78±17,43, Grup 2'de 56,18±15,65 ve Grup 3'te 55,08±8,68 saptandı. Grup 1'de hastaların %50,0'si (n=20) kadın, %50,0'si (n=20) erkekti. Grup 2'de hastaların %52,5'i (n=21) kadın, %47,5'i (n=19) erkekti. Grup 3'te hastaların %52,5'i (n=21) kadın, %47,5'i (n=19) erkekti. Gruplar arasında yaş ve cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (sırasıyla p=0,317; p=0,967). Vücut kitle indeksi (VKİ) Grup 1'de 30,86±7,94 kg/m², Grup 2'de 28,07±4,74 kg/m², Grup 3'te 25,50±3,59 kg/m² olarak bulundu ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p<0,001). VKİ açısından yapılan ikili karşılaştırmalarda anlamlı farkın yalnızca Grup 1 ve 3 arasında olduğu görüldü (p<0,001), Kan grubu dağılımı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p=0,004). Bu farklılığın özellikle sağlıklı kontrol grubunda 0 kan grubunun daha yüksek oranda izlenmesinden kaynaklandığı görüldü. O kan grubu Grup 1'de %15,0 (n=6), Grup 2'de %10,0 (n=4), Grup 3'te %37,5 (n=15) oranında izlendi. 0 ve 0 dışı kan grubu dağılımı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (χ²=10,408; p=0,005). Bu dağılım değerlendirildiğinde, Grup 1'de hastaların %15,0'inin 0 kan grubuna, %85,0'inin ise 0 dışı kan grubuna sahip olduğu görüldü. Grup 2'de 0 kan grubu oranı %10,0, 0 dışı kan grubu oranı %90,0 olarak saptandı. Grup 3'te ise 0 kan grubu oranı %37,5 olup, bu oran Grup 1 ve Grup 2'ye kıyasla daha yüksek bulundu; 0 dışı kan grubu oranı ise %62,5 olarak görüldü. Rh faktörü açısından ise gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık izlenmedi (p=0,149). Grup 1 ve Grup 2 komorbiditeler ve kronik tromboembolik hastalık gelişimi ile ilişkili risk faktörleri açısından karşılaştırıldığında; hipertansiyon, diabetes mellitus, hiperlipidemi, koroner arter hastalığı, atriyal fibrilasyon, kalp yetmezliği, kronik akciğer hastalığı, malignite, tiroid hastalığı, geçirilmiş venöz tromboemboli öyküsü ve ailede tromboembolik olay öyküsü açısından anlamlı farlılık saptanmadı (p>0,05). Trombofili öyküsü Grup 1'de %35,0 (n=14), Grup 2'de %22,5 (n=9) oranında mevcut olup gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0,178). Santral venöz kateterizasyon öyküsü ise Grup 1'de %15,0 (n=6) oranında mevcutken Grup 2'de izlenmedi ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (p=0,013). Serum lipid profili parametreleri değerlendirildiğinde; HDL düzeyi Grup 1'de 40,33±12,14 mg/dL, Grup 2'de 42,85±13,61 mg/dL, Grup 3'te 45,38±12,81 mg/dL olarak bulundu ve gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,219). LDL düzeyi Grup 1'de 108,73±39,30 mg/dL, Grup 2'de 113,28±49,62 mg/dL, Grup 3'te 115,30±33,90 mg/dL olup gruplar arasında anlamlı farklılık izlenmedi (p=0,624). Total kolesterol düzeyi Grup 1'de 183,95±53,83 mg/dL, Grup 2'de 187,03±55,93 mg/dL, Grup 3'te 190,23±47,27 mg/dL olarak saptandı ve gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p=0,867). Trigliserit düzeyi Grup 1'de 167,38±101,57 mg/dL, Grup 2'de 139,98±71,81 mg/dL, Grup 3'te 176,23±172,73 mg/dL olarak bulundu ve gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,619). Hemogram parametreleri değerlendirildiğinde WBC, nötrofil, hemoglobin ve hematokrit değerleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla p=0,666; p=0,216; p=0,153; p=0,237). Buna karşılık eozinofil, lenfosit ve trombosit değerleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık izlendi (sırasıyla p=0,021; p<0,001; p=0,026). Her üç parametrede de en yüksek ortalama değerler Grup 3'te izlendi. Eozinofil düzeyleri Grup 1, Grup 2 ve Grup 3'te sırasıyla 0,12±0,15, 0,15±0,16 ve 0,18±0,14×10⁹/L; lenfosit düzeyleri 1,65±0,80, 1,62±0,76 ve 2,21±0,63×10⁹/L; trombosit düzeyleri ise 268,88±110,60, 250,68±94,09 ve 290,33±83,99×10⁹/L olarak saptandı. Bu bulgular, özellikle Grup 3'te eozinofil, lenfosit ve trombosit değerlerinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Grup 1 ve Grup 2 inflamatuvar belirteçler açısından karşılaştırıldığında, C-reaktif protein (CRP) ve prokalsitonin değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptandı (sırasıyla p=0,003; p=0,026). CRP değerleri Grup 2'de daha yüksek bulunurken, prokalsitonin değerleri Grup 1'de daha yüksek bulundu. D-dimer, troponin ve NT-proBNP değerleri açısından ise gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık izlenmedi (sırasıyla p=0,904; p=0,362; p=0,704). Ekokardiyografik değerlendirmede akut PE tanı anındaki başlangıç sistolik pulmoner arter basıncı (sPAB) değeri Grup 1'de 40,28±21,58 mmHg, Grup 2'de 29,08±11,15 mmHg olarak saptandı ve Grup 1'de Grup 2'ye kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p=0,005). Ejeksiyon fraksiyonu, sağ ventrikül dilatasyonu, sağ/sol ventrikül oranı, sağ ventrikül disfonksiyonu ve derin ven trombozu varlığı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (sırasıyla p=0,429; p=0,091; p=0,592; p=0,478; p=0,502). Antikoagülan türleri açısından gruplar arasında belirgin farklılıklar bulunmaktadır. Özellikle varfarin kullanımı Grup 1'de (%35,0), Grup 2'ye (%2,5) kıyasla anlamlı derecede daha yüksektir (p<0,001). Doğrudan etkili antikoagülan (DOAK) kullanımı ise Grup 2'de (%75,0), Grup 1'e (%37,5) göre anlamlı derecede daha yüksektir (p=0,001). Sonuç: Bu çalışmada, akut pulmoner emboli sonrası CTEPD gelişimi ile başlangıç serum lipid profili parametreleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Bununla birlikte, artmış VKİ, santral venöz kateterizasyon öyküsü, bazı inflamatuvar belirteçlerdeki farklılıklar, kan grubu dağılımı ve artmış başlangıç sPAB gibi faktörlerin CTEPD gelişimi ile ilişkili olabileceği görülmüştür. Bulgular, lipid metabolizmasının bu süreçte belirleyici bir rol oynamadığını; ancak inflamasyon ve hemodinamik değişikliklerin daha önemli olabileceğini düşündürmektedir. Sonuçlar, CTEPD gelişiminde serum lipid profilinin belirleyici bir değişken olarak öne çıkmadığını; CTEPD gelişiminin çok boyutlu bir patofizyolojik yapı gösterdiğini ve öngörülmesinde çok faktörlü yaklaşımlara ihtiyaç olduğu düşündürmektedir.
Özet (Çeviri)
Aim: Acute pulmonary embolism (PE) is a pulmonary vascular disease associated with high morbidity and mortality. During follow-up, some patients may develop chronic thromboembolic pulmonary disease (CTEPD). This condition is associated with the persistence of residual thrombotic material and accompanying pulmonary vascular remodeling processes. Current data on the relationship between lipid metabolism and the development of CTEPD are limited. This study aimed to evaluate the relationship between serum lipid profile parameters measured at the time of acute PE diagnosis, including high-density lipoprotein (HDL), low-density lipoprotein (LDL), total cholesterol, and triglycerides, and the development of CTEPD. Materials and Methods: This retrospective cross-sectional study included patients who were followed with a diagnosis of acute PE in the Department of Pulmonology at Ankara Bilkent City Hospital between January 2019 and December 2025. The study population consisted of three groups: patients who developed CTEPD after acute PE during follow-up (Group 1), patients with acute PE who did not develop CTEPD (Group 2), and healthy controls (Group 3). Demographic characteristics, clinical data, and serum lipid profile parameters measured at the time of acute PE diagnosis were recorded for all participants. Lipid parameters, demographic characteristics, clinical and laboratory findings, and echocardiographic evaluations were compared between the groups. Statistical analyses were performed among the three groups, and statistically significant findings were further evaluated by pairwise comparisons. Results: A total of 120 participants were included in the study, with 40 participants in each group. The mean age was 59.78±17.43 years in Group 1, 56.18±15.65 years in Group 2, and 55.08±8.68 years in Group 3. In Group 1, 50.0% of the patients were female (n=20) and 50.0% were male (n=20). In Group 2, 52.5% were female (n=21) and 47.5% were male (n=19). In Group 3, 52.5% were female (n=21) and 47.5% were male (n=19). No statistically significant differences were found between the groups in terms of age or sex (p=0.317 and p=0.967, respectively). Body mass index (BMI) was 30.86±7.94 kg/m² in Group 1, 28.07±4.74 kg/m² in Group 2, and 25.50±3.59 kg/m² in Group 3, with a statistically significant difference between the groups (p<0.001). Pairwise comparisons showed that the significant difference in BMI was present only between Group 1 and Group 3 (p<0.001). A statistically significant difference was observed between the groups in terms of blood group distribution (p=0.004). This difference was mainly due to the higher frequency of blood group O in the healthy control group. Blood group O was observed in 15.0% of Group 1 (n=6), 10.0% of Group 2 (n=4), and 37.5% of Group 3 (n=15). When blood groups were classified as O and non-O, a statistically significant difference was also found between the groups (χ²=10.408; p=0.005). In this classification, 15.0% of patients in Group 1 had blood group O and 85.0% had non-O blood groups. In Group 2, the frequency of blood group O was 10.0%, while non-O blood groups accounted for 90.0%. In Group 3, blood group O was present in 37.5% of participants, which was higher than in Groups 1 and 2, whereas non-O blood groups accounted for 62.5%. No statistically significant difference was observed between the groups in terms of Rh factor distribution (p=0.149). When Groups 1 and 2 were compared in terms of comorbidities and risk factors associated with the development of chronic thromboembolic disease, no statistically significant differences were found regarding hypertension, diabetes mellitus, hyperlipidemia, coronary artery disease, atrial fibrillation, heart failure, chronic lung disease, malignancy, thyroid disease, previous history of venous thromboembolism, or family history of thromboembolic events (p>0.05). A history of thrombophilia was present in 35.0% of Group 1 (n=14) and 22.5% of Group 2 (n=9), but the difference was not statistically significant (p=0.178). A history of central venous catheterization was present in 15.0% of Group 1 (n=6), whereas it was not observed in Group 2, and the difference between the groups was statistically significant (p=0.013). Regarding serum lipid profile parameters, HDL levels were 40.33±12.14 mg/dL in Group 1, 42.85±13.61 mg/dL in Group 2, and 45.38±12.81 mg/dL in Group 3, with no significant difference between the groups (p=0.219). LDL levels were 108.73±39.30 mg/dL in Group 1, 113.28±49.62 mg/dL in Group 2, and 115.30±33.90 mg/dL in Group 3, with no significant difference between the groups (p=0.624). Total cholesterol levels were 183.95±53.83 mg/dL in Group 1, 187.03±55.93 mg/dL in Group 2, and 190.23±47.27 mg/dL in Group 3, and no significant difference was detected (p=0.867). Triglyceride levels were 167.38±101.57 mg/dL in Group 1, 139.98±71.81 mg/dL in Group 2, and 176.23±172.73 mg/dL in Group 3, with no statistically significant difference between the groups (p=0.619). When hemogram parameters were evaluated, no statistically significant differences were found between the groups in terms of white blood cell count, neutrophil count, hemoglobin, or hematocrit levels (p=0.666, p=0.216, p=0.153, and p=0.237, respectively). In contrast, statistically significant differences were observed between the groups in terms of eosinophil, lymphocyte, and platelet counts (p=0.021, p<0.001, and p=0.026, respectively). The highest mean values for all three parameters were observed in Group 3. Eosinophil counts in Groups 1, 2, and 3 were 0.12±0.15, 0.15±0.16, and 0.18±0.14×10⁹/L, respectively; lymphocyte counts were 1.65±0.80, 1.62±0.76, and 2.21±0.63×10⁹/L, respectively; and platelet counts were 268.88±110.60, 250.68±94.09, and 290.33±83.99×10⁹/L, respectively. These findings indicate that eosinophil, lymphocyte, and platelet counts were higher particularly in Group 3. When Groups 1 and 2 were compared in terms of inflammatory markers, statistically significant differences were found in C-reactive protein (CRP) and procalcitonin levels (p=0.003 and p=0.026, respectively). CRP levels were higher in Group 2, whereas procalcitonin levels were higher in Group 1. No statistically significant differences were observed between the groups in terms of D-dimer, troponin, or Nt-proBNP levels (p=0.904, p=0.362, and p=0.704, respectively). In the echocardiographic evaluation, systolic pulmonary artery pressure (sPAP) at the time of acute PE diagnosis was 40.28±21.58 mmHg in Group 1 and 29.08±11.15 mmHg in Group 2, and was significantly higher in Group 1 compared with Group 2 (p=0.005). No statistically significant differences were found between the groups regarding ejection fraction, right ventricular dilatation, right-to-left ventricular ratio, right ventricular dysfunction, or the presence of deep vein thrombosis (p=0.429, p=0.091, p=0.592, p=0.478, and p=0.502, respectively). There were marked differences between the groups in terms of anticoagulant treatment type. In particular, warfarin use was significantly higher in Group 1 compared with Group 2 (35.0% vs. 2.5%; p<0.001). In contrast, direct oral anticoagulant (DOAC) use was significantly higher in Group 2 than in Group 1 (75.0% vs. 37.5%; p=0.001). Conclusion: In this study, no significant relationship was found between the development of CTEPD after acute PE and baseline serum lipid profile parameters. However, increased BMI, history of central venous catheterization, differences in some inflammatory markers, blood group distribution, and elevated baseline sPAP may be associated with the development of CTEPD. The findings suggest that lipid metabolism does not play a determining role in this process, whereas inflammation and hemodynamic alterations may be more relevant. Overall, the results indicate that serum lipid profile does not emerge as a determinant variable in the development of CTEPD and that CTEPD has a multidimensional pathophysiological structure requiring multifactorial approaches for its assessment.
Benzer Tezler
- Pulmoner embolili hastalarda p-dalga dispersiyonu ile atriyal fibrilasyon gelişimi arasındaki ilişkinin araştırılması
The relationship between p-wave dispersion and new onset atrial fibrillation in patients with acute pulmonary embolism
SUZAN ŞAHAN
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2023
KardiyolojiSağlık Bilimleri ÜniversitesiKardiyoloji Ana Bilim Dalı
PROF. DR. FIRAT ÖZCAN
- Pulmoner tromboemboli tanısı ile 3. basamak göğüs hastalıkları hastanesinde yatarak tedavi edilen hastaların 6 ay sonra kronik tromboembolik hastalık gelişimi açısından değerlendirilmesi
Evaluation of patients with acute pulmonary embolism admitted to a tertiary hospital of chest disease in terms of development of chronic thromboembolic disease after 6 months
NURTEN AYSAN ADEMOĞLU
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2023
Göğüs HastalıklarıSağlık Bilimleri ÜniversitesiGöğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı
PROF. DR. AYŞE FİLİZ ARPAÇAG KOŞAR
DOÇ. DR. CELAL SATICI
- Akut pulmoner tromboembolide trombüs lokalizasyonunun prognoz ve kronik tromboembolik pulmoner hipertansiyon ile ilişkisi
The relationship of thrombus localization with prognosis andchronic tromboembolic pulmonary hypertension in acute pulmonarythromboembolia
BİRAY HARBİYELİ
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2019
Göğüs HastalıklarıMersin ÜniversitesiGöğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. EYLEM SERCAN ÖZGÜR
- Akut pulmoner tromboemboli tanısı konulan hastalarda kronik tromboembolik pulmoner hipertansiyon gelişme insidansı ve ilişkili risk faktörleri
The incidence of development of chronic thromboembolic pulmonary hypertension and related risk factors in patients diagnosed with acute pulmonary thromboemboli
ASAF BAYGÜL
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2021
Göğüs HastalıklarıAnkara ÜniversitesiGöğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı
PROF. DR. ZEYNEP PINAR ÖNEN
- Akut pulmoner tromboemboli tanısı konulan hastalarda kronik tromboembolik pulmoner hipertansiyon gelişme insidansı ve ilişkili risk faktörleri
The incidence and related risk factors of chronic thromboembolic pulmonary hypertension in acute pulmonary embolism patients
HALİL TOSUN
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2017
Göğüs HastalıklarıFırat ÜniversitesiGöğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı
PROF. DR. GAMZE KIRKIL