Geri Dön

Özel hukukta özgür irade sorunu

The problem of free will in private law

  1. Tez No: 1010211
  2. Yazar: EGE TÜREL
  3. Danışmanlar: PROF. DR. O. GÖKHAN ANTALYA
  4. Tez Türü: Doktora
  5. Konular: Hukuk, Law
  6. Anahtar Kelimeler: Bireysel özerklik, Hukuki sorumluluk, Kişi özgürlüğü, Onarıcı adalet, Özel mülkiyet, Özgür irade, Individual autonomy, Legal responsibility, Person freedom, Restorative justice, Private property, Freedom of will
  7. Yıl: 2026
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Marmara Üniversitesi
  10. Enstitü: Sosyal Bilimler Enstitüsü
  11. Ana Bilim Dalı: Özel Hukuk Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Özel Hukuk Bilim Dalı
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Modern özel hukuk, taraflarını özgür iradeye sahip, eşit ve özerk bireyler olarak varsayar. Bu varsayım, hak ve sorumlulukları bireyin geçmiş davranışlarının hak edilmiş sonuçları olarak açıklayan deontolojik bir gerekçelendirme sunar; aynı zamanda taraflar arasındaki fiilî ekonomik ve toplumsal eşitsizlikleri özel hukukun asli inceleme alanı dışında bırakan formel eşitlik anlayışını mümkün kılar. Taraflar özgür iradeye sahip olmak bakımından eşit kabul edildiğinde, özel hukuk maddi eşitsizlikleri sürekli olarak denetlemek yerine, esas olarak tarafların birbirlerinin hak alanına müdahale edip etmediğiyle ilgilenebilir. Ne var ki özgür iradenin kendisi hem felsefi hem de ampirik düzeyde tartışmalıdır. Felsefi literatürde özgür irade çoğu zaman rasyonel yeterlilik, başka türlü davranabilme imkânı ve eylemin nihai kaynağı olma unsurlarıyla açıklanır. Rasyonalite, hukuk düzeninin işleyebilmesi bakımından gerekli asgari ve araçsal bir varsayım olarak kabul edilebilir. Buna karşılık başka türlü davranabilme ve kaynaklık unsurları güçlü metafizik iddialar içerir. Felsefi itirazlara ek olarak çağdaş nörobilimsel çalışmalar da kararların çoğu zaman bilinçli kontrol dışında kalan biyolojik, çevresel ve bilişsel etkenler tarafından şekillendiğini göstermektedir. Bu durum, özel hukukun özgür iradeye dayanan meşruiyetini; özellikle hak ve sorumlulukların liyakat temelli açıklanmasını ve formel eşitlik varsayımını tartışmalı hâle getirmektedir. Bu çalışmanın temel problematiği, özel hukuk kurallarının meşruiyetinin özgür irade varsayımına dayanmaksızın tutarlı ve ahlaki bakımdan savunulabilir bir biçimde açıklanıp açıklanamayacağıdır. Bu amaçla çalışmada, özgür iradeye ihtiyaç duymaksızın özel hukuku açıklama iddiasındaki en gelişkin pragmatik teori olarak hukukun ekonomik analizi incelenmiştir. Ekonomik analiz bakımından önemli olan, bireylerin metafizik anlamda özgür olup olmadıkları değil, teşviklere öngörülebilir biçimde tepki verip vermedikleridir. Bu nedenle ekonomik analiz, özgür irade varsayımının sarsıldığı bir zeminde dahi özel hukuku açıklama kapasitesini korur. Bununla birlikte, adaletin verimlilik analizine nasıl dâhil edileceği meselesini yeterince açıklığa kavuşturamaz. Çalışma, verimlilik ile adalet arasındaki görünür karşıtlığın zorunlu olmadığını savunmaktadır. Bu karşıtlık, büyük ölçüde klasik ekonomik analizin benimsediği izole fayda maksimizasyonuna ve Nash optimizasyonuna dayalı karar modelinden kaynaklanmaktadır. Bu model içinde adalet, verimlilik analizine içkin bir unsur olarak değil, ancak dışarıdan getirilen bir sınırlama veya düzeltme olarak düşünülebilir. Oysa Roemer'in Kantçı optimizasyon yaklaşımı, bireylerin yalnızca kendi izole çıkarlarını değil, seçtikleri davranışın genelleştirilmesi hâlinde ortaya çıkacak sonuçları da dikkate aldıklarında daha verimli sonuçlara ulaşabileceklerini göstermektedir. Kantçı optimizasyonun işlerlik kazanabilmesinin önkoşulu ise dayanışmacı durumdur. Dayanışmacı durum, tarafların karşılıklı etkileşiminin simetrik olduğu, işbirliğinin mümkün bulunduğu ve taraflardan birinin diğerine yapısal olarak baskın olmadığı bir ilişki yapısını gerektirir. Güç asimetrisinin, bağımlılığın veya yapısal kırılganlığın bulunduğu durumlarda karşılıklılık fiilen çöker ve Kantçı karar protokolü işleyemez. Bu nedenle tarafların belirli bir eşitlik içinde konumlanması, yalnızca ahlaki bir talep değil, verimliliğin de önkoşuludur. Böylece adalet, verimliliğin karşısında bir engel değil, onun fiilen gerçekleşebilmesinin koşulu hâline gelir. Bu çerçevede hukuk, yalnızca işlem maliyetlerini azaltan ve bireylerin izole fayda maksimizasyonunu kolaylaştıran bir mekanizma olarak değil, dayanışmacı durumun koşullarını kuran ve tarafları Kantçı optimizasyon yönünde koordine eden kurumsal bir çerçeve olarak düşünülmelidir. Bu yaklaşım, hukukun öznesinin de homo economicus olarak değil, özerk birey olarak anlaşılmasını gerektirir. Burada özerklik, metafizik anlamda özgür iradeye sahip olmak değil, kişinin somut maddi ve ilişkisel koşullar içinde anlamlı tercihler yapabilme ve bu tercihleri eşit ilişkiler içinde sürdürebilme kapasitesidir. Bu özerklik anlayışı, bireysel düzlemde Sen'in yapabilirlik yaklaşımı, ilişkisel düzlemde ise Dagan ve Dorfman'ın ilişkisel adalet kuramı aracılığıyla somutlaştırılabilir. Sen'in yaklaşımı, bireyin özgürlüğünü fiilen erişebildiği gerçek olanaklar üzerinden açıklayarak özerkliğin bireysel ve maddi koşullarını görünür kılar. Dagan ve Dorfman'ın ilişkisel adalet kuramı ise özel hukuk ilişkilerinde tarafların birbirine eşit bireyler olarak yaklaşmasını mümkün kılan ilişki koşullarını ortaya koyar. Böylece özerklik, hem bireyin sahip olduğu maddi imkânları hem de başkalarıyla kurduğu ilişkinin adil yapısını içeren bütüncül bir kavram hâline gelir. Sonuç olarak çalışma, özel hukuk kurallarının sarsılmış özgür irade varsayımına başvurmaksızın da tutarlı ve ahlaki bakımdan savunulabilir bir biçimde temellendirilebileceğini savunmaktadır. Bu temellendirmede bireyin geçmişte verdiği bir kararın sonuçlarına liyakat gereği katlanması fikrinin yerini, içinde bulunduğu hukuki ilişkide özerkliğinin eşit ve karşılıklı olarak korunması düşüncesi alır. Bu nedenle özel hukuk, formel eşitlik varsayımıyla yetinemez; özerkliğin maddi ve ilişkisel koşullarının somut ilişkide fiilen gerçekleşip gerçekleşmediğini denetlemek durumundadır. Geliştirilen kuramsal çerçevenin pozitif hukuk düzlemindeki muhtemel yansımaları ise sorumluluk hukukunda zarar kavramı, sözleşme hukukunda ahlaka aykırılık denetimi, mülkiyet hukukunda komşuluk ilişkileri ve üretim araçları üzerindeki mülkiyet örnekleri üzerinden gösterilmiştir.

Özet (Çeviri)

Modern private law assumes its parties to be equal and autonomous individuals endowed with free will. This assumption serves two main functions. First, it provides a deontological justification that explains rights and responsibilities as the deserved consequences of an individual's past conduct. Second, it makes possible a conception of formal equality that excludes actual economic and social inequalities between the parties from the primary field of private law inquiry. Once parties are deemed equal by virtue of possessing free will, private law can focus primarily on whether they have interfered with one another's sphere of rights, rather than continuously scrutinizing material inequalities. Yet free will itself is a contested concept, both philosophically and empirically. In philosophical literature, free will is often explained through the elements of rational capacity, the ability to act otherwise, and the idea that the action ultimately originates from the agent. Rationality may be accepted as a minimal and instrumental assumption necessary for the functioning of the legal order. By contrast, the ability to act otherwise and ultimate sourcehood involve strong metaphysical claims. In addition to philosophical objections, contemporary neuroscientific studies also suggest that decisions are often shaped by biological, environmental, and cognitive factors beyond conscious control. This undermines the legitimacy of private law insofar as it rests on free will, particularly its merit-based explanation of rights and responsibilities and its assumption of formal equality. The central problem of this study is whether the legitimacy of private law rules can be explained in a coherent and morally defensible manner without relying on the assumption of free will. To this end, the study examines law and economics as the most developed pragmatic theory claiming to explain private law without requiring free will. From the perspective of economic analysis, what matters is not whether individuals are metaphysically free, but whether they respond predictably to incentives. For this reason, economic analysis retains its explanatory capacity even on ground where the assumption of free will has been shaken. Nevertheless, it fails to clarify sufficiently how justice can be incorporated into efficiency analysis. The study argues that the apparent opposition between efficiency and justice is not necessary. This opposition largely stems from the model of decision-making adopted by classical economic analysis, which is based on isolated utility maximization and Nash optimization. Within this model, justice cannot be conceived as an intrinsic element of efficiency analysis, but only as an external limitation or correction. Roemer's account of Kantian optimization, however, demonstrates that a different decision protocol is possible. According to this approach, individuals may reach more efficient outcomes when they consider not merely their isolated interests, but also the consequences that would arise if their chosen conduct were generalized. The precondition for Kantian optimization to operate is a solidaristic situation. Such a situation requires a relational structure in which the parties' reciprocal interaction is symmetrical, cooperation is possible, and neither party is structurally dominant over the other. Where there is power asymmetry, dependency, or structural vulnerability, reciprocity effectively collapses and the Kantian decision protocol cannot function. Therefore, positioning the parties within a certain equality is not merely a moral demand, but also a precondition of efficiency. In this way, justice becomes not an obstacle to efficiency, but a condition for its actual realization. Within this framework, law should be understood not merely as a mechanism that reduces transaction costs and facilitates isolated utility maximization, but as an institutional framework that establishes the conditions of a solidaristic situation and coordinates the parties toward Kantian optimization. This approach also requires the legal subject to be understood not as homo economicus, but as an autonomous individual. Autonomy here does not mean possessing free will in a metaphysical sense; rather, it refers to the capacity of a person to make meaningful choices within concrete material and relational conditions and to sustain those choices within equal relations. This conception of autonomy can be concretized through Sen's capability approach at the individual level and Dagan and Dorfman's theory of relational justice at the relational level. Sen's approach explains individual freedom in terms of the real opportunities actually available to the person, thereby making visible the individual and material conditions of autonomy. Dagan and Dorfman's theory of relational justice, in turn, identifies the relational conditions that enable parties in private law relations to approach one another as equals. Autonomy thus becomes a comprehensive concept encompassing both the material opportunities available to the individual and the just structure of the relations in which that individual participates. In conclusion, this study argues that private law rules can be grounded in a coherent and morally defensible manner without relying on the shaken assumption of free will. In this account, the idea that an individual must bear the consequences of a past decision as a matter of merit is replaced by the idea that the individual's autonomy must be protected equally and reciprocally within the legal relation in which they are situated. Accordingly, private law cannot content itself with the assumption of formal equality; it must examine whether the material and relational conditions of autonomy are actually realized in the concrete relationship. The possible implications of the theoretical framework developed in this study are illustrated through the concept of harm in tort law, the review of immorality in contract law, neighbor relations in property law, and ownership of the means of production.

Benzer Tezler

  1. Taşınmazların anonim şirketlere sermaye olarak konulması

    Contribution of real properties to the joint stock companies

    MUHAMMET FATİH ATAKAN BİÇKİCİ

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2020

    HukukGalatasaray Üniversitesi

    Özel Hukuk Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. FÜLÜRYA YUSUFOĞLU BİLGİN

  2. Türkiye'de su hakkı

    The right to water in Turkey

    YILDIZ AKEL ÜNAL

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    2021

    HukukGalatasaray Üniversitesi

    Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. ERDOĞAN BÜLBÜL

  3. Milletlerarası özel hukukta iflâs

    Insolvency in private international law

    OĞUZ DORKEN

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    2024

    HukukGalatasaray Üniversitesi

    Özel Hukuk Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. BERK DEMİRKOL

  4. Kitle iletişim özgürlüğünün sınırı olarak Türk Hukukunda adil yargılanma hakkına karşı suçlar

    The offences against the right to a fair trial in Turkish Law as the restriction of freedom of mass communication

    DİLEK EKMEKÇİ

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    2013

    HukukGalatasaray Üniversitesi

    Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. ÜMİT KOCASAKAL

  5. Müstehcenlik

    Başlık çevirisi yok

    ÖMER FARUK UYSAL

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    1988

    Hukukİstanbul Üniversitesi

    Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. FERUDUN YENİSEY