Dünyayı ölçeklendirme aracı olarak mimarlık: Bir mimarlık kozmolojisi
Architecture as a mediator for scaling the world: An architectural cosmology
- Tez No: 1012077
- Danışmanlar: PROF. DR. AYŞE ŞENTÜRER
- Tez Türü: Doktora
- Konular: Mimarlık, Architecture
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2026
- Dil: Türkçe
- Üniversite: İstanbul Teknik Üniversitesi
- Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
- Ana Bilim Dalı: Mimarlık Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Mimari Tasarım Bilim Dalı
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Mimarlık hem makroskobik hem de mikroskobik dünyaya dolaşıktır. Hem eylemsel-fiziksel formlarda- hem de maddeseldir. İlişkilendiği bu iki boyut da, makroskobik ve mikroskobik ölçekte,“denge ile dengesizliğin sınırında”, yarı kararlı ve bu nedenle metastabildir. Metastabilite, hem dirençli hem de dönüşebilir sistemlerin dinamiğini tanımlar; rastlantısal bir unsur, bir sistemi ya da düzeni başka bir duruma dönüştürmeye yeterlidir. Buradaki temel soru, mimarlığın bu iki ölçekte de kararsız olan dünyaya nasıl sızabileceğidir. Çünkü kararsız bir evrende mesele ne bir başlangıç noktası ne de dayanılacak sabit bir zemin bulmaktır; mesele artık sadece tutarlılık ve birleştirmeyle ilgilidir. Bu evrende amaç, örtük olanı yorumlamak, açıklamak ya da netleştirmek değil; kademeli olarak bağlantılar kurmak ve geçişleri tasarlamaktır. Verili kategorilere bağlı kalmadan bu geçişleri mimarlık aracılığıyla kurgulamak, tezin temel meselesine dönüşür. Tez için geçişleri oluşturmak hem bütünsellikten hem de indirgemecilikten kaçmanın yoludur. Tez, verili ayrımlara/zeminlere oturtulan düşüncelerin birbirine karşıt değil, zıtlık olarak görülerek birini ya da diğerini seçme zorunluluğunu bir yaracılık eksikliği olarak yorumlar. Bu doğrultuda tez, nihai bir varış noktasına ulaşmaya ya da bir son atfetmeye çalışmadan, adlandırmalar ve kategoriler arasında sürekli geçişler kurgulamaya odaklanır. Bu kurgu, mimarlığı dünyanın çoklukları arasında bir arayüz olarak ele almak ve mimarlık ile dünya arasındaki etkileşim alanını genişletmekle mümkün olur. Nitekim ikiliklerin çözülmesi (madde–zihin, doğa–kültür, insan–insan olmayan), zamanın maddi bir süreç olarak kavranması ve mimarlığın içinde bulunduğu akışlara müdahale edebilme kapasitesinin farkına varılması, bu etkileşim alanını genişletmek için bir zemin hazırlar. Aynı zamanda bu gelişmeler, mimarlık için materyalizmin koşullarının yeniden tanımlanması gerektiğine işaret eder Bu bağlamda tez, mimarlığın çevresine nüfuz eden, onun yörüngesinde dönen ve çevresinden sızan dokunsal ve duyusal bedenlerden oluştuğunu savunur. Mimarlığı yalnızca fiziksel formları dönüştüren bir pratik olarak değil, daha geniş bir metabolik dönüşüm dizisini başlatabilen ya da mevcut akışlara katılarak onlarla birlikte evrilen bir süreç olarak ele alır. Bu çerçevede mimarlık, yalnızca kendi bedensel formunu değil, çevresini de dönüştürme potansiyeline sahiptir. Bu yaklaşım, mimarlığı fiziksel gerçekliğinin ötesinde, maddi boyutlarıyla ele almayı mümkün kılar; mimarlık nesnesini çözerek, mimarlığın çeşitli döngülere ve bu döngülerin kesişen dinamiklerine duyarlı olabileceğini ortaya koyar. Böylece mimarlık, insan ve insan olmayan varlıklarla kurulan ilişkilerde karşılıklı bağımlılığı vurgulayan bir düşünme, hayal etme ve ilişki kurma biçimi olarak belirir. Bu doğrultuda mimarlığın kendi ölçeğinin ötesinde ilişkiler kurması ve daha geniş bir dünyayla bağlantı geliştirmesi kaçınılmazdır; çünkü kurulan her ilişki geçici ve anlıktır. Bu noktada tez, ölçek meselesini yeniden odak noktası olarak ele alır; çünkü ölçek, hem verili çerçevelerin nasıl kurulduğunu anlamanın hem de mimarlık aracılığıyla geçişler kurgulamanın bir yoludur. Ölçekler arası bir mimarlık, birlikte var olma fikrinin çoklu, çok boyutlu ve ölçekler arası doğasıyla ilgilidir. Bu birlikte var olma durumu bir tercih değil; farklı zamanlar, ölçekler ve yaşam biçimleri boyunca varoluşun nasıl kurulduğuna dair temel bir gerçekliktir. Bu bağlamda mimarlığı ölçekler arası düşünmek, yalnızca farklı ölçeklerin çözünürlüğüne ulaşmayı değil, daha önce birbirinden uzak görünen ölçeklerin yakınlaşmasını da içerir. Bu yaklaşım, ölçek çalışmalarının çoğunlukla altta yatan koşulları sorgulamadan yerleşik çerçeveler içinde ele alındığını ortaya koyar. Bu nedenle ölçeği hem bir düşünce işlemi hem de üzerinde gezinilebilen bir düzlem olarak yeniden tanımlamanın, mimari tasarım düşüncesi ve pratiği için alternatif yaklaşımlar üreteceğini savunuyorum ve tezde ölçeğin bir dizi ilişkisel dinamik ve sürekli bir süreç olarak anlaşılmasını öneriyorum. Evreni anlamak için kullanılan ölçeklerin inşa edilmiş yapılar olduğu fikrinde vurgulanması gereken nokta, bu ölçeklerin evreni yalnızca anlık olarak stabilize etmesi ve kendilerinin de bu geçiciliğe bağlı olarak kurulmuş olmasıdır. Disiplinler, belirli ölçekleri geçici olarak sabitleyerek duyularımızı, kavramsal araçlarımızı ve ölçüm enstrümanlarımızı- yani dünyayla ilişki kurma biçimimizi- ölçeksel spektrumun dar bir kesitine uyumlu hâle getirir. Bu süreç, ölçeklerin sabit değil, dinamik olarak kurulan ve yeniden düzenlenen yapılar olduğunu gösterir. Farklı disiplinlerin farklı ölçeklerde çözülmesi bu bağlamda bir tercihtir; ölçeğe bu şekilde bakmak, disiplinler arası sınırları bulanıklaştırır ve daha önce yan yana gelmesi düşünülmeyen birliktelikleri mümkün kılar. Bu yaklaşım, ölçeği izole eden ya da sınırlandıran bir unsur olarak değil, yerleşik sınırları genişleten bir araç olarak ele almayı sağlar. Ölçeği aracı bir yüzey olarak görmek, ölçekler arasındaki sıçramaları ve bağlantıları keşfetme imkânı sunar ve yaratıcı üretimi teşvik ederek yeni mimari düşünüşlere ve mekânsal pratiklere zemin hazırlar. Buradaki amaç, ölçekler arası bir mimarlık yaratmak ya da bir mikrokozmos kurmak değil; dünyadaki akışlara daha güçlü biçimde bağlanan ve dünyayı ilişkisel bir bütün olarak ele alan bir mekânsal pratiğin olanaklarını araştırmaktır. Bu nedenle ölçeklerin çokluğundan ziyade, farklı zekâ türleri için hem arayüz hem de yer tutucu işlevi görebilen mekânsallıklara odaklanıyorum. Bu doğrultuda, mimari düşüncenin kendisinin bir arayüz haline gelmesini ve ölçeğinden bağımsız olarak, heterojen, farklı hızlardaki akışlarla ve zekâ türleriyle ilişki kurma kapasitesini önemsiyorum. Bu doğrultuda tezin amacı, mimarlığın -ölçek mekanizmaları gibi- çeşitli döngülere ve bunların kesişen dinamiklerine duyarlı, farklı sistemler arasında iletişim kurabilen bir arayüz hâline gelebileceğini ortaya koymak ve aynı zamanda bu arayüzün mekânını sorgulayarak, mimari tasarımın farklı disiplinler ve ölçeklerle kurduğu yakınlıkların bir mimarlık kozmolojisinin kurgusunda nasıl bir rol oynayabileceğini araştırmaktır. Tez, mimarlığı kozmik bir konuma yerleştirmekten ziyade, mimarlık kozmolojisini dünyadaki akışlara dâhil olarak kurmayı amaçlar ve bu nedenle tasarım sürecine mikro ölçekteki konfigürasyonlardan başlamayı önerir. Mimarlık kozmolojisi terimini, mimarlığı atomaltı düzeylerden gezegensel ölçeğe kadar uzanan dinamiklerle birlikte ele aldığım ve mimarlığı bir dünya kurma biçimi olarak gördüğüm için kullanıyorum. Bu çerçevede tezde, ölçek aracılığıyla iki temel mesele öne çıkar: yerleşik sınırları genişletmek ve birbirinden ayrı görünen olgular arasında ilişki kurarak süreksizlikleri yaratıcı biçimde ele almak. Ölçeği, yalnızca ölçek mekanizmaları üzerinden değil, aynı zamanda disiplinler ve failler arası geçişleri mümkün kılan bir araç olarak ele alıyorum. Bu geçişlerin odağında, 2000–2020 yılları arasından seçilmiş; mimarlığın ölçekler arası durumlarını daha okunabilir kılan, bu sıçramaları yapma cesareti gösteren ve atomaltı konfigürasyonların mimarlık üretimiyle ilişkilendiği vaka okumaları yer alıyor. Seçilen sekiz proje, mimarlığın düşünme biçimini dönüştüren alternatif yaklaşımları temsil ediyor. Bu vakaların ortak özelliği, tasarım odaklı bir araştırma sürecine sahip olmaları ve bu nedenle tasarım söyleminin yapının sınırlarını aşarak daha geniş bir bilgi alanına yayılmasıdır. Bu nedenle mimari projeler, zamansal katmanlarla çalışan peyzaj projeleri, aktif ve kolektif müdahaleler üretebilen mimari elemanlar ile anlık tepki verebilen prototipler birlikte ele alınıyor. Vaka okumaları tez içinde tekil olarak değil, birlikte ve tezin yapısıyla ilişkilenerek anlam kazanır. Bu nedenle ayrı bir bölümde izole edilmez; bir mimarlık kozmolojisinin anlatısına dâhil olur. Vaka okumaları, yer aldıkları bölümle ilişki kurar; ancak bu durum, sonraki bölümlerin bu vakalarla ilişkisiz olduğu anlamına gelmez. Aksine, vakalar metnin kendisine geri dönmeyi gerektirir. Teorik bölümler ile vaka okumaları arasında ölçeksel bir korelasyon bulunur. Peyzaj ölçeğinden prototip ölçeğine, yani 10³'ten 10⁻¹'e doğru ilerleyen bu sıralama, tezin yapısına da yansır ve bölümler arasında ölçek farkları üretir. Bu iki farklı ölçek akışı arasındaki geçişler, tezde süreksizlikler ve ölçekler arası sıçramalar yaratır. Bu görünürlük, tezin üçlü kurgusuna eşlik eden Ölçeklenmiş Kavramlar Atlası ve Operatif Düzlemler aracılığıyla desteklenir. Kozmolojinin çeşitli kesitlerinin kaydını tutan Operatif Düzlemler, kavramların tez boyunca nasıl değiştiğini izleyen Ölçeklenmiş Kavramlar Atlası ve kozmolojinin metin gövdesi olan tez, kendi içinde kapalı değildir; ancak parçaların ne yaptığı da tek başına tezin bütününü açıklamaz. Aksine, paylaşılan, tartışmaya açık, müzakere edilen ve oluşum hâlindeki bir kozmolojinin hareket hâlindeki bütününü birlikte ifade ederler. Tezin bu üçlü kurgusu, maddi biçimlerin doğrudan kendilerinden—yani vakalardan—yola çıkarak alternatif bir okuma yöntemi geliştirmenin olanaklarını araştırır ve alışılmadık karşılaşmaları filtreler aracılığıyla tasarlar. Bu filtreler önceden belirlenmiş değildir; yeniden okunan vakalar aracılığıyla süreç içinde şekillenir. Bu projeler arası okuma, tezin kendisini yalnızca analiz eden bir çerçeve olarak değil, vakaların bir aradalığını mümkün kılan bir zemin olarak konumlandırır. Böylece tez, teori ve pratiğin sınırında dolaşan bir mimarlık için yeni olasılıklar keşfetmeyi ve yerleşik yapılardan sıyrılarak mimarlığı yeniden düşünmeyi mümkün kılar. Tez, mimarlık için reçeteler üretmekten ziyade, ölçekler arasılığı mümkün kılan tekil koşulları görünür kılar ve disiplinin kendi zamanının zorluklarıyla başa çıkmak için kurduğu yakınsamaları ortaya koyar. Bu nedenle çalışma, bir kod çözme ya da sorun çözme girişimi değil; daha çok kayganlıkları keşfetme çabasıdır. Çünkü mimarlık, her müzakere sürecinde kendi sınırlarını da dönüştürür. Bu bağlamda araştırmanın çıktısı, burada önerilen okuma yönteminin ya da pratik bir modelin kendisi değil; mimarlık bilgisini geliştirmek ve disiplinin sınırlarını sorgulamak üzere başkalarıyla paylaşılabilecek eleştirel bir düşünme aracıdır. Atomaltı parçacıklardan galaksilere uzanan, sürekli değişim hâlindeki bir dünyayı kapsayabilecek yeni kavramsal çerçeveler geliştirmek ve mekânsal pratikleri buna göre yeniden düşünmek; mimarlığı etkileşimleri teşvik eden bir alan olarak konumlandırmayı ve dengesizliğin eşiğindeki bir dünyayla ilişkimizi yeniden anlamlandıracak bir ölçekler arasılığı sürekli olarak denemeyi gerektirir. Tez ölçek aracılığıyla disiplinler, failler ve mikro-makro arasındaki sınırları yeniden keşfederek bu deneme alanının genişlemesini teşvik eder ve bugünün mimarlık pratiğini bu kozmoloji kurgusuyla yeniden değerlendirmeyi önerir.
Özet (Çeviri)
Architecture is entangled with both the macroscopic and the microscopic worlds. It operates simultaneously through action -physical forms-and through material processes. At both scales, the dimensions with which architecture engages exist at the threshold between equilibrium and disequilibrium; on the verge of collapse and therefore metastable. Metastability describes the dynamics of systems that are both resilient and transformable, where a contingent event can be sufficient to shift a system or order into another state. The central question addressed by this thesis is how architecture can infiltrate a world that is unstable at both macro and micro scales. In such an unstable universe, the problem is no longer to locate an origin or a stable ground to rely on, but rather to establish coherence and connection. The aim is not to interpret, explain, or clarify what is latent, but instead to construct connections incrementally and to design transitions. Conceiving these transitions through architecture -without remaining bound to given categories- constitutes the core concern of the thesis. For the thesis, constructing transitions is a way of avoiding both holism and reductionism. It considers ideas grounded in predefined distinctions or foundations not as oppositions that demand choosing one side over another, but as tensions; the obligation to choose is understood as a lack of creativity. Accordingly, the thesis focuses on continuously creating transitions between names and categories without seeking a final destination or assigning an endpoint. This approach becomes possible by conceiving architecture as an interface among the world's multiplicities and by expanding the field of interaction between architecture and the world. The dissolution of human-non-human boundaries, the transformation of time into a material process, and the awareness of architecture's capacity to intervene in the flows and metabolisms within it indicate the need to redefine the conditions of materialism for architecture. The understanding of matter as passive, silent, stable and unchangeable is now outdated; instead, the agency of matter becomes an active participant in architectural production.. Within this framework, the thesis argues that architecture is composed of tactile and sensory bodies that penetrate their surroundings, orbit within them, and leak outward. Architecture is approached not merely as a practice that transforms physical forms, but as a process capable of initiating broader metabolic transformations or of evolving by joining existing flows. In this sense, architecture holds the potential to transform not only its own bodily form but also its environment. This perspective allows architecture to be addressed beyond its physical reality, through its material dimensions, revealing how architectural practice can become responsive to multiple cycles and their intersecting dynamics. Architecture thus inevitably establishes relationships beyond its own scale and embraces a constant state of flux, where every relationship formed is momentary and temporary. At this point, the thesis repositions the question of scale as a central concern, viewing scale as a mediating surface that bridges micro-subatomic dimensions and planetary scales, stimulating creative architectural thinking through transitions across these domains. By redefining scale as both an operation of thought and a navigable plane, the research explores its potential to inspire alternative approaches to architectural design. An interscalar architecture engages with the multiple, multidimensional, and interscalar nature of coexistence. This condition of coexistence is not a matter of choice, but a fundamental reality concerning how existence is structured across different times, scales, and forms of life. Thinking architecture interscalarly therefore involves not only accessing the resolution of different scales, but also enabling scales that once appeared distant to come into proximity. This perspective reveals that scale studies are often conducted within established frameworks without questioning their underlying conditions. Scales stabilize reality only momentarily and are themselves constituted through this temporality. Disciplines temporarily fix certain scales, aligning our senses, conceptual tools, and measurement instruments—that is, our modes of relating to the world—with a narrow segment of the scalar spectrum. This enables certain types of differences to be resolved, yet these differences subsequently return to knowledge systems to be processed within disciplinary frameworks. This process demonstrates that scales are not fixed, but dynamically constructed and continually reorganized. The resolution of different disciplines at different scales is therefore a choice, and viewing scale in this way blurs disciplinary boundaries and enables previously unthinkable contiguities. This highlights why a new understanding of scale presents opportunities for architecture: by enabling the creation of new relations each time, it brings together various fields of knowledge, disciplines, and scales to reconstitute their contiguities. Therefore, I propose viewing scale as a mediating surface and suggest that exploring the jumps and interconnections between scales can stimulate creative production, fostering new architectural thinking that emerges from transitions between subatomic dimensions and planetary scales. This approach frames scale not as an isolating or limiting factor, but as a tool for expanding established boundaries. Seeing scale as a mediating surface enables the exploration of jumps and connections between scales, fostering creative production and opening new modes of architectural thinking and spatial practice. The aim here is not to produce an interscalar architecture or to construct a microcosm, but to investigate the possibilities of a spatial practice that connects more strongly to worldly flows and understands the world as a relational whole. Accordingly, the focus is not on the multiplicity of scales, but on spatialities that can function as both interfaces and placeholders for different forms of intelligence. In this sense, the thesis emphasizes the capacity of architectural thinking itself to become an interface capable of relating, regardless of scale, to heterogeneous flows moving at different speeds and involving different forms of intelligence, facilitating a deeper connection with the world. In this direction, the thesis aims to demonstrate that architecture can become an interface sensitive to multiple cycles -such as scale mechanisms- and their intersecting dynamics, capable of communicating across different systems. At the same time, it questions the spatiality of this interface by exploring how the proximities architecture establishes with different disciplines and scales can contribute to the construction of an architectural cosmology. Rather than positioning architecture within a cosmic hierarchy, the thesis seeks to construct an architectural cosmology by embedding architecture within worldly flows, proposing that the design process begin with micro-scale configurations. The term architectural cosmology is used because the thesis considers architecture alongside dynamics ranging from subatomic levels to planetary scales and understands architecture as a mode of world-making. Within this framework, two key issues emerge through scale: expanding established boundaries and creatively engaging discontinuities by establishing relations between phenomena that appear separate. Scale is treated not only as a technical mechanism but also as a tool enabling transitions between disciplines and agents. These transitions are explored through selected case studies from 2000 to 2020 that render interscalar conditions in architecture more legible and relate subatomic configurations to architectural production. The eight selected projects share a design-oriented research process through which architectural discourse extends beyond the built object into a broader field of knowledge. Architectural projects, landscape projects operating through temporal layers, active architectural elements, and responsive prototypes are therefore considered together. In other words, while architectural and landscape architecture projects may differ in their capacity to engagewith various speeds and intelligences, the role of the designer/architect remains consistent. The architect acts as a translator of the diverse voices of disorder in the world, navigating across different vocabularies to foster communication between disciplines. The case studies do not gain meaning in isolation but through their collective relationship with the thesis structure. For this reason, they are not examined in a separate section, but are embedded within the narrative of an architectural cosmology. Each case study relates to the section in which it appears, yet this does not imply that subsequent sections are unrelated to these cases; on the contrary, the cases demand a return to the text itself. Neither the theoretical argument nor the case studies alone are sufficient to understand the thesis; theory and practice operate together. Treating practice as a mode of research, this exploration seeks to uncover new possibilities in the interplay between theory and practice. A scalar correlation exists between the theoretical sections and the case studies, reflected in a progression from landscape scale to prototype scale- from 10³ to 10⁻¹- which shapes the structure of the thesis and generates scale differentials between chapters. Transitions between these two scalar flows produce discontinuities and interscalar jumps, supported by the Atlas of Scaled Concepts and Operative Planes, which accompanies the thesis's tripartite structure. The Operative Planes, which register different cross-sections of the cosmology, the Atlas of Scaled Concepts, which traces how concepts transform throughout the thesis, and the thesis itself as the textual body of the cosmology are not closed in themselves; yet what each part does, on its own, does not suffice to account for the whole. Rather, they collectively articulate the moving totality of a cosmology that is shared, open to discussion, negotiated, and in a continual state of becoming. The aim is to explore the possibility of developing an alternative reading method that proceeds directly from material forms -the cases themselves-and to design unusual encounters through these filters. These filters are not predefined but emerge through the iterative rereading of the cases. This cross-project reading positions the thesis not merely as an analytical framework, but as a ground that enables the coexistence of the cases. In doing so, the thesis opens new possibilities for an architecture that operates at the threshold between theory and practice, enabling a rethinking of architecture beyond established structures. This re-reading functions as a gateway to immanent points of rupture within the creative process, an area where fixed identities, forms, and meanings are suspended. Rather than producing prescriptive solutions for architecture, the thesis renders visible the singular conditions that make interscalarity possible and reveals the convergences architecture establishes to confront the challenges of its time. It is therefore not an exercise in decoding or problem-solving, but an exploration of instabilities and slippages. Architecture transforms its own boundaries through every process of negotiation. The outcome of the research is not the proposed reading method or a practical model itself, but a critical thinking tool that can be shared to expand architectural knowledge and question disciplinary limits. Places, times, subjects, and meanings consist only of unfinished configurations. Developing new conceptual frameworks capable of encompassing a world in constant transformation- from subatomic particles to galaxies- and rethinking spatial practices accordingly requires positioning architecture as a field that fosters interactions, and continuously experimenting with an interscalarity capable of redefining our relationship with a world on the edge of instability. Through scale, the thesis encourages the expansion of this experimental field by rediscovering the boundaries between disciplines, agents, and the micro–macro continuum, and proposes re-evaluating contemporary architectural practice through its mode of connection to this cosmology.
Benzer Tezler
- Utilization of catboost algorithm to enhance investment and bidding strategy in the construction industry
Nşaat sektöründe yatırım ve ihale stratejisini geliştirmek için catboost algoritmasının kullanılması
FILIPP LIGAY
Yüksek Lisans
İngilizce
2026
İnşaat Mühendisliğiİstanbul Teknik Üniversitesiİnşaat Mühendisliği Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. ONUR BEHZAT TOKDEMİR
- An improved multi-component metric for spatial pattern calibration of hydrologic models
Hidrolojik modellerin örüntüye dayalı kalibrasyonu için çok bileşenli metrik geliştirilmesi
EYMEN BERKAY YORULMAZ
Yüksek Lisans
İngilizce
2024
İnşaat Mühendisliğiİstanbul Teknik Üniversitesiİnşaat Mühendisliği Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. MEHMET CÜNEYD DEMİREL
- Hybrıd explaınable model for class-ımbalance mıtagatıon and multı-protocol attack detectıon ın ıomt devıces
Hybrid explainable model for class-imbalance mitagation and multi-protocol attack detection in iomt devices
ABUALQASIM KHALIL ISMAEL ISMAEL
Yüksek Lisans
İngilizce
2026
Bilgisayar Mühendisliği Bilimleri-Bilgisayar ve Kontrolİstanbul Aydın ÜniversitesiBilgisayar Mühendisliği Ana Bilim Dalı
DR. ÖĞR. ÜYESİ ROA'A ALI ABDULLAH MOHAMMEDQASEM
- Taşköprîzâde Ahmet Efendi'nin ahlak düşüncesindeki erdem ve karakter güçleri
Strengths of virtue and character in the moral thought of Taşköprîzâde Ahmet Efendi
SÜMEYYE KAMACI
- Üniversite öğrencilerinin kariyer yönelimlerinin“Kariyer Dünyası Haritası”üzerinde karma desenle incelenmesi: Psikolojik danışma ve rehberlik örneği
A visual representation of career orientations of college students on“World of Career Map”: The mix-model case of psychological counseling and guidance
OLCAY YILMAZ
Doktora
Türkçe
2016
Eğitim ve ÖğretimHacettepe ÜniversitesiEğitim Bilimleri Ana Bilim Dalı
PROF. DR. TUNCAY ERGENE