Geri Dön

Sentencing Mentally Disordered Offenders: Comparing provisions in Türkiye, England and Wales, and the Netherlands to the ECHR framework

Akıl Hastası Suçluların Cezalandırılması: Türkiye, İngiltere ve Galler ve Hollanda'daki düzenlemelerin AİHS hükümleri çerçevesinde karşılaştırılması

  1. Tez No: 845112
  2. Yazar: CANDAN YILMAZ
  3. Danışmanlar: PROF. DR. SANNE STRUIJK
  4. Tez Türü: Doktora
  5. Konular: Hukuk, Law
  6. Anahtar Kelimeler: Avrupa insan hakları hukuku, Ceza hukuku, Ceza infaz hukuku, Ceza muhakemesi hukuku, Hollanda hukuku, Karşılaştırmalı hukuk, İngiliz hukuku, European law of human rights, Criminal law, Penal law, Law of criminal procedure, Netherlands law, Comparative law, English law
  7. Yıl: 2025
  8. Dil: İngilizce
  9. Üniversite: Unıversıty Of Gronıngen (rıjksunıversıteıt Gronıngen)
  10. Enstitü: Yurtdışı Enstitü
  11. Ana Bilim Dalı: Ceza ve Ceza Muhakemesi Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Bu doktora tezi, Türkiye, İngiltere ve Galler ile Hollanda'daki akıl hastası suçluların cezalandırılmasına ilişkin düzenleme ve uygulamaların karşılaştırmalı analizini yaparken, aynı zamanda bu düzenlemeleri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) çerçevesinde değerlendirmektedir. Farklı hukuki sistemlerdeki uygulamaları karşılaştırması ve aynı zamanda uluslararası alanda daha az bilinen Türk ceza adaleti sisteminin daha iyi anlaşılmasını amaçlaması bakımından bu çalışma, bilimsel açıdan önem arz etmektedir. Buna ek olarak, akıl hastası suçluların cezalandırılmasına ilişkin mevzuat ve uygulamaların AİHS çerçevesine uygun hale getirilmesine yönelik tavsiyeler sunduğu için, toplumsal açıdan da önem arz etmektedir. Bu tavsiyeler, özellikle Türkiye gibi bu alanda gelişmekte olan ülkeler için faydalı olacaktır. Bu tez konusunun seçilmesindeki ana sebep, akıl hastası suçluların cezalandırılması hususunda Türkiye'de geçmiş yıllarda yaşanan yetersizliklerdir. 2018 yılından evvel Türk Ceza Kanunu'nda (TCK) bahsedilmesine rağmen, Türkiye'de yüksek güvenlikli akıl hastalıkları hastanesi bulunmamaktaydı ve bu durum suçluların ya topluma geri dönmesine ya da TCK düzenlemelerine aykırı olarak cezaevlerinde tutulmalarına neden olmaktaydı. 2018 yılında Türkiye'de ilk yüksek güvenlikli adli psikiyatri hastanesi (YGAP) kurulmuş, ancak COVID-19 salgını nedeniyle bu hastanelerin hizmete girmesi gecikmiştir. Bu gerekçeyle, Türkiye'deki ceza hukuku yaptırımlarının, özellikle akıl hastası suçlular için incelenmesi, önem arz etmektedir. Bu çalışma, Türk ceza hukukuna ilişkin yabancı dillerde yapılan yayınların eksikliğinden kaynaklanan uluslararası alandaki az bilinirlik sorununu, Türk ceza hukukunu İngiltere ve Galler ile Hollanda hukuk sistemlere karşılaştırarak çözmeyi amaçlamaktadır. Hollanda, tek aşamalı yargılama sürecine sahip Kıta Avrupası hukuk sistemi geleneğini temsil ederken; İngiltere ve Galler, yargılama ve cezalandırmanın ayrı aşamalara ayrıldığı Anglo-Sakson hukuk sistemini temsil etmektedir. Her hukuk sisteminde cezai sorumluluk konusuna farklı yaklaşımlar geliştirildiğinden, akıl hastası suçlular için farklı yaptırımlar düzenlenmiştir. Hollanda'nın bu konudaki önemi ise tehlikelilik arz eden akıl hastası suçlulara yönelik geliştirdiği ve uluslararası olarak bilinen terbeschikkingstelling (TBS) sistemidir. Tez, toplamda beş bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölümde tezin araştırma soruları ve bu çalışmanın önemi sunulmaktadır. İkinci Bölümde ise, akıl hastası suçluların sahip olduğu hakları belirlemek üzere, AİHS düzenlemeleri ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına dayalı analitik bir çerçeve oluşturmaktadır. Üçüncü Bölüm, üç farklı hukuk sistemindeki akıl hastası suçluların cezalandırılmasına ilişkin hükümleri ve bunların uygulamalarını ayrıntılı olarak incelemekte ve karşılıklı analizini sunmaktadır. Dördüncü Bölümde, İkinci Bölümde geliştirilen AİHS testi, seçilen üç hukuk sistemine uygulanarak, bu sistemlerin AİHS çerçevesine uygunluğu değerlendirilmektedir. Son olarak Beşinci Bölüm, tez çalışmasının sonuçlarını özetlemekte ve bu hukuk sistemlerinin insan hakları standartlarıyla daha uyumlu hale getirilmesine yönelik tavsiyeler sunmaktadır. İkinci Bölümde AİHS'te düzenlenen ve AİHM içtihadıyla yorumlanan hak ve yükümlülükler belirlenerek, akıl hastası suçluların cezalandırılmasına yönelik bir AİHS testi geliştirilmiştir. Oluşturulan bu AİHS testine göre, Yüksek Sözleşmeci Taraflar, AİHS'in 2., 3., 5., 6. ve 14. maddeleri uyarınca akıl hastası suçlularla ilgili bazı pozitif yükümlülüklere uymakla yükümlüdür. Bu yükümlülükler; (2. madde uyarınca) korunmaya muhtaç durumdaki ve dezavantajlı bireylerin yaşam haklarını koruma yükümlülüğü, (3. madde uyarınca) bireyleri işkence ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezalardan koruma yükümlülüğü, (3, 5/1(e), ve 5/4 maddeleri uyarınca) uzun tutukluluk ve özellikle müebbet hapis cezalarında kişilere umut hakkı sağlama yükümlülüğü, (6/3(c) maddesi uyarınca) adli yardım hakkı sağlama yükümlülüğü, (6/1 ve 6/3(a), (b), (c) maddeleri ile bağlantılı olarak 5/1(e) ve 5/4 maddeleri uyarınca) yargılamaya etkin katılım hakkı sağlama yükümlülüğü, (5/1(e) ve 5/4 maddeleri uyarınca) etkin güvenceler sağlama yükümlülüğü, (5/1(e) ve 5/4 maddeleri uyarınca) özgürlüğünden alıkonulmanın hukuka uygunluğunun 'ivedilikle' incelenmesi için mahkemeye başvurma hakkı sağlama yükümlülüğü ve (14. madde uyarınca) akıl hastalığına dayalı ayrımcılık yapılmaksızın hakları güvence altına alma yükümlülüğüdür. AİHS testine göre, akıl hastası suçlulara yönelik düzenlenen özgürlükten alıkoymaya yönelik bir yaptırımın hukuka uygunluğu (5. maddenin 1. fıkrasının (e) bendine göre) aşağıdaki koşulların yerine getirilmesine bağlıdır: a) söz konusu bireyin gerçek bir akıl hastalığının bulunduğunun, yetkili bir makam tarafından, objektif tıbbi uzmanlığa dayanılarak tespit edilmesi gerekmektedir; ancak bu acil durumlar için bir ön koşul değildir; b) bireyin akıl hastalığı zorunlu alıkonulmayı gerektirecek türde veya derecede olmalıdır. Ayrıca, özgürlükten mahrum bırakmanın, koşullar göz önüne alındığında gerekli olduğu gösterilmelidir; ve c) objektif tıbbi kanıtlarla doğrulanan akıl hastalığı, özgürlükten alıkonulma devam ettikçe varlığını sürdürmelidir. 3. madde ile 5. maddenin 1. fıkrasının (e) bendine göre, bireyin özgürlüğünün kısıtlandığı süreçte uygun bir kurumda“yeterli tıbbi yardım”sağlanmalıdır. Yeterli tıbbi yardım sağlamak için, sadece bireyi muayene etmek veya teşhis koymak yeterli değildir; aynı zamanda nitelikli personel tarafından uygun tıbbi gözetim sağlanması da gereklidir. Ayrıca, uygun tedavinin sağlanması için, hastalığın tedavisine yönelik veya ağırlaşmasını önlemeyi amaçlayan kapsamlı bir tedavi planının olması, bu tedavinin (ve planının) topluma yeniden kazandırmayı amaçlaması, tedaviyi engelleyebilecek herhangi bir dil engelinin bulunmaması ve (8. madde uyarınca) zorla (ilaçla) tedavinin rıza gösterme ehliyetine sahip bir kişinin iradesine karşı uygulunmaması gereklidir. 5. maddenin 1. fıkrasının (e) bendi kapsamında özgürlüğünden alıkonulan bireyler için alıkonulma yeri 'uygun' bir kurum olmalıdır. Kurumun ismi, 5. maddenin uygulanması açısından önem arz etmemektedir; burada öncelikli husus, kurumun gerekli tedaviyi sağlayabilme yetkinliğidir. Bir kurumun 'uygun' olarak nitelendirilebilmesi için, bu kuruma yatış işlemlenin ciddi bir gecikme olmaksızın makul bir sürede gerçekleştirilmesi, kurum içerisinde yeterli bakımın sağlanması ve kurumda çalışmakta olan personel sayısının aynı ülkedeki genel bir psikiyatri hastanesiyle benzer olması gerekmektedir. Daha önce de belirtildiği gibi, AİHS testinin bu çalışma için analitik bir çerçeve olarak geliştirilmesinin nedeni, seçilen üç ceza adaleti sisteminin AİHS'e uygunluğunu değerlendirmektir. Oluşturulan bu AİHS testi, diğer ceza adaleti sistemlerinin uygunluğunu değerlendirmek için de kullanılabileceğinden, akıl hastası suçlular için temel insan haklarının mümkün olan en yüksek düzeyde korunmasını sağlamada diğer ceza adaleti sistemlerine de yardımcı olabilecek niteliktedir. Üçüncü Bölüm, tez içerisinde kullanılan önemli terimlerin belirlenmesi ve tanımlanmasıyla başlamaktadır.“Akıl hastası suçlu”kavramı bu çalışmada, ceza adaleti sistemi içerisine girmiş olan, akıl hastalığı nedeniyle kendisini mahkemede savunma kapasitesini veya duruşmaya etkin katılım gösterebilme yeteneğini kaybetmiş olan (İngiltere ve Galler hukukundaki 'unfitness'), cezai sorumluluğu olmayan, isnat yeteneği bulunmayan veya cezai sorumluluğu azalan suçluları kapsayacak şekilde kullanılmaktadır. 'Cezalandırma' kavramı ise; cezalar, güvenlik tedbirleri ve (adli) psikiyatri sistemine sevkler de dahil olmak üzere, ceza mahkemesinin kullanabileceği tüm yaptırımları kapsayacak şekilde geniş anlamda kullanılmıştır. Bölümün geri kalanında Türkiye, İngiltere ve Galler ile Hollanda hukuk sistemlerinde akıl hastası suçlu olmanın hukuki ve fiili sonuçları karşılaştırılmaktadır. Öncelikle, Türkiye ve Hollanda'daki Kıta Avrupası Hukuk sistemi ile İngiltere ve Galler'deki Anglo-Sakson hukuk sistemi arasındaki özgün hukuk geleneklerinden kaynaklanan farklılıkların altı çizilmiştir. Her üç ceza adaleti sisteminde farklı düzenlemeler, uygulamalar ve karşılaşılan farklı zorluklar bulunmaktadır ve herbir sistemin, toplumu koruma ve akıl hastası suçluların bakımını sağlama hususunda kendine özgü bir yaklaşımı vardır. Bu yaklaşımlar, cezaya ek olarak verilen veya ceza yerine geçen, suçluların tedavisi ve bakımını kolaylaştırmaya yönelik düzenlenen güvenlik tedbirleri veya (hastaneye yatırılma kararlarını içeren) sevklerdir. Maddi ceza hukuku alanındaki en önemli farklılıklardan birisi, akıl hastalığı ile suç ve ceza arasındaki ilişkiyle ilgilidir. İngiltere ve Galler'de akıl hastalığı savunması (insanity defence) suçluluğun kanıtlanması ihtimalini ortadan kaldırmaktadır. Akıl hastalığı savunmasının kabul edilmesi durumunda verilecek hüküm, akıl hastalığı nedeniyle beraat (not guilty by reason of insanity) olacaktır. Ancak, diğer yargı alanlarında, sanığın cezai sorumluluktan muaf tutulup tutulamayacağı ve hangi koşullarda muaf tutulabileceği tartışmasına yer verilmektedir. Maddi ceza hukuku alanında tespit edilen bir diğer kayda değer ayrım, azalan fakat tamamen ortadan kalmayan cezai sorumluluk kavramıyla ilgilidir. Hollanda ve Türk ceza adaleti sistemlerinde bu kavram, cezanın azaltılması ve/veya güvenlik tedbiri uygulanması amacıyla tüm suç türlerine uygulanabilir. Buna karşın, İngiltere ve Galler'de azalan sorumluluk savunması sadece kasten öldürme suçu için geçerlidir. Maddi ceza hukukuna ilişkin bir başka fark da (doğası gereği ödetici) cezalar ile (önleyici) güvenlik tedbirleri arasındaki ayrımdır. Türkiye ve Hollanda'da bu ayrımın yapılmasına karşın, İngiltere ve Galler'de bu ayrım bulunmamaktadır. İngiltere ve Galler'deki ceza usul hukuku, çekişmeli yargılama usulü (adversarial) olarak nitelendirilmektedir ve hâkim olmayan kişiler de yargılama aşamasında rol alırlar. Buna karşılık, Türkiye ve Hollanda'daki sistemler, tahkik sistemi (inquisitorial) olarak nitelendirilmekte ve hâkim olmayan kişilerin ya da jürilerin cezai karar alma sürecine katılmalarına izin verilmemektedir. Ancak, Hollanda'da bazı durumlarda hâkim olmayan kişilerin yargılamaya katılımına izin verildiğinden, bu kuralın birkaç istisnası bulunmaktadır. Ceza usul hukukundaki diğer bir önemli farklılık da suçluluğun itiraf edilmesinin (guilty plea) sonuçlarıdır. Türk ve Hollanda ceza hukuku sistemlerinde, suçun ikrarı, hukuken kabul edilmiş bir yol değildir; dolayısıyla suçluluğun tespitinde mahkemenin münhasıran yetkisi bulunmaktadır. Buna karşın, İngiltere ve Galler'de sanıklar, soruşturma aşamasında suçların hepsini ya da bir kısmını kabul etme seçeneğine sahiptir. Akıl hastalığı nedeniyle savunma yapmaya ve/veya yargılanmaya ehil olma kavramları her üç ceza adaleti sisteminde de farklılık göstermektedir. Türk ceza adaleti sistemi bu ehil olma kavramını tanımazken; İngiltere ve Galler ile Hollanda'da savunma yapmaya ehil olmamanın nasıl tespit edileceği ve bunun sonuçları düzenlenmiştir. Ancak, (özellikle Hollanda'nın tahkik sisteminde) savunma yapmaya ehil olmadığı kararı neredeyse yok denilecek kadar azdır. Karşılaştırılan üç ceza adaleti sisteminde de, akıl hastalıklarının teşhis edilmesinin ve bu hususta bilirkişi raporunun yazılmasının gerekli görüldüğü hallerinde bireylerin gözlem altına alınmasına ilişkin hukuki düzenlemeler bulunmaktadır. Ancak, bu tür bir inceleme için gözlem altına alınma süresi, her hukuk sisteminde farklıdır. Ceza yargılaması sonucunda akıl hastası suçlulara verilebilecek hükümler de farklılık göstermektedir. Her üç ceza adaleti sisteminde tüm suçlulara uygulanabilecek bir takım genel hüküm ve/veya ceza türleri bulunmaktadır. Bunlar arasında beraat, düşme, adli para cezası, kamu hizmeti ve mal varlığına ilişkin tedbirler yer almaktadır. Türkiye'de, akıl hastası suçluların işledikleri suçlar bakımından; mahkumiyetine hükmolunabilir, ceza verilmesine yer olmadığına karar verilebilir ve/veya güvenlik tedbirine hükmolunabilir. İngiltere ve Galler'de, akıl hastası suçluların işledikleri suçlar bakımından; mahkumiyetine hükmolunabilir, akıl hastasılığı nedeniyle suçsuzluğu tespit edilebilir veya kasten öldürme suçu isnadında ceza sorumluluğunun azalmış olması gerekçesiyle taksirle öldürme suçundan mahkum edilebilir. Hollanda'da, akıl hastası suçluların işledikleri suçlar bakımından; mahkumiyetine hükmolunabilir, cezai sorumluluğunun azaldığı durumlarda (hapis cezası ve TBS'in birleştirilmesinden oluşan) karma cezaya hükmolunabilir, suçları ispatlansa dahi cezai açıdan sorumluluğunun bulunmaması gerekçesiyle tüm suçlamaların düşürülmesi kararı verilebilir ve/veya TBS'e hükmolunabilir. Önceden de belirtildiği üzere, infaz aşamasında akıl hastası suçluların özgürlüğünden alıkonulması ve bakımı için herbir ceza hukuku sistemi farklı bir yol izlemektedir. İngiltere ve Galler'de bulunan akıl hastası suçlulara yönelik infaz kurumlarının uzun ve saygın bir geçmişi bulunmaktadır; Hollanda'nın TBS klinikleri ise uluslararası düzeyde bir üne sahiptir. Türkiye'de yakın zamanda kurulan YGAP Hastaneleri ise, akıl hastası suçluların bakımında yeni bir yaklaşımı temsil etmektedir. İngiltere ve Galler'de adli psikiyatri hastaneleriyle genel hastaneler arasındaki ayrım net bir şekilde belirlenmemiştir. Fakat, tüm adli psikiyatri merkezleri Ulusal Sağlık Hizmetine (National Health Service) çatısı altında bulunmaktadır ve ceza infaz kurumlarında adli hastaneler bulunmamaktadır. Hollanda'da adli bakım hizmeti; ceza infaz kurumlarında, TBS kurumlarında ve medeni hukuk mevzuatına tabi olan (adli) ruh sağlığı kurumlarında olmak üzere, üç farklı kurumda sağlanabilmektedir. Türkiye'de yeni kurulan YGAP Hastaneleri adli hastane rejiminde düzenlenmekte ve Türkiye'deki ceza infaz kurumları içerisinde adli hastane bulunmamaktadır. Dördüncü Bölümde üç ceza adaleti sisteminin AİHS testine, özellikle akıl hastası suçlulara yönelik öngörülen yaptırımlar özelinde, ne kadar uyum gösterdiği tespit edilmektedir. Bu yaptırımlar, Türkiye'deki akıl hastası suçlulara özgü düzenlenen güvenlik tedbiri, İngiltere ve Galler'de farklı türleri bulunan hastaneye yatırılma kararı (hospital order), Hollanda'da ise TBS kararı ve (Wfz'nin 2.3. maddesi uyarınca) ceza mahkemesi tarafından medeni hukuk düzenlemelerine dayanılarak hükmedilebilinecek tedavi sevki kararıdır. Yapılan analiz sonucunda varılan genel sonuç, her üç hukuk sistemin de temel insan haklarının korunmasına değer atfettiği ve kapsamlı hukuki düzenlemelere hali hazırda sahip oldukları yönündedir. İncelenen konuların büyük çoğunluğunda, Türkiye, İngiltere ve Galler ile Hollanda'daki ceza adaleti sistemlerinin AİHS testine uygun olduğu tespit edilmiştir. Ancak, bazı hususların, daha ayrıntılı şekilde ele alınması gerekir. Yetersiz yatak kapasitesi nedeniyle kurumlara gecikmeli olarak yatırılma sorunu, incelenen tüm ceza adaleti sistemlerinde tespit edilen ortak bir meseledir. AİHM içtihadına göre, bireyinlerin uygun bir kuruma kabulünün zamanında gerçekleştirilmesi şarttır. Ayrıca, her üç ceza adaleti sisteminde de kültürel açıdan duyarlı psikiyatrik tedaviyle ilgili zorluklarla karşılaşıldığı tespit edilmiştir. Kültürel farklılıklar, davranışsal tedavi sürecini etkilediğinden, tedaviyi daha da zorlaştırmaktadır. AİHS tarafından belirlenen standartlara daha fazla uyum sağlamak için, 'uygun' olarak nitelendirilen kurumlardaki yatak kapasitesinin arttırılması ve bu kurumlarda dil desteği ve kültürel destek sağlamak amacıyla iyileştirmeler yapılmalıdır. Türk ceza adaleti sistemi için, yeni açılan YGAP Hastanelerinin başlangıç aşamasında bazı zorluklar doğurmuş (ve hala doğurmakta) olduğunu kabul etmek, çok önemlidir. Bu tezin amaçlarından bir tanesi de, uluslararası standartlara ve AİHS'e uygun en ideal koşullara erişilmesine katkı sağlamaktır. Bu doğrultuda, akıl hastası suçlulara yönelik güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına dair bir mevzuatın düzenlenmesine öncelik verilmelidir. Adli psikiyatri hastalarının haklarının ve alacakları tedavinin nasıl yürütülmesi gerektiğinin belirlenmesi için bu düzenlemelerin yapılması zorunludur. Bu mevzuat aynı zamanda hangi koşullar altında zorunlu tedavinin uygulanabileceğini, tecrit veya diğer kısıtlayıcı tedbirlerin uygulanma şartlarını, tehlikeliliğin önemli derecede azaldığının tespitinin nasıl yapılacağını, verilen tedavinin uzatılmasının, hafifletilmesinin veya sona erdirilmesinin şartlarını ve tedavi alınan kurumdan şartlı tahliyeyle salıverilmeye ilişkin kriterleri de düzenlemelidir. Bu hususta önemle bahsedilmesi gereken bir diğer sorun ise, yeni kurulan YGAP Hastanelerine dair yatış, tedavi imkanları ve kısıtlayıcı tedbirlerin uygulanmasına ilişkin erişilebilir bilgi, istatistiki veri ve makale eksikliğidir. Bu konuda yapılan bilgi edinme başvurularına da yanıt alınamamaktadır. Bunlara ek olarak, güvenlik tedbirlerinin de infazını düzenleyen Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'da, belirli aralıklarla zorunlu olarak yapılması gereken (periyodik) tıbbi kontrole dair bir hüküm bulunmaması, önemli bir eksiklik olarak tespit etmiştir. İlgili düzenlemenin eksikliği, teorik olarak, bir kişinin yargı denetiminden geçmeksizin ömrü boyunca yüksek güvenlikli hastanede özgürlüğünden alıkonulmasının mümkün olduğu anlamına gelmektedir. Bu durum, AİHS'in hem 3. maddesi hem de 5. maddenin 4. fıkrası bakımından önemli bir soruna arz etmektedir. Bu gerekçeyle, AİHS'e uygunluğu sağlamak amacıyla bu önemli değişikliklerin hayata geçirmesi zorunludur. Tespit edilen bir diğer sorun ise serbest bırakılmaya dair TCK'nın 57. maddesinde düzenlenen“toplum açısından tehlikeliliğin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının”tespiti kriterinin yalnızca isnat yeteneği bulunmayan akıl hastası suçlular için geçerli olmasıdır. İsnat yetenği azalmış olanlar bireyler, TCK'nın 32. maddesinin 2. fıkrası uyarınca yetkili ceza mahkemesi tarafından belirlenen süre tamamlanınca kadar bu kurumlarda kalmalıdırlar. Sonuç olarak, cezai sorumluluğu azalmış olan akıl hastası suçlular, hükmedilen süre içersinde uygulanmakta olan güvenlik tedbirinin gözden geçirilmesi talebinde bulunamazlar. Bu durum, AİHS'in 5. maddesinin 4. fıkrası kapsamında sorun teşkil etmektedir. İngiltere ve Galler'de, öğrenme güçlüğü ve/veya otizmi olan bireylerin güvenlikli kurumlara yerleştirilmesi, süregelen bir sorun olarak tespit edilmiştir. Bu tür özgürlükten alıkoyma uygulamalarının daha az güvenlikli kurumlarda da infaz edilebilmesi mümkün olduğundan, en uygun seçenek olarak değerlendirilmemiştir. Bu nedenle, toplum içinde daha uygun alternatiflerinin oluşturulması tavsiye edilmiştir. Hastaneye yatış kararının verilmesiyle ilgili tartışılan bir diğer husus da 'tedavi edilebilirlik' kriteridir. Ceza mahkemesinin hastaneye yatış kararı verebilmesi için ön koşul olarak talep edilen bu tedavi edilebilirlik tespiti, suçluların uygun kurumlara yerleştirilmesini engelleyebileceğinden, sorunlara yol açmaktadır. Mahkemenin halihazırda suçlunun akıl hastalığına dair yaptığı tespit göz önünde bulundurulduğunda, mahkeme ile kurum doktorları arasında fikir birliğinine varılamaması, bireyin uygun bir kuruma yerleştirilmesinin önüne geçebilecektir. Bu durumun sorun arz etmesinin bir diğer nedeni ise, hastaneye yatırılmanın alternatifinin büyük olasılıkla cezaevi olması ve cezaevi kurumlarında bakım veya tedavi olanaklarının oldukça sınırlı olmasıdır. Sonuç olarak bu durum, AİHS'in 3. maddesi kapsamında soruna yol açabilecektir. İngiltere ve Galler'de 2012 yılında yürürlükten kaldırılan, ancak daha önce bu uygulamaya tabi olan kişileri hala etkilemeye devam eden süresiz cezalar (IPP) hususu da tezde ele alınmıştır. Uzun süreli tutukluluklar söz konusu olduğunda, (5. maddenin 1. fıkrasının (a) bendini hükmünce) bireyin tehlikeliliği gerekçesiyle devam eden özgürlük kısıtlamalarının, ilk mahkumiyet hükmüyle olan nedensel bağlantısının kanıtlanabilmesi, zaman geçtikçe çok zorlaşmaktadır. Dolayısıyla, fiili bir salıverilme ihtimalinin bulunmaması, AİHS'in 3. maddesini ve 5. maddesinin 1. fıkrasını ihlal edebilir. Hollanda ceza adaleti sistemi için TBS kararı ile ilgili olarak tespit edilen en önemli sorun, cezai sorumluluğun azaldığı durumlarda TBS kararının, TBS kararından önce infaz edilmesi gereken (uzun süreli) hapis cezasıyla birlikte hükmedilmesidir. AİHM'in gecikmeli kabulle ilgili davalarda kullandığı argüman, TBS kurumuna yerleştirilmedeki gecikmeler için de a fortiori geçerlidir; zira bu gecikmeler, tedavinin etkinliğini azaltarak, kurumda geçirilecek süreyi artırmaktadır. TBS ile ilgili bir başka tartışmalı konu da, TBS kurumlarına yerleştirilen, ancak Hollanda toplumuna yeniden uyum sağlaması mümkün olmayan yabancı uyrukluların içinde bulundukları durumudur. Çeşitli gerekçelerle kendi ülkelerine dönemeyecek olan ve bu nedenle gelecek beklentileri olmayan kişiler için, bu durum özellikle sorun teşkil etmektedir. Topluma uyum sağlamak amacıyla verilen sosyal izinlere, suç işledikleri için Hollanda'da ikamet etme hakkını kaybeden yabancı uyruklular için getirilen sınırlamalar, bu bireylerin etkin psikiyatrik tedavi görmesini engellemektedir. Sonuç olarak bu durum, AİHS'in 3. ve 5. maddelerinin ihlali sonucunu doğurabilecektir. Tezde altı çizilen bir diğer husus da (eskiden) uzun süreli yatış birimleri olarak adlandırılan birimlere yerleştirilmenin doğurduğu sonuçlardır. TBS kurumlarında uzun süreli kalan bireylerin, topluma yeniden kazandırılmaya yönelik bir tedavi amacı güdülmeden özgürlüğünden alıkonulması, AİHS'in 3. maddesi ve 5. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi kapsamında sorun teşkil etmektedir. Bu nedenle, bir bireyi uzun süreli olarak bir kuruma yerleştirme kararının bakanlıktan ziyade yargı tarafından verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Hollanda ceza adaleti sistemi için tespit edilen bir diğer sorun ise, Wfz'nin 2.3. maddesinde düzenlenen, medeni kanun hükümleri uyarınca verilebilecek hastaneye sevk kararı ile ilgilidir. Ceza mahkemeleri, akıl hastası suçluların için bakım kararı verme yetkisine sahipken; medeni kanun hükümlerine göre verilen bu sevk kararı infaz kabiliyetini haiz değildir. Bu nedenle, bir kurumun akıl hastası bir suçluyu kabul etmeyi reddetmesi halinde, ceza mahkemesinin sevk kararının uygulanması engellenmektedir. İlgili sevk kararının alternatifin TBS hükmü olması halinde öncelikli mesele, verilecek tıbbi yardımın yeterli olup olmayacağı değil, TBS hükmünün ağırlığı nedeniyle bunun gerekliliğinin ve orantılılığının sorgulanmasıdır. Alternatifin hapis cezası olması durumunda ise, yeterli bakımın sağlanıp sağlanamayacağına dair sorun ortaya çıkacaktır. Tez, Beşinci Bölümde sıralanan çeşitli tavsiyelerle sona ermektedir. Bu tavsiyeler, üç ceza adaleti sisteminin karşılaştırılmasından elde edilen sonuçlar ve örnekleri de kullanarak, bu sistemlerin AİHS standartlarına uygunluğunu artırmayı amaçlamaktadır. Bu tavsiyeler arasında Türkiye'de kapsamlı bir mevzuatın düzenlenmesi, İngiltere ve Galler'de tedavi edilebilirlik kriterinin yeniden ele alınması ve Hollanda'da uzun süreli yatış hükümlerinin gözden geçirilmesi de yer almaktadır. Genel amaç, akıl hastası suçluların haklarının etkili bir şekilde korunmasını sağlamak ve böylece daha insancıl ve adil bir ceza adaleti sisteminin teşvik edilmesidir. Bu kapsamlı doktora tezi, yalnızca akıl hastası suçluların cezalandırılmasındaki zorluklara ışık tutmakla kalmayıp, aynı zamanda uluslararası insan hakları standartlarına uyum sağlamanın gerekliliğinin, sürekli reform ihtiyacının ve karşılaştırmalı hukuk araştırmalarının bu konudaki faydalarının altını çizmektedir.

Özet (Çeviri)

This PhD dissertation focuses on the comparative analysis of the regulations and practices concerning the sentencing of mentally disordered offenders in Türkiye, England and Wales, and the Netherlands, while also assessing these regulations against the framework of the European Convention on Human Rights (ECHR). The research is scientifically relevant as it not only highlights the distinctive legal approaches across different jurisdictions but also aims to enhance understanding of the Turkish criminal justice system, which is less known internationally. The research is societally relevant as it leads to recommendations for aligning legislation and practices regarding the sentencing of mentally disordered offenders with the ECHR-framework in all countries, which is especially helpful in this developing area in Türkiye. The motivation for this research therefore lies in Türkiye with its previous inadequacies in dealing with mentally disordered offenders. Before 2018, Türkiye lacked secured mental health institutions, which led to offenders being either released back into society or detained in prisons, violating Turkish Criminal Code (TCC) regulations. In 2018, Türkiye established its first highly secured forensic psychiatry hospital (YGAP), but the COVID-19 pandemic delayed the intended rehabilitation of the system. This situation underscores the necessity of examining the Turkish sanctioning system, particularly in relation to mental health. The dissertation seeks to fill a gap in literature regarding Turkish criminal law by comparing it with the more established systems of England and Wales and the Netherlands. The Netherlands represents a continental European tradition with a one-phase trial process, while England and Wales follow a common law tradition where trial and sentencing are separate. Each system has distinct views on criminal responsibility and varying sanctions for mentally disordered offenders. The Netherlands is noted for its terbeschikkingstelling (TBS) system, a legal framework for high-risk mentally disordered offenders, which has gained international recognition. The dissertation is structured into five chapters. Chapter 1 introduces the research questions and the relevance of the study. Chapter 2 establishes an analytical framework based on ECHR regulations and relevant case law, focusing on articles that pertain to the rights of mentally disordered offenders. Chapter 3 provides a detailed comparative analysis of the three jurisdictions, highlighting their relevant provisions and practices related to sentencing mentally disordered offenders. Chapter 4 evaluates the compliance of the three systems with the ECHR framework, applying the test developed in Chapter 2. Finally, Chapter 5 concludes with a summary of findings and recommendations for aligning these legal systems more closely with human rights standards. Chapter 2 develops an ECHR test specifically for sentencing mentally disordered offenders, outlining the rights and obligations that are set out in the ECHR and the ECtHR case law. According to the ECHR test, the High Contracting Parties shall comply with certain relevant positive obligations related to mentally disordered offenders following Articles 2, 3, 5, 6, and 14. These are the obligation to protect the life of individuals in a vulnerable position and the lives of vulnerable individuals (Article 2), the obligation to protect individuals from proscribed ill-treatment or punishment (Article 3), the obligation to offer perspective in cases of long detention and specifically life imprisonment (Articles 3, 5/1(e), and 5/4), the obligations related to the right to legal aid (Article 6/3(c)), the obligation to grant effective participation (Articles 5/1(e), 5/4 in conjunction with 6/1, 6/3(a), (b), (c)), the obligation to provide adequate safeguards in the legal process (Article 5/1(e) and Article 5/4), the obligation to provide the right to 'speedily' challenge the lawfulness of the detention (Article 5/1(e) and 5/4), and the obligation to ensure the rights without discrimination on the basis of a mental disorder (Article 14). According to the ECHR test, the lawfulness of the detention of offenders in a sanctioning framework specifically intended for persons with a mental disorder (based on Article 5/1(e)) is contingent upon the following conditions being met: a) the individual in question must be shown, by objective medical expertise, to be of unsound mind; however, this is not a prerequisite for emergency detention. It is necessary to establish a true mental disorder before a competent authority on the basis of objective medical expertise; b) the individual's mental disorder must be of a kind or degree warranting compulsory confinement. Furthermore, the deprivation of liberty must be demonstrated to be necessary given the circumstances; c) the mental disorder, verified by objective medical evidence, must persist throughout the period of detention. According to Articles 3 and 5/1(e), adequate medical assistance must be provided in an appropriate institution, during the detention. To provide the“adequate medical assistance”, it is not sufficient to only examine the individual and make a diagnosis; it is also essential to provide suitable medical supervision by qualified staff. Furthermore, to provide proper treatment, there should be a comprehensive therapeutic strategy aimed at treating or preventing the aggravation of the condition, a treatment (plan) aimed at the reintegration into society, an absence of any language barrier that could block the treatment, and no coerced (medication) treatment against the will of a competent individual (Article 8). For persons detained under Article 5/1(e), the place of detention must be an appropriate institution. The title of the institution is not relevant for the purposes of Article 5; the primary consideration is the institution's capacity to provide treatment. To qualify as an appropriate institution, admission to that institution should be executed in appropriate time without significant delay, the appropriate care should be provided there, and the staffing situation should be similar to a general psychiatric hospital run in the same country. As mentioned, the ECHR test was developed as an analytical framework for this dissertation, with the objective of evaluating the compliance of the three selected criminal justice systems. This framework can also be utilised to assess the compliance of other criminal justice systems. Consequently, this created ECHR test may assist other criminal justice systems in achieving the highest possible level of protection of fundamental human rights for mentally disordered offenders. Chapter 3 commences with the establishment of the overarching terminology. The term“mentally disordered offender”is utilised in this dissertation to denote offenders within the criminal justice system who have a mental disorder. This group includes individuals who are deemed unfit, not criminally responsible, not imputable, or have diminished responsibility. The term 'sentence' is employed in a broad sense to encompass all modalities available to the criminal (sentencing) court, including penalties, security measures and disposals to the (forensic) mental health system. The remainder of the chapter compares the legal and practical consequences of being a mentally disordered offender in Türkiye, England and Wales, and the Netherlands. It highlights key differences arising from their distinct legal traditions — civil law in Türkiye and the Netherlands versus common law in England and Wales. All three criminal justice systems are characterised by a distinct set of regulations, practices and challenges, and each system has its own distinctive approach to safeguarding society and providing care for offenders with mental disorders. Security measures or disposals (hospital orders) are employed to facilitate treatment and care for offenders, either in addition to or instead of a sentence. One of the most relevant differences in the area of substantive criminal law is related to the relationship between mental disorder, crime and punishment. In England and Wales, the insanity defence precludes the possibility of establishing guilt; in the event of insanity, the verdict would be not guilty by reason of insanity. However, in other jurisdictions, the debate extends to ascertain whether and under what circumstances the accused may be excused from criminal responsibility. Another notable distinction within the substantive criminal law field pertains to the concept of diminished responsibility. In the Dutch and Turkish criminal justice systems, this concept is applicable to all criminal acts, with the objective of reducing the sentence and/or imposing a security measure. In contrast, in England and Wales, the defence of diminished responsibility is solely applicable to the offence of murder. A further distinction pertaining to substantive criminal law is the demarcation between penalties (retributive in nature) and security measures (preventive). In England and Wales, this distinction is not observed; however, it is delineated in Türkiye and the Netherlands. The procedural system in England and Wales is classified as an adversarial system, which also includes the involvement of lay persons in the judicial process. In contrast, the Turkish and Dutch systems are characterised as inquisitorial and do not permit the participation of lay persons, or juries, in criminal decision-making procedures. However, there are a few exceptions to this rule in the Netherlands, where lay participation in court proceedings is permitted in certain instances. A significant divergence in criminal procedural law is the guilty plea. In the Turkish and Dutch criminal justice systems, a guilty plea does not constitute a recognised legal instrument, thereby affording the court exclusive authority in determining guilt. In contrast, in England and Wales, defendants have the option to plead guilty to all or some charges during the investigation phase. The concepts of fitness to plead and/or fitness to stand trial due to a mental disorder differ in each of the three criminal justice systems. The Turkish criminal justice system does not recognise the concept of fitness to plead, whereas in England and Wales and in the Netherlands, the doctrine of unfitness to plead is regulated, albeit very few individuals are found to be unfit to plead (especially in the inquisitorial system of the Netherlands). All three criminal justice systems have regulations pertaining to the remand of an individual to a medical observational facility for the purpose of diagnosing any underlying mental disorders and issuing expert reports in instances where such an evaluation is deemed necessary. However, the period of remand for such an examination varies. The verdicts reached in the criminal justice systems also vary with regard to mentally disordered offenders. It should be noted that all three criminal justice systems have a number of verdicts and/or types of sentences that may be applied to all offenders. These include acquittal, dismissal, judicial fine, community service, and measures relating to assets. In Türkiye, the mentally disordered offender may be found guilty, found guilty but not criminally responsible (judgement of not imposing a penalty), found guilty but with diminished responsibility, and/or placed under a security measure. In England and Wales, the mentally disordered offender can be found guilty, found not guilty by reason of insanity, or convicted of manslaughter for murder charges in cases of diminished responsibility. In the Netherlands, a mentally disordered offender may be found guilty, found guilty but not criminally responsible (but not guilty in the sense of blameworthy, leading to the verdict of 'dismissal of all charges'), and/or subject to a TBS order – or combination sentence (imprisonment and TBS order) in cases of diminished responsibility. Each system employs a distinct approach to the detention and care of mentally disordered offenders, during the phase of execution. In England and Wales, such institutions have a long and esteemed history, with the Dutch TBS clinics also enjoying a reputation on the international stage. However, in Türkiye, the recently established YGAP Hospitals represent a novel approach to the management of mentally disordered offenders. In England and Wales, the distinction between forensic and non-forensic hospitals is not clearly delineated. However, all forensic mental health facilities are integrated into the National Health Service, and there are no forensic hospitals within the prison system. In the Netherlands, forensic care may be administered in three different settings: within the penitentiary system, within the TBS system; and within the (forensic) mental health system, which is subject to civil (mental) health legislation. In Türkiye, the recently established YGAP Hospitals are regulated within the framework of the forensic hospital regime, and there are no forensic hospitals within the prison system. Chapter 4 evaluates how well the three criminal justice systems adhere to the ECHR test, mainly limited to sentencing frameworks that are specifically intended for mentally disordered offenders. These are the security measure specific to the mentally disordered offenders in Türkiye, the hospital order in England & Wales in its various modalities, the TBS-order and the civil care referral by the criminal court (Article 2.3 Wfz) in the Netherlands. Overall, the analysis indicates that all three systems have established regulatory frameworks that value the protection of fundamental human rights and offer comprehensive regulatory systems. The compliance assessment of criminal justice systems in Türkiye, England and Wales, and the Netherlands reveals that the majority of the examined topics demonstrate compliance with the ECHR test. There are, however, certain issues that require further consideration. The issue of delays in admission, mainly due to capacity shortages, represents a common challenge faced by all examined criminal justice systems. The case law of the ECtHR establishes that the admission of an individual to an appropriate institution must be executed in a timely manner. Moreover, all three criminal justice systems confront challenges related to culturally sensitive psychiatric care. Cultural divergences also exert an influence on behavioural treatment, thereby introducing further complications to the therapeutic process. In order to achieve closer alignment with the standards set forth by the ECHR, improvements must be made to create more capacity in appropriate institutions and provide language and cultural support in these settings. For the Turkish criminal justice system, it is crucial to recognise that there may have been (and are) some initial challenges in implementing this new model of YGAP Hospitals. It is the purpose of this dissertation to facilitate the development of optimal services that are in accordance with international standards and the ECHR. The criminal justice system in Türkiye needs a regulatory framework governing the implementation of security measures for mentally disordered offenders. The establishment of these regulations is necessitated by two principal imperatives: firstly, to delineate the rights of forensic patients, and secondly, to establish the manner in which treatment should be conducted. The regulations should also address the circumstances under which involuntary treatment may be employed, the criteria for the use of isolation or other restrictive measures, the manner in which dangerousness is assessed, and criteria for prolongation, remission, termination or the conditional release of the detainee. Furthermore, the dearth of accessible information, studies and statistical data pertaining to the implementation of placement, treatment and restrictive measures in recently established YGAP Hospitals signifies a substantial challenge. The compliance test has exposed a critical shortcoming in the existing regulatory framework governing security measures in Türkiye: the absence of provisions for mandatory (periodic) judicial reviews with defined intervals. Accordingly, it is possible in theory that a person could be detained for a period of time that extends to the duration of a lifetime, without judicial review. This gives rise to a major issue concerning both Article 3 and Article 5/4. It is imperative that the Turkish government implements the crucial amendments to ensure compliance with the ECHR. A further issue is that the criterion for discharge is only applicable to mentally disordered offenders with no criminal responsibility. Those with diminished responsibility should remain in these institutions until a minimum period set by the competent court has been completed. Consequently, those with diminished responsibility are unable to request a review of their detention. This regulation could potentially be in conflict with Article 5/4 of the ECHR. In England and Wales, the placement of individuals with learning disabilities and/or autism in secure settings has been found to be a persistent challenge, particularly due to concerns that such placements may not always be the most suitable option as they can do with less security. Consequently, the establishment of appropriate community alternatives is advised. Another issue related to the hospital order is the treatability criterion. The treatability criterion for hospital orders presents challenges, as it may prevent the placement of offenders in suitable environments. Given the court's prior determination of the offender's mental disorder, the absence of consensus between the court and the intended hospital physicians could potentially impede the placement of the offender in a suitable institution. This is particularly problematic when considering that prison is the most probable alternative, and the availability of care or treatment facilities within the prison system is limited. This situation may consequently give rise to an issue under Article 3. In England and Wales, the issue of indeterminate sentences, the IPP, which was abolished in 2012 yet continues to impact those who were previously subject to it, has also been addressed. In the case of prolonged detentions, it becomes challenging to prove that the continued detention on grounds of dangerousness is causally connected to the original conviction (as a requirement of article 5/1(a)), over time. The absence of a de facto prospect of release, therefore, could potentially breach Articles 3 and 5/1. For the Dutch criminal justice system, the primary issue identified concerning the TBS order pertains to its conjunction with a (long) prison sentence, which is to be executed prior to the TBS order, in cases of diminished responsibility. The argument that a delay in placement will hinder the effectiveness of treatment and thus the length of subsequent detention – the argument employed by the ECtHR in cases concerning delayed admission – is, a fortiori, applicable to this issue. Another controversial issue related to the TBS-order is the status of foreigners in the TBS centres, as they cannot be reintegrated into Dutch society. This is particularly problematic for those who cannot be reintegrated in their country of origin for various reasons, leaving them with a lack of future prospects. The treatment of foreign nationals is therefore confronted with considerable challenges, particularly due to the limitations on social integration leave for those without residence rights, which impede the delivery of adequate psychiatric care. Consequently, it is argued that this situation potentially constitutes a violation of Articles 3 and 5 of the ECHR. Another issue underlined is the impact of placement on the (formerly so-called) long stay units. The Netherlands faces issues related to the long-stay status within TBS facilities, where detention may occur without a clear therapeutic aim for reintegration, raising concerns under Articles 3 and 5/1(e) of the ECHR. Consequently, the argument has been posited that the decision to place an individual in a long stay facility should be made by the judiciary rather than the ministry. The final issue identified in the Dutch criminal justice system pertains to the civil care referral procedure as outlined in Article 2.3 of the Wfz. It is important to note that while criminal courts are empowered to authorise care, they lack the authority to order civil care. Consequently, in cases where an institution declines to admit a patient, such a refusal may preclude the implementation of the referral. In cases where the alternative is a TBS-order, the primary concern is not the adequacy of medical assistance, but rather the necessity or proportionality of the order, given the severity of the TBS-order framework. If the alternative is imprisonment, the issue with regard to options for adequate care arises. The dissertation concludes with several recommendations listed in Chapter 5. These recommendations are aimed at enhancing the compliance of these systems with ECHR standards, also using insights and examples from the comparison between the three criminal justice system. These recommendations include establishing robust regulatory frameworks in Türkiye, reconsidering the treatability criterion in England and Wales, and addressing the long-stay provisions in the Netherlands. The overarching goal is to ensure that the rights of mentally disordered offenders are upheld effectively, thereby fostering a more humane and just criminal justice system across these jurisdictions. This comprehensive PhD dissertation not only sheds light on the complexities of sentencing mentally disordered offenders but also emphasizes the need for continual reform and alignment with international human rights standards, as well as the benefits of comparative legal research in this respect.

Benzer Tezler

  1. Implications of mitochondrial DNA alterations in brain disorders

    Beyin hastalıklarında mitokondriyal DNA değişikliklerinin yansımaları

    BENGİSU KEVSER BULDUK

    Doktora

    İngilizce

    İngilizce

    2024

    PsikiyatriUnıversıdad de Rovıra I Vırgılı

    Psikiyatri Ana Bilim Dalı

    DR. LOURDES MARTORELL BONET

  2. Mikrosefalinin eşlik ettiği zihinsel yetmezlik hastalarında ilişkili gen varyantlarının araştırılması

    Investigation of associated gene variants in intellectual disability accompanied by microcephaly

    SEVCAN TÜRKER

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    2019

    Genetikİstanbul Üniversitesi

    Genetik Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. SİBEL AYLİN UĞUR İŞERİ

  3. Zihinsel yetmezlik ile ilişkili yeni gen varyantlarının araştırılması

    Investigation of new gene variants in intellectual disability

    FATMA YEŞİM KESİM

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    2019

    Genetikİstanbul Üniversitesi

    Genetik Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. SİBEL AYLİN UĞUR İŞERİ

  4. Mental retardasyonlu bireylerde ARX gen mutasyonlarının araştırılması

    Screening of ARX gene mutations in mentally retarded people

    YUNUS ARIKAN

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2010

    Tıbbi BiyolojiAkdeniz Üniversitesi

    Tıbbi Biyoloji ve Genetik Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. İBRAHİM KESER

  5. Hazırlık sürelerinin analizi ve azaltılması

    Setup time analysis and reduction

    RIFAT GÜRCAN ÖZDEMİR

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    1995

    Endüstri ve Endüstri Mühendisliğiİstanbul Teknik Üniversitesi

    DOÇ.DR. BÜLENT DURMUŞOĞLU