Geri Dön

Hipoksik iskemik ensefalopati (HİE) nedeniyle aktif ve pasif hipotermi uygulanan bebeklerin kan gazında karboksihemoglobin düzeylerinin değerlendirilmesi

Evaluation of carboxyhemoglobin levels in blood gases of newborns receiving active and passive hypothermia due to hypoxic-ischemic encephalopathy (HIE)

  1. Tez No: 939306
  2. Yazar: GÜL FİDAN ÇEKİRGE
  3. Danışmanlar: PROF. DR. İLKE MUNGAN AKIN
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Child Health and Diseases
  6. Anahtar Kelimeler: Ensefalopati, Hipoksi, Hipotermi, Endojen Karbonmonoksit, Karboksihemoglobin, Encephalopathy, Hypoxia, Hypothermia, Endogenous Carbon Monoxide, Carboxyhemoglobin
  7. Yıl: 2025
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
  10. Enstitü: İstanbul Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi
  11. Ana Bilim Dalı: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Amaç: Hipoksik-iskemik ensefalopati (HİE), oksidatif stresle ilişkilidir ve oksidatif hasarın göstergelerinden biri, karbonmonoksit (CO) ile hemoglobin (Hb) arasındaki reaksiyon sonucu oluşan karboksihemoglobindir (COHb). Karboksihemoglobin düzeyleri, rutin kan gazı analizlerinde ölçülerek, hipoksik-iskemik durumların değerlendirilmesine yardımcı olur. HİE tanısında ve soğutma tedavisinin gerekliliği konusunda çeşitli standart parametrelerden yararlanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, asfiksi şiddetinin değerlendirilmesi için COHb düzeylerinin, tanı ve klinik izlemde yeni bir biyomarker olarak kullanılabilirliğini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem : Araştırma Ümraniye EAH Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde, tek merkezli, retrospektif ve kesitsel bir çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya, Ocak 2021 - Ocak 2025 tarihleri arasında hastanemizde doğan veya dış merkezden ilk altı saat içerisinde HİE ön tanısı ile sevk edilip tedavisine hastanemizde devam edilen bebekler dahil edilmiştir. Orta ve ağır HİE tanımı için Sarnat skorlama sistemi kullanılmıştır. Gestasyonel haftası >36 hafta, TND kriterlerine göre HİE tanısı alan ve TH uygulanan hastalar ile doğum sonrası pasif soğutulan ancak ilk 6 saat nörolojik muayene ve skorlamaya göre HİE dışlanarak TH tedavisi uygulanmayan hastaların demografik verileri, klinik evrelemesi, antenatal özellikleri ve kan gazı parametreleri değerlendirilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastaların hastane veri tabanındaki bilgileri retrospektif olarak incelenmiştir. Anneye ait özellikler (yaş, parite, kronik hastalıklar, gebelikte diyabet, hipertansiyon, kullanılan ilaçlar, ateş, gebelik sırasında geçirilen enfeksiyon öyküsü, erken membran yırtılması) ve bebekle ilgili özellikler (gebelik süresi, doğum kilosu, cinsiyet, doğum şekli, Apgar skoru, doğum odasında yapılan resüsitasyon, solunum desteği tipi ve süresi, klinik olarak gözlemlenen nöbet varlığı, nöbet tedavisinde kullanılan antikonvülzan ilaçlar, hastanede yatış süresi, erken neonatal sepsis varlığı, kord kan gazı sonuçları, postnatal 1. saat ve 6. saat kan gazı parametreleri, aEEG sonuçları ve MRG bulguları) kaydedilmiştir. Verilerin analizi SPSS 23.0 programı kullanılarak yapılmış, kategorik veriler için Ki kare testi ve Fisher exact testi, sürekli veriler için ise Mann-Whitney U testi uygulanmıştır. Tüm istatistiksel analizlerde p<0.05 anlamlılık düzeyi olarak kabul edilmiştir. Bulgular : Çalışmamıza toplam 84 hasta dahil edildi. Çalışmaya, TH uygulanan 61 HİE'li YD Vaka Grubuna dahil edildi. Kontrol grubuna da hafif HİE olarak değerlendirilerek pasif soğutma yapılan 23 term YD dahil edilmiştir. İki grup arasında cinsiyet, doğum ağırlıkları ve gestasyon haftaları açısından fark yoktu. Vaka grubundaki hastaların 39'u (%63,9), Kontrol grubundaki hastaların 20'si (%87) normal spontan vajinal doğumla doğmuştur (p=0,04). Doğum salonunda canlandırma basamakları açısından değerlendirildiğinde Vaka grubunda PBV uygulama oranı % 59 ile anlamlı olarak daha yüksekti (p=0,02). Doğum sonrası spontan solunumun devamlılığı ve solunum destek gereksinimi ile ilgili gruplar arasında fark vardı (p<0,001). Antenatal özellikler açısından gruplar arasında fark tespit edilmedi. Vaka grubunun 1. ve 5. dakika APGAR skorları anlamlı olarak daha düşüktü. Kord kan gazı parametrelerinden pH, HCO3 ve BE vaka grubunda anlamlı olarak daha düşükken, laktat anlamlı olarak daha yüksekti (sırası ile p<0,001, p=0,008, p<0,001,p=0,004). Grupların kendi içlerinde kord, 1. saat ve 6. saat kangazı parametrelerinden pH, HCO3, BE, laktat değerlerinde saatler içerisinde anlamlı iyileşme tespit edildi. Vaka grubunun kord kan gazında ki COHb değeri % 0,76 ± 0,51 ile Kontrol grubunun % 1,08 ± 0,78 değerinden düşük olmakla birlikte, aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değil (p=0,08). Ancak grupların 1. ve 6. saatte COHb değerleri arasında anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0,001). Vaka grubunun kendi içerisindeki COHb değerinin saatler içindeki değişimine bakıldığında kademeli artış tespit edilmişken, aynı anlamlı değişim Kontrol grubunda gözlemlenmemiştir. Sonuç: Sonuç olarak, COHb'nin HİE tanısında doğrudan tanısal bir değer taşıdığı gösterilememekle birlikte, klinik takip ve prognostik belirteç olarak kullanılabileceği ve terapötik hipoterminin etki mekanizmasında rol oynayabileceği bulunmuştur.

Özet (Çeviri)

Objective: Hypoxic-ischemic encephalopathy (HIE) is associated with oxidative stress, and one of the indicators of oxidative damage is carboxyhemoglobin (COHb), formed by the reaction between carbon monoxide (CO) and hemoglobin (Hb). COHb levels can be measured through routine blood gas analysis and may assist in the evaluation of hypoxic-ischemic conditions. Various standard parameters are used to support diagnosis and the need for cooling therapy in HIE. The aim of this study was to investigate the potential of COHb levels as a novel biomarker for evaluating the severity of asphyxia, and its usability in diagnosis and clinical follow-up. Materials and Methods: This single-center, retrospective, cross-sectional study was conducted in the Neonatal Intensive Care Unit of Ümraniye Training and Research Hospital. Newborns born at our hospital or transferred from external centers within the first six hours with a preliminary diagnosis of HIE between January 2021 and January 2025 were included. The Sarnat scoring system was used to define moderate and severe HIE. Term infants (>36 weeks of gestation) diagnosed with HIE according to TND criteria and treated with therapeutic hypothermia (TH), as well as those who received passive cooling but were later excluded from TH based on neurological assessment within the first six hours, were evaluated in terms of demographic data, clinical staging, antenatal features, and blood gas parameters. Data from the hospital database were reviewed retrospectively. Maternal characteristics (age, parity, chronic diseases, diabetes or hypertension during pregnancy, medication use, fever, infections during pregnancy, premature rupture of membranes) and neonatal characteristics (gestational age, birth weight, gender, mode of delivery, Apgar scores, resuscitation at birth, type and duration of respiratory support, presence of clinically observed seizures, antiepileptic drugs used, length of hospital stay, early-onset neonatal sepsis, cord blood gas results, postnatal 1st and 6th hour blood gas parameters, aEEG findings, and MRI results) were recorded. Data were analyzed using SPSS version 23.0. Chi-square and Fisher's exact tests were used for categorical variables, and the Mann-Whitney U test was used for continuous variables. A p-value of <0.05 was considered statistically significant. Results: A total of 84 patients were included in the study. Sixty-one newborns with HIE who received TH were included in the case group. The control group consisted of 23 term newborns with mild HIE who received only passive cooling. There was no significant difference between the groups in terms of gender, birth weight, or gestational age. A higher proportion of patients in the case group were delivered by normal spontaneous vaginal delivery (63.9% vs. 87%, p=0.04). Positive pressure ventilation (PPV) was significantly more frequently required in the case group (59%, p=0.02). The groups also differed significantly in terms of spontaneous breathing after birth and need for respiratory support (p<0.001). There were no significant differences in antenatal characteristics between the groups. The 1st and 5th minute Apgar scores were significantly lower in the case group. Cord blood gas parameters (pH, HCO₃, BE) were significantly lower, and lactate was significantly higher in the case group (p<0.001, p=0.008, p<0.001, p=0.004 respectively). Within-group comparisons showed significant improvements in pH, HCO₃, BE, and lactate values over time (cord, 1st hour, and 6th hour) in both groups. COHb levels in cord blood were lower in the case group (0.76 ± 0.51%) compared to the control group (1.08 ± 0.78%), but this difference was not statistically significant (p=0.08). However, there were statistically significant differences in COHb levels at the 1st and 6th postnatal hours between the groups (p<0.001). In the case group, a gradual increase in COHb levels was observed over time, while no significant change was noted in the control group. Conclusion: Although COHb does not currently have direct diagnostic value for HIE, our findings suggest that it may serve as a clinical follow-up and prognostic marker. Additionally, COHb may play a role in the mechanism of action of therapeutic hypothermia.