Geri Dön

Investigation of maritime sector contribution to environmental pollution in the surrounding seas of türkiye with satellite retrievals

Türkiye'yi çevreleyen denizlerde denizcilik sektörünün çevre kirliliğine katkısının uydu verileriyle araştırılması

  1. Tez No: 972920
  2. Yazar: MUHİTTİN GÜNEŞ ONAY
  3. Danışmanlar: DOÇ. DR. BURÇAK KAYNAK TEZEL
  4. Tez Türü: Doktora
  5. Konular: Çevre Mühendisliği, Deniz Bilimleri, Environmental Engineering, Marine Science
  6. Anahtar Kelimeler: Deniz kirliliği, Hava kirliliği, Orman yangınları, Çöl tozu, Marine pollution, Air pollution, Forest fires, Desert dust
  7. Yıl: 2025
  8. Dil: İngilizce
  9. Üniversite: İstanbul Teknik Üniversitesi
  10. Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
  11. Ana Bilim Dalı: Çevre Mühendisliği Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Çevre Bilimleri, Mühendisliği ve Yönetimi Bilim Dalı
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Dünya ticaretinin yaklaşık %90'ı deniz yolu ile gerçekleşmektedir. Büyük miktarda yükün maliyet olarak uygun şekilde taşınmasını sağlayan gemi taşımacılığı, ekonomik büyümeye ve ülkelerin uluslararası ticaret kapasitesine önemli katkı sunmaktadır. Ancak, deniz taşımacılığı küresel ticarette kritik bir rol üstlenirken, hava ve deniz kirliliği açısından ciddi çevresel sorunlara neden olmaktadır. Gemiler, asit yağmurlarına ve ikincil aerosol oluşumuna katkı sağlayan kükürt dioksit (SO2), azot oksitler (NOx), partikül madde (PM) ve uçucu organik bileşikler gibi birincil hava kirleticilerini yaymaktadır. Gemilerden kaynaklanan balast, sintine ve evsel atıksu gibi deniz deşarjları, deniz ekosistemlerine kirleticiler taşıyarak biyolojik çeşitliliğin ve su kalitesinin azalmasına yol açmaktadır. Ayrıca, gemi taşımacılığı sektörü, küresel düzeyde önemli bir sera gazı emisyon kaynağı olarak iklim değişikliğine de katkı sağlamaktadır. Gemi taşımacılığının uluslararası nitelikteki faaliyetleri, genellikle herhangi bir devletin yargı yetkisinin ötesinde gerçekleştiğinden, gemi kaynaklı kirliliğin engellenmesi oldukça karmaşıktır. Bu sınır aşan yapı, küresel ölçekte eşgüdümlü bir düzenleme yaklaşımını gerekli kılmakta olup bu süreç esas olarak Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) tarafından Denizlerin Gemilerden Kirlenmesini Önleme Uluslararası Sözleşmesi (MARPOL) çerçevesinde yürütülmektedir. MARPOL, emisyonların ve deşarjların kontrol altına alınmasına yönelik yasal altyapıyı sağlasa da, düzenlemelerin etkinliği büyük ölçüde bayrak devleti ve liman devleti denetim mekanizmalarının uygulama düzeyine bağlıdır. Bu tez çalışması, gemi kaynaklı kirliliğin hava ve deniz üzerindeki etkilerine odaklanmakta olup, yüksek mekânsal çözünürlükteki güncel uydu tabanlı uzaktan algılama verileri kullanılmıştır. Gemi kaynaklı hava kirliliği; TROPOMI uydusundan elde edilen NO2 ve SO2 verileri ile rota yoğunluğu bilgileri kullanılarak Türkiye çevresindeki denizlerde değerlendirilmiştir. Ayrıca, GCOM uydusundan elde edilen klorofil-a verileri; gemi trafiği, orman yangınları ve çöl tozu taşınımı gibi faktörlerin etkilerini araştırmak amacıyla incelenmiştir. Tezin ilk bölümünde, gemi trafiği, orman yangınları ve çöl tozu taşınımının fitoplankton büyümesi üzerindeki etkilerini incelenmiş ve Marmara Denizi, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz'i kapsayan, kıyı ve açık deniz alanlarını içeren çalışma sahasında klorofil-a seviyelerinin beş yıllık kapsamlı mekânsal-zamansal değerlendirilmeleri yapılmıştır. GCOM verileri kullanılarak belirli bölgelerde ve dönemlerde klorofil-a seviyelerinde artışlar tespit edilmiştir. Literatürde ilk kez açık deniz alanlarının gemi trafiği yoğunluğuna göre nicel olarak sınıflandırıldığı bir yöntem geliştirilmiş ve yoğun deniz trafiği ile yüksek klorofil-a düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu ortaya konulmuştur. Bu ilişki, özellikle Doğu Akdeniz'de fitoplankton büyümesinin sınırlı olduğu dönemlerde daha belirgin olarak gözlemlenmiştir. Ayrıca biri antropojenik (gemi ile hayvan taşımacılığı) ve ikisi doğal (orman yangını ve çöl tozu taşınımı) olmak üzere üç olaya odaklanılmıştır. Çöl tozu taşınımı, en yoğun klorofil-a artışını oluştururken; orman yangını daha sınırlı ancak farkedilebilir, gemi ile hayvan taşımacılığı faaliyetleri ise daha bölgesel ancak yüksek yoğunluklu klorofil-a artışlarına neden olmuştur. Bu doğal ve insan kaynaklı etkiler, olay öncesi ve sonrası dönemlerle karşılaştırıldığında klorofil-a düzeylerinde belirgin artışlara yol açmıştır. Elde edilen sonuçlar, açık denizlerdeki fitoplankton dinamiklerinde gemi trafiğinin göz ardı edilen önemli bir faktör olduğunu ortaya koymaktadır. İklim değişikliğine bağlı olarak Akdeniz havzasında yangın ve çöl tozu fırtınalarının sıklık ve şiddetinin artması beklendiğinden, bu etkilerin gemi taşımacılığıyla etkileşiminin nicel olarak değerlendirilmesi ve yönetilmesi gerekmektedir. İkinci bölümde, 24 Şubat 2022 tarihinde başlayan Rusya-Ukrayna savaşının Karadeniz'deki deniz taşımacılığına etkisi ve bunun sonucunda bölgesel hava kirliliğinde meydana gelen değişimler analiz edilmektedir. Bu kapsamda, savaş öncesi (2019) ve savaş dönemi (2022) ile birlikte 2019-2022 yılları arasındaki TROPOMI NO2 ve SO2 verileri ile COBRA algoritmasından elde edilen SO2 verileri değerlendirilmiştir. Uydu verileri, EMODnet gemi rota yoğunluğu verileriyle mekânsal ve zamansal olarak eşleştirilerek analiz edilmiştir. Çalışma bölgesi genelinde, ana gemi rotaları ve limanlar üzerindeki hava kirliliği seviyeleri incelenmiştir. Sonuçlar, Ukrayna limanları (Odessa ve Yuzhny) çevresindeki deniz trafiğinin büyük ölçüde azaldığını, buna karşın, Doğu Karadeniz'de, özellikle Rusya limanları (Novorossiysk ve Tuapse) çevresinde gemi hareketliliğinin arttığını göstermektedir. Bu değişim, NO2 konsantrasyonlarında da benzer bir etki yaratmış; deniz taşımacılığının arttığı doğu bölgelerde NO2 konsantrasyonları artmış, kuzeybatı bölgelerde ise azalmıştır. Buna karşılık SO2 ölçümlerindeki belirsizlikler ve gürültülü sinyal nedeniyle SO2 seviyelerindeki değişimler daha az belirgindir. Bu bulgular, uydu tabanlı ölçümlerin, karasal ölçüm istasyonlarının bulunmadığı açık deniz alanlarında hava kalitesi değerlendirmelerinde önemli bir araç olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca, savaşın gemi trafiği kaynaklı hava kirliliği üzerindeki etkisinin bölgesel olarak değişken olduğunu da ortaya koymaktadır. Üçüncü araştırma bölümü, 1 Ocak 2020 tarihinde yürürlüğe giren IMO 2020 Kükürt Sınırı düzenlemesinin Doğu Akdeniz ve Ege Denizi'ndeki hava kalitesi üzerindeki etkilerini değerlendirmektedir. Bu düzenleme, gemilerde kullanılan akaryakıtlardaki kükürt oranını düşürerek, atmosfere kükürt salınımını azaltmayı hedeflemektedir. Bu kapsamda, 2019 (düzenleme öncesi) ile 2020-2023 (düzenleme sonrası) yılları arasında TROPOMI NO2 ve SO2 verileri ile COBRA algoritmasından elde edilen SO2 verileri analiz edilmiştir. Uydu verileri, EMODnet rota yoğunluğu ile eşleştirilmiş ve mekânsal-zamansal düzeyde analiz edilerek düzenlemenin limanlar, açık denizler ve ana gemi rotaları çevresindeki kirletici seviyelerine etkisi değerlendirilmiştir. Bu analiz, IMO 2020 düzenlemesinin hava kalitesine olan katkısının bölgesel düzeyde izlenmesine olanak sağlamaktadır. Sonuçlar, kükürt düzenlemesinin çalışma alanı genelinde heterojen bir etki yarattığını ortaya koymuştur. Ege Denizi'nde hem uydu hem de yer ölçüm verileri SO2 konsantrasyonlarındaki azalmaları tutarlı bir şekilde tespit etmiştir. Özellikle Çanakkale, İzmir ve Aliağa gibi limanlarda bu düşüşler belirgin olup, düzenlemenin bu bölgelerde etkili olduğunu göstermektedir. Buna karşılık, Doğu Akdeniz farklı bir tablo sergilemiştir. Mersin, Taşucu, İskenderun limanları ile Süveyş Kanalı güzergâhlarında 2020 sonrasında SO2 konsantrasyonlarında artışlar gözlenmiştir. Hem uydu ölçümleri hem de yer istasyonu ölçüm verileri bu bulguları doğrulamaktadır. Bu bölgelerdeki kirlilik yoğunluğunun devamı, Kükürt Sınırı düzenlemesinin etkileri, artan deniz trafiği ve bazı bölgelerde olası düzenlemeye uyumsuzluklar nedeniyle beklenen düzeyde gerçekleşmemiştir. Rota bazlı analizler yapılarak çalışma derinleştirilmiştir. SO2 konsantrasyonları rota yoğunluğuna göre normalize edildiğinde, düzenleme sonrası düşüş eğilimleri tespit edilmiştir. Bu düşüşler Ege Denizi'nde yaklaşık %15, Doğu Akdeniz'de ise %10 civarında gerçekleşmiştir. Bu sonuçlar, düzenlemenin gemi başına konsantrasyonları azalttığını ancak toplam rota yoğunluğundaki artış nedeniyle mutlak düşüşlerin beklenenden daha düşük kaldığını göstermektedir. Gemi rotası yoğunlukları ve kirletici konsantrasyonlarına yönelik grid bazlı analizler, NO2 seviyeleri ile deniz trafiği yoğunluğu arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. NO2 konsantrasyonlarının, yoğun deniz trafiğinin gözlendiği bölgelerde belirgin şekilde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Beyrut, Aşdod, Hayfa ve Girit-Suda gibi bazı limanlarda NO2 seviyelerinde düşüşler gözlenirken; açık denizlerde ve en yoğun gemi güzergâhlarında artışlar kaydedilmiştir. Bu etkinin ortaya çıkmasında, düşük kükürtlü yakıtların yanma özelliklerinden kaynaklanan görece yüksek NOx emisyonlarının rol oynadığı değerlendirilmektedir. Genel olarak, IMO 2020 düzenlemesi limanlara yakın bazı bölgelerde SO2 seviyelerinde sınırlı da olsa bir azalma sağlamış olsa da, düzenlemenin bölge genelindeki etkisi homojen değildir. Açık deniz ile ana deniz rotalarında etkisi daha sınırlı kalmıştır. Özellikle, gözlenen azalmaların yakıt kükürt içeriğindeki yedi katlık düşüşten beklenen seviyelerin gerisinde kaldığı görülmüştür. Düzenlemelerin etkinliği; ne kadar sıkı denetlendiğine ve kurallara uyumun ne kadar sağlandığına bağlıdır. Ayrıca artan gemi trafiği SO2 seviyelerindeki azalmayı da sınırlamaktadır. Bu kapsamda küresel denizcilik emisyon düzenlemelerinin etkinliğinin izlenebilmesi sürekli ve bütüncül bir izleme sistemi ile mümkün hale gelecektir. 1 Mayıs 2025'te yürürlüğe giren Akdeniz'in Emisyon Kontrol Alanı olarak ilan edilmesi kararı, bölgesel hava kalitesini iyileştirmek için önemli bir dönüm noktasıdır. Bununla birlikte, Akdeniz'de deniz taşımacılığı giderek artmakta ve buna bağlı kirleticilerin emisyonları da yükselmektedir. Öte yandan, Karadeniz'de devam eden jeopolitik istikrarsızlık, deniz taşımacılığı rotalarını ve trafik yoğunluğunu yeniden şekillendirerek çevre denizler üzerinde yeni baskılar oluşturmaktadır. Ayrıca, iklim değişikliği ile toz taşınımı olaylarının ve orman yangınlarının hem sıklığını hem de şiddetini artırması beklenmektedir. Bu olaylar, atmosfere ve deniz ortamına büyük miktarda partikül madde ve besin elementi taşıyarak ek baskılar yaratmaktadır. Tüm bu faktörler birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye çevresindeki denizlerin hava ve su kalitesinin önümüzdeki yıllarda da araştırılmaya devam etmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Sonuç olarak, bu tez Türkiye çevresindeki deniz alanlarında, gemi kaynaklı kirliliğin çevresel etkilerine ilişkin önemli bulgular ortaya koymuştur. Uydu tabanlı gözlemler, deniz taşımacılığının açık denizlerde ve yoğun trafik bölgelerinde hava ve su kalitesini olumsuz etkilediğini göstermiştir. Ayrıca, gemi trafiği, orman yangınları ve çöl tozu taşınımı gibi olayların fitoplankton büyümesi üzerinde önemli etkileri olduğu saptanmıştır. Elde edilen sonuçlar, ekolojik açıdan hassas ve stratejik olarak önemli olan Türkiye çevresindeki deniz alanlarında, deniz taşımacılığının çevresel ve iklimsel etkilerini azaltmak amacıyla daha sıkı gemi kaynaklı kirlilik kontrollerine ve bölgesel iş birliğine ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymaktadır.

Özet (Çeviri)

Maritime transport is a fundamental component of the global economy, carrying approximately 90% of international trade by volume. As a cost-effective mode for transporting large quantities of goods across continents, the shipping industry significantly contributes to economic growth and the international trade capacity of nations. Although shipping plays a vital role in global trade, it also poses significant environmental challenges, particularly in terms of air and marine pollution. Ships emit significant quantities of primary air pollutants such as sulfur dioxide (SO2), nitrogen oxides (NOx), particulate matter (PM), and volatile organic compounds (VOCs), which also contribute to acid rain and secondary aerosol formation. In addition, wastewater, ballast water, and bilge water might introduce pollutants into marine ecosystems, leading to biodiversity loss and deterioration of water quality. Moreover, the shipping sector is a notable contributor to climate change with significant greenhouse gas emissions globally. Regulating shipping-related pollution is rather complex due to the international operations of maritime transport, which often occur beyond the jurisdiction of any single nation. This transboundary nature requires a globally coordinated approach, primarily governed by the International Maritime Organization (IMO) through the International Convention for the Prevention of Pollution from Ships (MARPOL) Convention. While MARPOL sets the legal framework for controlling emissions and discharges, its effectiveness relies heavily on the enforcement efforts of flag and port states. This thesis focuses on the impacts of ship-related pollution on atmosphere and marine environment, utilizing recent state-of-the-art high-resolution remote sensing satellite retrievals. In this thesis, ship-related air pollution was assessed using Tropospheric Monitoring Instrument (TROPOMI) NO2 and SO2 satellite retrievals along with route density across the surrounding seas of Türkiye. Additionally, chlorophyll-a (Chl-a) concentrations derived from Global Change Observation Mission (GCOM) satellite retrievals were evaluated to investigate potential impacts of shipping activity, wildfire events, and dust transport. The first research chapter examines the effect of maritime activity, wildfires, and dust storms on phytoplankton growth and presents a comprehensive five-year spatio-temporal assessment of Chl-a levels across the study area covering the Sea of Marmara, Aegean Sea, and Eastern Mediterranean, including coastal and open sea areas. Investigations utilizing GCOM retrievals revealed areas and intervals of increased Chl-a levels. A novel quantitative method was developed to categorize open sea areas based on shipping intensity, demonstrating a significant association between high shipping activity and elevated Chl-a concentrations for the first time in the literature. The association was particularly remarkable during times of limited phytoplankton growth in the Eastern Mediterranean. In addition, three specific episodes focusing on one anthropogenic (livestock transport) and two natural sources (wildfire and dust) were selected for the investigation of high Chl-a concentrations in open sea. The dust episode exhibited the most widespread and intense Chl-a increase, followed by the wildfire episode with noticeable but lower Chl-a increase. On the other hand, livestock episode indicated more localized, but intense increases. These natural and anthropogenic factors elevated Chl-a levels compared to pre- and post-event periods. These findings underline the crucial role of overlooked shipping activities on phytoplankton dynamics in open seas. Natural events such as wildfires and dust storms are anticipated to occur more frequently and severely in the Mediterranean due to climate change, highlighting the need for efforts to quantify and mitigate shipping activities that might contribute to algal blooms. The second research chapter focuses on the Russia-Ukraine war, which began on February 24, 2022 and affected maritime transport in the Black Sea, leading to significant changes in air pollution levels in addition to other social and environmental impacts. This chapter examines the impact of reduced maritime activity on air pollution levels in the Black Sea by analyzing TROPOMI NO2 and SO2 as well as COBRA algorithm SO2 retrievals from two years: 2019 (pre-war) and 2022 (war) along with 2019-2022 interval. To determine spatio-temporal variations, retrievals were spatially and temporally matched with EMODnet route density data. The pollution levels over major shipping routes and ports in the study region were examined. The results indicated that maritime traffic declined sharply around Ukrainian ports (Odessa and Yuzhny), while it increased in the eastern Black Sea, particularly near Russian ports (Novorossiysk and Tuapse). This shift in shipping patterns influenced NO2 concentrations, with significant increases in the eastern regions where maritime activity intensified and decreases in the north-western regions. In contrast, SO2 levels showed a more complex response due to additional influences and uncertainties on SO2 retrievals. These results highlighted the importance of satellite-based measurements in evaluating air quality impacts at offshore maritime regions with no ground-based monitoring. The study showed the complex effects of the Russia-Ukraine war on regional air pollution, demonstrating that while reduced maritime traffic led to lower pollutant concentrations in some areas, alternative shipping routes, military activities, and other factors contributed to increased pollution in others. Third research chapter examines implementation of the IMO 2020 Sulfur Cap regulation, which came into effect on January 1, 2020, has expected significantly influencing maritime transport concentrations by mandating a reduction in the sulfur content of marine fuels. This study investigates the impact of this regulation on air pollution levels in the Aegean Sea and Eastern Mediterranean by analyzing operational TROPOMI SO2 and NO2, as well as COBRA algorithm SO2 retrievals, for the years of 2019 (pre-regulation) and 2020-2023 (post-regulation) time interval. To assess spatio-temporal variations, the satellite retrievals were spatially and temporally matched with EMODnet route density data. Pollution levels in the study region were examined with a focus on major shipping routes and ports, enabling an evaluation of the effectiveness of the IMO 2020 regulation in reducing ship-related air pollutants in the Aegean Sea and Eastern Mediterranean. The results indicated a heterogeneous response to the regulation across the study area. In the Aegean Sea, reductions in SO2 were detected in both satellite and ground-based data, particularly around ports such as Canakkale, Izmir, and Aliaga, highlighting the effectiveness of the regulation in these areas. In contrast, the Eastern Mediterranean displayed a different pattern. Ports such as Mersin, Tasucu, Iskenderun, and the Suez Canal routes exhibited increases in SO2 concentrations after 2020. Both satellite retrievals and AQMS measurements confirmed these findings. The persistence of these hotspots suggested that the benefits of the Sulfur Cap were reduced by two main factors: the steady increase in shipping traffic through this region, and likely cases of non-compliance with the regulation. A route-based analysis revealed additional findings. When SO2 concentrations were normalized by the intensity of shipping activity, declining trends became more apparent. These per-unit reductions were around 15% in the Aegean Sea and about 10% in the Eastern Mediterranean. This showed that the regulation did reduce emissions per ship, but the absolute reductions were smaller than expected because overall shipping volumes continued to grow. The results for NO2 showed a different pattern. Compared to SO2, TROPOMI NO2 retrievals showed stronger correlations with AQMS measurements. Around some ports, including Beirut, Ashdod, Haifa, and Souda, NO2 levels decreased. However, in the open sea and along the busiest shipping routes, increases were observed. Possible reason was the increased use of low-sulfur marine fuels such as marine gas oil, which may produce slightly higher NOx emissions due to combustion characteristics. IMO 2020 Sulfur Cap had brought slightly improvements in air quality, but these improvements were not uniform. Importantly, the observed reductions were smaller than what would be expected from the seven-fold decrease in the sulfur content of the fuel. These findings highlighted those global regulations alone cannot guarantee success. Their effectiveness depends on how well they are enforced, how much compliance is achieved, and how regional differences are addressed. The designation of the Mediterranean Sea as an Emission Control Area (ECA), from 1 May of 2025, represents an important milestone for improving regional air quality. Maritime transport in the Mediterranean is steadily increasing, and with it, the associated emissions of pollutants. At the same time, the ongoing geopolitical instability in the Black Sea is reshaping shipping routes and traffic intensity, creating new pressures on surrounding seas. In addition, climate change is expected to increase both the frequency and intensity of dust transport events and wildfires, which can inject large amounts of particulate matter and nutrients into the atmosphere and marine environment. These overlapping pressures mean that the air and marine water quality of the surrounding seas of Türkiye will require attention in the coming decades. To sum up, this thesis showed that ship-based pollution plays a major role in shaping the environmental conditions of the seas surrounding Türkiye. By using satellite observations, the study demonstrated that maritime transport emissions contribute to both air and water pollution, not only near ports but also along busy shipping routes and in open-sea areas. In addition to shipping, natural events such as wildfires and dust storms were found to influence phytoplankton growth in open seas. These findings point to the need for stricter controls on ship-related emissions and stronger regional cooperation.

Benzer Tezler

  1. Simulator-based evaluation of human response in emergencies

    Acil durumlarda ınsan faktörünün simülatör ortamında değerlendirilmesi

    ESMA UFLAZ

    Doktora

    İngilizce

    İngilizce

    2023

    Denizcilikİstanbul Teknik Üniversitesi

    Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    Prof. Dr. ÖZCAN ARSLAN

  2. Gemi manevraları esnasında emisyon değerlerinin hesaplanması ve simülasyon ile doğrulanması: Uygunluk ve fark analizi

    Calculation and assessment of emission values during ship maneuvers with validation through simulation: A suitability and variance analysis

    LEVENT KABA

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2025

    Gemi Mühendisliğiİstanbul Teknik Üniversitesi

    Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ YUNUS EMRE ŞENOL

  3. Deniz araçları için çevre kimliği sertifika uygulamasının yapılabilirliğinin araştırılması

    Investigation of environmental identity certificate application feasibility for marine vehicles

    SERDAR AKDEMİR

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2023

    Deniz Bilimleriİstanbul Üniversitesi

    Deniz İşletmeciliği Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ BİRSEN KOLDEMİR

  4. Ticari gemilerin sualtı gürültülerinin deniz yaşamına etkilerinin azaltılması yöntemleri, MEPC.1/CIRC 906 kılavuzun incelenmesi

    Methods of reducing the effects of commercial ships underwater noise on marine life, review of MEPC.1/CIRC 906 guideline

    HALUK ÇOBAN

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2024

    Gemi Mühendisliğiİstanbul Teknik Üniversitesi

    Gemi ve Deniz Teknolojisi Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ MÜNİR CANSIN ÖZDEN

  5. Gemi kazası kompleks probleminin incelenmesi için kök sebep analizi yaklaşımı önerisi

    A root cause analysis approach for maritime accident problem investigation

    TUBA KEÇECİ

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    2015

    Denizcilikİstanbul Teknik Üniversitesi

    Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. ÖZCAN ARSLAN