زكريّاّاﻷنﺼاري)823-926هـ /1420-1520م(ومكانته في علم البﻼغةمﺤمد زكريا الﺤمد
Zekeriyyâ el-Ensârî (Ö. 926/1520) ve belâgat ilmindeki yeri
- Tez No: 990617
- Danışmanlar: PROF. DR. ALİ BULUT
- Tez Türü: Doktora
- Konular: Dilbilim, Doğu Dilleri ve Edebiyatı, Linguistics, Eastern Linguistics and Literature
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2025
- Dil: Arapça
- Üniversite: İstanbul Üniversitesi
- Enstitü: Sosyal Bilimler Enstitüsü
- Ana Bilim Dalı: Temel İslam Bilimleri Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Arap Dili ve Belagatı Bilim Dalı
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Arap dil bilimleri arasında müstakil bir disiplin hüviyetine en son kavuşan ilim Belâğat ilmidir. İlk dönemlerde dağınık hâlde bulunan edebî tenkit faaliyetleri ve Kur'ân-ı Kerîm'in daha derinlikli bir biçimde anlaşılmasına yönelik çabalar içinde şekillenen belâğat, Abdülkāhir el-Cürcânî'nin (ö. 471/1078) nazım teorisiyle teorik temellerini kazanmış; ardından Sekkâkî'nin (ö. 626/1229) el-Miftâḥ'ı ile sistemli bir yapıya kavuştmuştur. Nihayet Hatîb el-Kazvînî'nin (ö. 739/1338) Telhîsu'l-Miftâḥ adlı eseriyle bu disiplin, klasik formunu ve nihai olgunluğunu elde etmiştir. Telhîsu'l-Miftâḥ, tanımlarının açıklığı, üslûbunun sadeliği, tertibinin mükemmelliği ve zengin örnekleriyle, zamanla temel kaynağı olan el-Miftâḥ'ı dahi gölgede bırakmış; yüzyıllar boyunca medreselerde temel belâğat ders kitabı olarak okutulmuş ve üzerine yüzlerce muhtasar, şerh ve hâşiye kaleme alınmıştır. Bu çalışma, Memlûk döneminin son çeyreği ile erken Osmanlı döneminin ilk yıllarında yaşamış, başta belâgat olmak üzere dil ilimleri fıkıh, tefsir, tasavvuf, usûl-i fıkıh gibi alanlarda ansiklopedik bir şöhrete sahip olan Zekeriyyâ el-Ensârî'nin (ö. 926/1520) belâğat ilmindeki yerini ve özgün katkılarını, kapsamlı ve sistemli şekilde ortaya koymayı hedeflemektedir. Zekeriyyâ el-Ensârî'nin belâğate dair görüşleri daha önce yalnızca 1980'li yıllarda yazılmış bir yüksek lisans tezinde kısmen ele alınmış; onun bu alandaki zengin üretimi ise fıkıh ve tasavvuf ilimlerindeki şöhretinin gölgesinde kalmıştır. Araştırmanın temel problemi, bu büyük âlimin belâğat görüşlerinin birçok eserine dağılmış hâlde bulunması, müstakil ve bütününü ele alan bir doktora çalışmasına konu olmaması, yönteminin analiz edilmemesi, kaynaklarıyla karşılaştırılmaması, tarihî ve kültürel bağlamının yeterince aydınlatılmaması ve sonraki nesillere etkisinin takip edilmemesidir. Tez bu boşluğu kapatmak üzere şu sorulara cevap aramıştır: Zekeriyyâ el-Ensârî'nin doğrudan ve dolaylı belâğat eserleri nelerdir? Kavramları sınıflandırmadaki yöntemi ve ilâveleri nasıldır? Cürcânî, Sekkâkî, Kazvînî ve Teftâzânî'den ne ölçüde etkilenmiş ve onları aşmıştır? IX. yüzyıl Memlûk-Kahire ortamı onun belâğat anlayışını nasıl şekillendirmiştir? Eserleri ve talebeleri aracılığıyla sonraki dönemlere etkisi nedir? Çalışma, betimleyici, analitik ve tarihî yöntemleri birleştiren karma bir yöntem izlemiş; yazma nüshalarla hatalı basılı neşirler karşılaştırılarak yoğun metin tenkidi yapılmıştır. Tez üç ana bölüm hâlinde düzenlenmiştir: Birinci bölümde, Zekeriyyâ el-Ensârî'nin nesebi, ailesi, Mısır'daki yetişme ortamı, ilmî birikimini besleyen ansiklopedik kişiliği, kadılık ve Ezher'deki hocalığı, önemli hocaları, talebeleri ile basılı ve yazma eserlerinin tam kataloğu sunulmuştur. İkinci bölümde, doğrudan belâğat eserleri (Muhlisu Telhîsi'l-Miftâḥ, Aksâ'l-emânî, bunun geniş şerhi Fethu münezzili'l-mesânî ve Risâletü'l-Cinâs) ile dolaylı olarak belâğat meseleleri içeren usûl-i fıkıh kitapları, tefsir, i'râb eserleri ve Burde ile Munferice kasidelerinin şerhleri detaylı biçimde incelenmiş; her eserin neşir durumu, yazma nüshaları, içerik yapısı ve üzerine yapılan ilmî çalışmalar kaydedilmiş, mevcut neşirlerin çok sayıda tahrif ve eksik içerdiği vurgulanmıştır. Üçüncü bölümde, Zekeriyyâ el-Ensârî'nin ilm-i meânî, ilm-i beyân ve ilm-i bedî'deki görüşleri Telhîsu'l-Miftâḥ tertibine sadık kalınarak sistematik biçimde analiz edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca Cürcânî'nin nazm teorisine dayalı yorumları, teşbih-istiâre ilişkisi ve mübalağa derecelerine getirdiği özgün açıklamalar, özellikle cinâsı tâm ve nâkıs şeklinde ikiye ayırıp on beş alt türe kadar detaylandırması önceki âlimleri aşan bir sistematiklik ve örnek zenginliğiyle ortaya konmuştur. Araştırma aynı zamanda Zekeriyyâ el-Ensârî'nin ihtisar yöntemini de ayrıntılı olarak ortaya koymuştur: Bu yöntem, yalnızca metnin hacmini küçültmekle sınırlı kalmayıp, görüşler arasında tercihte bulunarak kendi kanaatine göre güçlü olanları seçmek, zayıf olanları elemek, eksik noktaları tamamlamak ve kavramları sadeleştirmek şeklinde işlemektedir. Bu yaklaşım, Zekeriyyâ el-Ensârî'nin eserlerinde genel bir özellik olarak açıkça görülmekte olup, özellikle belâğat alanındaki eserlerinde belirgin bir şekilde öne çıkmış ve belâğat öğretiminde olumlu/yapıcı bir etki meydana getirmiştir. Araştırmada ulaşılan sonuçlar şu şekildedir: Zekeriyyâ el-Ensârî, yalnızca Telhîs şârihleri zincirinin önemli bir halkası değil, teorik derinlik ile pratik uygulamayı, sistemleştirmeyi pedagojik erişilebilirlikle birleştiren ansiklopedik bir belâğat âlimidir. Zekeriyyâ el-Ensârî'nin görüşlerini zirveye taşımış, cinâs meselesini bağımsız ve eşsiz bir sistematiklikle ele almış, belâğat görüşlerini usûl, tefsir ve edebiyat şerhlerine başarıyla yaymış, Kahire'nin ilmi canlılığından istifade ederek talebeleri ve eserleri aracılığıyla erken Osmanlı dönemine kadar etkili olmuştur. Çalışma şu önerilerle tamamlanmıştır: •Zekeriyyâ el-Ensârî'nin basılı belâğat eserlerinin çok sayıda hata içermesi sebebiyle ilmî ve akademik bir yöntemle tahkiklerin yapılması. •Henüz yayımlanmamış risâle ve hâşiyelerinin gün yüzüne çıkarılması. •Yönteminin çağdaşları ve sonraki âlimlerin yöntemiyle karşılaştırmalı çalışmalar yapılması. •Hutbe, fetva ve günlük ifadelerinde belâğatın pratik yansımalarının incelenmesi. •Eserlerinin muteber metinlerle dijital veri tabanına aktarılması. Böylece tezin Zekeriyyâ el-Ensârî'nin belâğat yönüne dair ilk kapsamlı doktora çalışması olarak onun Cürcânî-Sekkâkî çizgisinden erken Osmanlı dönemine uzanan belâğat gelişimindeki vazgeçilmez halka ortaya koymaya çalıştığı ve yeni araştırmalara kapılar açacağı kanaatindeyiz.
Özet (Çeviri)
Among the Arabic linguistic sciences, rhetoric (ʿilm al-balāgha) was the last to attain the status of an independent discipline. Emerging from scattered early literary criticism and efforts to understand the Qurʾān more profoundly, it acquired its theoretical foundations with ʿAbd al-Qāhir al-Jurjānī's (d. 471/1078) theory of naẓm, was systematised in al-Sakkākī's (d. 626/1229) Miftāḥ al-ʿulūm, and reached classical maturity with al-Khaṭīb al-Qazwīnī's (d. 739/1338) Talkhīṣ al-Miftāḥ. The Talkhīṣ, with its clear definitions, lucid style, excellent arrangement and rich examples, eventually eclipsed its source and became the standard textbook in madrasas for centuries, attracting hundreds of abridgements, commentaries and glosses. This doctoral dissertation is the first comprehensive and systematic study of the contribution to balāgha made by the encyclopedic scholar Zakariyyā al-Anṣārī (d. 926/1520), a leading authority of the late Mamluk and early Ottoman periods who excelled in fiqh, tafsīr, Sufism, uṣūl al-fiqh and the language sciences. Despite his towering stature, al-Anṣārī's rhetorical works and ideas have remained largely overlooked, overshadowed by his fame in fiqh and Sufism; only one limited master's thesis from the 1980s had partially addressed them. Employing a combined descriptive, analytical and historical methodology together with extensive textual criticism of manuscripts, the study addresses the following core questions: What are al-Anṣārī's direct and indirect works on balāgha? How does he classify and expand existing concepts? To what extent does he adhere to, or surpass, the doctrines of al-Jurjānī, al-Sakkākī, al-Qazwīnī and al-Taftāzānī? How did the intellectual milieu of ninth/fifteenth-century Mamluk Cairo shape his rhetorical thought? What was his influence on subsequent generations? The thesis is structured in three main parts: A detailed biography covering genealogy, education, teaching career (notably at al-Azhar), judgeship, teachers, students and a complete catalogue of his published and manuscript works. An in-depth examination of his direct rhetorical treatises (Muḥlis al-Talkhīṣ, Aqsā al-amānī, its expansive commentary Fatḥ manzil al-masānī and Risāla fī l-jinās) and works that treat rhetorical topics indirectly, highlighting serious defects in existing printed editions. A systematic analysis, following the order of the Talkhīṣ, of his positions in ʿilm al-maʿānī, ʿilm al-bayān and ʿilm al-badīʿ, with special emphasis on his original interpretations of Jurjānī's theory of naẓm, the relationship between simile and metaphor, degrees of hyperbole and—above all—his unprecedented fifteen-subcategory classification of perfect and imperfect jinās. The study identifies al-Anṣārī's distinctive method of“selective abridgement”(ikhtiṣār muntaḫab), which transcends mere summarisation by prioritising strong opinions, eliminating weak ones, supplying missing elements and simplifying material for students—a pedagogical innovation that marked a qualitative shift in late-ninth/fifteenth-century balāgha instruction. Principal conclusions: Zakariyyā al-Anṣārī is not merely another link in the chain of Talkhīṣ commentators but an encyclopedic rhetorician who masterfully united theoretical depth with practical application and pedagogical accessibility. He brought selective abridgement to its pinnacle, produced the most systematic treatment of jinās to date, successfully integrated rhetorical insights into his works on uṣūl al-fiqh, tafsīr and literary commentary and, drawing on Cairo's vibrant scholarly environment, exerted lasting influence into the early Ottoman period through his writings and numerous students. The dissertation recommends critical re-editions of his printed rhetorical works, publication of his unpublished treatises and glosses, comparative studies of his methodology, investigation of rhetorical features in his sermons and fatwas and full digitisation of his oeuvre. It thus definitively establishes Zakariyyā al-Anṣārī as an indispensable figure in the development of Arabic rhetoric from the Jurjānī–Sakkākī–Qazwīnī tradition to the Ottoman era and opens broad avenues for future research.