Seismic loss assessment for İstanbul under a probable earthquake sequence in Marmara Sea
Marmara Denizi'nde olası bir deprem dizisi altında İstanbul için sismik kayıp değerlendirmesi
- Tez No: 1022098
- Danışmanlar: PROF. DR. UFUK YAZGAN
- Tez Türü: Yüksek Lisans
- Konular: Deprem Mühendisliği, Earthquake Engineering
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2026
- Dil: İngilizce
- Üniversite: İstanbul Teknik Üniversitesi
- Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
- Ana Bilim Dalı: Deprem Mühendisliği Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Deprem Mühendisliği Bilim Dalı
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Depremler, genellikle bir dizi gerçekleşen doğa olaylarıdır. Geçmiş deneyimler, özellikle büyük depremlerden sonra, ana şok olayını takiben birçok artçı şokun meydana geldiğini göstermektedir. Dahası, bu artçı şoklardan bazıları yıkıcı olabilir ve genel deprem hasarını önemli ölçüde artırabilir. Bununla birlikte, mevcut deprem kayıp değerlendirme çalışmaları genellikle yalnızca ana depremi göz önüne almaktadır ve artçı şokları dikkate alan çalışma sayısı oldukça sınırlıdır. Bu sınırlama, artçı deprem etkilerinin sismik kayıp değerlendirme çerçevelerine dahil edilmesinin gerekliliğini vurgulamaktadır. Buna göre, bu tez, Marmara bölgesinde olası bir deprem dizisi senaryosunu ve İstanbul'daki tahmini kayıpları örnek olay olarak kullanarak, yıkıcı artçı şokların ana depremin neden olduğu mevcut kayıpları ne ölçüde artırabileceğini araştırmaktadır. Bu tezde, çoğunluğu İstanbul'a odaklanan mevcut sismik kayıp değerlendirme çalışmaları incelenmiştir. Bu çalışmalar zaman içinde önemli ilerlemeler kaydetmiş olsa da, bazı hususların hâlen geliştirilmeye açık olduğu düşünülmüştür. Özellikle, mevcut sismik kayıp değerlendirme çalışmalarının, ana depremin ötesine geçerek, artçı sarsıntı etkilerini açıkça içerecek şekilde daha da genişletilmesi gerekmektedir; bu da bu tezin temel motivasyonlarından birini oluşturmaktadır. Bu bağlamda, bu tez, Türkiye'de ve dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan yıkıcı artçı deprem kayıplarına ilişkin ayrıntılı örnekler sunmaktadır. Yeni Zelanda'daki 2011 Christchurch depremi, Nepal'deki 2015 Gorkha deprem dizisi ve 2016-2017 Orta İtalya deprem dizisi de dahil olmak üzere, dünya genelinde farklı sismik olarak aktif bölgelerde gözlemlenen olaylar, artçı depremlerin ek hasara neden olabileceğini göstermiştir. Benzer olaylar Türkiye'de de yaşanmıştır. 1999 İzmit depreminden sonra meydana gelen Düzce depremi, artçı deprem mi yoksa tetiklenmiş bağımsız bir ana deprem mi olduğu yönündeki tartışmalarla birlikte, özellikle Bolu ve Düzce illerindeki binalarda hasar birikimi açısından önemli bir örnek oluşturmaktadır. Benzer şekilde, 2011 Van deprem serisinde M7.1 büyüklüğündeki ana depremi izleyen M5.6 büyüklüğündeki yıkıcı artçı deprem, ana depremde hasar gören binaları etkilemiş ve toplam sismik kayıpların artmasına neden olmuştur. Son olarak, Türkiye'deki 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş deprem serisi en yıkıcı örneklerden biri olmuştur. Bu olaylar, artçı depremler ve hasar birikimi etkileri gibi ardışık depremlerin sismik kayıp değerlendirme çerçevelerine dahil edilmesinin önemini açıkça göstermiştir. Deprem kayıp değerlendirme çalışmalarında geliştirilebilecek bir diğer husus ise medyan tahminlerin yaygın kullanımıdır. Medyan tahmin, aşılma olasılığının %50 olduğu duruma karşılık gelmektedir. Öte yandan, sismik kayıp değerlendirmesinde, bir bölgenin yaşayacağı yer hareketi, istatistiksel çıkarımlara dayalı azalım ilişkileri kullanılarak tahmin edilir. Bu nedenle, bölgenin maruz kaldığı gerçek ivme, azalım ilişkisinin medyan tahmininden farklı olabilir. Benzer şekilde, tahmin edilen yer hareketine karşılık gelen sismik kayıp da medyan kayıp tahmininden farklı olabilir. Bu gerçekler göz önüne alındığında, depremlerin son derece yıkıcı olabileceği ve özellikle aşılma olasılığının düşük olduğu senaryolarda medyan tahmini aşabileceği açıktır. Bu çalışma, deprem senaryolarındaki potansiyel deprem kayıplarının aralığını yakalamak için yer hareketlerini ve karşılık gelen tahmini kayıpları stokastik olarak simüle etmektedir. Bu amaçla, bu çalışmada ele alınan tüm senaryolar 100 kez simüle edilmiştir. Buna göre, tahmini kayıplar tek bir medyan değer yerine olasılık dağılımları olarak elde edilmiştir. Mevcut sismik kayıp değerlendirme çalışmalarında iyileştirme için bir diğer husus, tahmin modelinin geçmiş deprem olaylarıyla karşılaştırma yoluyla tahmin doğrulanması ya da yakınsama analizleri ile tahmin aralığının belirlenmesidir. Bu çalışmada, geçmiş deprem olayları için model sonuçları tahmin edilmiş ve elde edilen ölüm tahminleri bildirilen ölüm kayıplarıyla karşılaştırılmıştır. Bazı durumlarda, ekonomik kayıpların karşılaştırılması da yapılmıştır. Doğrulama analizleri için üç farklı yer hareketi tahmin denklemi dikkate alınmıştır: (1) Akkar vd. (2014), (2) Boore vd. (2014) ve (3) Kale vd. (2015). Doğrulama analizlerine dayanarak, Marmara Denizi içindeki Kuzey Anadolu Fay Hattı segmentlerinde tanımlanan olası deprem dizisi için sismik kayıp tahmini, dikkate alınan yer hareketi tahmin denklemleri arasında en tutarlı sonuçları veren Kale vd. (2015) modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada, ana şok senaryosu olarak, IMM-JICA mikrozonasyon çalışmasında (JICA-IMM, 2002) Marmara Denizi için olası bir senaryo olarak belirlenen M7.5 büyüklüğünde bir kırılma modeli benimsenmiştir. Artçı şok senaryoları için, ana şok sırasında kırılmamış olan Kuzey Anadolu Fayının segmentlerini (Çınarcık ve Orta Marmara) kıracağı varsayılan üç adet M6.5 büyüklüğünde kırılma modeli tanımlanmıştır. M6.5 büyüklüğündeki bir artçı şok senaryosunun, ana şoktan hasar gören yapı stoğuna ek hasar verecek kadar güçlü olduğu düşünülmüştür. Bu senaryolar şunlardır: Ana şok kırılmasının merkez bölgesinde yer alan Orta-Senaryo ve sırasıyla batı ve doğu uçlarında yer alan Batı-Senaryo ve Doğu-Senaryo. Çalışmada tüm senaryolar, Türkiye Deprem Tehlike Haritası Projesi Raporu'nda (AFAD, 2018) sunulan fay parametreleri ve Wells ve Coppersmith (1994) tarafından önerilen kaynak ölçekleme ilişkileri kullanılarak tanımlanmıştır. Son olarak, artçı deprem senaryoları için oluşturulan M6.5 yer hareketi alanları, ana deprem senaryosu olarak da kullanılmış ve hasarsız bina stoku ile ana depremden hasar görmüş bina stoğu koşullarının tahmini sismik kayıplar üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu tez, deprem dizisinin kayıp değerlendirmesi için ESRM20 projesi kapsamında sağlanan İstanbul'a ait açık erişimli maruziyet modelini kullanmaktadır (Crowley vd., 2021). ESRM20'de paylaşılan İstanbul maruziyet modeli, detaylı bina stoğu bilgileri ve nüfus verilerinden oluşmaktadır. Binalar, GEM Bina Taksonomisi v3.1'de tanımlandığı gibi, yapısal malzeme, yapısal sistem tipi, sismik kod uyumluluk seviyesi, kat sayısı ve kullanım sınıfına göre sınıflandırılmıştır. Bu çalışmada, ESRM20 veri setine dayanarak toplam 1.275.855 bina için sismik kayıp değerlendirmesi yapılmıştır. Ayrıca, can kaybı değerlendirmesi için en olumsuz durum olan gece nüfusu 15.393.972 kişi olarak tahmin edilmiştir. ESRM20 veri setinin uygunluğu, İstanbul bina envanteri verilerinin yakın tarihli yerel çalışmalarda (IMM, 2019; IRAP, 2021) bildirilen verilerle karşılaştırılmasıyla değerlendirilmiştir. Bu karşılaştırmaya dayanarak, ESRM20 veri setinin bu çalışmada kullanıma uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Ardından, İstanbul'un bina stoğu farklı ölçütler açısından analiz edilmiştir. Bu analiz, bina stoğunun bölgelere, malzeme türlerine, yanal yük taşıma sistemi türlerine, kat sayısına ve sismik kod uyumluluk seviyelerine göre dağılımına ilişkin istatistikler sunmaktadır. Ayrıca, bu çalışmada, İstanbul bina stoğunu oluşturan binalar dört farklı yer hareketi yoğunluk ölçütüne (PGA, SA(0.3), SA(0.6) ve SA(1.0)) duyarlı olarak sunulmuştur. Bu nedenle, yer hareketi alanları bu yoğunluk ölçütleri için oluşturulmuştur. Ana deprem için sismik kayıp değerlendirmesi amacıyla, GEM Foundation tarafından geliştirilen ana deprem öncesi hasargörebilirlik modelleri benimsenmiştir (Martins ve Silva, 2021). Buna göre, İstanbul yapı stoğu toplam 60 farklı hasargörebilirlik modeli kullanılarak temsil edilmiştir. Sismik kayıp değerlendirmesinde kullanılacak artçı deprem hasargörebilirlik modellerinin belirlenmesinde, ana deprem sırasında zaten hasar görmüş binaların hasargörebilirliğinin nasıl temsil edileceği önemli bir sorudur, çünkü ana deprem öncesi hasargörebilirlik modeli artçı deprem analizlerinde doğrudan kullanılamaz. Dahası, hasarlı binalar için kırılganlık modellerinin türetilmesi, sonraki depremlerde hasar birikiminin nasıl temsil edildiğine kritik olarak bağlıdır. Bu nedenle, bu çalışmada mevcut artçı deprem modelleme çalışmaları incelenmiştir. Deprem mühendisliğindeki son çalışmalar, ardışık deprem etkilerinin ve bunların kümülatif sismik kayıplar üzerindeki etkisinin modellenmesine giderek daha fazla odaklanmaktadır. Literatürdeki bazı çalışmalar bu konuyu enerji tabanlı yaklaşımlar ve ardışık doğrusal olmayan analizlerin kombinasyonları kullanarak ele almış olsa da, artçı deprem hasargörebilirlik modellemesinde hasar birikimi etkilerini hesaba katan yaygın olarak kabul görmüş bir metodoloji henüz mevcut değildir. Bu çalışma, basit ve sistematik bir hasargörebilirlik modifikasyon yöntemi önererek potansiyel artçı depremleri modellemektedir. Bu yöntemde, öncelikle ana deprem olayından sonra göçmüş kabul edilen binaları belirlemek için ekonomik kayıp oranı eşiği tanımlanmıştır. Bu binalar daha sonra artçı deprem kayıp analizlerinde kullanılan girdi bina stoğundan çıkarılır. Bu eşiğin altındaki ana deprem hasarlı binalar için, artçı deprem analizlerinde kullanılan hasargörebilirlik modeli, yapının ana deprem sırasında aldığı hasarın bir fonksiyonu olarak değiştirilir. Hasargörebilirlikteki artış, belirli kayıp oranlarına karşılık gelen yer hareketi yoğunluğu ölçüm değerlerinin azaltılmasıyla temsil edilir; başka bir deyişle, hasargörebilirlik modeli yatay eksen boyunca sola doğru kaydırılır. Bu varsayım, ana deprem sırasında hasar gören bir yapının, daha sonraki bir artçı depremde daha düşük yer hareketi yoğunluğu değerleri altında aynı kayıp seviyesine ulaşabileceği ve böylece hasar birikiminden kaynaklanan artan hasargörebilirliği yansıtabileceği fikrine dayanmaktadır. Daha sonra, hasar birikimi modeli için alternatif fonksiyonlar kullanılarak hassasiyet analizleri yapılmıştır. Bu çalışmada hasar birikimini temsil etmek için beş farklı hasargörebilirlik modifikasyon fonksiyonu kullanılmıştır. Bu beş modifikasyon modeli kullanılarak tahmin edilen sismik kayıplar, bu tezde ele alınan tüm artçı deprem senaryoları arasında karşılaştırılmıştır. İstanbul için deprem dizisi sismik kayıp tahmin sonuçlarına göre, bulgular, tüm deprem dizisi senaryolarında, ana deprem ve artçı şokun birlikte değerlendirilmesinin, yapısal, yapısal olmayan, muhteviyat ve can kayıpları da dahil olmak üzere toplam kayıpları sadece ana depreme dayalı duruma kıyasla artırma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Artçı şok konumlarının sismik kayıplar üzerindeki etkisini karşılaştırılması sonucu, ana şok ve artçı şokun merkez üslerinin birbirine en yakın olduğu Orta-Senaryo, tüm senaryolar arasında hasarda en büyük artışı göstermektedir. Bu bulgu, mevcut literatürle tutarlıdır. İstanbul'un Avrupa yakasına daha yakın ve daha yüksek maruziyete sahip olan Batı-Senaryosu, kayıpları en çok artıran ikinci senaryo olmuştur. Asya kıtasına daha yakın ve nispeten daha düşük maruziyete sahip olan Doğu-Senaryosu, incelenen üç senaryo arasında kayıplarda en düşük artışa neden olan senaryo olmuştur. Bununla birlikte, üç artçı deprem konumu içinde en düşük ek hasar seviyesini üretmesine rağmen, Doğu-Senaryosu sonucunda ortaya çıkan kayıp artışının yine de ihmal edilemeyecek düzeyde olduğu belirtilmelidir. Çalışmada, referans olarak kullanılan 0.1 uç-limit doğrusal hasar birikim modeli sonuçlarına göre, tüm senaryolar dikkate alındığında yapısal kayıplar %5,3 ile %89 arasında artmaktadır. En yıkıcı Orta-Senaryoda, kayıp artışı %9,2 ile %89 arasında değişmekte olup, medyan artış %18,7'dir. Yapısal kayıplar için hasar birikimi modelinin hassasiyet analizi sonuçları karşılaştırıldığında, en yüksek artçı deprem kaynaklı kayıp artış oranının (KAO), medyan değeri %46 olan 0.1 uç-limit hızlı azalan modelden elde edildiği görülmektedir. 0.1 uç-limit doğrusal hasar birikim modeline göre, tüm senaryolar dikkate alındığında yapısal olmayan kayıplar %4,8 ile %42,3 arasında artmaktadır. En yıkıcı Orta-Senaryoda, kayıp artış oranı %10,5 ile %42,3 arasında değişmekte olup, medyan artış %18,9'dur. Yapısal olmayan kayıplar için hasar birikimi modelinin hassasiyet analizi sonuçları karşılaştırıldığında, en yüksek artçı deprem kaynaklı kayıp artış oranının, %18,9'luk medyan KAO değeriyle 0,1 aşırı limitli hızlı bozunma modelinden elde edildiği gözlemlenmiştir. Tüm senaryolar dikkate alındığında, artçı deprem kaynaklı KAO %1,0 ile %77,5 arasında değişmektedir. Hasar birikiminin varsayılmadığı kayıp bileşenlerinden biri olan muhteviyat için, tüm senaryolar dikkate alındığında kayıp artış oranı %1,8 ile %15,1 arasında değişmektedir. Hasar birikiminin oluşmadığı kabul edilen diğer bir kayıp bileşeni olan bina sakinleri için ise, tüm senaryolar dikkate alındığında KAO %0,1 ile %33,5 arasında değişmektedir. Bu bulgular, hasar görmüş binalardan tahliyeyi önlemek ve parçalanmış yapısal olmayan elemanların taşıyıcı sisteme zarar vermesini engellemek açısından çok önemlidir. Bununla birlikte, muhteviyat ve doluluk açısından da sınırlı kayıp artışları elde edilmiştir; ki bu unsurların hasargörebilirlikleri değiştirilmemiştir. Elde edilen tüm kayıp artış oranı dağılımları geniş bir aralığı kapsamakta ve pozitif çarpıklık göstermektedir. Bu nedenle, bu çalışma karar vericilere potansiyel sonuçların medyan senaryodan ne kadar farklılık gösterebileceği konusunda bir anlayış sağlamaktadır. En çok kayıp artışı gözlemlenen artçı deprem senaryolarının çoğunda, ana deprem senaryosunda yüksek riskli olarak tanımlanan yoğun maruz kalan bölgeler, artçı deprem kaynaklı kayıplar açısından en kritik bölgeler arasında yer almaktadır. Bununla birlikte, medyan kayıp artışı seviyesi gözlemlenen artçı deprem senaryolarında, artçı deprem riskinin mekansal dağılımı daha homojen hale gelmekte ve sismik risk İstanbul'un merkezi bölgelerine yayılmaktadır. M7.5 büyüklüğündeki ana depremi takiben meydana gelen artçı deprem senaryosu ile ana deprem olarak değerlendirilen M6.5 büyüklüğündeki deprem arasındaki karşılaştırma, hem yapısal hem de yapısal olmayan bileşenler için, M6.5 artçı deprem senaryosundan elde edilen medyan hasar oranlarının, M6.5 ana deprem senaryosundan elde edilenlerden daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu bulgu, M7.5 büyüklüğündeki ana depremi takiben meydana gelen artçı depremin, ana deprem sonrası hasar görmüş maruziyet üzerinde hasar birikimine ve kayıpların artmasına yol açtığını açıkça göstermektedir. Son olarak, bu çalışma, afet yönetimi stratejileri, geçici barınma planlaması ve hızlı afet müdahalesi ile ilgili karar alma süreçlerine katkıda bulunarak, ana deprem sonrası aşamada planlamayı iyileştirecektir.
Özet (Çeviri)
Earthquakes are natural phenomena that typically occur as a series of events. Past experience shows that, especially after large earthquakes, many aftershocks occur following the mainshock event. Moreover, some of these aftershocks can be devastating and can significantly increase the overall seismic damage. However, existing seismic loss assessment studies are typically based on the mainshock event alone, and the number of studies that take aftershocks into account is quite limited. This limitation highlights the need to incorporate aftershock effects into seismic loss assessment frameworks. Accordingly, this thesis investigates the extent to which destructive aftershocks can increase the existing losses caused by a mainshock event, using a probable earthquake sequence scenario in the Marmara region and its estimated losses in Istanbul as a case study. During the 1999 Izmit and Duzce earthquakes, still debated as an aftershock or triggered second mainshock, as well as the 2011 Van earthquake sequence, in which a damaging M5.6 aftershock followed the M7.1 mainshock, subsequent events affected mainshock-damaged buildings and increased the total seismic losses. Recently, the 6 February 2023 Kahramanmaras earthquake sequence in Turkey is one of the most devastating examples. Therefore, these events have clearly demonstrated the importance of incorporating successive earthquakes such aftershocks and damage accumulation effects into seismic loss assessment frameworks. In this study, as the mainshock scenario an M7.5 rupture model which is identified as a probable scenario for the Sea of Marmara in the IMM–JICA microzonation study (JICA-IMM, 2002), was adopted. For the aftershock scenarios, three M6.5 rupture models are defined as assumed to rupture subsections (i.e. Cinarcik and Central Marmara) of North Anatolion Fault that have not ruptured during the mainshock event. An M6.5 aftershock scenario was considered sufficiently strong to cause additional damage to the building stock damaged by the mainshock. These scenarios are: Case-Mid, located in the central region of the mainshock rupture, and Case-West and Case-East, located at the western and eastern ends, respectively. This thesis uses the open-access exposure dataset for Istanbul, provided within the ESRM20 project for loss assessment of an earthquake sequence (Crowley et al., 2021). The Istanbul exposure dataset shared in ESRM20 consists of detailed building stock information and population data. This study models potential vulnerability under aftershocks by proposing a simple systematic vulnerability modification method. In this method, an economic loss ratio threshold is first defined to identify buildings that are considered to have collapsed after the mainshock event. These buildings are then excluded from the input building stock used in the aftershock loss analyses. For mainshock-damaged buildings below this threshold, the vulnerability model used in the aftershock analyses is modified as a function of the damage sustained by the structure during the mainshock. The increase in vulnerability is represented by reducing the ground motion intensity measure values corresponding to specific loss ratios; in other words, the vulnerability model is shifted towards the left along the horizontal axis. This assumption is based on the idea that a structure damaged during the mainshock may reach the same loss level under lower ground-motion intensity values in a subsequent aftershock, thereby reflecting the increased vulnerability caused by damage accumulation. Subsequently, sensitivity analyses were conducted using alternative functions for the damage accumulation model. According to earthquake sequence loss estimation results for Istanbul, the findings indicate that, in all earthquake sequence scenarios, considering the mainshock and aftershock together tends to increase the total losses compared to the mainshock-based case, including structural, nonstructural, contents, and occupant losses. When comparing the impact of aftershock locations on seismic losses, the Case-Mid scenario, in which the epicentres of the mainshock earthquake and the aftershock are closest together, shows the greatest increase in damage for all the scenarios. This finding is consistent with the existing literature. The Case-West scenario, which is closer to the European side of Istanbul and has a higher level of exposure, was the second scenario to increase losses the most. The Case-East scenario, which is closer to the Asian side and has a relatively lower level of exposure, increased losses the least of these three scenarios. However, while the Case-East scenario results in the lowest level of additional damage of the three aftershock locations, it should be noted that this is still considerable. According to result based on the benchmark 0.1 extreme-limit linear damage accumulation model, structural losses increase between 5.3% and 89% when all scenarios are considered. In the most devastating Case-Mid aftershock scenario, the loss increase ranges from 9.2% to 89%, with a median increase of 18.7%. When the damage accumulation sensitivity analysis results for structural losses are compared, it is observed that the highest aftershock-induced loss increase ratio (LIR) is obtained from the 0.1 extreme limit rapidly decaying model with a median LIR value of 46%. Based on the 0.1 extreme-limit linear damage accumulation model, nonstructural losses increase by between 4.8% and 42.3% when all scenarios are considered. In the most devastating Case-Mid aftershock scenario, the increase ranges from 10.5% to 42.3%, with a median increase of 18.9%. When the damage accumulation sensitivity analysis results for nonstructural losses are compared, it is observed that the highest aftershock-induced loss increase ratio (LIR) is obtained from the 0.1 extreme limit rapidly decaying model with a median LIR value of 18.9%. When the all scenarios are considered, the aftershock-induced LIR ranges from 1.0% to 77.5%. For contents, which is one of the loss components where no damage accumulation is assumed, the LIRs range from 1.8% to 15.1% when all scenarios are considered. For occupants, which is the another loss component where no damage accumulation is assumed, the LIRs range from 0.1% to 33.5% when all scenarios are considered. In most of the worst-case aftershock scenarios, the districts which densely exposed are identified as high-risk under the mainshock scenario remain among the most critical districts in terms of aftershock-induced losses. However, under the median-case aftershock scenarios, the spatial distribution of aftershock risk becomes more uniform, with risk being spread more broadly across the central districts of Istanbul. The comparison between the M6.5 event considered as a mainshock and as an aftershock scenario following the M7.5 mainshock shows that, for both structural and nonstructural components, the median loss ratios obtained from the M6.5 aftershock scenario are higher than those obtained from the M6.5 mainshock scenario. This finding clearly indicates the progression of damage in the post-mainshock exposure due to the aftershock following the M7.5 mainshock. Finally, this study will contribute to decision-making processes related to disaster management strategies, temporary shelter planning, and rapid disaster response, thereby improving planning in the post-mainshock phase.
Benzer Tezler
- Bina tipi taşıyıcı sistemlerde bir yapı sağlığı izleme yöntemi önerisi: Basitleştirilmiş sayısal model ve hasar tespit algoritması
A structural health monitoring method proposal for building-type structural systems: Simplified numerical model and damage detection algorithm
EMRE GÖNÜLCÜ
Doktora
Türkçe
2026
İnşaat Mühendisliğiİstanbul Teknik Üniversitesiİnşaat Mühendisliği Ana Bilim Dalı
PROF. DR. ENGİN ORAKDÖĞEN
DR. ÖĞR. ÜYESİ AHMET ANIL DİNDAR
- İstanbul'daki su isale hatlarının deprem risk analizi
Earthquake risk analysis of water transmission lines in İstanbul
EMİR EKREM BARUTÇU
Yüksek Lisans
Türkçe
2025
Jeodezi ve Fotogrametriİstanbul Teknik ÜniversitesiGeomatik Mühendisliği Ana Bilim Dalı
PROF. DR. HİMMET KARAMAN
- Türkiye'deki mevcut betonarme binaların depremlerde hasargörebilirliğinin istatistiksel kestirimi
Statistical evaluation of the fragility of existing RC buildings in turkey under seismic loads
ÜLGEN MERT TUĞSAL
Doktora
Türkçe
2016
İnşaat Mühendisliğiİstanbul Teknik Üniversitesiİnşaat Mühendisliği Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. BEYZA TAŞKIN AKGÜL
- İstanbul Tarihi Yarımada'da kentsel ölçekte deprem odaklı kentsel zarar görebilirlik değerlendirmesi
Seismic vulnerability assessment at urban scale in İstanbul Historical Peninsula
SELDA ERDOĞAN
Yüksek Lisans
Türkçe
2021
Şehircilik ve Bölge Planlamaİstanbul Teknik ÜniversitesiŞehir ve Bölge Planlama Ana Bilim Dalı
PROF. DR. FATİH TERZİ
- Baz istasyonu kuleleri için kırılganlık eğrileri geliştirilmesi ve CBS ile sismik performans analizi uygulaması
Development of fragility curves for base station towers and application of seismic performance analysis with GIS
ÖMER BİLGİNER
Doktora
Türkçe
2024
Deprem Mühendisliğiİstanbul Teknik ÜniversitesiGeomatik Mühendisliği Ana Bilim Dalı
PROF. DR. HİMMET KARAMAN