Puberte tarda tanılı erkek olgularda klinik ve laboratuvar bulguların değerlendirilmesi
Evaluation of clinical and laboratory findings in male patients diagnosed with delayed puberty
- Tez No: 1022526
- Danışmanlar: DOÇ. DR. PINAR KOCAAY
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Child Health and Diseases
- Anahtar Kelimeler: Puberte tarda, erkek, inhibin B, Delayed puberty, male, inhibin B
- Yıl: 2026
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
- Enstitü: Ankara Bilkent Şehir Hastanesi
- Ana Bilim Dalı: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Giriş ve Amaç: Puberte tarda, pubertal gelişimin beklenen yaş aralığında başlamaması olup, özellikle erkek çocuklarında etiyolojinin belirlenmesi tedavi ve takip açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmanın amacı, puberte tarda tanısı alan erkek olgularda klinik, antropometrik, laboratuvar ve görüntüleme bulgularını kapsamlı biçimde değerlendirerek tanı ve tedavi dağılımını ortaya koymaktır. Ayrıca elde edilen veriler ışığında, ayırıcı tanının güç olduğu olgularda klinik karar sürecine katkı sağlayabilecek belirleyici parametrelerin tanımlanması amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmaya, Eylül 2019–Mayıs 2025 tarihleri arasında Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Polikliniği'nde puberte tarda tanısı ile izlenen 127 erkek olgu dahil edildi. Olguların klinik, laboratuvar ve radyolojik bulguları, tedavi süreçleri değerlendirildi. Elde edilen verilerle olgular; yapısal büyüme ve puberte gecikmesi (YBPG), fonksiyonel hipogonadotropik hipogonadizm (FHH), hipogonadotropik hipogonadizm (HH) ve hipergonadotropik hipogonadizm (Hiper H) olarak sınıflandırıldı. Bulgular: Çalışmaya puberte tarda tanısıyla izlenen 127 erkek olgu dahil edilmiştir. Ortalama başvuru yaşı 14,51 ± 1,23 yıl olarak belirlenmiştir. En sık başvuru nedeninin %46,5 oranıyla boy kısalığı olduğu görülmüştür. Olguların %63'ü (n=80) yapısal büyüme ve puberte gecikmesi, %15'i (n=19) fonksiyonel hipogonadotropik hipogonadizm, %12,6'sı (n=16) hipogonadotropik hipogonadizm ve %9,4'ü (n=12) hipergonadotropik hipogonadizm tanısı almıştır. YBPG grubunda ailede benzer öykü oranın diğer gruplara göre daha yüksek oranda saptanmıştır. Antropometrik değerlendirmede YBPG grubunda HH grubuna kıyasla daha düşük vücut kitle indeksi (VKİ), vücut ağırlığı, vücut kitle indeksi standart deviasyon skoru (VKİ SDS) değerleri saptanmıştır. HH grubunda luteinize edici hormon salgılatıcı hormon (LHRH) uyarı testi sonrası luteinizan hormon (LH) düzeyi ile birlikte bazal folikül uyarıcı hormon (FSH), bazal LH ve inhibin B düzeylerinin YBPG grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük olduğu saptanmıştır. Hiper H grubunda kemik yaşı/takvim yaşı (KY/TY) oranının diğer gruplara göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Manyetik rezonans görüntülemede (MRG) empty sella ve patolojik MRG bulgularının HH grubunda en yüksek oranda görüldüğü saptanmıştır. Sonuç: Puberte tarda tanısıyla başvuran erkek hastaların değerlendirildiği bu çalışmada olguların büyük kısmında YBPG saptanmasına rağmen, ayırıcı tanıda anamnez, fizik muayene, laboratuvar değerlendirmenin önemini, bazı olgularda izlemin gerekliliğini vurgulamaktayız. Çalışmada laboratuvar bulgularını değerlendirmenin tanısal süreçte önemli katkılar sağladığı görülmekle birlikte, hasta sayısının sınırlı olması nedeniyle elde edilen bulguların genellenebilirliği kısıtlıdır. Ayrıca bu çalışma gonadal fonksiyonların korunması ve fertilite potansiyelinin desteklenmesi açısından tedaviye ulaşım ve tedavinin devam ettirilmesi konusundaki eksiklikleri göstermesi açısından da dikkat çekmektedir.
Özet (Çeviri)
Introduction and Objective: Delayed puberty is defined as the absence of pubertal onset within the expected age range, and determining the underlying etiology is particularly important in boys for appropriate treatment and follow-up. The aim of this study was to comprehensively evaluate the clinical, anthropometric, laboratory, and imaging findings of male patients diagnosed with delayed puberty and to determine the distribution of diagnoses and treatment approaches. In addition, based on the obtained data, we aimed to identify potential distinguishing parameters that may contribute to the clinical decision-making process in cases where differential diagnosis is challenging. Methods: A total of 127 male patients who were followed with a diagnosis of delayed puberty in the Pediatric Endocrinology Outpatient Clinic of Ankara Bilkent City Hospital between September 2019 and May 2025 were included in this study. Clinical, laboratory, radiological findings, and treatment processes of the patients were evaluated. According to the obtained data, patients were classified as constitutional delay of growth and puberty (CDGP), functional hypogonadotropic hypogonadism (FHH), hypogonadotropic hypogonadism (HH), and hypergonadotropic hypogonadism (Hyper H). Results: A total of 127 male patients diagnosed with delayed puberty were included in the study. The mean age at presentation was 14.51 ± 1.23 years. The most common presenting complaint was short stature, accounting for 46.5% of cases. Of the patients, 63% (n=80) were diagnosed with constitutional delay of growth and puberty, 15% (n=19) with functional hypogonadotropic hypogonadism, 12.6% (n=16) with hypogonadotropic hypogonadism, and 9.4% (n=12) with hypergonadotropic hypogonadism. A family history of similar findings was more common in the CDGP group compared to the other groups. Anthropometric evaluation revealed lower body mass index (BMI), body weight, and BMI standard deviation score (BMI SDS) values in the CDGP group compared to the HH group. In the HH group, post-luteinizing hormone-releasing hormone (LHRH) stimulation test luteinizing hormone (LH) levels, as well as basal follicle-stimulating hormone (FSH), basal LH, and inhibin B levels, were significantly lower than those in the CDGP group. The bone age/chronological age (BA/CA) ratio was significantly higher in the Hyper H group compared to the other groups. Magnetic resonance imaging (MRI) revealed that empty sella and pathological MRI findings were most frequently observed in the HH group. Conclusion: In this study evaluating male patients presenting with delayed puberty, although CDGP constituted the majority of cases, we emphasize the importance of detailed history taking, physical examination, and laboratory evaluation in the differential diagnosis, as well as the necessity of follow-up in selected cases. Although laboratory evaluation appeared to provide important contributions to the diagnostic process, the generalizability of the findings is limited due to the relatively small sample size. Furthermore, this study is noteworthy in highlighting deficiencies in access to treatment and continuity of therapy, which are important for the preservation of gonadal function and the support of fertility potential.
Benzer Tezler
- Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Ünitesi'nde izlenen ve tedavisi bitmiş olan akut lenfoblastik lösemi hastaların endokrinolojik parametrelerinin retrospektif analizi
Retrospective analysis of endocrinological parameters of acute lymphoblastic leukemia patients WHO were followed up in Van Yüzüncü Yil University Medical Faculty Pediatric Hematology Unit and whose treatment was completed
MEHMET MEHDİ OĞUZ
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2020
Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıVan Yüzüncü Yıl ÜniversitesiÇocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı
PROF. DR. AHMET FAYİK ÖNER
UZMAN EDA ÇELEBİ BİTKİN
- Sıçanlarda kastrasyon sonrası timus ve dalakta görülen değişikliklerin makroskopik ve ışık mikroskopik düzeyde değerlendirilmesi
Light microscopic and macroscopic evaluation of changes in thymus and spleen after the castration of rats
ASLI NURİYE ŞAMDAN
Yüksek Lisans
Türkçe
1997
MorfolojiEskişehir Osmangazi ÜniversitesiAnatomi Ana Bilim Dalı
YRD. DOÇ. DR. NEDİM ÜNAL
- Hanefî mezhebinde kadınlara özel haller
Special situations for women in the Hanafi school
HABİBE BAYRAK
Yüksek Lisans
Türkçe
2025
DinSivas Cumhuriyet ÜniversitesiTemel İslam Bilimleri Ana Bilim Dalı
PROF. DR. SAVAŞ KOCABAŞ
- La Vie artistique litteraire culturelle et sociale l'Izmir en langue Française (du XVII'eme siecle a nos jours)
Fransızca'da İzmir'in sanatsal edebi kültürel ve toplumsal yaşamı (XVII'inci yüzyıldan günümüze)
HASAN ZORLUSOY
Doktora
Fransızca
1993
Fransız Dili ve EdebiyatıDokuz Eylül ÜniversitesiFransız Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı
PROF. DR. EROL KAYRA