Geri Dön

Polikistik over sendromu olan ve olmayan infertil kadın hastaların depresyon, vücut algısı ve çocukluk çağı travması skorları açısından karşılaştırılması

Comparison of infertile female patients with and without polycystic ovary syndrome in terms of depression, body perception and childhood trauma scores

  1. Tez No: 1025227
  2. Yazar: YASEMİN GÜNAY
  3. Danışmanlar: PROF. DR. HASAN BELLİ
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Psikiyatri, Psychiatry
  6. Anahtar Kelimeler: PCOS, infertilite, depresyon, vücut algısı, çocukluk çağı travmaları, psikoterapi, Beden imajı, Kısırlık, Polikistik over sendromu, PCOS, infertility, depression, body image, childhood trauma, psychotherapy, Infertility, Polycystic ovary syndrome, Childhood traumas
  7. Yıl: 2026
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
  10. Enstitü: İstanbul Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi
  11. Ana Bilim Dalı: Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Amaç: Bu çalışmanın temel amacı Polikistik Over Sendromu (PCOS) tanısı olan ve olmayan infertil kadın hastaların depresyon düzeyleri, vücut algısı süreçleri ve çocukluk çağı travma öyküleri açısından karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız kesitsel, karşılaştırmalı, tanımlayıcı tipte bir anket çalışmasıdır. Bu çalışma 15 Ağustos 2025-10 Mart 2026 tarihleri arasında Bağcılar Eğitim Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği İnfertilite Ünitesi'ne başvuran ve dahil edilme kriterlerini karşılayan kadın hastalar üzerinde gerçekleştirilmiştir. Toplamda 124 katılımcı (60 PCOS ve 64 kontrol) ana grubu oluştururken; Anti-Müllerian Hormon (AMH) ölçüm değerlerine erişim sağlanan 85 kişilik (44 PCOS ve 41 kontrol) bir alt grup ayrıca değerlendirilmiştir. AMH alt grubunda psikopatolojik süreçlerin AMH seviyesiyle ilişkisi değerlendirilmiştir. İnfertilite bölümünde gerekli incelemeleri tamamlanan, araştırmaya katılmayı kabul eden, onam veren bütün hastalar Sosyodemografik Veri Formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ),Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ) ve Çocukluk Çağı Travmaları (ÇÇT) skorları kullanılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin analizi SPSS yazılımları kullanılarak normallik dağılımlarına uygun parametrik ve non-parametrik testlerle yapılmıştır. Bulgular: Çalışmamızdaki analiz sonuçlarına göre PCOS grubunda kontrol grubuna kıyasla depresyon skorlarının anlamlı derecede yüksek, vücut algısı puanlarının anlamlı derecede düşük olduğu tespit edilmiştir (p < ,05).Toplam çocukluk çağı travma skorları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmemiş olmakla birlikte, travma alt boyutlarından özellikle 'Duygusal İstismar Alt Ölçeği' skorlarının PCOS grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görülmüştür. Yapılan korelasyon analizlerinde, özellikle PCOS grubundaki kadınlarda vücut algısı puanları, depresyon puanları ve travma alt boyutlarından özellikle DİS puanları arasında olmak üzere istatistiksel açıdan anlamlı korelasyonlar tespit edilmiştir. Değişkenlerin birbiriyle etkileşimini değerlendiren lojistik regresyon analizinde vücut algısı puanlarının PCOS ile bağımsız ve negatif yönde ilişki gösterdiği saptanmıştır (odds oranı (OR): ,960; güven aralığı (GA): ,939 ve ,982). Travma alt boyutlarından DİS puanlarının da PCOS ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Lineer regresyon analizinde depresyon ile en güçlü ilişki gösteren değişkenin VAÖ puanı olduğu tespit edilmiştir(β = -,589; R² = ,542; p = ,001). AMH değerlerine erişim olan alt grupta yapılan değerlendirmede, PCOS grubunda AMH seviyelerinin kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüş, bu sonuç AMH' nın PCOS tanısındaki biyobelirteç değerini desteklemiştir. Sonuç: Çalışmamız, PCOS ile seyreden infertilite sürecinin kadın ruh sağlığı üzerinde belirgin bir yük oluşturduğunu, özellikle vücut algısındaki bozulmanın ve geçmiş duygusal travmaların depresyonu tetiklediğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle PCOS tedavisi sadece jinekolojik bir müdahale değil, multidisipliner bir yaklaşımla ele alınmalıdır. Hastaların psikolojik stres yükü ve travmatik geçmişleri göz önünde bulundurularak, tedavi sürecine psikoterapi ve psikiyatrik desteğin entegre edilmesinin yaşam kalitesini artıracağı düşünülmektedir.

Özet (Çeviri)

Aim: The primary aim of this study is to compare the depression levels, body image processes, and childhood trauma histories of infertile female patients with and without a diagnosis of Polycystic Ovary Syndrome (PCOS). Materials and Methods: Our study is a cross-sectional, comparative, and descriptive survey. This study was conducted between August 15, 2025, and March 10, 2026 among female patients who applied to the Infertility Unit of the Department of Obstetrics and Gynecology at Bağcılar Training and Research Hospital and met the inclusion criteria. While the main group consisted of 124 participants (60 PCOS and 64 control), a subgroup of 85 participants (44 PCOS and 41 control) whose Anti-Müllerian Hormone (AMH) measurements were available was also evaluated. The relationship between AMH levels and psychopathological processes in the AMH subgroup was assessed. Socio-demographic Data Form, Beck Depression Inventory (BDI), Body Image Scale (BIS), and Childhood Trauma Questionnaire (CTQ) scores were used for evaluation of all patients. Data analysis was performed using SPSS software, utilizing parametric and non-parametric tests appropriate for the normality of distributions. Results: According to the results of our analysis, depression scores were found to be significantly higher and body image scores significantly lower in the PCOS group compared to the control group (p < .05). While no significant difference was found between the groups in terms of total childhood trauma scores, it was observed that 'Emotional Abuse' scores, one of the trauma sub-dimensions, were significantly higher in the PCOS group than in the control group. In the correlation analyses performed, significant correlations were found between body image and depression scores, as well as with trauma sub-dimensions-particularly Emotional Abuse-in women in the PCOS group. In the logistic regression analysis conducted to evaluate the relationships between variables, body image scores were found to be independently and negatively associated with PCOS (odds ratio: .960; confidence interval: .939 and .982). Additionally, among the trauma subdimensions, emotional abuse scores were also found to be significantly associated with PCOS. In the linear regression analysis, BIS (Body İmage Scores) were found to be the variable most strongly associated with depression (β = -.589; R² = .542; p = .001). In the evaluation of the subgroup with access to AMH values, AMH levels in the PCOS group were found to be significantly higher than in the control group; this result supports the biomarker value of AMH in the diagnosis of PCOS. Conclusion: Our study reveals that the infertility process associated with PCOS creates a significant burden on women's mental health, specifically triggering depression through deterioration in body image and past emotional traumas. Therefore, the treatment of PCOS should be handled not only as a gynecological intervention but with a multidisciplinary approach. Integrating psychotherapy and psychiatric support into the treatment process by considering patients psychological stress loads and traumatic histories will increase their quality of life.