Geri Dön

Kollojen, interlökin-1 ve Glikozaminoglikan`nın santral sinir sistemindeki neovaskülarizasyona etkileri

Başlık çevirisi mevcut değil.

  1. Tez No: 49642
  2. Yazar: METİN TUNA
  3. Danışmanlar: PROF.DR. SEBAHATTİN HACIYAKUPOĞLU
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Nöroşirürji, Neurosurgery
  6. Anahtar Kelimeler: Kolajen, Neovaskülarizasyon, Sinir sistemi, İnterlökin 1, Collagen, Neovascularization, Nervous system, Interleukin 1
  7. Yıl: 1996
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Çukurova Üniversitesi
  10. Enstitü: Tıp Fakültesi
  11. Ana Bilim Dalı: Nöroşirürji Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

46 ÖZET İlk kez 1935 yılında plasentada tarif edilen neovaskülarizasyon yeni mikro damar oluşumunu anlatmada kullanılmaktadır. Hiperplastik, embiryonik, neoplastik dokuların büyümesi ve şekillenmesinde, yara iyileşmesinde önemli rol oynar. Aym zamanda diabetik retinopati, arterioskleroz gibi anjiojenik hastalıkların önemli bir belirleyicisidir. Neoplastik lezyonların histolojik derecelendirmesinde angiogenesis ve endotel proliferasyonu ihmal edilemeyecek bir kriter olarak kabul edilmektedir. Bir tümörün damarlaşma döneminden önce teşhis edilip, anjiogenesis önlendiği takdirde yok edilebileceği düşünülebilir. Ekstra kranial tümörlerle kıyaslandığında beyin tümörleri önemli bir anjiojenik faktör kaynağıdırlar. Bu nedenle SSS'nin primer veya metastatik tümörlerinde anjiogenesis oldukça fazladır. Normalde beyin vasküler yapılarındaki endotel hücrelerinde proliferasyon oldukça azdır. Bu nedenle beyinde vasküler değişiklikler kolaylıkla saptanır ve anjiogenesis için iyi bir model teşkil eder(,''23.2<i?27',7,. Tümörde kendini besleyecek yeni damarlaşma olmadığı takdirde tümörün büyümesi ve metastaz yapması beklenemez. Çalışmamızda, tümörde neovaskülarizasyon yapabilecek biyokimyasal ve histolojik maddelerin tespit edilerek, bu maddelerin bloke edilmesi halinde neovaskülarizasyonun önlenip önlenemeyeceğini araştırmayı amaçladık. Bu nedenle neovaskülarizasyonda rol oynayan kollajen, interlökin-1 ve glikozaminoglikanı normal domuz beyin'ine inoküle ederek, bir ay sonra biyopsi aldık. Numuneler ışık ve elektron mikroskobunda incelendi, ATP-az ve SOD aktiviteleri ölçüldü. Işık ve elektron mikroskobu incelemesinde 2., 3. ve 4. grupları kontrol grubu ile karşılaştırdığımızda neoanjiogenesis lehine değişiklik tespit ettik. Metastatik tümörlerde olduğu gibi ışık mikroskobunda neoanjiogenesisi derecelendirme yöntemine benzer bir şekilde birim alandaki damarlar sayıldı(42-,7). Vasküler yoğunluğun gruplar arası karşılaştırmasını yaptık. Kontrol grubu ile karşılaştırdığımızda diğer grupların vasküler yoğunluklarında artış saptadık ve bu artışı istatistiki olarak anlamlı bulduk. Aynı zamanda A gruplarındaki vasküler yoğunluğu B gruplarına göre bir miktar yüksek olarak tespit ettik, fakat istatistiki olarak anlamlı bir fark bulamadık. Vasküler yoğunluk artışı en fazla 4. grupta olmak üzere sırasıyla 2. ve 3. gruplarda artmıştı. Bir aminoglikan olan ve tümörün konakçı tarafından reddedilmemesinde önemli payı bulunan heparinin anjiogenesiste etkili olmadığı sonucu ortaya çıkmıştır. Kollagen ve interlökin tek tek kullanıldığında birbirlerine benzer şekilde anjiogenesisi etkilerken, birlikte kullanıldıklarında neoanjiogenesiste daha fazla artma meydana gelmiştir. Süperoksit anyonlar solunum yapan hücreler üzerinde toksik etkiye sahiptirler, ayrıca normal damar duvarı metabolizmasını deprese ederek proliferatif vaskülopatiye neden olurlar. Hemen bütün canlı türlerinde SOD aktivitesinin yüksek olması süperoksit radikallerin zarar verici etkisine karşı organizmayı korumada bu enzimin hayati rol oynadığını ortaya koyar*52-55'39'. Bizim olgularımızda, anjiojenik maddelerin beyin içine implantasyonundan dört hafta sonra alınan beyin örneklerinde SOD seviyeleri ölçüldü. Beyin de anjiogenesis tamamlanmış anoksi ortadan kalkmıştı. SOD seviyesi serum fizyolojik inokülasyonu yapılan 1. grupla kıyaslandığında; kollagen+İL47 implantasyonu yapılan grupta (4.grup) daha fazla olmak üzere 2. ve 3. grupta da bir miktar yükselmiştir. Aynı zamanda heparin verilen gruplarda da SOD seviyelerinde yükselme olmuştur. ATP-az hücrenin iyonik-osmotik dengesini ve aktif transportu sağlar<">. Bu nedenle zedelenen ve rejenere olan dokuda enzim aktivitesinin değişmesi beklenir. Na-K, Mg ve Ca 'a bağlı ATP-az seviyeleri kontrol grubu ile kıyaslandığında 2., 3. ve 4. gruplarda sırasıyla tedrici bir azalma meydana gelmiştir. Bununla beraber SOD enzim sisteminde olduğu gibi heparin verilen gruplarda ise ATP-az seviyelerinde bir miktar artış olmuştur. ATP-az enzim sistemlerinin doku rejenerasyonu sürecindeki önemleri gözönüne alındığında aktivitelerindeki artışın rejenerasyonla paralellik gösterdiği, SOD sisteminin ise hücreleri sitotoksik ürünlere karşı koruduğu düşünüldüğünde, ortaya çıkan enzim sonuçlarına göre yorum yapıldığında, heparinin dokuda uzun süreli etki sağladığı, kollagen ve İL 'in ise regenerasyon sürecini hızlandırdığı ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak kollagen ve İL tek başlarına neovaskülarizasyonu stimule etmişlerdir. Bununla beraber birlikte kullanıldıklarında ise neovaskülarizasyon artışına sinerjik etki göstermişlerdir. Glikozaminoglikanların neovaskülarizasyona anlamlı bir etkisi olmamıştır. Doku örneklerimizi daha erken dönemde alsaydık enzim aktivitelerinin daha yüksek olması ve daha erken döneme uygun neovaskülarizasyon sürecini histopatolojik olarak değerlendirebilmemiz olasıydı. İL, kollajen ve glikozaminoglikan'ın neovaskülarizasyona, ATP-az ve SOD sistemlerine kesin olarak ne derece etkili olduğunu söylemek zordur. Ancak, yapılacak yeni çalışmalarla daha erken dönemlerde alınacak örneklerden sağlanacak parametrelerle, İL - kollajen ve glikozaminoglikan'ın neovaskülarizasyon sürecine etkileri hakkında daha kesin konuşmamız mümkün olacaktır.

Özet (Çeviri)

Özet çevirisi mevcut değil.

Benzer Tezler

  1. Postmenapozal osteoporozisli ve diz osteoartritli hastalarda salmon kalsitonin tedavisinin etkilerini değerlendirmek

    Evaluation of effects of nasal salmon calcitonin treatment in postmenopausal osteoporosis and knee osteoarthritis

    DİLEK SERİN KAYA

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2010

    Fiziksel Tıp ve RehabilitasyonEskişehir Osmangazi Üniversitesi

    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. ONUR ARMAĞAN

  2. Postmenapozal osteoporozlu hastalarda vitamin D reseptör geninin Taq1, Apa1, Bsm1, Fok1 ve Tip 1 kollajen alfa a1 zincir geninin Sp1 ve-1997 G/T polimorfizmleri açısından araştırılması

    Investigation of vitamin D receptor; Taq1, Apa1, Bsm1, Fok1, and Type 1 collagen alpha 1 chain; Sp1 and-1997 G/T gene polymorphisms in postmenopausal patients with osteoporosis

    SABRİYE KOCATÜRK SEL

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    2012

    Tıbbi BiyolojiÇukurova Üniversitesi

    Tıbbi Biyoloji Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. HALİL KASAP

  3. Postoperatif peritoneal adezyon modelinde Nigella sativa L. ve E vitamini etkinliğinin karşılaştırılması

    Comparison of the efficacy of Nigella sativa L. and vitamin E in a postoperative peritoneal adhesion model

    MUSA ÖZEKİNCİ

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    2025

    Genel CerrahiAnkara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi

    Fitoterapi Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. MURAT KOÇ

  4. Kollajen ile uyarılan deneysel artrit modelinde lapatinib tedavisi

    Lapatınıb treatment ın the collagen-ınduced arthrıtıs model

    METİN ÖZGEN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2011

    RomatolojiFırat Üniversitesi

    İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. METİN ÖZGEN

  5. Hashimoto tiroiditi olan vakalarda tiroid hormon düzeylerinin osteoprotegerin/RANKL dengesi ve kemik döngüsü üzerine etkisi

    The effect of thyroid hormone levels on osteoprotegerin/RANKL system and bone turnover in hashimoto thyroiditis

    CEYLA KONCA DEĞERTEKİN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2013

    Endokrinoloji ve Metabolizma HastalıklarıGazi Üniversitesi

    İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. METİN ARSLAN