Geri Dön

Minimal lezyon hastalığında T lenfosit düzeyi ile plazma inhibitör faktörleri arasındaki ilişki

Başlık çevirisi mevcut değil.

  1. Tez No: 80607
  2. Yazar: NEJAT AKSU
  3. Danışmanlar: Belirtilmemiş.
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Nefroloji, Child Health and Diseases, Nephrology
  6. Anahtar Kelimeler: Nefrotik sendrom, T lenfositleri, Nephrotic syndrome, T lymphocytes
  7. Yıl: 1986
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Ege Üniversitesi
  10. Enstitü: Tıp Fakültesi
  11. Ana Bilim Dalı: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

- 50 - ÖZET Etiyopatogenezi halen tam olarak aydmlatılamayan MIH'- nm, etiyolo fisini saptamak için çalışmalar sürdürülmektedir. Son yıllarda yapılan araştırmalarda MİH'nda hücresel immün sistemde bozukluk olduğu görüşbirliğine varılmıştır. Hücre sel immün sistemi etkileyen bazı inhibitor faktörlerin (hi- poproteinemi,. hiperlipoproteinemi, plazma çinko düzeyi, bes lenme faktörleri, serum kortizol düzeyi ve dolaşan immün komplekslerin) varlığı düşüncesi de öne sürülmüştür. Bu çalışmada MLH'nda T lenfosit düzeyi ile plazma inhi bitor faktörlerinden T. protein, T. lipid ve serum kortizol düzeyleri arasındaki ilişkiyi araştırmayı amaçladık. 14 olgulak serimizde akut dönem ve klasik steroid sağal tımının 8.-10. haftasında bu parametreler ve aralarındaki i- iişki araştırıldı. MLH'nm akut döneminde T lenfosit düzeyi anlamlı olarak düşük bulundu. Bu sonuç, MLH'nda T lenfositin sayısal düşük lüğü ile karakterli, hücresel tipte bir immün yanıt bozuklu ğu olduğu görüşünü desteklemektedir. Olgularda saptanan T. protein düşüklüğü ve T. lipid yüksekliği ile T lenfosit düzeyleri arasındaki ilişki arandı ğında anlamlı istatistiksel veriler elde edilememiştir". Bu na göre hipoproteinemi ve hiperlipoproteineminin T lenfosit düzeyini etkilemedikleri söylenebilir. Plazma inhibitor faktörleri arasında araştırdığımız se rum kortizol düzeyinin hafif bir artış içinde olduğunu bul mamıza ragmen, bu farkın istatistiksel bir anlam taşımadığı nı gördük. Bu bulguya göre, akut dönemde T lenfosit düşüklü ğünden kortizol düzeyinin sorumlu tutulamayacağı söylenebi lir. 8-10 haftalık klasik steroid sağaltımı sonunda T lenfo sit düzeyinde anlamlı bir yükselme saptandı. Olguların sa ğaltım sonucundaki serum kortizol düzeyleri, anlamlı bir- 31 - bir düşüklük içinde idi. Sonuç olarak; MLH'nda saptanmakta olan T lenfosit dü şüklüğünün, bu düzeyi etkilediği bilinen plazma kortizol dü zeyi ile ilgili olmadığı söylenebilir. Ancak, Protein Enerji Malnütrisyonda beslenme bozukluğunun ağırlığı orantısında kortizol düzeyinin yükseldiği gözönünde tutulduğunda ve NS'- un gelişmesinin hızlı olmasından dolayı protein karansının organizmayı uzun süreli etkilememesi nedeniyle, olgularımız- daki serum kortizol düzeyindeki yükseklik belirginleşmemiş tir. Ayrıca olgularımızda sağaltım bitiminde serum kortizol düzeyinin beklenen şekilde düşmesi, T lenfosit düzeyinin ise yükselmesi, MLH'nda serum kortizolünün inhibitor bir faktör olarak rol oynayacağını düşündürmektedir. Protein karansının uzun sürdüğü ire kortizol düzeyinin yükseldiği olgularda, kor tizol düzeyini baskılayacak sağaltım önlemlerinin alınması bu hastalara büyük yarar sağlayacaktır. Nitekim literatürde bu yönde öneriler bulunmaktadır.

Özet (Çeviri)

Özet çevirisi mevcut değil.

Benzer Tezler

  1. Koroner arter hastalığında uygulanan ilaç kaplı balonlar için akut dönemdeki başarının tahmini belirleyicilerini öngörmede intravasküler ultrasonun rolü

    The role of intravascular ultrasound in predicting the determinants of success in the acute phase for drug- coated balloons used in coronary artery disease

    NEŞET ALİ SAVAŞ

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2025

    KardiyolojiErciyes Üniversitesi

    Kardiyoloji Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. NİHAT KALAY

  2. Koroner arter patolojilerinin değerlendirilmesinde çok kesitli bilgisayarlı tomografi ile invaziv koroner anjiografinin karşılaştırılması

    Comparison of multislice computed tomography and invasıve coronary anjiography in evaluation of coronary artery pathologies

    FEYZA GELEBEK YILMAZ

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2011

    Radyoloji ve Nükleer TıpGaziantep Üniversitesi

    Radyoloji Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. M. METİN BAYRAM

  3. Primer beyin lenfomasının DCE T1 ve DSC T2 MRG perfüzyon bulgularının değerlendirilmesi

    Evaluation of DCE T1 and DSC T2 MRI perfusion findings of primary brain lymphoma

    HAMZA SOYDAN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2023

    Radyoloji ve Nükleer TıpSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Radyoloji Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. DENİZ SÖZMEN CILIZ

  4. Selenyum ve ateroskleroz: Gaziemir'de bir hastanede olgu kontrol çalışması

    Başlık çevirisi yok

    ÇAĞLA YÜKSEK

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2018

    Halk SağlığıEge Üniversitesi

    Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. İSABEL RAİKA DURUSOY ONMUŞ

  5. Koroner perkütan girişim uygulanan non-steaks hastalarında başvurudaki 12 lead EKG'de fragmante qrs ve nonspesifik EKG değişikliklerinin varlığı ile koroner arter lezyonu arasındaki korelasyon

    Correlation between presence of fragmante QRS and nonspecific ecg changes in 12 lead ecg and coronary artery lesion in non-steacs patients performed in coronary percutaneous intervention

    ERTAN ARARAT

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2017

    İlk ve Acil YardımSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Acil Tıp Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. NALAN KOZACI