Deride pembe renkli lezyonların dermoskopik olarak incelenmesi ve parametrelerinin tanımlanması
Başlık çevirisi mevcut değil.
- Tez No: 855579
- Danışmanlar: PROF. DR. MUSTAFA TURHAN ŞAHİN
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: Dermatoloji, Dermatology
- Anahtar Kelimeler: pembe lezyon, malignite, bazal hücreli karsinom, skuamoz hücreli karsinom, pink lesion, malignancy, basal cell carcinoma, squamous cell carcinoma
- Yıl: 2024
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Manisa Celal Bayar Üniversitesi
- Enstitü: Tıp Fakültesi
- Ana Bilim Dalı: Dermatoloji Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
AMAÇ: Pembe renkli deri lezyonlarıyla başvuran hastalarda lezyonların dermoskopik olarak incelenerek parametrelerinin tanımlanması ve bu bulgular ışığında benign ya da malign lezyonların ayrımının sağlanması GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya 01.07.2023 – 29.02.2023 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hafsa Sultan Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıkları polikliniğine 1 aydan uzun süredir devam eden pembe lezyon sebebiyle başvuran, lezyonunun dermoskopik ve klinik fotoğraflamasına izin veren erişkin hasta grubu dahil edilmiştir. Lezyonların incelenmesinde ve fotoğraflanmasında Dermlite DL4 Foto sistem (3Gen®, San Juan Capistrano, CA, USA) kullanıldı. Dermoskopik fotoğraflar renk, patern, vaskülar ve yapısal bulguları ile değerlendirildi, süreç içerisinde hastaların histopatolojik tanıları kesinleştirildi. Çalışmaya dahil edilen 60 hasta ve 73 lezyona ait veriler IBM® SPSS® (Statistical Package for Social Sciences, IBM Corp., NY, USA) version 29 programı kullanılarak değerlendirildi. Kategorik değişkenler arasındaki farklılıklar Ki kare analizi ile incelenmiştir. P değerinin 0.01'in altında olduğu durumlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. BULGULAR: Çalışmaya tüm vücut yerleşimli histopatolojik tanı almış 60 hastaya ait 73 lezyon alındı. Olguların 26'sı (%43,3) kadın, 34'ü (%56,7) erkekti. Hastalarda yaş ortalaması 65,4±17,9 (18-93) olarak saptandı. Çalışmaya dahil edilen 73 lezyonun 20'si (%27,4) benign, 53'ü (%72,6) maligndi. Lezyonlar en sık yüz (n=58; %79,4); yüz içerisinde de en sık burun bölgesi yerleşimli (n=22; %30,1) olarak görüldü. Bunu sırasıyla periorbital (n=11; %15,1) ve malar (n=10; %13,7) bölgeler izledi. Kendi içerisinde benign lezyonlar en çok ekstremitede (n=5; %25) yerleşirken malign lezyonlar en çok burun ve çevresi (n=20; %37,7) yerleşimi gösterdi. Lezyonlar benign ve malign olarak karşılaştırıldığında pembe renkte koyulaşma ve buna eşlik eden sınırlarda ovallik kaybı, ülserasyon izlenmesi ve büyük mavi-gri yuvalar lezyonun malign olma olasılığını artırdı ve istatistiksel olarak anlamlı saptandı. (p<0,01) Pembe lezyonlarda boğumlanma ve oval kenar belirginliği lezyonun benign olma olasılığını artırdı ve istatistiksel olarak anlamlı saptandı. (p<0,01) Lezyonların malign olma olasılığı yaşla birlikte anlamlı bir artış göstermekteydi. (p<0,01). Malign pembe lezyonlar erkeklerde daha çok görülmekteydi fakat bu istatistiksel olarak anlamlı değildi. (p=0,788) Malign pembe lezyonların en sık izlendiği bölge burundu fakat istatistiksel olarak anlamlı değildi. (0,065) Dallanan damarlar malignite ve özellikle BHK açısından anlamlı bir bulguydu. (p<0,01) Skuam/keratin malign lezyonlarda daha fazla görülmekle birlikte istatistiksel olarak anlam ifade etmemekteydi. (p=0,987) Yapısız alan varlığı malign lezyonlarda daha sık görülmekle birlikte istatistiksel olarak anlamlı değildi. (p=0,270) Multipl mavi-gri noktalar malignite açısından ve istatistiksel olarak anlamlıydı. (p<0,01) Malign lezyonu olanlarda benign lezyonu olanlara kıyasla daha önceden deri kanseri varlığı öyküsü daha sıktı ancak istatistiksel olarak anlamlı değildi. (p=0,032) Atipik/polimorf damarlanma malign lezyonlarda daha göze çarpan bir bulguydu ve istatistiksel olarak anlamlıydı. (p<0,01) Malign lezyonlar içerisinde de BHK (%35,7) ve SHK'da (%21,4) görüldü. SONUÇ VE ÖNERİLER Çalışmamızda tümörün progresyonu sonrası gelişen ülserasyon, neovaskülarizasyon ve tümör adacıklarının derinin katmanlarını işgal etmesi lezyonda heterojenite yaratmakla birlikte mevcut pembe renkte koyulaşmaya ve düzensizleşmeye yol açtığı saptandı. Bu durum tarafımızca pembe lezyonda malignite lehine değerlendirildi. Ülserasyon özellikle BHK ve SHK başta olmak üzere malignite açısından anlamlı bulundu. Tümör invazyonunun dermise ilerleyişini belirten büyük mavi-gri yuvalar özellikle BHK'da daha fazla olmak üzere malign lezyonlarda anlamlı derecede daha fazla saptandı. Tümörün progresyonu ile meydana gelen dallanan damar yapıları ve yine tümör hücrelerinin invazyonunu gösteren multipl mavi-gri noktalar başta BHK olmak üzere pembe lezyonda malignite lehine değerlendirildi. Tümörün indüklemesi sonrası meydana gelen atipik damarlanma malignite lehine bulgu olarak değerlendirildi. Lezyonların yerleşimi bakımından yüz bölgesi hem benign hem malign lezyonlarda en sık rastlanan vücut alanıydı. Diğer bölgelere olan belirgin üstünlüğü yüzün çevresel faktörlere karşı korunması gerektiğinin güçlü bir göstergesidir. Çalışmamızda bulgular literatür ile uyumlu görünmekle beraber pembe lezyonlarda heterojenitenin yol açtığı makroskopik ve dermoskopik koyulaşmanın saptanması, ülserasyon, mavi-gri yuvalar/noktalanmalar ve atipik damarlanma pembe lezyonda maligniteyi akla getirmesi gereken bulgulardandır.
Özet (Çeviri)
OBJECTİVES: The purpose of this study is to examine the dermoscopic parameters of pink-colored skin lesions in patients presenting with these lesions and to distinguish between benign and malignant lesions based on these findings. MATERIALS AND METHODS: The study included adult patients who had been experiencing pink lesions for more than one month and who consented to the dermoscopic and clinical photography of their lesions at the Department of Dermatology and Venereology of Hafsa Sultan Hospital, Manisa Celal Bayar University Faculty of Medicine, between July 1, 2023, and February 29, 2023. DermLite DL4 Photo system (3Gen®, San Juan Capistrano, CA, USA) was used for the examination and photography of the lesions. Dermoscopic photographs were evaluated based on color, pattern, vascular features, and structural characteristics, and during the process, the histopathological diagnoses of the patients were confirmed. Data from 60 patients and 73 lesions included in the study were analyzed using IBM® SPSS® (Statistical Package for Social Sciences, IBM Corp., NY, USA) version 29. Differences between categorical variables were analyzed using the chi-square test. Cases where the p-value was below 0.05 were considered statistically significant. RESULTS: A total of 73 lesions were obtained from 60 patients with histopathological diagnoses involving various parts of the body. Among the cases, 26 (43.3%) were female and 34 (56.7%) were male. The mean age of the patients was determined to be 65.4±17.9 (18-93). Of the 73 lesions included in the study, 20 (27.4%) were benign, and 53 (72.6%) were malignant. The most common location for the lesions was the face (n=58; 79.4%), with the nasal region being the most common site within the face (n=22; 30.1%). This was followed by the periorbital region (n=11; 15.1%) and the malar regions (n=10; 13.7%). Among benign lesions, the extremities were the most common site (n=5; 25%), while malignant lesions most frequently affected the nose and its surroundings (n=20; 37.7%). When comparing benign and malignant lesions, darkening of the pink color accompanied by loss of oval shape, ulceration, and large blue-gray nests increased the likelihood of malignancy and were found to be statistically significant (p<0.01). Nodularity and well-defined borders in pink lesions increased the likelihood of benignancy and were statistically significant (p<0.01). The likelihood of malignancy in the lesions showed a significant increase with age (p<0.01). Malignant pink lesions were more common in males, but this was not statistically significant (p=0.788). Although the nose was the most common location for malignant pink lesions, it was not statistically significant (p=0.065). Branching vessels were a significant finding for malignancy and especially for basal cell carcinoma (BHK) (p<0.01). Squamous/keratin lesions were more common in malignant lesions, but this was not statistically significant (p=0.987). The presence of structureless areas was more commonly observed in malignant lesions, but it was not statistically significant (p=0.270). Multiple blue-gray dots were significant in terms of malignancy and statistically significant (p<0.01). Patients with malignant lesions had a higher history of previous skin cancer compared to patients with benign lesions but this was not statistically significant (p=0.032). Atypical/polymorphic vascularization was a prominent finding in malignant lesions and statistically significant (p<0.01). Basal Cell Carcinoma (BCC) (35.7%) and Squamous Cell Carcinoma (SCC) (21.4%) were observed in malignant lesions. CONCLUSION AND RECOMMENDATIONS In our study, it was found that ulceration, neovascularization, and infiltration of tumor islands into the layers of the skin following tumor progression create heterogeneity in the lesion, leading to darkening and irregularity in the present pink color. This situation was considered indicative of malignancy in pink lesions. Ulceration was found to be significant, especially in BCC and SCC, in terms of malignancy. Large blue-gray nests indicating tumor invasion into the dermis were more common in malignant lesions, particularly in BCC. Branching vascular structures induced by tumor progression and multiple blue-gray dots indicating tumor cell invasion were considered indicative of malignancy, especially in BHK. Atypical vascularization occurring after tumor induction was evaluated as a sign of malignancy. In terms of lesion location, the facial region was the most common area for both benign and malignant lesions. The distinct superiority of the face over other areas is a strong indicator of the need to protect the face from environmental factors. The findings of our study appear to be consistent with the literature, and the detection of macroscopic and dermoscopic darkening caused by heterogeneity in pink lesions, ulceration, blue-gray nests/dots, and atypical vascularization should raise suspicion of malignancy in pink lesions.
Benzer Tezler
- Doğal tuzlu ortamlarda bulunan halofilik bakterilerin izolasyon tekniklerinin araştırılması
Examination of isolation techniques for halophilic bacteria found in natural salt sources
HİKMET ERDOĞAN
Yüksek Lisans
Türkçe
2001
BiyolojiMarmara ÜniversitesiFen ve Matematik Alanlar Eğitimi Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. MERAL BİRBİR
- Tire Necip Paşa Kütüphanesi`nde bulunan Şeyh Zeynel Abidin`e ait Tarih-i Medine-i Münevvere adlı yazmadaki tezhip ve minyatürlerin Türk sanatı açısından incelenmesi
The Study of work of art called Tarih-i Medine-i Münevvere by Sheikh Zeynel Abidin at Necip Paşa Library in Tire point of view Turkish
BANU DEMİRTAŞ
Yüksek Lisans
Türkçe
2001
El SanatlarıEge ÜniversitesiTürk Dünyası Araştırmaları Ana Bilim Dalı
PROF. DR. BEKİR DENİZ
- Enviromentally friendly functionalized knitting fabrics with finishing technique
Apre tekniği ile fonksiyonelleştirilmiş çevre dostu örme kumaşlar
SULTAN KANBER
Yüksek Lisans
İngilizce
2025
Tekstil ve Tekstil Mühendisliğiİstanbul Teknik ÜniversitesiTekstil Mühendisliği Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. UMUT KIVANÇ ŞAHİN
- XVI. ve XVII. yy. Osmanlı tekstil ve çini sanatında sümbül motifi
Hyacinth motive in XVI. and XVII. c. Ottoman textile and ceramic art
ZERRİN KÜÇÜKKARAGÖZ
Yüksek Lisans
Türkçe
1998
El SanatlarıMarmara ÜniversitesiGeleneksel Türk El Sanatları Ana Bilim Dalı
PROF. AYLA SALMAN GÖRÜNEY
- Burdur ili mermer sektörünün kurumsal ve ekonomik yapısı
İnstitutional and economic structure of marble sector in burdur
AHMET SARITAŞ