Tanısal splenektomi yapılan hastalarda splenik hiler lenfadenopatinin altta yatan hastalık ve prognozuna etkisi
Impact of splenic hilar lymphadenopathy on underlying disease and prognosis in lymphoma patients undergoing diagnostic splenectomy
- Tez No: 983460
- Danışmanlar: DOÇ. DR. İSTEMİ SERİN
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: Hematoloji, Hematology
- Anahtar Kelimeler: Dalak, lenfoma, prognoz, splenektomi, splenik hiler lenfadenopati, Lymphoma, prognosis, spleen, splenectomy, splenic hilar lymphadenopathy
- Yıl: 2025
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
- Enstitü: İstanbul Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi
- Ana Bilim Dalı: İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Amaç: Bu çalışmada, tanısal amaçla splenektomi uygulanan lenfoma hastalarında splenik hiler lenfadenopati (LAP) varlığının altta yatan hastalık özellikleri ve prognoz üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: İstanbul Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi Hematoloji Kliniği'nde tanısal splenektomi yapılan ve Hodgkin lenfoma (HL) veya non-Hodgkin lenfoma (NHL) tanısı bulunan toplam 49 hasta retrospektif olarak incelendi. Demografik veriler, lenfoma alt tipleri, Ann Arbor evresi, görüntülemede dalak ve splenik hiler lenf nodu tutulumu, kemik iliği tutulumu, birinci basamak tedavi rejimleri ve tedavi yanıtı; splenektomi sonrası komplikasyonlar, progresyon ve son durum kaydedildi. Progresyonsuz sağkalım (PS) ve genel sağkalım (GS), ilk tanı tarihinden itibaren Kaplan–Meier yöntemiyle hesaplandı; gruplar log-rank testiyle karşılaştırıldı. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 59 yıl olup, %83,7'si NHL, %16,3'ü HL tanılıydı; NHL grubunda en sık diffüz büyük B hücreli lenfoma ve splenik marjinal zon lenfoma (SMZL) saptandı. Splenektomi materyallerinde splenik hiler lenf nodu tutulumu oranı yüksekti. Splenik hiler LAP pozitif ve negatif hastalar; yaş, cinsiyet, evre, kemik iliği tutulumu, birinci basamak tedavi yanıtı, progresyon, GS ve PS açısından karşılaştırıldığında anlamlı fark saptanmadı. Hem HL hem de NHL alt gruplarında splenik hiler LAP varlığının GS ve PS üzerinde belirgin olumsuz etkisi gösterilemedi. NHL grubunda splenik hiler lenf nodu tutulumu olmayan hastalarda laktat dehidrogenaz (LDH) düzeyleri anlamlı olarak daha yüksek bulundu ve bu durum splenik hiler lenf nodu tutulumu ile LDH arasında ters yönlü bir ilişkiye işaret etti. Görüntüleme–patoloji uyumu açısından, özellikle NHL alt grubunda görüntüleme yöntemiyle saptanan dalak tutulumu ile histopatolojik olarak kanıtlanan splenik hiler lenf nodu tutulumu arasında anlamlı uyum saptanırken, görüntüleme bulgularıyla kemik iliği infiltrasyonu arasında belirgin bir uyum gösterilemedi. Splenektomiye bağlı erken dönem komplikasyon oranları literatürle uyumlu ve kabul edilebilir düzeydeydi. Sonuç: Çalışmamızda, lenfoma hastalarında splenik hiler LAP varlığının, sistemik yayılım ve kötü prognozun bir göstergesi olabileceği öngörülmekteydi; ancak tanısal splenektomi yapılan lenfoma hastalarında splenik hiler LAP varlığı, klinik özellikler, tedavi yanıtı, PS ve GS, birinci basamak tedavi yanıtı üzerinde istatistiksel anlamlı olumsuz prognostik etki göstermemiştir, tedavi yanıtında da anlamlı bir etki gösterilememiştir. Elde edilen veriler, solid organ tümörlerinin aksine lenfomalarda splenik hiler LAP ve perisplenik tutulumun prognozdan ziyade splenik lenfomaların anatomik yayılım paternini yansıtan bir bulgu olarak değerlendirilmesinin daha uygun olabileceğini düşündürmektedir. NHL'de splenik hiler lenf nodu tutulumu ile LDH düzeyi arasındaki ters ilişki ise, hasta seçimi ve splenektomi endikasyon zamanlaması ile ilişkili olabilecek farklılıklara işaret etmekte ve daha geniş örneklemlerle yapılacak prospektif çalışmalar için hipotez üretici nitelik taşımaktadır.
Özet (Çeviri)
Aim: To evaluate the impact of splenic hilar lymphadenopathy (LAP) on underlying disease characteristics and prognosis in lymphoma patients undergoing diagnostic splenectomy. Materials and Methods: Forty-nine patients with Hodgkin lymphoma (HL) or non-Hodgkin lymphoma (NHL) who underwent diagnostic splenectomy at the Hematology Clinic of İstanbul Basaksehir Cam and Sakura City Hospital were retrospectively analysed. Demographic data, lymphoma subtypes, Ann Arbor stage, splenic and splenic hilar lymph node involvement on imaging, bone marrow involvement, first-line treatment regimens and response, splenectomy-related complications, progression and final status were recorded. Progression-free survival (PFS) and overall survival (OS) from the date of initial diagnosis were estimated using the Kaplan–Meier method, and groups were compared with the log-rank test. Results: The mean age was 59 years; 83.7% of patients had NHL and 16.3% had HL. Among NHL cases, diffuse large B-cell lymphoma and splenic marginal zone lymphoma were the most frequent subtypes. Splenic hilar lymph node involvement was common in splenectomy specimens. When patients with and without splenic hilar LAP were compared in terms of age, sex, stage, bone marrow involvement, first-line treatment response, progression, OS and PFS, no significant differences were observed. The presence of splenic hilar LAP did not show a clear adverse impact on OS or PFS in either HL or NHL subgroups. In the NHL group, lactate dehydrogenase (LDH) levels were significantly higher in patients without splenic hilar lymph node involvement, indicating an inverse relationship between splenic hilar LAP and LDH. A significant concordance was found between imaging-based splenic involvement and histopathologically confirmed splenic hilar lymph node involvement, whereas no clear concordance was observed between imaging findings and bone marrow infiltration. Early postoperative complication rates after splenectomy were acceptable and consistent with the literature. Conclusion: We hypothesized that presence of splenic hilar LAP in lymphoma patients might reflect systemic dissemination and be associated with an adverse prognosis. However in lymphoma patients undergoing diagnostic splenectomy, the presence of splenic hilar LAP was not an independent adverse prognostic factor for clinical characteristics, first-line treatment response, PFS or OS. These findings suggest that, in contrast to solid organ tumors, splenic hilar LAP may better reflect the anatomic pattern of splenic lymphoma dissemination rather than high-risk disease biology. The inverse relationship between splenic hilar lymph node involvement and LDH levels in NHL may indicate biological differences related to patient selection and timing of splenectomy, and generates a hypothesis for future prospective studies with larger cohorts.
Benzer Tezler
- Hematolojik nedenlerde splenektomi yapılan hastalarda erken ve geç dönem komplikasyonların görülme durumu ve sıklığı
Incidence and frequency of early and late complications in patients who underwent splenectomy for hematologic disease
MUHAMMED EMİN KÖSTEK
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2019
HematolojiSağlık Bilimleri Üniversitesiİç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. MİNE ADAŞ
- Çocukluk çağı herediter sferositoz tanısı alan olgularımızın retrospektif değerlendirilmesi
The retrospective assesment of cases with a diagnosis of hereditary spherocytosis in childhood
ALİ GÜNGÖR
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2015
HematolojiSağlık BakanlığıÇocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. HÜSNİYE NEŞE YARALI
- Herediter sferositoz tanılı çocuk hastaların geriye dönük değerlendirilmesi
Herediter sferositoz tanılı çocuk hastaların geriye dönük değerlendirilmesi
HAVVA TOMAR BİLGİÇ
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2013
Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıOndokuz Mayıs ÜniversitesiÇocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı
PROF. DR. DAVUT ALBAYRAK
- Acil serviste tüm vücut bilgisayarlı tomografi çekilen çoklu travma hastalarında atlanan radyolojik patolojilerin değerlendirilmesi
Evaluation of Missed Radiological Pathologies in Multiple Trauma Patients with Full-Body Computed Tomography in the Emergency Department
HAKAN SELÇUK
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2020
İlk ve Acil YardımDokuz Eylül ÜniversitesiAcil Tıp Ana Bilim Dalı
DR. ÖĞR. ÜYESİ NEŞE ÇOLAK ORAY
- Tanısal ve girişimsel radyolojide kullanılan midazolam ve propofolün portal kan akımı kardiak debi üzerine etkilerinin deney hayvanında doppler ultrasonografi ile görüntülenmesi
The Evaluation of kardiak and portal hemodynamics with the use of midazolam and propofol: An experimental study on that with use of doppler USG
GÜRCAN ERBAY
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
1998
Radyoloji ve Nükleer TıpDokuz Eylül ÜniversitesiRadyodiagnostik Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. OĞUZ DİCLE