Muş ili İslam dönemi mimari eserlerin güncel durumlarının belgelendirilmesi ve değerlendirilmesi
Documentation and evaluation of the current conditions of Islamic period architectural monuments in Muş
- Tez No: 985696
- Danışmanlar: DOÇ. DR. ARAS NEFTÇİ
- Tez Türü: Yüksek Lisans
- Konular: Mimarlık, Sanat Tarihi, Tarih, Architecture, Art History, History
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2025
- Dil: Türkçe
- Üniversite: İstanbul Teknik Üniversitesi
- Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
- Ana Bilim Dalı: Mimarlık Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Mimarlık Tarihi Bilim Dalı
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Doğu Anadolu'nun geçit ve kavşak hattında konumlanan Muş kenti, Haçreş (Kurtik) Dağı eteklerinde ortaya çıkmış, tarihsel süreçte kuzeydeki geniş ovasına doğru yayılıp gelişmiştir. Bugün, çok katmanlı tarihinin birikimi olan mimari dokusuyla bölgesel kültür tarihi içinde özgün bir yer edinmiştir. Ancak bu birikim, hem yazılı kaynaklara yansımamış olması hem de yakın dönem dönüşümlerinin hızı nedeniyle kaybolma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu nedenle kentin mimarlık tarihi parçalı ve pek çok yönüyle muğlak kalmaktadır. Muş ili genelinde tarihî yapıların önemli bir bölümünü oluşturan İslâm dönemi mimari mirasının günümüz koşullarında ayrıntılı biçimde belgelenmesi, tarihsel–tipolojik bir okuma ile çözümlenmesi ve görünür kılınması; hem gelecekteki mimarlık ve tarih araştırmaları için sağlam bir zemin oluşturacak hem de kentin mimari gelişimine yönelik uygulanabilir koruma ve tasarım önerilerinin geliştirilmesine olanak sağlayacaktır. Bölgenin İslam mimari serüveni, M. 1071 Malazgirt Savaşı sonrasında belirginleşmiş; Büyük Selçuklular adına hüküm süren Ahlatşahlar ve sonrasında sırasıyla Eyyûbîler, Anadolu Selçukluları, İlhanlılar, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safevîler ve nihayet Osmanlı idaresi altında çok kez süreklilik ve kopuş hatları üretmiştir. Bu uzun erimli katmanlaşma cami, medrese, türbe, zaviye, köprü, han, hamam ve çeşme gibi çeşitli yapı türleriyle fiziki çevrede iz bırakmıştır. Ancak Moğol ve Timur istilaları, büyük depremler, toplumsal dönüşümler ve bilinçsiz müdahaleler nedeniyle erken dönemlere ait örneklerin önemli bir kısmı günümüze ulaşamamıştır. Çoğu yapının yapım kitabeleri olmadığından ve olanlarında tamiratla ilgili olmasından ötürü bölgede yaşayan köklü ailelerden bilgi toplamak gerekmektedir. Bu bağlamda Bulanık kırsalındaki Esenlik ve Mollakent camileriyle Korkut kırsalındaki Akyıldız, İçboğaz ve Yünören camileri Selçuklu–Ahlatşah evrelerinde ilk temelleri atılan camilerdir. Bu yapılar depremler ve istilalar sonucunda büyük ölçüde yeniden inşa edilmişlerdir. Diğer yandan yapıların biçim ve işlevleri bakımından değerlendirildiğinde; Murat Köprüsü ve Malazgirt hanlarını Anadolu Selçuklu dönemine tarihleyebiliriz. İlhanlı döneminde bir inşa geçirdiği tespit edilen ve Selçuklu izleri okunabilen Esenlik Köyü Camii ile günümüze büyütülmüş bir şekilde ulaşan Hacı Şeref Camii vakfiyelerinden ve kitabelerinden bölgedeki en erken tarihli cami örnekleri olarak bilinir. Hz. Ömer fetihleri sırasında temeli atılan Muş Ulu Camii ise, Osmanlı dönemindeki imar faaliyetleriyle zaviyeden camiye evrilen erken bir eşikte konumlanır. Buna ek olarak, yerel beylerden Alaaddin Bey ve ailesi tarafından inşa ettirilen cami, han, hamam ve medrese yapıları kent merkezindeki imar faaliyetlerinin önemli bir bölümünü kapsar. Söz konusu yapılar, kent merkezi ile Korkut ve Bulanık kırsalı ve Malazgirt merkezi odaklı bir mekânsal dağılım gösterir. Birçok yapının inşasında merkezî idareden ziyade yerel dinî önderler ile bölgesel eşrafın belirleyici olduğu anlaşılmakta; bu yerel karakter, kent ve kırsal arasındaki mimari farklılaşmaya da açık biçimde yansımaktadır. Kent merkezindeki mimari birikim, başta üç ana cami – Muş Ulu Camii, Hacı Şeref Camii, Alaaddin Bey Camii ve bunların külliye bileşenleri – ile temsil edilmektedir. Bu çekirdeğe Murat Paşa, Hacı Yasin ve Saray camileri eklemlenir. Ticaret yapıları arasında Yıldızlı Han (günümüze ulaşabilen tek han) ile diğer han kalıntıları; hamam yapılarında ise hâlen işlevini sürdüren Alaaddin Bey Hamamı ile dere boyunca sıralanan Migre/Dere Hamamı ve Tapık–Güllü hamamları öne çıkar. Dere hamamları kuzeydoğu-güneybatı doğrultusundaki benzer plan çözümleriyle ortak bir dil oluşturur. Kent ile ova arasında kurulan ilişkide, kırsalda geçmiş bir güzergâhı izleyen Seyda, Hatun, Abdurrahman Paşa ve Kaynarca köprüleriyle daha güneydeki Murat nehrini geçen Murat köprüsü kentin İslam dönemi köprülerini oluşturur. Bulanık ve Mollakent köyleri camilerinin yanı sıra medrese–zaviye/tekke–mezarlık–kulleteyn (havuzlu mescit) bileşenleriyle adeta bir külliye niteliği taşımaktadırlar. Özellikle kulleteynler, Anadolu'da çok fazla görülmeyen; havuzla mescidin bir arada kurgulandığı, ahşap direkli, kırlangıç kubbeli, istiridye kavsaralı özgün yapı türleridir. Kentin kırsal peyzajının barındırdığı mimari zenginlik, merkezden geri kalmaz. Kentin tek tarihî çeşmesi ise Alaaddin Bey Camii yanındaki eski karakol binasının cephesindeki Yakup Efendi Çeşmesi'dir. Plan şemaları bakımından bölge camileri üç ana grupta toplanmaktadır: kareye yakın kütlede kurgulanmış çok kubbeli camiler (Alaaddin Bey, Hacı Şeref, Mollakent yeni cami); enine gelişen, mihrap önü kubbeli camiler (Akyıldız, İçboğaz, Esenlik ve Muş Ulu Camii); beşik tonoz örtülü dikdörtgen planlı camiler (Yünören ve İçboğaz). Taşıyıcı sistemlerde düzgün kesme taş paye ve sütunlar, sivri kemerler, pandantif ve tromp geçişleriyle kubbe ve tonoz örtüler birlikte kullanılır; dış örtüde, bazı örneklerde bölgedeki kiliselerde de izlenen Selçuklu etkili kasnak üzerine oturtulmuş piramidal külahlar dikkat çeker. Alaaddin Bey, Ulu, Hacı Yasin ve Saray camilerinin son cemaat mahallerinde konumlanan mezar düzenlemeleri ile Mollakent, Esenlik, Murat Paşa ve Ulu Camii'ndeki zaviyelerin cami kütlesine bitişik tasarlanmış olması, bölgedeki dinî mimaride cami–zaviye–türbe bileşenlerini bir arada ele alan bütüncül bir tasarım anlayışına işaret etmektedir. Kubbe ve tonozlarda kullanılan içi boş toprak küpler farklı diziliş düzenleriyle birçok yapıda karşımıza çıkmaktadır. Minare repertuvarı, genel hatlarıyla Osmanlı tipolojisini sürdürmekle birlikte, iki renkli taşla örülmüş helezonik gövde şeritleri ve üst kısımdaki baklava örgülü kuşaklarla Selçuklu etkisini de yansıtır. Mihraplarda yarım kubbeli kavsara ile yuvarlak ya da sivri kemerli mihrap nişi birlikteliği görülür; mihraplar ile kapı ve pencere sövelerinde yer yer devşirme eleman kullanımına rastlanır. Türbelerde yalın, kare ya da dikdörtgen kütle kompozisyonu ile kubbe ve beşik tonoz örtü hâkimdir. Mollakent Medresesi ise, iç sofalı sivil mimariyi hatırlatan plan kurgusuyla klasik medrese şemasından ayrışmaktadır. Köprülerdeki düzgün kesme taş örgü ve sivri kemerli açıklıklar, Selçuklu köprü geleneğinin bölgedeki sürekliliğini ortaya koyar. Malzeme ve bezeme okumaları, yapılarda çeşitli renklerde düzgün kesme taşın belirleyici; moloz taş, tuğla ve ahşabın ise ikincil ve tamamlayıcı bir rol üstlendiğine işaret etmektedir. Bölgenin iklim koşulları, cephelerde küçük açıklıklı, mazgal pencereli bir kurguya yöneltmiş görünmektedir. Saçak altı ve taç kapıların üstündeki konsol taş sıraları, kubbe eteğindeki kirpi saçak düzenlemeleri ve mihrabın beden duvarından taşırılarak vurgulanması, yapı grubunun ortak dilini oluşturan unsurlar olarak belirir. Bezeme çoğunlukla taç kapılar ve mihraplarla sınırlı olmakla birlikte, Alaaddin Bey Camii, palmet–rumî ve geometrik örüntüleriyle bölgenin en zengin süsleme programına sahip örneğini teşkil eder. Alaaddin Bey'in yapılarında, Esenlik ve Mollakent'te görülen istiridye ve gül bezekli motifler, aynı tip bezemenin bölgedeki Ermeni kiliselerinde de izlenebilmesi nedeniyle, ortak bir usta geleneğine ve bölgesel bir işçilik havuzuna işaret etmektedir. Kaynaklarda plastik etkisi yüksek cephesi ve zengin süslemeleriyle anılan, günümüze ulaşmamış Aslanlı Han cephesi, tasarlanan program itibarıyla Diyarbakır Ulu Cami ve Urfa Aslanlı Han ile benzerlik gösteren Selçuklu süsleme anlayışıyla örtüşmektedir. Yıldızlı Han ve Hacı Yasin Camii'nde görülen ay-yıldız motifleri ise bu yapıların geç dönem Osmanlı üslup dünyasıyla ilişkisini ortaya koyar. Özellikle çift sıralı basık sivri kemerin süslü bir kaide taşına oturması ve altlarındaki binek taşı biçimi, hem hanlarda hem de sivil mimaride izlenen ortak bir portal olarak öne çıkar; pencere alınlıklarındaki kaş kemer uygulamaları da bu ortak dilin parçasıdır. Kentteki ve kırsaldaki yapıların birbirinden farklılaşması, özellikle malzeme tercihinde belirginleşir. Kent merkezinde, Alaaddin Bey Külliyesi dışında, moloz dere taşı duvar örgüsü hâkimken; Bulanık ve Korkut kırsalında, bölgedeki ocaklardan çıkarılan kevke neynik taşı temel yapı malzemesi konumundadır. Bu kırsal örneklerde, kenttekine kıyasla kaş kemer alınlıklı pencereler yerine daha basık kemer alınlıklarla Bitlis'le yakınlık görülür. Kırsaldaki yapıların terk edilmişliğinin yanı sıra; özellikle 2013 sonrasında hız kazanan eski çarşıdaki kentsel dönüşüm süreci, çok sayıda geleneksel konut dokusunu ve sokak örgüsünü ortadan kaldırmış; bunun sonucunda ayakta kalabilen tarihî yapılar da çevrelerinden koparak“izole anıt”niteliğine bürünmüştür. Bu nedenle, üç merkez cami odağında yaya odaklı bir peyzaj kurgusunun, yönlendirme ve bilgilendirme sistemlerinin geliştirilmesi; han–hamam–cami ekseninde uyarlanmış yeniden kullanım senaryolarının oluşturulması; kültür rotaları ve tematik haritaların hazırlanması; belediye bünyesinde“Tarihsel Çevre ve Kültür”birimi ile yerel kurul/koordinasyon yapısının tesis edilmesi ve kapsamlı farkındalık programlarının yürütülmesi gibi unsurları içeren somut bir koruma–yönetim çerçevesine ihtiyaç duyulmaktadır. Sonuç olarak bu tez, Muş'un İslâm dönemi mimarisini geniş bir çerçevede belgeleyen; kronoloji–tipoloji–strüktür–bezeme–malzeme eksenlerindeki çözümlemelerini kentsel doku ve peyzajla birlikte, hem kent–kırsal bağlamında hem de bölgesel bir okuma içerisinde tutarlılıkla ele alan bir çalışma olarak konumlanmaktadır. Çalışma, aynı zamanda özgün plan, giriş ve süsleme özellikleriyle öne çıkan yapıların gerek yakın kentlerdeki benzer örneklerle gerekse bölgedeki diğer yapılarla kurduğu paralellikleri ortaya koyarak, ortak bir tasarım dili ve usta işçiliğine işaret etmektedir. Kentin mimari dönüşümü sonucunda kent imgesi niteliği taşıyan yapıların görünürlüğünün azaldığını tespit etmektedir. Bu yönüyle tez, ileride geliştirilecek koruma ve tanıtım önerilerine zemin hazırlayan bir başvuru çalışması olmanın yanı sıra, Anadolu'nun çok katmanlı mimari mirasa sahip kentlerinden biri olan Muş'un mimarlık tarihinin ortaya konmasına da katkı sunmaktadır.
Özet (Çeviri)
This thesis investigates the Islamic-period architectural heritage of the city and province of Muş, documenting its current condition and analysing it within a historical, typological and spatial framework. Situated on the transitional corridor of Eastern Anatolia, Muş developed from the foothills of Mount Haçreş (Kurtik) northwards into the wide Muş plain. Today the city retains a multilayered architectural fabric that occupies a distinctive position within the cultural history of the region. Yet this heritage remains under-documented in written sources and is increasingly threatened by rapid physical transformation, war damage, neglect and unsystematic interventions. As a result, the architectural history of Muş is fragmented and ambiguous in many respects. Focusing on Islamic-period monuments and traditional building stock, the thesis aims to; systematically document the surviving architectural heritage of the Islamic period in Muş city and selected rural settlements, analyse these structures through a combined reading of chronology, typology, structure, material, façade language, ornament and spatial organisation; situate Muş within broader regional architectural networks (Diyarbakır–Bitlis–Van and the surrounding Armenian architectural sphere); and develop proposals that can inform future conservation, interpretation and design strategies for the historic environment. Methodologically, the study combines archival research, epigraphic and vakfiye readings, field surveys, measured drawings (rölöve), photographic documentation, 3D modelling and comparative typological analysis. Where inscriptions and archival documents are absent or limited—often the case for rural structures—oral histories from long-established families and local informants are incorporated to reconstruct building histories and local meanings. Historically, the Islamic architectural trajectory in Muş becomes clearly legible after the Battle of Manzikert in 1071. Under the Ahlatshahs ruling on behalf of the Great Seljuks, followed by Eyyubid, Anatolian Seljuk, Ilkhanid, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safavid and ultimately Ottoman control, the region experienced repeated cycles of continuity and rupture. This long-term layering left traces in different building types—mosques, madrasas, tombs, zawiyas, bridges, hans, hamams and fountains—but early phases were heavily affected by Mongol and Timurid campaigns, earthquakes and later conflicts, so that many first-generation Islamic structures did not survive. Even in the absence of construction inscriptions, the mosques of Esenlik and Mollakent in Bulanık, and Akyıldız, İçboğaz and Yünören in the Korkut countryside, can be associated with the Seljuk–Ahlatshah period based on their plan types, structural features and funerary landscapes. These buildings have been substantially rebuilt after earthquakes and invasions, yet their foundational phases belong to the medieval layer. In parallel, Murat Bridge and the Malazgirt hans can be reasonably dated to the Anatolian Seljuk period through their structural and typological characteristics. Within this broader sequence, the Ilkhanid phase is represented most clearly by the Esenlik Village Mosque, which underwent significant rebuilding during this period, and by the Hacı Şeref Mosque in the city centre. Their inscriptions and vakfiyes identify them as some of the earliest securely dated mosques of the region. The Muş Ulu Mosque, whose foundations were laid during the early Islamic conquests under Caliph 'Umar, constitutes an important threshold: in the Ottoman period it evolved from a zaviye into a full congregational mosque, reflecting the expanding institutional and spatial role of Friday prayer in the town. In the early modern period, local dynasties—rather than the central Ottoman administration alone—played a decisive role in shaping the architectural landscape. The Alaaddin Bey family and their descendants commissioned a series of structures—mosque, han, hamam and medrese—that constitute a concentrated wave of building activity in the city centre, with a strong emphasis on cut-stone construction and a quasi-külliye logic. Later Maksut Paşa and Murat Paşa continued this patronage with new mosques, madrasas and tekkes. Spatially, the Islamic-period monuments form a threefold pattern: a dense cluster of monumental buildings in the city centre; rural complexes around Bulanık and Korkut (especially Esenlik and Mollakent); a group of structures at and around Malazgirt. Typologically, the mosques of Muş can be grouped into three main families: multi-domed, nearly square-plan mosques such as Alaaddin Bey, Hacı Şeref and the rebuilt Mollakent mosque; transverse, mihrap-front domed mosques such as Akyıldız, İçboğaz, Esenlik and Muş Ulu, where the prayer hall broadens laterally and the mihrap bay is emphasised by a dome; rectangular, barrel-vaulted mosques such as Yünören and İçboğaz, whose longitudinal or transverse single-aisle spaces are covered by pointed barrel vaults. Later examples like Hacı Yasin Mosque add a single-domed, centralised Ottoman type to this repertoire. Across these groups, shared structural features include the use of cut-stone piers and columns, pointed arches, pandantives and tromps, and a consistent coexistence of domes and vaults within the same building. Externally, some roofs adopt pyramidal caps over drum-like bases, echoing the profiles of regional Armenian churches and Seljuk mausolea. A recurring compositional principle is the integration of mosques with zawiyas and tombs: in Hacı Yasin, Saray, Alaaddin Bey and Ulu mosques, the son cemaat (front portico) often incorporates tombs; in Mollakent, Esenlik, Murat Paşa and Ulu mosques, adjacent zawiyas or tekkes are designed as extensions of the mosque mass. This points to a regional design logic in which mosque–zaviye–türbe are conceived as a single, interdependent architectural and ritual unit rather than as separate, autonomous structures. Beyond mosques, Mollakent Medrese adopts an inner-hall plan with side rooms reminiscent of traditional“inner-sofa”houses, deviating from classical four-iwan madrasa schemes. The türbes generally rely on simple cubic or rectangular volumes with domed or barrel-vaulted roofs, while the Mollakent türbe combines a hexagonal ground plan with a conical roof and an integrated courtyard with guesthouse and kitchen, evoking central Anatolian kümbets. Rural kulleteyns (pool-mosque structures) in Esenlik and Mollakent—wooden-posted, with swallow-tail domes and scalloped niche vaults—represent an especially rare type in Anatolia, where water rituals, prayer and communal gathering intersect in a single architectural entity. In terms of material and façade language, the study shows that dressed stone in multiple local varieties is the primary architectural medium, with rubble stone, brick and timber used in supporting roles. In the city centre, rubble river stone dominates wall construction except in the Alaaddin Bey complex, where fine Ahlat stone is used extensively. In Bulanık and Korkut, kevke and neynik stones quarried locally replace the materials of the city, producing a different texture and colour palette that aligns Muş's rural architecture with Bitlis and Ahlat traditions. Climate and topography lead to small, slit-like window openings, particularly in rural mosques and traditional houses, enhancing thermal performance and privacy. The shared visual vocabulary across the building stock includes: projecting mihrab volumes that break the external wall plane; continuous stone cornice courses under the eaves; corbelled stone bands at dome bases (kirpi saçak); and dual-coloured stone minarets with spiral (helical) bands and lozenge-patterned belts, which link Muş's mosques to Seljuk and Zengid minaret traditions in Diyarbakır, Bitlis and Van. Ornament is generally concentrated at portals, mihrabs and minarets, rather than spread over entire facades. The Alaaddin Bey Mosque, with its rich repertoire of palmet–rumi scrolls, geometric bands, scallop (istiridye) motifs and rosettes, stands out as the most elaborately decorated example. The recurrence of clover–flower and rose motifs in Alaaddin Bey, Esenlik and Mollakent, and simultaneously in regional Armenian churches, supports the argument that Armenian master masons worked for both Christian and Muslim patrons, sustaining a shared decorative grammar across confessional boundaries. The lost Aslanlı Han façade, known from photographs and written descriptions, appears to have belonged to a Seljuk-inspired sculptural programme akin to Diyarbakır Ulu Camii or Urfa's Aslanlı Han, with figural stonework combining lions, other animals and geometric framing. At the level of urban and rural morphology, the thesis identifies clear differences but also continuities. In the city centre, apart from the Alaaddin Bey complex, most walls are built in rubble stone, and the mosques are embedded in a commercial fabric of hans, hamams and narrow streets. In contrast, the rural complexes of Bulanık and Korkut occupy more expansive, landscape-dominant positions, where mosques, madrasas, kulleteyns and cemeteries form coherent sacred clusters at village edges or hill slopes. The second half of the twentieth century and especially the post-2013 urban transformation have dramatically altered this historic setting. Large-scale redevelopment in the old bazaar (eski çarşı) has demolished substantial portions of the traditional housing fabric and street network, leaving many historic buildings visually and socially detached, functioning as“isolated monuments”rather than integral parts of a living historic environment. In rural areas, abandonment, lack of maintenance and unsympathetic repairs (including widespread use of cement mortars and replacement of flat earthen roofs by metal sheeting) have accelerated decay. Based on these findings, the thesis proposes that conservation in Muş should move beyond an object-based focus on individual monuments and adopt a holistic, landscape- and network-oriented approach. Key recommendations include: designing pedestrian-oriented heritage routes that connect the three main central mosques (Ulu, Hacı Şeref, Alaaddin Bey) with surviving hans and hamams; developing interpretive signage, wayfinding and thematic maps that narrate the city's Islamic and multi-faith architectural history to residents and visitors; supporting adaptive re-use strategies for hans, hamams and selected traditional houses that respect their spatial logic and material character; establishing a dedicated“Historic Environment and Culture”unit within the municipality to coordinate conservation, planning and community engagement; and documenting and, where feasible, partially reconstructing unique rural types such as kulleteyns and village mosques through 3D models, measured drawings and controlled interventions. In conclusion, the thesis positions itself as a comprehensive reference for Muş's Islamic-period architecture, bringing together documentation, analysis and proposal within a unified framework. It clarifies building chronologies and typologies; highlights structural, material and ornamental patterns; and reads these patterns in relation to urban form, rural landscapes and regional architectural currents. At the same time, it foregrounds the ways in which Muş's monuments participate in a shared design language and craft tradition that connects them to neighbouring centres such as Diyarbakır, Bitlis and Van, as well as to the Armenian architectural heritage of the region. By demonstrating how the visibility and legibility of key“image-buildings”(imge camiler) have been reduced through modern transformation, the study not only provides a scholarly basis for future conservation and interpretation projects, but also contributes to reframing Muş as one of Anatolia's historically layered architectural cities—whose Islamic heritage can and should be understood as part of a broader, plural and interconnected cultural landscape.
Benzer Tezler
- La Vie artistique litteraire culturelle et sociale l'Izmir en langue Française (du XVII'eme siecle a nos jours)
Fransızca'da İzmir'in sanatsal edebi kültürel ve toplumsal yaşamı (XVII'inci yüzyıldan günümüze)
HASAN ZORLUSOY
Doktora
Fransızca
1993
Fransız Dili ve EdebiyatıDokuz Eylül ÜniversitesiFransız Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı
PROF. DR. EROL KAYRA
- 18 yaş üstü bireylerde yeni çağ inanışları dindarlık ilişkisi üzerine bir alan araştırması: Muş ili Bulanık ilçesi örneği
A field study on the relationship between new age beliefs and religiosity in individuals over 18 years of age: The case of Bulanık district of Muş province
ELİF SELVİ
Yüksek Lisans
Türkçe
2026
DinSüleyman Demirel ÜniversitesiFelsefe ve Din Bilimleri Ana Bilim Dalı
DR. ÖĞR. ÜYESİ MUSTAFA MEMİŞ
- Demokratik sistemde baskı grupları (Türkiye örneği)
Oppression groups in democratic system
HALİL GÖZEL
Yüksek Lisans
Türkçe
1998
Siyasal BilimlerMarmara ÜniversitesiSosyoloji ve Antropoloji Ana Bilim Dalı
PROF. DR. YÜMNİ SEZEN
- Diyarbekirli Sait Paşa'nın hayatı, eserleri ve tarihçiliği
Başlık çevirisi yok
ABDULLAH ERGİN
Yüksek Lisans
Türkçe
2001
BiyografiDicle Üniversitesiİslam Tarihi ve Sanatları Ana Bilim Dalı
Y.DOÇ.DR. ABDURRAHMAN ACAR
- Mobil telefon kullanımına bağlı oluşan 900-1800 mhz radyo frekans dalgalarının meydana getirdiği elektromanyetik alanın iliak kanat kemik mineral yoğunluğuna etkisi
The effect of electromagnetic fields on bone mineral density of iliac bone produced by 900-1800 mhz radio frequency waves dependent on cellular phone usage
BEŞİR ANDAÇ AKSOY
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2006
Ortopedi ve TravmatolojiSüleyman Demirel ÜniversitesiOrtopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı
PROF.DR. NEVRES HÜRRİYET AYDOĞAN