Geri Dön

Bazal hücreli karsinomda histopatolojik ve prognostik faktörlerin dermatoskopik bulgulara etkisi

The effect of histopathological and prognostic factors on dermoscopic findings in basal cell carcinoma

  1. Tez No: 1002598
  2. Yazar: MUHAMMED KAAN TEMİRKAYNAK
  3. Danışmanlar: DR. ÖĞR. ÜYESİ BURCU BEKSAÇ
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Dermatoloji, Dermatology
  6. Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
  7. Yıl: 2026
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Gazi Üniversitesi
  10. Enstitü: Tıp Fakültesi
  11. Ana Bilim Dalı: Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Deri kanserleri içinde en sık görülen malign tümör BHK olup nadiren metastaz yapmasına karşın lokal doku yıkımı ve nüks nedeniyle morbiditeye yol açabilmektedir. Bu çalışmada, BHK'de histopatolojik olarak yüksek riskli alt tipler (mikronodüler, infiltratif, morfeiform, bazoskuamöz), histopatolojik kötü prognostik belirteçler (PNİ, LVİ) ve NCCN 2026 risk sınıflandırmasında yer alan nüks açısından yüksek risk kriterleri ile dermatoskopik bulgular arasındaki ilişkiler değerlendirilmiş; ayrıca klinik/demografik veriler ile agresif histopatolojik alt tip ve NCCN 2026'ya göre risk sınıflandırması arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu çalışma ile, kötü prognostik faktörler ve agresif histopatolojik alt tiplerin varlığını dermatoskopik olarak öngörebilecek bulguların ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmaya 352 hasta ve 482 BHK lezyonu dâhil edilmiştir. Tanı sırasında yaş ortalaması 65,4±13,3 yıl olup hastaların %54,3'ü erkek ve %45,7'si kadındı. 482 BHK lezyonunun %86,3'ü yüksek riskli grupta iken %13,7'si düşük riskli gruptaydı. Lezyonların %67'sinde nodüler alt tip, %27,4'ünde mikronodüler alt tip, %25,7'sinde yüzeyel alt tip, %6,8'sinde infiltratif alt tip, %3,1'inde bazoskuamöz alt tip, %0,6'sında ise morfeiform alt tip saptandı. Çalışmamızdaki yaş ve cinsiyet dağılımı ile saptanan histopatolojik alt tip oranları literatürle uyumlu bulundu. Çoklu BHK öyküsü olan hastalarda NCCN 2026'ya göre düşük riskli lezyonların daha sık görüldüğü saptandı. Fitzpatrick fototip IV, NCCN 2026'ya göre yüksek risk ile ilişkili bulundu. Literatürde, çoklu BHK öyküsü olan hastalarda düşük riskle ilişkilendirilen yüzeyel alt tip ve gövde yerleşiminin daha sık izlendiği; koyu fototipli olgularda ise tanısal gecikmeye bağlı olarak lezyonların daha ileri evrelerde saptanabildiği bildirilmiş olup bulgularımız bu verilerle örtüşmektedir. Dermatoskopik değerlendirmede 24 bulgu sistematik olarak incelenmiş ve literatürde BHK için literatürde tanımlanmamış üç patern de (radyal sarı-beyaz çizgiler, radyal lineer damarlar, düzensiz sınırlı mavi-gri yapılar) analize dâhil edilmiştir. İmmünsüprese hastalarda klasik dallanan damarlar daha düşük sıklıkta izlenmiştir. Rekürren lezyonlarda beyaz yapısız alanlar ve sarı-beyaz globüller daha sık saptanmıştır. Klinik olarak sınırları belirsiz lezyonlarda infiltratif ve bazoskuamöz alt tipler ile agresif alt tip varlığı daha sık izlenmiş; dermatoskopide ülserasyon, beyaz yapısız alanlar, hiperkeratoz ve lineer parlak beyaz çizgiler daha yüksek sıklıkta görülmüştür. NCCN 2026'ya göre yüksek risk grubunda büyük mavi-gri ovoid yuvalar, klasik dallanan damarlar, ülserasyon, sarı-beyaz globüller, beyaz yapısız alanlar, lineer parlak beyaz çizgiler ve özellikle radyal sarı-beyaz çizgiler daha sık saptanmıştır. Yedi yüksek risk kriterinin sayısı üzerinden yapılan çok değişkenli analizde beyaz yapısız alanlar ve sarı-beyaz globüller yüksek risk faktörü sayısındaki artışla bağımsız ilişkili bulunmuştur. Literatürde prognostik belirteçlerin sistematik biçimde incelenmediği görülmüş olup, çalışmamız bu alandaki boşluğu doldurmaya katkı sağlayabilecek bulgular sunmuştur. Histopatolojik alt tiplere göre dermatoskopik paternler farklılık göstermiştir. Nodüler alt tipte klasik dallanan damarlar, ülserasyon, büyük mavi-gri ovoid yuvalar, radyal sarı-beyaz çizgiler ve sarı-beyaz globüller; yüzeyel alt tipte kısa ince telanjiektaziler, sütlü-kırmızı yapısız alanlar, çoklu küçük erozyonlar, yaprak/tekerlek benzeri yapılar ve ilişkili pigment yapıları; mikronodüler alt tipte sarı-beyaz globüller, lineer parlak beyaz çizgiler ve radyal lineer damarlar daha sık izlenmiştir. İnfiltratif alt tipte ülserasyon ile beyaz yapısız alanlar ve lineer parlak beyaz çizgiler; bazoskuamöz karsinomda ülserasyon, hiperkeratoz, beyaz yapısız alanlar ile nokta/virgül damarlar daha yüksek sıklıkta saptanmıştır. Agresif alt tiplerde klasik vasküler bulgulara ek olarak ülserasyon, sarı-beyaz globüller, beyaz yapısız alanlar, lineer parlak beyaz çizgiler ve hiperkeratoz daha sık görülmüştür. Mikst nodüler+mikronodüler lezyonlarda sarı-beyaz globüller ve lineer parlak beyaz çizgilerin mikronodüler bileşeni yansıttığı görülmüştür. Bulgularımız literatür verileriyle büyük ölçüde uyumludur. Tümör çapı; klasik dallanan damarlar, bazı spesifik olmayan vasküler paternler, mavi-gri/pigment yapıları, ülserasyon, beyaz yapısız alanlar ve lineer parlak beyaz çizgiler varlığında daha yüksek bulunmuştur. İnvazyon derinliği, benzer şekilde klasik dallanan damarlar, ülserasyon, sarı-beyaz globüller, radyal sarı-beyaz çizgiler, beyaz yapısız alanlar, lineer parlak beyaz çizgiler ve bazı mavi- beyaz yapılar varlığında daha yüksek saptanmıştır. PNİ varlığında ülserasyon; LVİ varlığında beyaz yapısız alanlar daha sık izlenmiştir. Tümör çapı ve invazyon derinliğine ilişkin bulgularımız literatür verileriyle büyük ölçüde uyumlu bulundu. Buna karşın PNİ ve LVİ ile ilişkili dermatoskopik bulguların literatürde yerleşik biçimde incelenmediği görüldü; bu kapsamda çalışmamız literatüre katkı sağlayabilecek sonuçlar ortaya koydu. Çalışmamızda tanımlanan radyal sarı-beyaz çizgiler baş-boyunda daha sık olup yüksek risk, nodüler alt tip ve daha yüksek invazyon derinliği ile ilişkili bulunmuş; düzensiz sınırlı mavi-gri yapılar ise düşük sıklıkta saptanmış ve prognostik ve histopatolojik değişkenlerle anlamlı ilişki göstermemiştir. Radyal lineer damarlar yüzeyel alt tipte daha düşük, mikronodüler alt tipte daha yüksek sıklıkta izlenmiş ve agresif alt tip içeren lezyonlarda daha sık saptanmıştır. Sonuç olarak çalışmamız, dermatoskopinin BHK'de tanıya ek olarak histopatolojik alt tip ve nüks riski hakkında da öngörü sağlayabileceğini; özellikle beyaz yapısız alanlar, sarı-beyaz globüller, radyal sarı-beyaz çizgiler ve radyal lineer damarların klinik karar süreçlerini destekleyebilecek dermatoskopik ipuçları olabileceğini göstermektedir.

Özet (Çeviri)

Basal cell carcinoma (BCC), the most common malignant skin tumor, rarely metastasizes but can cause morbidity due to local tissue destruction and recurrence. This study evaluated the relationships between dermatoscopic findings and histopathologically high-risk subtypes (micronodular, infiltrative, morpheiform, basosquamous) in BCC, histopathological poor prognostic markers (PNI, LVI), and high-risk recurrence criteria included in the NCCN 2026 risk classification. Additionally, the relationships between clinical/demographic data, aggressive histopathological subtypes, and risk classification according to NCCN 2026 were examined. The aim was to identify dermatoscopic findings that may predict poor prognostic factors and aggressive histopathological subtypes. A total of 352 patients and 482 BCC lesions were included. The mean age at diagnosis was 65.4 ± 13.3 years; 54.3% of the patients were male and 45.7% were female. Of the 482 BCC lesions, 86.3% were classified as high risk and 13.7% as low risk according to the NCCN 2026 criteria. Histopathologic subtypes were distributed as follows: nodular (67.0%), micronodular (27.4%), superficial (25.7%), infiltrative (6.8%), basosquamous (3.1%), and morpheaform (0.6%). The age and sex distribution of our cohort, as well as the proportions of histopathologic subtypes, were consistent with the literature. Patients with a history of multiple BCCs more frequently had lesions categorized as low risk according to NCCN 2026. Fitzpatrick skin phototype IV was significantly associated with high-risk status based on NCCN 2026. In the literature, a history of multiple BCCs has been associated with a higher frequency of the superficial subtype and trunk localization—features typically linked to lower risk—whereas darker phototypes have been reported to be diagnosed at more advanced stages due to diagnostic delay; our findings are concordant with these data. In the dermoscopic assessment, 24 features were systematically evaluated, and three previously undescribed BCC patterns (radial yellow–white streaks, radial linear vessels, and irregularly bordered blue–gray structures) were also included in the analysis. Classic arborizing vessels were observed less frequently in immunosuppressed patients. White structureless areas and yellow–white globules were more commonly detected in recurrent lesions. Clinically ill-defined lesions more frequently harbored infiltrative and basosquamous subtypes and were more likely to exhibit an aggressive histopathologic subtype; dermoscopically, ulceration, white structureless areas, hyperkeratosis, and shiny white streaks were observed at higher rates. In the NCCN 2026 high-risk group, large blue–gray ovoid nests, classic arborizing vessels, ulceration, yellow–white globules, white structureless areas, shiny white streaks, and particularly radial yellow–white streaks were significantly more frequent. In multivariable analysis using the number of seven high-risk criteria, white structureless areas and yellow–white globules were independently associated with an increasing high-risk factor count. Given that prognostic dermoscopic markers have not been systematically examined in the literature, our study provides findings that may help address this gap. Dermoscopic patterns differed according to histopathologic subtype. In the nodular subtype, classic arborizing vessels, ulceration, large blue–gray ovoid nests, radial yellow–white streaks, and yellow–white globules were more frequent. The superficial subtype more commonly demonstrated short fine telangiectasias, milky- red structureless areas, multiple small erosions, leaf-like/spoke-wheel–like structures, and associated pigmented structures. In the micronodular subtype, yellow–white globules, shiny white streaks, and radial linear vessels were more frequently observed. In the infiltrative subtype, ulceration together with white structureless areas and shiny white streaks was more common, whereas basosquamous carcinoma more frequently showed ulceration, hyperkeratosis, white structureless areas, and dotted/comma vessels. In aggressive subtypes, in addition to classic vascular features, ulceration, yellow–white globules, white structureless areas, shiny white streaks, and hyperkeratosis were more frequently observed. In mixed nodular+micronodular lesions, yellow–white globules and shiny white streaks appeared to reflect the micronodular component. Overall, our findings were largely consistent with the literature. Tumor diameter was greater in the presence of classic arborizing vessels, certain nonspecific vascular patterns, blue–gray/pigmented structures, ulceration, white structureless areas, and shiny white streaks. Similarly, invasion depth was higher in association with classic arborizing vessels, ulceration, yellow–white globules, radial yellow–white streaks, white structureless areas, shiny white streaks, and selected blue–white structures. Ulceration was more frequent in lesions with PNI, whereas white structureless areas were more frequent in lesions with LVI. Findings related to tumor diameter and invasion depth were largely concordant with the literature; however, dermoscopic correlates of PNI and LVI have not been well established, and our results may therefore contribute to the existing evidence. Among the newly described features, radial yellow–white streaks were more frequent in head-and-neck lesions and were associated with high-risk status, nodular subtype, and greater invasion depth. Irregularly bordered blue–gray structures were infrequent and showed no significant association with prognostic or histopathologic variables. Radial linear vessels were less frequent in the superficial subtype and more frequent in the micronodular subtype, and they were detected more often in lesions containing an aggressive component. In conclusion, our study suggests that dermoscopy, beyond its diagnostic utility in BCC, may also provide preoperative insight into histopathologic subtype and recurrence risk. In particular, white structureless areas, yellow–white globules, radial yellow–white streaks, and radial linear vessels may represent dermoscopic clues that can support clinical decision-making.

Benzer Tezler

  1. Erken evre meme kanserinde glikoz taşıyıcısı 1 ve mast hücre triptazı düzeylerinin prognostik ve prediktif faktörlerle ilişkisi

    The interaction of glucose transporter 1 and mast cell tryptase levels with prognostic and predictive factors in early stage breast cancer

    BİLAL ACAR

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2009

    OnkolojiAdnan Menderes Üniversitesi

    İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. SABRİ BARUTCA

  2. Göz kapağı kitlelerinde özellikler ve prognoza etkili faktörler

    Eyelid masses specifications and prognostic factors

    ÇAĞLAR ÖRÜM

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2012

    Göz HastalıklarıTrakya Üniversitesi

    Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. YAŞAR SAİT ERDA

  3. Büllöz pemfigoid hastalarında prognoz ve prognozu etkileyen faktörler

    Prognosis in patients with bullous pemphigoid and factors affecting prognosis

    GÖKTUĞ EREN ASLANKOÇ

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2024

    DermatolojiKocaeli Üniversitesi

    Dermatoloji Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. REBİAY KIRAN

  4. Bazal hücreli karsinomda peritümöral immün infiltratın rekürrensle ilişkisinin değerlendirilmesi

    Assessment of the relationship between tumor recurrence and peritumoral immune infiltrate in basal cell carcinoma

    BURCU BEKSAÇ

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2018

    DermatolojiGazi Üniversitesi

    Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. NİLSEL İLTER

  5. Cilt kanserlerinde sentinel nod diseksiyonunun tedavideki rolü

    The role of sentinel lymph node dissection in the treatment of the skin cancers

    GÖKHAN ÖZERDEM

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2007

    Plastik ve Rekonstrüktif CerrahiÇukurova Üniversitesi

    Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Ana Bilim Dalı

    PROF.DR. ÖNDER KIVANÇ