Geri Dön

Kronik spontan ürtikerde omalizumab doz aralığının uzatılmasında biyobelirteçlerin prediktif rolü

Predictive role of biomarkers in extending the dosing interval of omalizumab in chronic spontaneous urticaria

  1. Tez No: 1015736
  2. Yazar: ALPEREN KARACANOĞLU
  3. Danışmanlar: DOÇ. DR. MELEK ASLAN KAYIRAN
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Dermatoloji, Dermatology
  6. Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
  7. Yıl: 2026
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: İstanbul Medeniyet Üniversitesi
  10. Enstitü: Tıp Fakültesi
  11. Ana Bilim Dalı: Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Alerji-İmmünoloji Bilim Dalı
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Kronik Spontan Ürtiker (KSÜ), mast hücre aktivasyonu ve degranülasyonu ile karakterize, hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde bozan heterojen bir hastalıktır. Anti-IgE monoklonal antikoru olan omalizumab, yüksek doz antihistaminik tedaviye dirençli hastalarda etkili bir tedavi seçeneğidir. Klinik pratikte, tam semptom kontrolü sağlanan hastalarda omalizumab enjeksiyon aralıklarının uzatılması; tedaviyi bireyselleştirmek ve tedavi yükünü azaltmak amacıyla yaygın olarak uygulanan bir stratejidir. Ancak hangi hastaların nüks gelişmeden doz aralığı uzatımını güvenli bir şekilde tolere edebileceğini öngörebilecek objektif kriterler konusundaki belirsizlik devam etmektedir. Bu çalışmada, omalizumab doz aralığı uzatımı başarılı olan ve olmayan KSÜ hastalarının klinik fenotipleri ile biyobelirteç profilleri karşılaştırılarak nüksü öngörebilecek faktörlerin belirlenmesi amaçlandı. Haziran 2025-Ocak 2026 tarihleri arasında polikliniğimizde omalizumab tedavisi alan 18–65 yaş arası toplam 83 KSÜ hastası çalışmaya dahil edildi. Hastalar iki gruba ayrıldı: en az bir kez doz aralığı uzatma girişimi yapılmasına rağmen klinik nüks veya hastalık kontrol kaybı nedeniyle standart 4 haftalık tedavi şemasında kalmaya devam eden hastalardan oluşan standart tedavi grubu (n=39) ve hastalık kontrolünde kayıp olmaksızın enjeksiyon aralıklarını başarıyla 5–12 haftaya uzatabilen hastalardan oluşan doz aralığı uzatılabilen grup (n=44). Her iki gruptaki hastalardan omalizumab enjeksiyonu öncesinde kan örnekleri alındı. Tüm katılımcıların demografik verileri, klinik özellikleri ve laboratuvar parametreleri (Total IgE, Anti-TPO, CRP, IL-6, triptaz, D-dimer, ECP ve sedimentasyon) kaydedildi. Doz aralığı uzatılan grupta biyobelirteç düzeylerindeki zamansal değişimler, uzatılmış enjeksiyon aralığının sonunda enjeksiyon öncesinde alınan ikinci bir örnekleme ile değerlendirildi. Elde edilen sonuçlarda; hastalık süresi, standart tedavi grubunda anlamlı derecede daha uzundu (11,49±2,91 yıl; p<0,001). Ayrıca anjiyoödem (%74,4) ve eşlik eden fiziksel ürtiker (%71,8) sıklığı bu grupta anlamlı olarak daha yüksekti (sırasıyla p=0,002 ve p=0,026). Lojistik regresyon analizinde hastalık süresindeki her bir yıllık artışın başarılı doz aralığı uzatımı olasılığını azalttığı gösterildi (p<0,001). Gruplar arası karşılaştırmada bazal Total IgE ve D-dimer düzeyleri arasında anlamlı farklılık saptandı (sırasıyla p=0,029 ve p=0,018). Hastalık süresi ile D-dimer düzeyi arasında anlamlı pozitif korelasyon bulundu (p<0,001). Doz aralığı uzatılan hastaların takipleri sırasında Total IgE düzeyleri anlamlı olarak azalırken (p=0,001), triptaz düzeylerinde anlamlı artış gözlendi (p=0,003). ROC analizi sonucunda hastalık süresinin doz aralığı uzatma başarısını öngörmede iyi düzeyde ayırt edici olduğu saptandı (p<0,001). En uygun kesim noktası 9,1 yıl olarak belirlendi; bu değerde duyarlılık %72,7 ve özgüllük %74,4 olarak hesaplandı. Sonuç olarak; toplam hastalık süresi, anjiyoödem öyküsü, bazal IgE ve D-dimer düzeyleri, KSÜ hastalarında omalizumab doz aralığı uzatma kararında yol gösterici olabilir. Klinik remisyonun devam etmesine rağmen gözlenen triptaz artışı, persistan subklinik mast hücre aktivitesini yansıtabilir ve doz aralığı uzatılan bazı hastalarda klinik remisyonun biyolojik remisyonu tam olarak temsil etmeyebileceğini düşündürmektedir.

Özet (Çeviri)

Chronic Spontaneous Urticaria (CSU) is a heterogeneous disease characterized by mast cell activation and degranulation, which significantly impairs patients' quality of life. Omalizumab, an anti-IgE monoclonal antibody, is an effective treatment option for patients refractory to high-dose antihistamines. In clinical practice, extending omalizumab dosing intervals after achieving complete symptom control is a commonly used strategy to individualize treatment and reduce treatment burden. However, uncertainty remains regarding objective criteria to predict which patients can safely tolerate interval extension without relapse. This study aimed to determine predictive factors for relapse by comparing clinical phenotypes and current biomarker levels in patients with and without successful omalizumab dosing interval extension. A total of 83 CSU patients aged 18-65 receiving omalizumab at our outpatient clinic between June 2025 and January 2026 were included. Patients were divided into two groups: a standard-treatment group consisting of patients who remained on the standard 4-week regimen because at least one previous attempt at interval extension had failed due to clinical relapse or loss of disease control (n=39), and an interval-extension group successfully tolerating extended injection intervals of 5–12 weeks without loss of disease control (n=44). Blood samples from patients in both groups were obtained immediately before the omalizumab injection. Demographic data, clinical characteristics, and laboratory parameters (Total IgE, Anti-TPO, CRP, IL-6, Tryptase, D-dimer, ECP, ESR) were recorded for all participants. The temporal changes in biomarker levels in the interval-extended group were analyzed with a second sampling taken prior to injection. Disease duration was significantly longer (11.49±2.91 years) in the group where the dosing interval could not be extended (p<0,001), and the prevalence of angioedema (74.4%) and physical urticaria (71.8%) was significantly higher (p=0.002 and p=0.026, respectively). Logistic regression analysis showed that each one-year increase in disease duration decreased the probability of interval extension (p<0,001). Comparison between groups revealed significant differences in baseline Total IgE and D-dimer levels (p=0.029 and p=0.018, respectively). A significant positive correlation was found between disease duration and D-dimer levels (p<0,001). In patients with extended intervals, Total IgE levels decreased (p=0.001), while Tryptase levels significantly increased during follow-up (p=0.003). Receiver operating characteristic (ROC) curve analysis showed that disease duration had good discriminative performance for predicting successful dose interval extension (p<0,001). The optimal cut-off value was 9.1 years, yielding a sensitivity of 72.7% and a specificity of 74.4%. In conclusion, total disease duration, history of angioedema, baseline IgE, and D-dimer levels should be evaluated together when deciding to extend the omalizumab dosing interval. The increase in tryptase levels observed despite maintained clinical remission may reflect persistent subclinical mast cell activity, suggesting that clinical remission may not fully represent biological remission in some patients undergoing interval extension.

Benzer Tezler

  1. Kronik ürtikerde omalizumab gerçek yaşam verileri: Tedaviye yanıt oranları, tedaviye yanıtı belirleyen belirteçler ve tedavinin hastalık aktivite skorları ile yaşam kalitesi üzerine etkilerini inceleyen retrospektif çalışma

    Real life experiences wi̇th omalizumab for the treatment of chronic urticaria: A retrospective study to evaluate treatment responses , factors associated with treatment response, omalizumab's effect on disease activity and quality of life scores

    KÜBRA KIZILTAÇ

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2017

    DermatolojiSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. EMEK KOCATÜRK GÖNCÜ

  2. Kronik spontan ürtiker hastalarında omalizumab tedavisinin immunolojik belirteçler üzerine etkilerinin araştırılması

    The effect of omalizumab on immunological markers in chronic spontaneous urticaria

    PIRIL ETİKAN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2018

    DermatolojiSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. ÖZGÜR EMEK KOCATÜRK GÖNCÜ

  3. Kronik spontan ürtiker hastalarında omalizumab tedavisinin hastalık şiddeti, hematolojik parametreler ve C-reaktif protein üzerine etkisi

    The effect of omalizumab treatment on disease severity, hematological parameters and C-reactive protein in chronic spontaneous urticaria patients

    MUSTAFA ESEN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2019

    DermatolojiDicle Üniversitesi

    Dermatoloji Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. BİLAL SULA

  4. Kronik ürtiker hastalarında serum kalsitonin gen ilişkili peptid, substans P, nöropeptid Y ve interlökin-31 düzeylerinin omalizumab tedavisi sonrası değişim

    Changes in serum calcitonin gene-related peptide, substance P, neuropeptide Y, and interleukin-31 levels after omalizumab treatment in chronic urticaria patients

    ÇAĞDAŞ BOYVADOĞLU

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2022

    DermatolojiGaziantep Üniversitesi

    Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. HÜSEYİN SERHAT İNALÖZ

  5. Kronik spontan ürtilerli hastalarda enflamasyon belirteçlerinin tedavi yanıt ile ilişkilendirilmesi

    Association of inflammation markers with treatment response in patients with chronic spontaneous urticaria

    ASLI KUNCAN UĞUR

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2024

    Allerji ve İmmünolojiSağlık Bakanlığı

    Dahiliye Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. PAPATYA DEĞİRMENCİ