Geri Dön

Kenar ve tampon arayüzleri olarak çeper kuşak alanlarının afet direnci bağlamında değerlendirilmesi: İznik örneği, Bursa

An evaluation of fringe belt areas as edge and buffer interfaces in the context of disaster resilience: the case of İznik, Bursa

  1. Tez No: 1022483
  2. Yazar: RABİA YEŞİL
  3. Danışmanlar: DOÇ. DR. İSMAİL EREN KÜRKÇÜOĞLU
  4. Tez Türü: Yüksek Lisans
  5. Konular: Şehircilik ve Bölge Planlama, Urban and Regional Planning
  6. Anahtar Kelimeler: Afet direnci, Kentsel morfoloji, Disaster resilience, Urban morphology
  7. Yıl: 2026
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: İstanbul Teknik Üniversitesi
  10. Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
  11. Ana Bilim Dalı: Kentsel Tasarım Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Kentsel Tasarım Bilim Dalı
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Çeper kuşak alanları, kentsel morfoloji literatüründe farklı yaklaşımlarla ele alınan ve kentlerin tarihsel büyüme ve duraklama süreçleri arasında oluşarak bu dönemlere ait mekânsal izler taşıyan önemli morfolojik unsurlardır. Kentin belirli bir evresinde kent kenarı karakteri gösteren bu alanlar, kentsel büyümenin devam etmesiyle birlikte kentsel doku içinde kalarak eşik ve tampon bölge işlevi görmektedir. Bu özellikleri, çeper kuşak alanlarının hem korunması gereken tarihsel miras niteliği taşıdığını hem de açık alan oranı, geniş parsel yapısı ve arazi kullanımı sayesinde afet sonrası kentsel işlevlerin yeniden kazanılmasına katkı sağlayabilecek mekânsal potansiyele sahip olduğunu göstermektedir. Günümüz kentleri ise hızlı kentleşme ve büyüme odaklı politikalar nedeniyle yoğun yapılaşma, riskli fiziksel çevre ve yetersiz açık alan sistemleriyle afetlere karşı kırılgan hâle gelmektedir. Afetlere dirençli kent yaklaşımının gözetilmediği planlama süreçleri, iyileşme kapasitesi sınırlı kamusal alanların oluşmasına yol açarak kentsel dirençliliği zayıflatmaktadır. Bu durum özellikle 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremlerinde açıkça görülmüş; yapı stokunda meydana gelen ağır hasar ile afet sonrası müdahale ve geçici barınma süreçlerinde ortaya çıkan açık alan ihtiyacı, dirençli kentsel mekânların önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Bu çalışmanın amacı, çeper kuşak alanlarının afetlere dirençli kentsel planlama ve kentsel morfoloji perspektifleri çerçevesinde sahip olduğu stratejik potansiyeli, özellikle afet sonrasında üstlenebilecekleri kritik işlevler (toplanma ve geçici barınma alanları) bağlamında incelemektir. Çalışma alanı olarak, çok katmanlı tarihsel gelişim süreci, çeper kuşakların oluşumunda belirgin rol oynayan surlarla çevrili kent formu ve farklı dönemlere ait morfolojik katmanların okunabilirliği nedeniyle İznik seçilmiştir. İznik'in yüksek deprem tehlikesi taşıyan bir bölgede yer alması, geçmişte yıkıcı etkiler bırakan şiddetli depremlere maruz kalmış olması ve gelecekte de deprem tehlikesi altında bulunması, araştırma alanı olarak seçilmesini destekleyen önemli faktörler arasında yer almaktadır. Bu kapsamda çalışma, Kentsel Morfoloji ve Afet Yönetimi disiplinlerini bütünleştiren nicel bir metodolojik çerçeve önermektedir. Bu çerçeve, Conzen temelli morfolojik analiz, Mekân Dizimi (Space Syntax) ve CBS tabanlı mekânsal uygunluk analizlerinden oluşan üç tamamlayıcı yaklaşımı içermektedir. Bu yöntemlerden ilki, morfolojik analiz yöntemlerinden biri olan M. R. G. Conzen'in çeper kuşak teorisi temel alınarak, çeper kuşak alanlarının oluşum ve değişim süreçlerinin tarihsel haritalar ve kaynaklar üzerinden analiz edilmesidir. İkinci yöntem, dönüşümü hedeflenen çeper kuşak alanlarının afet sonrası tahliye kapasitesi ve erişilebilirlik düzeylerinin ölçülmesi amacıyla Mekân Dizimi modelinin bütünleşme parametrelerinin kullanıldığı analizlerden oluşmaktadır. Son olarak, bütünleşme ve erişilebilirlik düzeyleri analiz edilen İznik yol ağı ile çeper kuşak alanları arasındaki ilişki üzerinden, bu alanların afet sonrası stratejik mekânlar olarak değerlendirilmesi amacıyla güvenli erişim, alana uygunluk ve güvenlik parametreleri belirlenmiş; bu parametreler alt kriterler aracılığıyla analiz edilmiştir. Belirlenen kriterler, afet toplanma ve barınma alanlarının yer seçimi ve değerlendirilmesine ilişkin literatür taranarak oluşturulmuş, çalışma kapsamına en uygun olanlar seçilmiştir. Bu parametreler, alana uygunluk, güvenlik ve güvenli erişim olmak üzere üç ana başlık ve bunlara ait alt kriterlerden oluşmaktadır. Bununla birlikte, güvenli erişim parametresine ait alt kriterlerden elde edilen bulgular ile Mekân Dizimi analizinden elde edilen yerel bütünleşme (R500) değerleri, deprem sonrası işlev kaybını temsil eden Cf azaltım katsayıları ile birlikte değerlendirilerek bileşik bir erişilebilirlik performans göstergesi (RLI) oluşturulmuştur. Çalışma kapsamında belirlenen analiz yöntemlerinin aşamalı olarak uygulanması sonucunda, İznik çeper kuşak alanları içerisinde afet sonrası toplanma ve geçici barınma işlevlerine uygun dirençli kentsel mekânlar tespit edilmiştir. Devamında ise bu alanların afet öncesi ve sonrası süreçlerde nasıl planlanması ve tasarlanması gerektiğine ilişkin kentsel tasarım stratejilerini içeren yaklaşımlar geliştirilmiştir. Çalışmanın ilk aşaması, İznik çeper kuşak alanlarının tespiti ve değişim süreçlerinin analizinden oluşmaktadır. Yıllar içerisinde kentleşme politikaları, imar planları ve İznik'in arkeolojik ve kentsel sit alanı statüsünden kaynaklanan koruma kararlarının etkisiyle sağlamlaşma ve yabancılaşma süreçlerinden geçen iç ve orta çeper kuşak alanları belirlenmiştir. Dış çeper kuşak alanlarının ise henüz oluşumun başlangıç aşamasında olduğu ve ikincil sabitlenme hattı olarak gelişen çevre yolunun etkisiyle ilk izlerini göstermeye başladığı tespit edilmiştir. İznik'in, yüzyıllar boyunca kentsel sabitlenme hattını oluşturan surların etkisiyle sur içi ve sur dışı iç çeper kuşak bileşenlerini geliştirdiği görülmektedir. Bununla birlikte, 1975–1980 yıllarından itibaren sur içi alanın büyük ölçüde yapılaşması ve iç çeper kuşak dokusunun yapılaşma ile çevrelenmesinin ardından orta çeper kuşakların oluşmaya başladığı belirlenmiştir. Çalışmanın sonraki aşamasında, İznik ağ sistemi üzerinde Mekân Dizimi analizleri uygulanmıştır. Bulgular, sur içi ana akslar ile sur dışındaki kuzeydoğu aksında yer alan yol ağının yüksek yerel bütünleşme ve erişilebilirlik değerlerine sahip olduğunu ve tahliye açısından önemli bir potansiyel taşıdığını göstermektedir. Bununla birlikte, güvenli erişim parametresine ilişkin alt kriterler kapsamında gerçekleştirilen analizlerle İznik'te deprem sonrası yol kapanma riski ve enkaz etkisi altında kalabilecek yollar belirlenmiştir. Sur içi yol ağı dokusunun, çeper kuşak alanlarının yoğun olarak bulunduğu sur dışı bölgeye kıyasla daha kırılgan bir yapı sergilediği tespit edilmiştir. Ayrıca Mekân Dizimi analizlerinde yüksek bütünleşme ve erişilebilirlik değerlerine sahip yol segmentlerinin, afet koşullarında yol güvenliği açısından risk taşıyabileceği ve işlevsel kapasitelerinin azalması sonucunda kentin diğer bölgelerine yönelik tahliye kapasitesini zayıflatabileceği ortaya konmuştur. Bu bulgu, teorik bütünleşme metriklerinin afet sonrası erişilebilirlik performansını tek başına değerlendirmede yeterli olmadığını göstermektedir. Yöntemin uygulanması sonucunda, sur içi doku ile sur dışındaki çeper kuşak alanlarıyla ilişkili kentsel doku arasında yol güvenliği açısından önemli farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Afet koşullarında sur içi yol dokusunun, fiziksel riskler nedeniyle yerel bütünleşme değerlerini sur dışındaki yol ağına kıyasla daha fazla kaybettiği görülmüştür. RLI değerlerinin yol sistemine uygulanmasının ardından çeper kuşak alanları, afet sonrası erişilebilirlik performanslarına göre üç kademeli bir sınıflandırmaya tabi tutulmuştur. Araştırmanın sonraki aşamalarında ise üç kademeye ayrılan çeper kuşak alanlarının afet sonrası dirençli kentsel mekânlara dönüşüm uygunluğu değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler; alana uygunluk (arazi kullanımı ve işlev, alansal büyüklük, kapasite, eğim ve geçici barınma uygunluğu) ile güvenlik (jeolojik-jeoteknik yapı, taşkın, fay hattına uzaklık, bina yıkılma riski, tehlikeli yapılara uzaklık) kriterleri üzerinden gerçekleştirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre uygun olmayan çeper kuşak alanları değerlendirme dışında bırakılmıştır. Uygun bulunan alanlar ise RLI değerleri dikkate alınarak RB-P, RB-C ve RB-I dirençlilik tipolojilerine ayrılmıştır. Bu tipolojiler; erişilebilirlik düzeyi, güvenli net alan kapasitesi ve mevcut kentsel donatı olanakları birlikte değerlendirilerek afet sonrası toplanma, kısa süreli geçici barınma ve organize geçici yerleşim işlevleri açısından sınıflandırılmıştır. Elde edilen sınıflandırma doğrultusunda çeper kuşak alanlarına yönelik kademeli afet sonrası alan yönetimi modeli oluşturulmuştur. Son aşamada, geliştirilen dirençlilik tipolojileri mevcut arazi kullanımı, açık alan karakteri ve kentsel donatı özellikleri dikkate alınarak alt kullanım gruplarına ayrılmış; her alt kullanım için afet sonrası işlevleri destekleyen kentsel tasarım stratejileri geliştirilmiştir. Geliştirilen stratejilerin İznik'e özgü morfolojik ve jeolojik koşullar doğrultusunda şekillendirilmesine özen gösterilmiştir. Çeper kuşak alanlarının kentlere özgü morfolojik ve mekânsal farklılıklar gösterdiği dikkate alındığında, bu alanlara yönelik kentsel tasarım rehberlerinin yerel ve çok ölçekli yaklaşımlarla geliştirilmesi gerektiği ortaya konmaktadır. Çalışmada geliştirilen metodolojik çerçeve, İznik örneği üzerinden uygulanarak, İznik gibi tarihsel sınırları bulunan ve kendine özgü morfolojik özellikler taşıyan kentlerin çeper kuşak alanlarının afet sonrası kullanım potansiyelinin değerlendirilmesine yönelik gelecek araştırmalar için bir referans oluşturmayı hedeflemektedir. Metodolojik çerçeve, çeper kuşak alanlarının afet sonrası kullanımının mekânsal varlıkların yanı sıra zemin güvenliği, erişilebilirlik ve morfolojik bütünleşme ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Elde edilen sonuçlar, afet sonrası mekânsal planlamanın erişilebilirlik ve risk parametrelerine duyarlı dinamik bir planlama yaklaşımı gerektirdiğini göstermektedir. Kapasite analizleri, önerilen model kapsamında toplanma kapasitesinin çalışma alanı nüfusunu karşılayabildiğini; buna karşın geçici barınma kapasitesinin yetersiz kaldığını ve ilave güvenli açık alan rezervleri ile bölgesel planlama yaklaşımlarına ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Bu çalışma, çeper kuşak alanlarının kentlerin kenar ve tampon ara yüzleri olarak, afet yönetimi bağlamında dirençli kentsel mekânlar olarak değerlendirilmesinin önemini vurgulamaktadır. Çalışma aracılığıyla, çeper kuşak kavramının yalnızca kentsel morfolojinin bir bileşeni olarak değil, aynı zamanda afet sonrası dirençliliği destekleyici potansiyele sahip önemli mekânsal kaynaklar olarak değerlendirilmesi gerektiği savunulmaktadır. Tez kapsamında elde edilen bulgular ile geliştirilen model ve yaklaşımın, morfolojik verilerin afet odaklı kentsel planlama süreçlerinde kullanımını güçlendirerek dirençli kent yaklaşımlarına yönelik katkı sağlayacağı öngörülmektedir.

Özet (Çeviri)

Fringe belt areas are significant morphological components of cities that have been examined through various approaches in urban morphology literature. Formed during periods of urban growth and stagnation, they preserve the spatial traces of their respective eras. While reflecting an urban edge character during a particular historical phase, fringe belts remain embedded within the urban fabric as the city continues to expand, thereby functioning as threshold and buffer zones between historical strata. This condition indicates that fringe belt areas carry the character of a historical heritage warranting preservation, while simultaneously possessing considerable spatial potential, by virtue of their distinctive morphological attributes such as the abundance of open spaces, large plot structures, and land use patterns, to contribute to the rapid functional recovery of cities in the aftermath of disasters. Contemporary cities, shaped by rapid urbanisation processes and growth-oriented spatial policies, are increasingly transformed into vulnerable and resilience-deficient urban spaces in the face of potential disasters, owing to their densely built-up fabrics, hazardous physical environments, and inadequate open space systems. The preparation of urban plans without consideration of disaster-resilient urban approaches leads to the formation of public spaces ill-prepared for disasters and with limited recovery capacity, thereby adversely affecting overall urban resilience. The consequences of this condition were clearly evident in the February 6, 2023 Kahramanmaraş earthquakes, whose destructive impact extended across a wide geographic area. The severe damage sustained by the building stock in affected cities, together with the heightened recognition of the critical importance of open spaces for post-disaster response and temporary shelter functions, once again underscored the imperative of planning resilient urban spaces. This study aims to examine the strategic potential of fringe belt areas from the perspectives of disaster-resilient urban planning and urban morphology, particularly with respect to the critical functions they may assume in the aftermath of disasters, including assembly areas and temporary shelter zones. Accordingly, İznik was selected as the study area on the grounds of its multi-layered historical development process, its walled urban form that played a prominent role in fringe belt formation, and the legibility of its morphological strata from different periods. The fact that İznik is located within a region of high seismic hazard, has been subjected to severe earthquakes causing devastating damage in the past, and remains under seismic hazard in the future are among the key factors supporting its selection as the research area. Within this scope, the study proposes a quantitative methodological framework integrating the disciplines of Urban Morphology and Disaster Management. This framework comprises three complementary approaches: Conzenian morphological analysis, Space Syntax analysis, and GIS-based spatial suitability analysis. The first method is grounded in M.R.G. Conzen's fringe belt theory and involves analysing the formation and transformation processes of fringe belt areas through historical maps and sources. The second method consists of analyses employing the integration parameters of the Space Syntax model to measure the post-disaster evacuation capacity and accessibility levels of the fringe belt areas targeted for transformation. Finally, on the basis of the relationship between the İznik road network—whose integration and accessibility levels were analysed—and the fringe belt areas, safe access, site suitability, and safety parameters were defined and evaluated through their respective sub-criteria in order to assess these areas as strategic post-disaster spaces. The criteria were derived from a review of the literature on the siting and evaluation of post-disaster assembly and shelter areas, with the most applicable criteria selected for the scope of the study. These parameters are organised under three main headings—site suitability, safety, and safe access—each with corresponding sub-criteria. In addition, findings from the sub-criteria of the safe access parameter, together with the Local Integration (R500) values derived from the Space Syntax analysis, were evaluated jointly with Cf reduction coefficients—representing post-earthquake functional loss—to produce a composite accessibility performance indicator (RLI). Through the sequential application of the methods defined within the study, resilient urban spaces suitable for post-disaster assembly and temporary shelter functions were identified within İznik's fringe belt areas. Urban design strategies were subsequently developed regarding how these areas should be planned and designed in both pre- and post-disaster processes. The first phase of the study consists of identifying İznik's fringe belt areas and analysing their transformations. Inner fringe belt and middle fringe belt areas that underwent processes of consolidation and alienation under the influence of urbanisation policies, development plans, and conservation decisions arising from İznik's status as an archaeological and urban conservation site were identified. The outer fringe belt areas were found to be in their initial stages, with first traces emerging under the influence of the ring road developing as a secondary fixation line. İznik is observed to have developed its intramural and extramural inner fringe belt components under the influence of its walls, which constituted the fixation line over centuries. Furthermore, from 1975–1980 onwards, following the large-scale development of the intramural area and the enclosure of the inner fringe belt fabric by new construction, middle fringe belts began to emerge. In the following stage, Space Syntax analyses were applied to the İznik road network. The findings indicate that the principal intramural axes, together with the road network along the extramural north-eastern axis, exhibit high local integration and accessibility values and carry significant potential for evacuation. In addition, analyses conducted within the scope of the safe access parameter's sub-criteria identified roads in İznik at risk of post-earthquake closure and debris obstruction. The intramural road network fabric was found to exhibit a more fragile structure compared to the extramural zone, where fringe belt areas are predominantly concentrated. Moreover, the Space Syntax analyses revealed that road segments with high integration and accessibility values may nonetheless pose road safety risks under disaster conditions, and that reductions in their functional capacity could weaken evacuation capacity toward other parts of the city. This finding demonstrates that theoretical integration metrics alone are insufficient to evaluate post-disaster accessibility performance. The application of the method revealed significant differences in road safety between the intramural fabric and the urban fabric associated with the extramural fringe belt areas. Under disaster conditions, the intramural road fabric was found to lose local integration values to a greater degree than the extramural road network, owing to physical risk factors. Following the application of RLI values to the road system, the fringe belt areas were classified into three tiers according to their post-disaster accessibility performance. In subsequent stages of the research, the suitability of these three-tiered fringe belt areas for transformation into resilient post-disaster urban spaces was evaluated. These evaluations were carried out on the basis of site suitability criteria (land use and function, areal extent, capacity, slope, and suitability for temporary shelter) and safety criteria (geological–geotechnical conditions, flood hazard, distance to fault line, building collapse risk, and distance to hazardous structures). Fringe belt areas found unsuitable according to the analysis results were excluded from further evaluation. Suitable areas were then classified, based on their RLI values, into the RB-P, RB-C, and RB-I resilience typologies. These typologies were established by jointly considering accessibility level, safe net area capacity, and existing urban infrastructure, and were classified according to their capacity to support post-disaster assembly, short-term temporary shelter, and organised temporary settlement functions. On the basis of this classification, a tiered post-disaster area management model was developed for the fringe belt areas. In the final phase, the resulting resilience typologies were further divided into sub-use categories according to existing land use, open space character, and urban infrastructure features; urban design strategies supporting post-disaster functions were developed for each sub-use category. Particular care was taken to ensure that these strategies were shaped in accordance with the morphological and geological conditions specific to İznik. Given that fringe belt areas exhibit morphological and spatial variation specific to individual cities, it is argued that urban design guidelines for such areas should be developed through locally grounded, multi-scalar approaches. The methodological framework developed in this study is intended to serve as a reference for future research on the evaluation of the post-disaster use potential of fringe belt areas. The framework demonstrates that the post-disaster use of fringe belt areas must be assessed not only in terms of spatial assets but also in conjunction with ground safety, accessibility, and morphological integration. The findings indicate that post-disaster spatial planning requires a dynamic approach that is responsive to accessibility and risk parameters. Capacity analyses further show that, within the proposed model, assembly capacity is sufficient to accommodate the study area's population, whereas temporary shelter capacity remains inadequate, indicating the need for additional safe open space reserves and regional planning approaches. This study underscores the importance of evaluating fringe belt areas—as the edge and buffer interfaces of cities—as resilient urban spaces within the context of disaster management. It is argued that the concept of the fringe belt should be understood not merely as a component of urban morphology, but as a significant spatial resource with the potential to support post-disaster resilience. It is anticipated that the findings, model, and approach developed within this thesis will strengthen the integration of morphological data into disaster-oriented urban planning processes, thereby contributing to disaster-resilient urban planning approaches. The study acknowledges that the proposed framework was developed and tested within the specific morphological and hazard context of İznik; therefore, its application to other urban contexts requires further adaptation and validation according to local conditions. Future research may improve the proposed model through empirical calibration of accessibility reduction coefficients and the integration of additional network and physical risk parameters. Nevertheless, the findings demonstrate that fringe belt areas can be reconsidered as strategic spatial reserves capable of supporting post-disaster resilience when evaluated through integrated morphological, accessibility, and risk-based approaches.

Benzer Tezler

  1. Ge üzeri Ti, Si, Au ve ZnO tampon tabakaların pik profil yardımıyla dislokasyon ve korelasyon uzunluklarının tayini

    The dislocation and correlation lengths's determination of the Ti, Si, Au and ZnO layers on Ge with the help of the peak profile

    HASAN CELAL DERVİŞOĞLU

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2018

    Fizik ve Fizik MühendisliğiGazi Üniversitesi

    Fizik Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. MUSTAFA KEMAL ÖZTÜRK

  2. Assessing public spatial connectivity along kaduna's urban riverfront: A study of splash park and the millennium city riverfront

    Kaduna kentsel nehir kıyısı boyunca kamusal mekânsal bağlantısallığın değerlendirilmesi: splash park ve millennium city nehir kıyısı üzerine bir inceleme

    MUBARAK MAI MUSTAPHA

    Yüksek Lisans

    İngilizce

    İngilizce

    2026

    Şehircilik ve Bölge PlanlamaBahçeşehir Üniversitesi

    Mimarlık Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ MAAN CHIBLI

  3. District-based urban sprawl monitoring and modelling using CA-Markov model: application in two mega cities

    İlçe bazlı kentsel yayılma izleme ve CA-Markov model ile modelleme: iki mega şehirde uygulama

    ANALI AZABDAFTARI

    Doktora

    İngilizce

    İngilizce

    2022

    İletişim Bilimleriİstanbul Teknik Üniversitesi

    İletişim Sistemleri Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. AYŞE FİLİZ SUNAR

  4. Otoklavlanarak sterilize edilen bazı parenteral preperatların sterilizasyon sıcaklığına bağlı olarak stabilitelerinin incelenmesi

    Investigation on the stabilities of some parenteral preparations sterilized by autoclaving as depending on the sterilization temperature

    TANGÜL KILINÇ

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    1992

    Eczacılık ve FarmakolojiAnkara Üniversitesi

    Farmasötik Teknoloji Ana Bilim Dalı

    PROF.DR. KANDEMİR CANEFE

  5. Bir B segment araç için ön gövde çarpma parçalarının tasarımı

    Desing of front body crash components for B segment small car

    CEVRİYE NUR KÖSE

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2015

    Metalurji Mühendisliğiİstanbul Teknik Üniversitesi

    Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. HÜSEYİN ÇİMENOĞLU