Empathy as a non-ideal necessity: On the normative role of empathy for justice under pluralism
İdeal olmayan bir zorunluluk olarak empati: Çoğulculuk koşullarında empatinin adaletteki normatif rolü üzerine
- Tez No: 1023390
- Danışmanlar: PROF. DR. GÜRCAN KOÇAN
- Tez Türü: Yüksek Lisans
- Konular: Siyasal Bilimler, Felsefe, Political Science, Philosophy
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2026
- Dil: İngilizce
- Üniversite: İstanbul Teknik Üniversitesi
- Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
- Ana Bilim Dalı: Siyaset Çalışmaları Ana Bilim Dalı (disiplinlerarası)
- Bilim Dalı: Siyaset Çalışmaları Bilim Dalı
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Empati, ötekine odaklı duygulanımsal bir süreci ifade etmekle birlikte, insanların birbiri ile ilişki kurduğu günlük hayatın çeşitli alanlarında kendini göstermektedir. Empatinin bu sosyal ve duygusal karakteri, duyguların ve duygulanımsal süreçlerin adalet kavramından soyutlanarak göz ardı edilmediği olasıkları siyasal teorinin zeminine getirmekte, dolayısıyla alternatif bir çerçevenin oluşmasına için yeni bir alan yaratabilme potansiyelini imlemektedir. Söz konusu olasılıklardan hareketle bu tez, empatinin çoğulcu ve demokratik toplumlar dahilinde adalet kavramına yönelik normatif rolünü araştırmakta ve adaletin idealize edilmiş ve duygulardan arındırılmış soyutlamalar ile şekillendirildiği yöntemlere karşı öne sürülen itirazlara katkıda bulunma amacını taşımaktadır. Siyaset teorisini ahlak felsefesi ve yorumlayıcı nitel analizle birleştiren bu çalışma, empatinin siyasal yaşamda nasıl tezahür ettiğini ve nasıl tezahür etmesi gerektiğini ele almak; aynı zamanda empati ile adalet arasındaki ilişkinin ortaya çıkarabileceği muhtemel yararları ve tehlikeleri göstermek amacıyla disiplinlerarası bir yaklaşım benimsemektedir. Bu bağlamda tezin temel argümanı, empatinin adalet için sınırlı fakat vazgeçilemez bir rolü olduğuna dayanmakta; farklı tahakküm biçimlerinin, motivasyonel eksikliklerin ve tanınmama durumlarının ortaya çıktığı ideal olmayan koşullar altında empatinin adalet için epistemik ve motivasyonel bir zorunluluk olduğunu ileri sürmektedir. Ancak bu noktada, empatinin epistemik ve motivasyonel önemi, empati kavramına değişmez bir öz atayan aşkın bir bağlamda ele alınmamış, empatinin sosyal inşaya ve yakınlık yahut mesafe gibi psikolojik önyargılara açıklığının altı çizilmiştir. Dolayısıyla, empatinin ihtiyaç duyduğu eleştirel ve yapısal farkındalık dahilinde bu tez, empatik angajmanın genelleştirilebilir kurallar ile birleştirildiği bir hibrit normu, adaletsizliğin ortadan kaldırılması üzerinden kavramsallaştıran bir adalet yaklaşımı temelinde önermiştir. Bu bağlamda empati, görünmez toplumsal acı ve deneyimlerin ortaya çıkarılması ve dayanışma ve tanınma mücadelelerin ideal olmayan koşullar altında sürdürülebilmesi için bir katalizör olarak değerlendirilmiştir. Söz konusu argümanı ortaya koyabilmek için, ilk önce adalet kavramı dahilinde bir kavramsal analiz yapılmıştır. Adaletin temel boyutlarının, elementlerinin ve öne çıkan adalet yaklaşımlarının değerlendirildiği bu bölümde, tek bir değer üzerinden inşa edilmiş sabit ve değişmez bir tanım yapmanın, kavramın bağlamsal ve sosyal niteliğini göz ardı etmek olacağı öne sürülmüştür. Aksine adaletin, çok katmanlı ve ele alındığı sosyal gerçekliğe duyarlı olarak değişen bir kavram olduğu vurgulanmıştır. Dolayısıyla kavramın dağıtım alanında ortaya çıkan sorunlarla sınırlı olmayan, tanınmama ve sosyal mağduriyet biçimlerini de dikkate alabilecek ilişkisel bir biçimde ele alınması gerekliğini benimsemiştir. Bölüm ne duygulara ne de yaşanmış adaletsizlik deneyimlerine yer açabilen, dağıtım süreçlerine ilişkin idealize edilmiş soyutlamalara dayanan yaklaşımlara yönelik bir eleştiriyle sonuçlandırılmıştır. Bunu takiben üçüncü bölümde de kavramsal bir analiz yapılmış; ancak bu kez analizin odağı empati kavramı olmuştur. Bu bölümde empatinin boyutları ve kurucu unsurları belirlenmiş, empatiye ilişkin başlıca yaklaşımlar değerlendirilerek empatinin kendine özgün yapısı açımlanmıştır. Empati bu bölümde tekil bir duygu olarak değil; ilgi, şefkat ve öfke gibi duyguları ortaya çıkarabilen bir duygulanımsal süreç olarak ele alınmış ve genellikle eşleştirildiği sempati ve merhamet gibi duygularla arasındaki fark ön plana konulmuştur. Nitekim, empatinin yapısına ilişkin temel tartışmalardan hareketle bölüm, daha kapsayıcı bir empati anlayışına imkân sağlayabilecek bir sentez ortaya koymayı amaçlamıştır. Bu doğrultuda empati, bir başkasının durumuyla uyumlu duygulanımsal tepkilerin, perspektif alma ya da doğrudan karşılaşma yoluyla ortaya çıktığı; aynı zamanda ortaklaşa bir insanlık durumu içinde bir başka deneyim dünyasının kabulünü içeren bir süreç olarak tanımlanmıştır. Empati ve adalet kavramlarına ilişkin kavramsal analizinin ardından, dördüncü bölümde, tezin temel argümanının ilk kısmı ortaya konmuştur. Bu bölümde empatinin adalet için ideal olmayan bir epistemik zorunluluk olduğu ileri sürülmüştür. Argüman, adalet ilkelerinin meşruiyetinin, bu ilkelerden etkilenen herkesin söz konusu ilkeyi seçmiş olmasını ve yine etkilenenlerin deneyimlerinin ve bakış açılarının hesaba katılmasını gerektirdiği varsayımıyla başlamıştır. Ardından ilk öncül olarak, çoğulcu toplumlarda adaletin, birbirinden farklı insanların yaşanmış gerekçe ve deneyimlerinin epistemik olarak içerilmesini gerektirdiği ortaya konulmuştur. Ancak böyle bir epistemik dahiliyetin sonucunda, herkesin perspektifinin kolektif karar alma süreçlerinde göz önüne alınıp alınmadığı geçerli biçimde değerlendirilebilmektedir. Bu doğrultuda, idealize edilmiş rasyonalite biçimlerine dayanan liberal adalet anlayışlarının, içine doğduğu toplumsal alandan soyutlama yaparak ve toplumsal konumlar ile yapılar arasındaki farklılıkları aşındıran bir tarafsızlık ideali varsayarak, günlük hayattaki adaletsizlik deneyimlerini dışladığı savunulmuştur. Bu noktada empati, yaşanmış gerekçelere ve toplumsal acıya ikame edilemez bir epistemik erişim sağlayan ve bağlama duyarlı bir anlayışı geliştiren bir süreç olarak değerlendirilmiştir. Dolayısıyla bölümün sonucunda empati, ideal olmayan koşullar altında adalet için epistemik bir zorunluluk olarak konumlandırılmıştır. Bu zorunluluk olmaksızın, adalet ilkelerinin meşruiyetinin eksik ya da bozulmuş biçimde kurulacağı ileri sürülmüştür. Ana argümanın ikinci parçasını öne süren beşinci bölümde ise empatinin adalet için ideal olmayan motivasyonel bir zorunluluk olduğu savunulmuştur. Fakat ilgili argüman kurabilmek amacıyla empatinin motivasyonel önemine ilişkin iki ayrı fakat birbirine yaklaşan argüman hattı ortaya konmuştur. İlk hat, adaletin istikrarı için yalnızca prensiplerin meşruiyetine değil, aynı zamanda yurttaşların motivasyonel uyumuna da ihtiyaç duyduğu öncülüyle başlamıştır. Bu öncül, en azından demokratik bir“ethos”un yurttaşlık ilişkilerini şekillendirmesi; yurttaşların birbirlerinin deneyimlerine ve kapsayıcı kamusal müzakereye karşı duyarlı kılınması gerekliliğini işaretlemektedir. Söz konusu gereklilik karşısında empati, bir başkasının refahına karşı duyulan sahici bir endişenin oluşmasını sağlayarak yurttaşlar arası uyum ve dayanışma için motivasyonel bir temel halini almaktadır. Empatinin motivasyonel önemine ilişkin ikinci argüman hattı ise tanınma temelli mücadelelerle ilişkilendirilmiştir. Bu bağlamda ilk olarak adaletin yalnızca dağıtımsal değil, aynı zamanda ilişkisel olduğu belirtilmiştir. Zira adaletsizlik; dışlanma ve tanınmama deneyimlerin yahut kişinin kendi sosyal deneyimini yorumlamasını sağlayan anlamsal araçların eksik oluşundan dahi doğabilmektedir. Söz konusu adaletsiz biçimleri, içinde bulundukları toplumsal yapılara ve bağlamlara gömülü halde bulunmakla birlikte, gündelik yaşamın sayısız pratiği içerisinde bireyler tarafından devamlı olarak deneyimlenen niteliktedirler. Dolayısıyla empati, sağladığı ötekine odaklı empatik endişe ve epistemik alımlanma sayesinde, söz konusu tanınma temelli adaletsizlik deneyimlerini, yalnızca onu deneyimleyen kişiye ait bir mücadele olmaktan çıkararak kolektif bir direnişin oluşmasında motivasyonel bir temel sağlamaktadır. Her iki düzlemde de görüldüğü üzere, empati motivasyonel bir temel olarak ortaya çıkmakta ve söz konusu adaletsizlik şartları altında ideal olmayan bir motivasyonel zorunluluk haline gelmektedir. Zira empati olmaksızın baskı koşulları altında dayanışma ve yurttaşlar arası adalete ve müzakereci süreçlere yönelik desteğin sürdürülmesi ne de tanınma temelli adalet mücadelelerin birinci şahıs bakış açısının ötesine genişletilmesi mümkün görünmektedir. Tezin son bölümünde ise empatinin bir katalizör olarak sahip olduğu sınırlı fakat vazgeçilmez rolün nasıl kurumsal ve normatif bir bağlam üzerinden çerçevelenebileceğine ilişkin yapıcı bir öneri geliştirilmiştir. Bu çerçevede bölüm, genelleştirilebilir kurallar ile empatik angajmanı yan yana getiren bir normatif formül önermiştir. Söz konusu formül, maddi koşulların ve toplumsal konumların soyutlamaların yapılacağı başlıca kaynaklar arasında yer aldığı ideal olmayan modeller bağlamında geliştirilmiştir. Böylece empatik angajmanın taraflı ya da yalnızca duygusal yakınlığa bağlı bir süreç hâline gelmesi engellenmeye çalışılırken; genelleştirilebilir kuralların da yaşanmış adaletsizlik deneyimlerine duyarsız, soyut ve toplumsal bağlamdan kopuk ilkeler olarak kalmaması amaçlanmıştır. Bölüm, bu normatif formülün ortaya çıkarabileceği pratik imkânları değerlendirerek sonuçlandırılmıştır. Bu kapsamda katılımcı forumlar, yerel meclisler, anlatı temelli müzakere süreçleri, topluluk etki değerlendirmeleri ve tabandan gelişen toplumsal hareketler gibi pratikler, empatinin toplumsal acıyı görünür kılan, dayanışmayı sürdüren ve tanınma mücadelelerini destekleyen bir süreç olarak kurumsal ve siyasal yaşama nasıl dâhil edilebileceğini gösterebilmesi dolayısıyla ön plana çıkarılmıştır.
Özet (Çeviri)
Empathy is a process whereby affective responses congruent with another's situation are elicited through perspective-taking or direct encounter with another. Therefore, it is manifested in various milieus of everyday life where people engage with one another. The necessarily social and affective character of empathy brings forth a vast set of possibilities for political theory where the concept of justice is not strictly demarcated from emotions or care. Having been inspired by such possibilities, this study strives to investigate the normative role of empathy for advancing justice in pluralistic democracies. By combining political theory with moral philosophy and interpretative qualitative analysis, this study adopts an interdisciplinary approach for addressing how empathy is, and ought to be, manifested in political life, as well as for indicating both the potential benefits and dangers such an association between empathy and justice can bring forth. The main argument of the thesis is that empathy has a limited but indispensable role for justice in that it is an epistemic and motivational necessity for justice under non-ideal conditions wherein different forms of domination, motivational deficits and misrecognition occur. To this end, the thesis begins with a conceptual analysis of justice and empathy, mapping their terrain in order to set a framework in which the main approaches, dimensions and elements of the said concepts are clarified. Only then does this study put forward the epistemic part of its argument by claiming that without empathy, lived reasons and socially situated experiences remain systematically invisible under idealized abstractions. That which makes empathy a non-ideal necessity here is that the legitimacy of justice principles under pluralism requires the incorporation of the standpoints of all affected. Since empathy offers a non-substitutable epistemic access for disclosing social suffering and lived experiences, which are otherwise invisible, it becomes a non-ideal necessity for justice, through which the legitimacy of principles can be sustained. Subsequently, the motivational part of the main argument, which comprises two distinct yet converging lines, claims that without the motivational basis empathy provides, it is not possible to sustain solidarity and civic compliance under strain, and to extend recognition-based struggles beyond the directly harmed. Considering empathy as a motivational non-ideal necessity, at this point, is related to the premise that an inclusive form of justice is not only distributive but also relational, and it requires motivational compliance for its own stability. Empathy, by eliciting prosocial motivation through empathic concern, becomes a non-ideal necessity for sustaining the motivational compliance and recognitional struggles for justice under non-ideal conditions. However, this study does not take the contributions of empathy for granted, and emphasizes that the normative role of empathy is limited, since empathy itself can be socially mediated in ways that reproduce the forms of social suffering, and is liable to bias. Since empathy requires critical scrutiny and structural awareness, the main argument of the thesis is underpinned by a constructive proposal in which the negative understanding of justice as the elimination of injustice is promoted through the juxtaposition of empathic engagement and generalizable rules. Consequently, this study situates empathy as a catalyst for surfacing hidden harms and sustaining solidarity and recognitional struggles against exclusionary patterns, contributing to the challenges raised against liberal frameworks of justice in which material conditions and social positions are abstracted away by idealized forms of rationality, and in which emotions and affective processes are treated as distortions.
Benzer Tezler
- Türkiye'de endüstriyel tasarımcıların hizmet tasarımı alanındaki konumu üzerine bir araştırma
A study on the position of industrial designers in the field of service design in Turkey
SANİYE FIŞGIN
Yüksek Lisans
Türkçe
2014
Endüstri Ürünleri Tasarımıİstanbul Teknik ÜniversitesiEndüstri Ürünleri Tasarımı Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. HATİCE HÜMANUR BAĞLI
- Realisms and working women in the novels of Gaskell and Brontë
Gaskell ve Brontë'nin romanlarında gerçekçilik ve çalışan kadınlar
RANA KAHVECİ
Yüksek Lisans
İngilizce
2014
İngiliz Dili ve EdebiyatıOrta Doğu Teknik Üniversitesiİngiliz Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı
YRD. DOÇ. DR. MARGARET J. M. SÖNMEZ
- The third space, the desert and a new genesis: Bodies, hallucinatory spaces and hum/animals in Angela Carter's and Edward Abbey's fiction
Angela Carter ve Edward Abbey'nin eserlerinde üçünçü alan, çöl ve yeniden varoluş: Bedenler, halüsinasyon yaratan mekanlar ve hayvan/insanlar
DİLEK ÇALIŞKAN
Doktora
İngilizce
2017
İngiliz Dili ve Edebiyatıİstanbul Aydın Üniversitesiİngiliz Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı
YRD. DOÇ. DR. GILLIAN MARY ELIZABETH ALBAN
- An investigation on life center unit's design criteria in inclusive education environments: A case study on SERÇEV Accessible Vocational High School
Kaynaştırma eğitimi mekanlarında yaşam merkezi biriminin tasarım kriterlerinin belirlenmesi üzerine bir inceleme: SERÇEV Engelsiz Meslek Lisesi örneği
SİMGE GÜLBAHAR
Yüksek Lisans
İngilizce
2017
İç Mimari ve Dekorasyonİstanbul Teknik Üniversitesiİç Mimarlık Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. ÖZGE CORDAN
- İlköğretim okul yöneticilerinin, beden eğitimi öğretmenlerinin ve öğrencilerinin okul spor programlarındaki fair-play anlayışları: Bolu ili örneği
Insight of fairplay regarding schoolgames by primary school managers, teachers and pupils case study in Bolu
SUAT KAYA
Yüksek Lisans
Türkçe
2011
Eğitim ve ÖğretimAbant İzzet Baysal ÜniversitesiSpor Yöneticiliği Ana Bilim Dalı
YRD. DOÇ. DR. MÜBERRA ÇELEBİ