Geri Dön

Kronik obstrüktif akciğer hastalığı ile takipli olgularda pulmoner emboli sıklığı ve klinik özellikleri

Frequency and clinical characteristics of pulmonary embolism in patients followed with chronic obstructive pulmonary disease

  1. Tez No: 852501
  2. Yazar: ÖVGÜ VELİOĞLU YAKUT
  3. Danışmanlar: PROF. DR. ÖZNUR YILDIZ
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Göğüs Hastalıkları, Chest Diseases
  6. Anahtar Kelimeler: KOAH, pulmoner emboli, pulmoner tromboembolizm, sistemik inflamasyon, COPD, pulmonary embolism, pulmonary thromboembolism, systemic inflammation
  7. Yıl: 2024
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Ankara Üniversitesi
  10. Enstitü: Tıp Fakültesi
  11. Ana Bilim Dalı: Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Amaç: Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) akut alevlenme tablosu ve pulmoner tromboembolizm (PTE) kliniği sıklıkla birbirine benzerdir. Bu nedenle KOAH atak ve PTE ayrımını yapmak sıklıkla güçtür. Akut atak dönemindeki KOAH hastaları genel popülasyona göre artmış tromboembolik risk altındadır. Literatürde KOAH ve PTE ilişkisinde ortak risk faktörleri veya KOAH'a bağlı sistemik inflamasyondan hangisinin daha önemli rol oynadığı konusunda çelişki ve tartışmalar mevcuttur. Çalışmamızda KOAH tanısı ile izlenen hastalarda pulmoner emboli sıklığının araştırılması ve bu hastaların emboli durumunu etkileyebilecek faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Kliniğine Ocak 2016 ve Aralık 2021 tarihleri arasında KOAH ön tanısı olan ve PTE ön tanısı ile yatış verilen 458 hasta dahil edilmiştir. Hastalar Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi elektronik veri tabanından ve Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı dosyalarından retrospektif olarak tarandı. Dışlanma kriterleri sonrasında KOAH tanısı olan ve PTE ön tanısı ile araştırılan toplam 178 hasta saptandı. PTE ön tanısı ile incelenen bu hastalar PTE saptanan (n:94) ve PTE saptanmayan (n:84) hastalar olarak iki gruba ayrıldı. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 72.08±10.45 yıl olarak görüldü. Minimum hasta yaşı 44, maksimum hasta yaşı 93'tü. Hastaların % 59'u erkek, %41'i kadın cinsiyetteydi. Her iki hasta gruplarının yaşları, cinsiyet dağılımları, sigara kullanım durumları, sigarayı bırakan hastalarda bırakma süresi, paket-yıl verileri, VKI, USOT ve NIMV kullanım oranları arasında fark bulunmadı. PTE tespit edilen hastalarda ASKH varlığı, PTE olmayan gruba göre daha düşük saptandı. PTE saptanan grupta hemoptizi, immobilite varlığı ve ani desatürasyon görülme durumu PTE olmayan gruba göre anlamlı olarak fazla saptandı (Sırası ile p<0.05, p<0.01, p<0.05). Emboli grubundaki hastaların %69.1'i orta-düşük risk grubunda değerlendirildi. RV/LV oranı ≥1 olan hastaların KOAH yılları daha fazla bulundu. PTE olan hastaların %31.5'inde d-dimer negatif olduğu halde emboli tespit edildi. Ayrıca emboli saptanmayan hastaların %53.6'sında (45 hasta) ise d-dimer pozitif saptandı. GOLD evreleri ile CRP değerleri arasında pozitif yönlü korelasyon saptandı (r=0.327 p<0.01). Emboli saptanan hastaların 31'inde DVT bulgusu mevcuttu. 44 hastada VDUS ile gösterilebilen DVT bulgusuna rastlanmadı, 19 hastanın ise retrospektif taramada VDUS verisine ulaşılamadı. Sonuç: Sonuç olarak, KOAH atak tablosu ve PTE klinik olarak birbirine benzer ve ayrımı güç iki tablodur. Çalışmamızda PTE grubunda PTE olmayan gruba göre ASKH varlığı daha düşük oranda, hemoptizi, immobilite varlığı ve ani desatürasyon görülme oranı daha fazla oranda saptandı. Çalışmamızda PTE olgularının yaklaşık 1/3'ünde d-dimer negatif görülmüştür. Bu nedenle d-dimer negatifliğinin, emboli olgularında beklenenin altında tanı almasına neden olabileceği düşünülmüştür. Bu sonuçlar doğrultusunda, hastaların hazırlayıcı faktörlerinin ve klinik bulgularının değerlendirilmesinin ön tanı ve ileri tetkik planı için daha önemli olduğu düşünülmüştür. Ayrıca çalışmamızda, emboli saptanan ve VDUS yapılan hastaların ancak %40'ında DVT tespit edilmiştir. DVT bulgusuna rastlanmayan kalan %60'ından ise VDUS ile tespit edilemeyen venöz trombozların ve ek risk faktörlerinin sorumlu olabileceği düşünülmüştür. KOAH'lı hastalarda atak ve emboli kliniğinin ayrımında klinik ve laboratuvar yol gösterici faktörlerin irdelendiği çalışmamızda görülmüştür ki; hekimin klinik olarak hastayı predispozan faktörler ve klinik bulgular yönünden değerlendirmesi oldukça önemlidir. Çalışmamızda klinik bulgularda hastanın hemoptizi, immobilite varlığı ve ani desatürasyonu olması emboli kliniği ile oldukça ilişkili bulunmuştur. D-dimerin yanlış pozitif ve negatif sonuçları olabileceği de göz önüne alınarak, hastanın klinik özellikleri ile ileri tetkik açısından değerlendirilmesinin uygun olabileceği düşünülmüştür. Bu hastalarda emboli ve atak tablosunun ayrımında yol gösterici olabilecek faktör farklılıklarının değerlendirilebilmesi için daha geniş hasta grupları ile yapılacak çalışmalara ihtiyaç vardır.

Özet (Çeviri)

Objective: Acute exacerbation of chronic obstructive pulmonary disease (COPD) and pulmonary thromboembolism (PTE) are often presents similar clinical presentation. Therefore, it is often difficult to distinguish between a COPD exacerbation and PTE. COPD acute exacerbation increases the thromboembolic risk compared to the general population. In the literature, there are contradictions and debates about if common risk factors or systemic inflammation due to COPD plays a more important role in the relationship between COPD and PTE. In our study, it was aimed to investigate the frequency of pulmonary embolism in patients followed up with the diagnosis of COPD and to evaluate the factors that may affect the embolism status of these patients. Materials and Methods: 458 patients with prediagnosed of COPD and hospitalized with prediagnosis of PTE in the Department of Pulmonary Diseases of Ankara University Faculty of Medicine between January 2016 and December 2021 were included in our study. Patients were retrospectively searched from Ankara University Faculty of Medicine Hospital electronic database and the files of the Department of Pulmonary Diseases. A total of 178 patients with a diagnosis of COPD after exclusion criteria and investigated with a prediagnosis of PTE were identified. These patients, who were examined with a preliminary diagnosis of PTE, were divided into two groups as those with PTE (n:94) and those without PTE (n:84). Results: The mean age of the patients was 72.08±10.45 years. The minimum patient age was 44, and the maximum patient age was 93. 59% of the patients were male and 41% were female. There was no significant difference between the ages, gender distribution, smoking status, quitting time in patients who quit smoking, pack-year data, BMI, LTOT and NIMV use rates in both patient groups. The presence of atherosclerosis in patients with PTE was found to be lower than the group without PTE. The presence of hemoptysis, immobility and sudden desaturation were significantly higher in the group with PTE than in the group without PTE (p<0.05, p<0.01, p<0.05, respectively). A total of 69.1% patients in the embolism group were evaluated in the intermediate-low risk group. COPD years were found to be longer in patients with RV/LV ratio ≥1. Although d-dimer was negative, embolism was detected in 31.5% of the patients with PTE. In addition, d-dimer was positive in 53.6% (45 patients) of the patients without embolism. A positive correlation was found between GOLD stages and CRP values (r=0.327 p<0.01). DVT was found in 31 of the patients with embolism, while additional risk factors were observed in patients who did not have DVT and whose DVT status was not evaluated. Conclusion: COPD exacerbation and PTE are clinically similar and difficult to distinguish. In our study, the presence of atherosclerotic cardiovascular disease was found lower rate in the PTE group compared to the group without PTE, and the incidence of hemoptysis, immobility, and sudden desaturation was found to be higher. In our study, d-dimer was found to be negative in approximately 1/3 of PTE cases. For this reason, it was thought that d-dimer negativity might cause underdiagnosis in embolism cases. In line with these results, it was thought that the evaluation of the predisposing factors and clinical findings of the patients is more important for the preliminary diagnosis and further examination plan. In addition, in our study, with VDUS, DVT was detected in only 40% of patients with embolism. Venous thrombosis that could not be detected by VDUS and additional risk factors were thought to be responsible for the remaining 60% without DVT findings. In our study, in which clinical and laboratory guiding factors were examined in the differentiation of exacerbation and embolism in patients with COPD, it was seen that; it is very important for the physician to clinically evaluate the patient in terms of predisposing factors and clinical findings. In our study, hemoptysis, presence of immobility and sudden desaturation of the patient in the clinical findings were found to be highly correlated with the embolism clinic. Considering that d-dimer may have false positive and negative results, it was thought that it would be appropriate to evaluate the patient in terms of clinical features and further examination. Studies with larger patient groups are needed to evaluate the factor differences that may guide the differentiation of embolism and exacerbation in these patients.

Benzer Tezler

  1. Kronik obstrüktif akciğer hastalığı alevlenmesinde akciğer embolisi sıklığı, mortaliteye etkisi

    The frequency of pulmonary thromboembolism in exacerbations of chronic obstructive pulmonary disease (COPD), the effects of on mortality

    H.MURAT DEMİRBAŞ

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2005

    Göğüs HastalıklarıErciyes Üniversitesi

    Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Ana Bilim Dalı

    PROF.DR. İNCİ GÜLMEZ

  2. Hafif kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan olgularda fonksiyonel solunumsal parametreler ile klinik egzersiz testleri arasındaki ilişki

    Relatıonshıp between functıonal parameters and clınıcal exercıse tests ın patıents wıth stage 1 chronıc obstructıve pulmonary dısease

    YELDA KARA

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2011

    Göğüs HastalıklarıDokuz Eylül Üniversitesi

    Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. EYÜP SABRİ UÇAN

  3. Kronik obstruktif akciğer hastalığı ( KOAH) olan hastalarda pulmoner rehabilitasyon programının yaşam kalitesi, c-reaktif protein (CRP) ve solunum fonksiyonlarına etkinliği

    The effects of pulmonary rehabilitation on quality of life, serum CRP levels and pulmonary function tests in patients with COPD

    ŞULE ÇİLEKAR

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2013

    Göğüs HastalıklarıSelçuk Üniversitesi

    Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. FİKRET KANAT

  4. Akciğer kanserinde n-terminal pro b tip natriüretik peptid düzeyinin tanısal değeri ve önemi

    The diagnostic value and importance of n-terminal pro b type natriuretic peptid level in lung cancer

    SİNEM İNAN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2018

    Göğüs HastalıklarıSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. SEMRA BİLAÇEROĞLU