Geri Dön

Otozomal dominant polikistik böbrek hastalarında serum ve idrar kopeptin seviyelerinin hastalık şiddet parametreleri ile ilişkisi

The relationship between serum and urine copeptin levels and disease severity parameters in patients with autosomal dominant policystic kidney disease

  1. Tez No: 951011
  2. Yazar: DENİZ ÇELİK
  3. Danışmanlar: PROF. DR. ORÇUN ALTUNÖREN
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: İç Hastalıkları, Internal diseases
  6. Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
  7. Yıl: 2025
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi
  10. Enstitü: Tıp Fakültesi
  11. Ana Bilim Dalı: İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Giriş ve Amaç: Otozomal dominant polikistik böbrek hastalığı (PKBH), böbreklerde gelişen çok sayıda kist ve total böbrek hacminde artışla karakterize olan, genetik ve sistemik bir hastalıktır. Son yıllarda PKBH'deki kist oluşumunun Arjinin Vazopressin hormonu ve onun reseptörü olan V2 reseptörü aracılı hücre içi cAMP modülasyonu ile ilişkisi gösterilmiştir. Bu yolak üzerinden etki eden tedaviler de klinik olarak kullanıma girmiştir. Arjinin vasopressin (AVP) serumdaki yarı ömrü dakikalar ile ölçülebilen ve hızla parçalanan bir enzim olduğundan onun yerine serum AVP düzeylerini en iyi gösteren kopeptin düzeyi ölçülmektedir. Total böbrek hacminin PKBH'de renal progresyon ile ilişkisi iyi bilinmektedir. Bu nedenle total böbrek hacmi ile ve dolayısı ile renal progresyon ile ilişkili bir biyokimyasal belirtecin varlığına ihtiyaç vardır. Bu çalışmada amacımız serum ve idrar kopeptin seviyelerinin otozomal dominant PKB hastalarının total böbrek hacmi, kan basıncı, serum kreatinin, tahmini Glomerüler Filtrasyon Hızı (tGFH), proteinüri düzeyi gibi hastalık şiddeti belirteçleri ile ilişkisini incelemektir. Yöntem: Çalışmaya otozomal dominant PKBH tanısı ile takipli toplam 40 hasta alındı. Hastaların rutin poliklinik kontrollerinde sistolik ve diyastolik kan basınçları, beden kitle indeksleri, kullanmakta oldukları antihipertansif ilaçlar kayıt edildi. Hastalık şiddetini değerlendirmek için kullanılacak parametreler olan günlük proteinüri miktarı, serum kreatinin ve tGFH değeri, serum Na, K, Ca, P gibi elektrolit değerleri ile birlikte serum ve idrar kopeptin düzeyi ölçümü için 3 ml kan örneği ile idrar örneği rutin kontroller sırasında alındı. Kontrastsız abdominal MR veya ultrasonografi ile elde edilen görüntülerde böbreğin longitudinal sagittal ve transvers eksendeki en geniş çapları ölçülerek elipsoid formül ile böbrek hacimleri hesaplandı. Serum ve idrar kopeptin seviyelerinin total böbrek hacmi, kan basıncı, serum Cr, tGFH, proteinüri miktarı gibi hastalık şiddeti belirteçleri ile ilişkisi incelendi. Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların %57,5'i erkek, %42,5'i kadın ve ortalama yaşı 48,3±13,7 yıl idi. Hastaların %52,5'i hipertansiyon tanısına sahipti. Ortalama toplam böbrek hacmi 984.4±671,5 ml ve serum kreatinin değeri 1,4±1,03 mg/dl, günlük proteinüri miktarları 753,7±1775,3 mg idi. Serum kopeptin düzeyleri toplam böbrek hacmi ile ilişkili bulunmadı (p=0,08; r= -0,29). Ayrıca kan ya da idrar osmolalitesi ve günlük proteinüri düzeyi ile herhangi anlamlı bir ilişkiye sahip değildi. Toplam böbrek hacmi tanı süresi, kan osmolalitesi ya da serum kopeptin ile ilişkili değilken idrar osmolalitesi ile anlamlı ve güçlü düzeyde ters korelasyona (p<0,001;r= -0,54), idrar kopeptini ile de orta derecede pozitif korelasyona sahipti (p=0,02; r=0,37). Toplam böbrek hacmi 900 ml den küçük olan hastalarla karşılaştırıldığında 900 ml den büyük olan hastaların idrar osmolaliteleri belirgin derecede daha düşük (508,05±146,03'e karşı 324,0±113; p<0,001) iken idrar kopeptin düzeyi (4,81±0,94'e karşı 4,02±0,65; p=0,017) ise daha yüksekti. İdrar kopeptin düzeyi idrar osmolalitesi (p<0,001;r=-0,68) ile anlamlı derede ters korole iken günlük proteinüri ve albuminüri ile anlamlı düzeyde korelasyonu yoktu. Sonuç: Bu çalışmada hastaların serum kopeptin düzeyleri hastalık şiddet parametreleri ile ilişkili bulunmamış ancak idrar kopeptin düzeyi toplam böbrek hacmi ile ilişkili bulunmuştur. İdrar kopeptin düzeyi PKB hastalarında serum kopeptin düzeyinden daha anlamlı bir belirteç olmaya adaydır. Bu konuda literatürde az sayıda çalışma olup daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır.

Özet (Çeviri)

Introduction and Aim: Autosomal dominant polycystic kidney disease (ADPKD) is a genetic and systemic disorder characterized by the development of numerous cysts in the kidneys and an increase in total kidney volume. In recent years, the relationship between cyst formation in ADPKD and intracellular cAMP modulation mediated by the hormone arginine vasopressin and its receptor, the V2 receptor, has been demonstrated. Therapies targeting this pathway have also been introduced into clinical practice. Arginine vasopressin (AVP) is an enzyme with a serum half-life measurable in minutes and is rapidly degraded; therefore, copeptin levels, which best reflect serum AVP levels, are measured instead. The relationship between total kidney volume and renal progression in ADPKD is well established. For this reason, there is a need for a biochemical marker associated with total kidney volume and, consequently, renal progression. In this study, our aim is to investigate the relationship between serum and urine copeptin levels and markers of disease severity in ADPKD patients, such as total kidney volume, blood pressure, serum creatinine, and estimated glomerular filtration rate. Methods: A total of 40 patients diagnosed with autosomal dominant polycystic kidney disease (ADPKD) and under follow-up were included in the study. During routine outpatient clinic visits, patients' systolic and diastolic blood pressures, body mass indices, and antihypertensive medications in use were recorded. Additionally, 3 mL blood samples and urine samples were collected during routine check-ups to evaluate other parameters used to assess disease severity, including the amount of proteinuria, serum creatinine, estimated glomerular filtration rate (tGFH), and serum electrolyte levels such as Na, K, Ca, and P. Kidney volumes were calculated using the ellipsoid formula by measuring the longitudinal sagittal and transverse longitudinal diameters of the kidneys on images obtained with non-contrast abdominal MRI or ultrasonography. The relationship between serum and urine copeptin levels and disease severity markers such as total kidney volume, blood pressure, serum Cr, tGFH, and proteinuria was examined. Results: Of the patients, 57.5% were male, 42.5% were female, and their mean age was 48.3±13.7 years. Hypertension was present in 52.5% of the patients. The mean total kidney volume was 984.4±671,5 mL, and the mean serum creatinine level was 1.4±1.03 mg/dL. The mean daily proteinuria was 753,7±1775,3 mg. Serum copeptin levels were not associated with total kidney volume (p=0.08; r= -0.29). It also had no significant association with blood or urine osmolality and daily proteinuria levels. Total kidney volume was not associated with time to diagnosis, blood osmolality or serum copeptin, but had a significant and strong inverse correlation with urine osmolality (p<0.001; r= -0.54) and a moderate positive correlation with urine copeptin (p=0.02; r=0.37). Serum copeptin levels were inversely correlated with total kidney volume (p = 0.01; r = -0.41). However, serum copeptin levels showed no significant correlation with blood or urine osmolality or daily proteinuria levels. Additionally, copeptin levels were inversely correlated with age (p = 0.03; r = -0.35). When comparing patients with a kidney volume smaller than 900 mL to those with a kidney volume larger than 900 mL, the latter had significantly lower urine osmolality (508.05±146.03 vs. 324.0±113; p<0.001), while their urine copeptin levels were higher (4.81±0.94 vs. 4.02±0.65; p=0.017). Conclusion: In this study, the patients' serum copeptin levels were not found to be associated with disease severity parameters, but the urinary copeptin level was found to be associated with total kidney volume. Urinary copeptin level is a candidate to be a more significant marker than serum copeptin level in ADPKD patients. There are few studies in the literature on this subject and more studies are needed.

Benzer Tezler

  1. Otozomal dominant polikistik böbrek hastalarında idrar anjiotensinojen düzeyi ve ilişkili parametreler

    The parameters associated with urinary angiotensinogen levels autosomal dominant polycystic kidney disease patients

    İLHAN KURULTAK

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2011

    NefrolojiAnkara Üniversitesi

    Dahiliye Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. NEVAL DUMAN

  2. Otozomal dominant polikistik böbrek hastalarında idrar nötrofil jelatinaz ilişkili lipokalin düzeyinin hastalık progresyonunu öngörmedeki yeri

    The position of the illness progression of urinary neutrophil gelatinase related lipocaline in autozomal dominant polycistic renal disease

    EMRE AKSU

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2017

    NefrolojiSağlık Bilimleri Üniversitesi

    İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    UZMAN EGEMEN CEBECİ

    DOÇ. DR. SAVAŞ ÖZTÜRK

  3. Serum endotelin-1 seviyesinin otozomal dominant polikistik böbrek hastalığı olan bireylerde hipertansiyon ve böbrek fonksiyonları üzerine olan etkisinin araştırılması

    The effect of serum endotheline-1 level on hypertension and kidney functions in autosomal dominant polycystic kidney

    SEVAL KARGI

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2017

    NefrolojiErciyes Üniversitesi

    İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. İSMAİL KOÇYİĞİT

  4. Otozomal dominant polikistik böbrek hastalığında kallistatin, VEGF-A, TNF-α VE Nf-κB ile oksidatif stres arasındaki ilişkinin incelenmesi

    Investigation of the relationship between kallistatin, VEGF-A, TNF-α VE Nf-κB with oxidative stress in autosomal dominant polycystic kidney disease

    BURÇİN KIRCA

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2021

    BiyokimyaHatay Mustafa Kemal Üniversitesi

    Moleküler Biyokimya ve Genetik Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ SERDAR DOĞAN

  5. Otozomal dominant polikistik böbrek hastalığında insülin direnci, metabolik sendrom ve inflamasyon ilişkisi

    Relationship between insulin resistance, metabolic syndrome and inflammation in autosomal dominant polycstic kidney disease (ADPKD)

    FAHİR ÖZTÜRK

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2016

    NefrolojiErciyes Üniversitesi

    İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. İSMAİL KOÇYİĞİT