Karotis arter stentleme işlemi sonrasında stent malapozisyonunun periprosedürel, hastane içi ve uzun dönem klinik sonlanımları öngörmedeki rolü
Başlık çevirisi mevcut değil.
- Tez No: 956104
- Danışmanlar: PROF. DR. YUSUF EMRE GÜREL
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: Kardiyoloji, Cardiology
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2025
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Marmara Üniversitesi
- Enstitü: Tıp Fakültesi
- Ana Bilim Dalı: Kardiyoloji Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Kardiyoloji Bilim Dalı
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Amaç: Karotis arter hastalığı, iskemik inmenin en sık nedenlerinden biri olup, serebral perfüzyonun bozulmasına bağlı ciddi morbidite ve mortaliteye yol açabilmektedir. Giderek artan yaşlı nüfus ve vasküler risk faktörlerinin yaygınlığı, karotis arter darlıklarının tanı ve tedavisinin önemini artırmaktadır. Cerrahi endarterektomiye alternatif olarak gelişen karotis arter stentleme (KAS), özellikle cerrahi riski yüksek hastalarda etkili bir revaskülarizasyon yöntemi haline gelmiştir. Ancak KAS işlemi, teknik zorluklara ve embolik komplikasyonlara açık bir müdahale olup, işlemin başarısını etkileyen çeşitli faktörler bulunmaktadır. Bu faktörlerden biri olan stent malapozisyonu, basitçe stentin damar duvarına tam olarak oturmaması durumudur. Bu çalışmanın amacı, KAS işlemi sonrasında dijital subtraksiyon anjiyografi (DSA) ile tespit edilen stent malapozisyonunun, işlem sonrası ortaya çıkabilecek periprosedürel, hastane içi ve uzun dönem klinik sonlanımları öngörmedeki rolünü değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Prospektif olarak planlanan bu tek merkezli çalışmada, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı'na başvuran ve karotis arter hastalığı nedeniyle revaskülarizasyon kararı alınan toplam 51 hasta değerlendirilmiştir. Son 6 ay içinde semptomatik ve ipsilateral %50'den fazla darlık saptanmış ya da asemptomatik ve %60'tan fazla darlık saptanmış, cerrahi için yüksek riskli kabul edilen hastalara karotis arter stentleme işlemi uygulanmıştır. İşlem sonunda çekilen DSA pozlarında stentin damar duvarı ile ilişkisi incelenmiş; stent ile arter duvarı arasında kontrast dolumu izlenen izlenen olgular malapozisyon(+) (Grup 1), kontrast dolumu izlenmeyenler ise malapozisyon(-) (Grup 2) olarak tanımlanmıştır. İki farklı projeksiyonda DSA görüntüleri üzerinde malapoze alanın sınırları uygun bir yazılım kullanılarak çizilmek suretiyle stent malapozisyon alanı hesaplanmıştır. Tüm hastalar işlem sonrasında nöroloji kliniğince değerlendirilmiş; gerek duyulan hastalarda difüzyon ağırlıklı manyetik rezonans görüntüleme (DWI-MRG) ile yeni oluşan serebral iskemik lezyonlar incelenmiştir. Hastalar 3., 6., 12. ve 18. ay kontrollerinde yeni nörolojik ve vasküler olaylar açısından değerlendirilmiş ve mortalite verileri kaydedilmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 51 hastanın yaş ortalaması 68,4±8,8 yıl olup, çoğunluğu (%86) erkekti. Stent malapozisyonu saptanan grup 30 hasta (%58,8), malapozisyon saptanmayan grup ise 21 hasta (%41,2) olarak belirlendi. İki grup arasında yaş, cinsiyet, temel demografik özellikler ve kardiyovasküler risk faktörleri açısından anlamlı fark saptanmadı. KAS sonrası erken dönemde yapılan DWI-MRG görüntülemede, malapozisyon grubunda yeni iskemik beyin lezyonu sıklığı anlamlı olarak daha yüksek bulundu (malapozisyon(+): %53,3; malapozisyon(-): %19; p=0,014). Ayrıca, birden fazla yeni lezyon izlenme sıklığı da malapozisyon saptanan hastalarda istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksekti (p=0,031). Periprosedürel en sık komplikasyon geçici hipotansiyon (n=15, %29,4) olup; bradikardi (n=1, %2), hiperperfüzyon sendromu (n=1, %2) ve kontrast nefropatisi (n=1, %2) sıklığı her iki grupta oldukça azdı (sırasıyla p=0,607, p=0,398, p=0,398, p=0,398). Periprosedürel ve hastane içi majör inme, miyokard enfarktüsü ya da ölüm izlenmedi. 18 aylık takip süresi boyunca, 6. ay kontrolünde 3 hasta, 12. ay kontrolünde 1 hasta, 18. ay kontrolünde 1 hastada ölüm izlendi. 12. ay kontrolünde 1 hastada çekilen kontrol MR'da nonipsilateral yeni lezyon izlendi. 3. ay kontrolünde 5 hasta, 12. ay kontrolünde 2 hastaya tekrar DSA uygulanması gerekti, ancak hiçbirinde ciddi restenoz veya tromboz saptanmadı. Sonuç: Karotis arter stentleme sonrası stent malapozisyonunun varlığı, yeni iskemik lezyon gelişimi ile vasküler risk faktörlerinden bağımsız olarak ilişkilidir. Stent malapozisyon alanı da yeni iskemik lezyon gelişen hastalarda daha fazla olma trendi göstermiştir. Stent malapozisyonu varlığı ve malapozisyon alanının işlem sonrası dönemde kantitatif olarak değerlendirilmesi, yüksek riskli olguların belirlenmesine faydalı olabilir.
Özet (Çeviri)
Aim: Carotid artery disease is one of the most common causes of ischemic stroke and can lead to serious morbidity and mortality due to impaired cerebral perfusion. The increasing elderly population and the prevalence of vascular risk factors increase the importance of diagnosis and treatment of carotid artery stenosis. Carotid artery stenting (CAS), an alternative to surgical endarterectomy, has become an effective revascularization method, especially in patients at high surgical risk. However, CAS is an intervention that is prone to technical difficulties and embolic complications, and there are several factors that affect the success of the procedure. One of these factors, stent malapposition, is simply a condition in which the stent does not fit properly in the vessel wall. The aim of this study was to evaluate the effect of stent malapposition area measured by digital subtraction angiography (DSA) after CAS procedure in predicting periprocedural, in-hospital and long-term clinical outcomes. Materials and Methods: In this prospective, single-center study, a total of 51 patients admitted to the Department of Cardiology, Faculty of Medicine, Marmara University, who underwent revascularization for carotid artery disease were evaluated. Carotid artery stenting was performed in patients who were symptomatic (ipsilateral stenosis exceeding 50%) or asymptomatic with more than 60% stenosis in the last 6 months and considered high risk for surgery. The DSA images obtained after the intervention were analyzed to determine whether the stent was fully seated in the vessel wall; patients with malapposition between the stent and the arterial wall were defined as malapposition(+) (Group 1) and those without malapposition were defined as malapposition(-) (Group 2). Stent malapposition area (mm²) was calculated in two different projections using digital measurement software on DSA. All patients were evaluated by the neurology clinic after the procedure and new cerebral ischemic lesions were examined by diffusion-weighted magnetic resonance imaging (DWI-MRI) when necessary. Patients were followed up for neurological events (e.g. stroke, transient ischemic attack) at 3rd, 6th, 12th and 18th month follow-up visits and data were recorded. In statistical analyses, Pearson chi-square test was used to compare categorical variables, and Student t test or Mann-Whitney U test was used to analyze continuous variables according to distribution. p<0.05 was accepted as the limit of statistical significance. Results: The mean age of the 51 patients included in the study was 68.4±8.8 years and the majority (86%) were male. The group with stent malapposition was 30 patients (58.8%) and the group without malapposition was 21 patients (41.2%). There was no significant difference between the two groups in terms of age, gender, basic demographic characteristics and cardiovascular risk factors. In DWI-MRI evaluations performed in the early post-CAS period, the incidence of new ischemic brain lesions was significantly higher in the malaposition group (malaposition group: 53.3%; non-malaposition group: 19%; p<0.05). In addition, the incidence of multiple new lesions was significantly higher in patients with malapposition. The most common periprocedural complication was transient hypotension; bradycardia, hyperperfusion syndrome and contrast nephropathy were rare in both groups. Serious events such as major stroke, myocardial infarction or death were not encountered in the early period. Patients were followed up clinically and radiologically at regular intervals during a mean follow-up period of 18 months, with a limited number of deaths and late cerebrovascular events over time. Furthermore, repeat angiographic examinations in selected patients did not reveal significant restenosis or stent thrombosis. Conclusion: The presence of stent malapposition after carotid artery stenting is associated with the development of new ischemic lesions independently of vascular risk factors. The area of stent malapposition also tended to be larger in patients with new ischemic lesions. Quantitative assessment of the presence of stent malapposition and the area of malapposition in the post-procedural period may be useful in identifying high-risk patients.
Benzer Tezler
- The Mechanistic evaluation of rigid and flexible pavements: A case study for Nato airports
Başlık çevirisi yok
MEHMET ERTUĞRUL BOSTANCI
- Mikrovasküler ven greftlerinin uygulanmasında bipolar koagülasyonun yeri
Başlık çevirisi yok
KEMAL TANJU HEPGÜL
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
1988
Nöroşirürjiİstanbul ÜniversitesiNöroşirürji Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. MEHMET İNAN TURANTAN
- Boyun diseksiyonu sırasında yapılan karotid sinüs denervasyonunun postoperatif kan basıncı üzerindeki etkileri
Başlık çevirisi yok
AYHAN ÖZDEDE