Mimarlık ve sinema arakesitinde: Metropolis ve megalopolis filmlerinin ütopik ve distopik mekânları üzerine bir inceleme
Intersections of architecture and cinema: An analysis of utopian and dystopian spaces in metropolis and megalopolis
- Tez No: 985078
- Danışmanlar: DOÇ. DR. GÜLŞAH GÜLEÇ
- Tez Türü: Yüksek Lisans
- Konular: Mimarlık, Architecture
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2025
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Gazi Üniversitesi
- Enstitü: Fen Bilimleri Enstitüsü
- Ana Bilim Dalı: Mimarlık Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Ütopya, insanlık tarihi boyunca var olan düzeni eleştirel biçimde sorgulamanın ve ona alternatif düşünsel ya da mekânsal modeller üretmenin bir aracı olmuştur. Bu alternatif arayış, kimi zaman kent ve toplum ölçeğinde fiziksel mekânlara, kimi zaman ise zihinsel üretim süreçlerine karşılık gelmiştir. Sinema, mimarlık gibi, mekân üzerine düşünen bir alan olarak ütopyanın temsili için önemli bir araçtır. Sinemada üretilen ütopyalar kimi zaman mimarlığın tasarım dilini ve mekân üretim süreçlerini etkilerken, mimarlık da kendi ütopyacı tahayyülünü sinemanın sunduğu görsel ve anlatısal potansiyeller aracılığıyla yeniden biçimlendirmektedir. Mimarlık ve sinema arasındaki karşılıklı ilişki, ütopyayı yalnızca tamamlanmış bir ideal model olarak değil, sürekli yeniden üretilen, tartışmaya açık ve dönüşebilir bir vizyon olarak ele alma gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu tez çalışması, mimarlık ve sinema alanlarında üretilmiş ütopik mekân temsillerini incelemekte; her iki disiplinin de ütopya kavrayışlarının distopik bir nitelik kazanabildiğini öne sürmektedir. Tezin amacı, mimari ve sinematik üretimlerde ütopik bakış açısıyla kurgulanan toplumsal, kentsel ve mekânsal düzenlerin zamanla baskıcı, hiyerarşik ve yabancılaştırıcı sistemlere dönüşme potansiyeline dikkat çekmektir. Bu dönüşümün nedeni ütopyanın çoğunlukla katı, kesin ve değişmez kurallara dayalı ideal bir toplum ve mekân modeli tanımlamasıdır. Bu durum da toplumsal ve mekânsal sürdürülebilirliği ortadan kaldırmaktadır. Yabancılaşma süreci ise çoğunlukla mekânda tekinsizlik hissinin oluşmasıyla ve ütopik bir bakış açısıyla kurgulanan mekânın distopik bir mekân halini almasıyla sonuçlanır. Bu mekânsal oluşum, tez kapsamında, Fritz Lang'ın Metropolis (1927) ve Francis Ford Coppola'nın Megalopolis (2024) filmleri üzerinden incelenmiştir. Her iki filmde de kent mekânı, toplumsal sınıflar arasındaki ayrışmanın ve çatışmanın simgesi haline gelir. Üst sınıfların yaşadığı geniş, ferah ve gösterişli alanlar ile alt sınıfların yaşadığı sıkışık, karanlık ve klostrofobik mekânlar arasındaki karşıtlık, ütopya ve distopya arasındaki kırılmayı görselleştirir. Bu açıdan, ütopyanın ve distopyanın birbirine karşıt olmayan, aksine aralarında karşılıklı bir ilişki kurmuş olan kavramlar olduğu görülmektedir. Tezde incelenen Pruitt-Igoe Konutları ve Ville Radieuse tasarımı gibi örnekler yalnızca sinemada değil mimarlıkta da ütopya ve distopya arasında karşıt değil karşılıklı bir ilişki olduğunu; başka deyişle, ütopyaların distopyaya dönüşme potansiyeli bulunduğunu göstermektedir. Bu tez, ütopyanın baskıcı ve sınırlandırıcı potansiyeline karşılık onun eleştirel ve yaratıcı yönünü vurgulamakta; Metropolis ve Megalopolis filmleri üzerinden ütopyanın distopyaya dönüşme sürecini, mimarlık ve sinema arasındaki disiplinlerarası ilişkiler bağlamında, inceleme altına almaktadır.
Özet (Çeviri)
Throughout history, utopia has functioned as a means of critically questioning the existing order and envisioning alternative social and spatial possibilities. These alternatives have emerged both as tangible architectural or urban models and as intellectual constructs that challenge how we inhabit, organize, and imagine space. Cinema, like architecture, is a spatial art form; it visualizes ideas of space, society, and the future. The cinematic imagination of utopia often informs architectural design, while architecture simultaneously reshapes its own utopian vision through the representational and narrative power of film. This reciprocal relationship reveals that utopia should not be understood as a static or completed model but as an ongoing, open-ended process—continuously revised, contested, and reinterpreted. This thesis examines utopian spatial representations within architecture and cinema to reveal how utopian visions may evolve into dystopian realities. Its main argument is that the idealized social, urban, and architectural orders produced through utopian thinking inherently contain the potential to become oppressive, hierarchical, and alienating. Because utopia seeks perfection through absolute rules and uniformity, it tends to suppress individuality, diversity, and pluralism—eventually eroding the sustainability of both society and space. The thesis explores this transformation through two key films: Fritz Lang's Metropolis (1927) and Francis Ford Coppola's Megalopolis (2024). In both, the city becomes a metaphor for class division and social tension. Monumental, luminous spaces of privilege contrast sharply with the dark, confined environments of the oppressed, visually articulating the blurred boundary between utopia and dystopia. These cinematic examples—alongside architectural cases such as the Pruitt-Igoe Housing Project and Ville Radieuse demonstrate that this tension is not unique to cinema but is deeply rooted in architectural modernity itself. Ultimately, the thesis argues that utopia often generates its own dystopia by restricting freedom in pursuit of perfection. Yet, it also emphasizes that utopia remains essential for expanding the imaginative and critical capacities of architecture and cinema. Utopia challenges established norms and stimulates new ways of thinking about the built environment. When spatial production is confined to the ideals of authority—architects, planners, or political powers—it risks turning into a mechanism of control. Therefore, this study highlights not only the limiting tendencies of utopia but also its transformative and creative potential, using Metropolis and Megalopolis to examine the evolving dialogue between architectural and cinematic visions of the ideal city.
Benzer Tezler
- Mimarlık ve sinema arakesitinde bir yönetmenin analizi: Wes Anderson
Analysis of a director in between architecture and cinema: Wes Anderson
SERENAY İNCEOĞLU
Yüksek Lisans
Türkçe
2022
MimarlıkMimar Sinan Güzel Sanatlar ÜniversitesiMimarlık Ana Bilim Dalı
DR. ÖĞR. ÜYESİ ÖZGE GÜNDEM
- Sinema ve mimarlık arakesitinde sinematografik mekânın analizi ve alternatif üretimleri; Hitchcock, Kubrick ve Anderson sineması
Analysis and alternative productions of cinematographic space at the interface of cinema and architecture; Hitchcock, Kubrick and Anderson cinema
PERVİM KARABEĞ
- Sinema ve mimarlık arakesitinde obsesif kompulsif bozukluk üzerine mekansal incelemeler
A spatial analysis of obsessive-compulsive disorder at the intersection of cinema and architecturre
RİMA GÜLER
Yüksek Lisans
Türkçe
2025
MimarlıkYıldız Teknik ÜniversitesiMimarlık Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. SELİN YILDIZ
- Temel tasarım eğitiminin mimarlık öğrencilerinin algılarına etkisi: 7.sanat üzerinden değerlendirme
The effect of basic design education on perceptions of architecture students: 7th evaluation through art
HATİCE TUĞÇE TEKİN
- Offret (kurban, tarkovsky, 1986) filminde mimari mekân ve işlevinin analizi
Analysis of architectural space and function in offret (the Sacrifice, Tarkovsky, 1986) film
ABDUL MAJEED SİDDİQİ
Yüksek Lisans
Türkçe
2021
MimarlıkKonya Teknik ÜniversitesiMimarlık Ana Bilim Dalı
PROF. DR. HAVVA ALKAN BALA