Geri Dön

Üçüncü nesil yapısal olarak eşdeğer ultra ince strutlı biyoeriyebilir polimerli sirolimus ve everolimus salınımlı stentlerin kısa ve uzun dönem klinik sonuçlarının karşılaştırılması

Comparison of short and long term clinical outcomes of third-generation structurally equivalent ultra-thin strut bioresorbable polymer sirolimus and everolimus eluting stents

  1. Tez No: 988717
  2. Yazar: AHMET CEYHUN CEBECİ
  3. Danışmanlar: DOÇ. DR. BARIŞ YAYLAK
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Kardiyoloji, Cardiology
  6. Anahtar Kelimeler: Everolimus, İlaç Salınımlı Stent, Koroner Arter Hastalığı, Perkütan Koroner Girişim, Sirolimus, Coronary Artery Disease, Drug Eluting Stent, Everolimus, Percutaneous Coronary Intervention, Sirolimus
  7. Yıl: 2026
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
  10. Enstitü: İstanbul Dr. Siyami Ersek Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi
  11. Ana Bilim Dalı: Kardiyoloji Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Amaç: Modern üçüncü nesil, ultra ince strutlu ve biyoeriyebilir polimerli ilaç salınımlı stentlerin (BP–DES) gerçek yaşam performansını değerlendirmek, güncel perkütan koroner girişim (PKG) pratiğinde önemli bir araştırma alanı oluşturmaktadır. Bu çalışma, akut koroner sendrom (AKS) veya kronik koroner sendrom (KKS) tanısı almış, primer veya elektif PKG uygulanan hastalarda modern üçüncü nesil, ultra ince strutlı ve biyoeriyebilir polimerli aynı stent platformuna sahip sirolimus salınımlı stentler (BP–SES) ile everolimus salınımlı stentlerin (BP–EES) hastane içi ve uzun dönem klinik sonuçlarını karşılaştırmayı amaçlamıştır. Bire bir aynı yapısal özelliklere sahip olmalarına karşın yalnızca salınan ilacın farklı olması, iki platform arasındaki olası klinik ayrışmanın ilaç biyolojisine özgü mekanizmalar üzerinden ortaya çıkıp çıkmadığının incelenmesini bilimsel açıdan değerli kılmaktadır. Bu bağlamda çalışma, güncel ilaç salınımlı stent (DES) teknolojilerinin etkinlik ve güvenlik profillerini değerlendirmeye yönelik özgün bir yaklaşım sunmaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma retrospektif, tek merkezli, gözlemsel bir araştırma olarak tasarlanmıştır. Nisan 2020 – Ocak 2024 tarihleri arasında bire bir aynı platformlu ultra ince strutlı BP–SES ve BP–EES implantasyonu yapılan 1300 hasta değerlendirildikten sonra dahil edilme ve hariç tutulma kriterleri doğrultusunda toplam 983 hasta çalışma popülasyonuna alınmıştır. Hastaların 596'sına BP–SES, 387'sine BP–EES implante edilmiştir. Demografik veriler, klinik özellikler, laboratuvar sonuçları, anjiyografik bulgular, işlem detayları ve takip verileri hastane bilgi yönetim sisteminden elde edilmiştir. Primer klinik sonlanım noktası hedef lezyon başarısızlığı (TLF) olarak belirlenmiş; hedef damar miyokart enfarktüsü (TVMI), klinik endike hedef lezyon revaskülarizasyonu (CITLR), kardiyak ölüm ve sekonder klinik sonlanımlar stent trombozu (ST) ve stent içi restenozu (ISR) ayrıca değerlendirilmiştir. Değişkenlerin öngördürücü etkileri çok değişkenli Cox ve lojistik regresyon analizleri ile incelenmiştir. Bulgular: Her iki grubun takip süreleri benzer olup (BP–SES 33.5 ± 11.6 ay, BP–EES 29.9 ± 8.1 ay), tüm çalışma popülasyonunun ortalama takip süresi 31.2 ± 13.8 ay olarak hesaplanmıştır (p = 0.27). Çalışma popülasyonunun ortalama yaşı 58.2 ± 10.3 yıl olup BP–EES grubunda yaş anlamlı olarak daha ileri bulunmuştur (p < 0.01). Hipertansiyon, BP–SES grubunda anlamlı olarak daha yüksek oranda izlenmiştir (p < 0.01); diyabet, hiperlipidemi ve sigara kullanımı açısından anlamlı fark saptanmamıştır (p = 0.77, p = 0.94, p = 0.12). Kronik böbrek hastalığı, BP–EES grubunda anlamlı olarak daha yüksek bulunmuş ve daha düşük tahmini glomerüler filtrasyon hızı (eGFR) değerleriyle anlamlı olarak uyumlu saptanmıştır (p = 0.04, p = 0.01). BP–SES grubunda ST segment yükselmeli miyokart enfarktüsü (STEMI) oranı anlamlı daha yüksektir (p < 0.01). Ayrıca BP–SES grubunda lökosit ve nötrofil değerleri anlamlı daha yüksek (p < 0.01, p < 0.01), toplam stent uzunluğu anlamlı daha fazla (p = 0.01), trombüs yükü ve postdilatasyon ihtiyacı anlamlı daha fazla izlenmiştir (p < 0.01, p = 0.02). Kalsifikasyon, tortüozite ve diseksiyon oranları benzer bulunmuştur. (p = 0.12, p = 0.36, p = 0.74). Uzun dönem klinik sonuçlar incelendiğinde, ST (%7.0 – %3.6; p < 0.01) ve ISR (%12.4 – %8.8; p < 0.01) oranlarının BP–SES grubunda anlamlı olarak daha yüksek olduğu görülmüştür. CITLR, BP–SES grubunda %11.4 – %7.2 oranlarıyla anlamlı daha yüksek olarak saptanmıştır (p < 0.01). Buna karşın TVMI (p = 0.31) ve kardiyak ölüm (p = 0.49) açısından iki grup arasında anlamlı fark izlenmemiştir. Bu nedenle kompozit sonlanım TLF, iki stent arasında benzer bulunmuştur (BP–SES %16.3, BP–EES %13.4; p = 0.27). Çok değişkenli analizlerde diyabet ve stent konumlandırma paterni ST, ISR ve CITLR için ortak olarak bağımsız güçlü belirleyiciler olarak saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışma, yapısal olarak aynı platformu paylaşan iki modern üçüncü nesil DES arasında gözlenen klinik ayrışmanın, esas olarak salınan ilacın biyolojik etkileriyle ilişkili mekanizmalar üzerinden ortaya çıktığını göstermektedir. BP–SES grubunda ST, ISR ve özellikle CITLR oranlarının anlamlı daha yüksek bulunması bu ilaçla ilişkili farklılaşmayı desteklerken, TVMI, kardiyak ölüm ve TLF açısından anlamlı fark izlenmemesi majör klinik sonlanımların benzerliğini ortaya koymuştur. Çok değişkenli analizlerde diyabet ve stent konumlandırma paterninin, diğer anlamlı belirleyicilere ek olarak ST, ISR ve CITLR'nin üçünde de ortak biçimde güçlü bağımsız belirleyiciler olarak ortaya çıkması; klinik sonuçların hem stentten salınan farklı ilaçların etkilerinden hem de hasta profili ile lezyon ve işlemsel özelliklerin etkileşiminden anlamlı ölçüde etkilendiğini göstermektedir.

Özet (Çeviri)

Objective: Evaluating the real-world performance of modern third-generation, ultra-thin strut, biodegradable-polymer drug-eluting stents (BP–DES) constitutes an important area of investigation in contemporary percutaneous coronary intervention (PCI) practice. This study aimed to compare the in-hospital and long-term clinical outcomes of sirolimus-eluting stents (BP–SES) and everolimus-eluting stents (BP–EES), both of which share the same modern third-generation, ultra-thin strut, biodegradable-polymer stent platform, in patients diagnosed with acute coronary syndrome (ACS) or chronic coronary syndrome (CCS) who underwent primary or elective PCI. Although these stents have identical structural characteristics, the difference in the eluted drug makes it scientifically valuable to examine whether any potential clinical divergence between the two platforms emerges through mechanisms specific to drug biology. In this context, the study provides a distinctive approach to evaluating the efficacy and safety profiles of contemporary drug-eluting stent (DES) technologies. Materials and Methods: This study was designed as a retrospective, single-center, observational investigation. After evaluating 1300 patients who underwent implantation of identical-platform, ultrathin-strut BP-SES or BP-EES between April 2020 and January 2024, a total of 983 patients were included in the study population in accordance with the predefined inclusion and exclusion criteria. BP-SES was implanted in 596 patients, while BP-EES was implanted in 387 patients. Demographic data, clinical characteristics, laboratory results, angiographic findings, procedural details, and follow-up information were obtained from the hospital information management system. The primary clinical endpoint was defined as target lesion failure (TLF); target vessel myocardial infarction (TVMI), clinically indicated target lesion revascularization (CITLR), cardiac mortality, and the secondary endpoints of stent thrombosis (ST) and in-stent restenosis (ISR) were also evaluated. The predictive effects of variables were examined using multivariable Cox and logistic regression analyses. Results: The follow-up durations were similar between the two groups (BP–SES 33.5 ± 11.6 months, BP–EES 29.9 ± 8.1 months), with a mean follow-up period of 31.2 ± 13.8 months for the entire study population (p = 0.27). The mean age of the study cohort was 58.2 ± 10.3 years, and age was significantly higher in the BP–EES group (p < 0.01). Hypertension was observed at a significantly higher rate in the BP–SES group (p < 0.01), whereas no significant differences were found between the groups with respect to diabetes, hyperlipidemia, or smoking status (p = 0.77, p = 0.94, p = 0.12, respectively). Chronic kidney disease was significantly more common in the BP–EES group and was consistent with significantly lower estimated glomerular filtration rate (eGFR) values (p = 0.04, p = 0.01). The rate of ST-segment elevation myocardial infarction (STEMI) was significantly higher in the BP–SES group (p < 0.01). Additionally, leukocyte and neutrophil counts were significantly higher in the BP–SES group (p < 0.01, p < 0.01), total stent length was significantly greater (p = 0.01), and thrombus burden and the need for postdilatation were significantly more frequent (p < 0.01, p = 0.02). The rates of calcification, tortuosity, and dissection were comparable between the groups (p = 0.12, p = 0.36, p = 0.74). In the evaluation of long-term clinical outcomes, rates of ST (7.0% vs. 3.6%; p < 0.01) and ISR (12.4% vs. 8.8%; p < 0.01) were significantly higher in the BP–SES group. CITLR was also significantly higher in the BP–SES group (11.4% vs. 7.2%; p < 0.01). In contrast, no significant differences were observed between the two groups in terms of TVMI (p = 0.31) or cardiac mortality (p = 0.49). Consequently, the composite endpoint TLF was similar between the two stent types (BP–SES 16.3%, BP–EES 13.4%; p = 0.27). Multivariable analyses identified diabetes and stent positioning pattern as strong independent predictors commonly associated with ST, ISR, and CITLR. Conclusion: This study demonstrates that the clinical divergence observed between two modern third-generation DES sharing an identical structural platform arises primarily through mechanisms related to the biological effects of the eluted drug. The significantly higher rates of ST, ISR, and particularly CITLR in the BP–SES group support this drug-related differentiation, whereas the absence of significant differences in TVMI, cardiac mortality, and TLF indicates comparable major clinical outcomes. The finding that diabetes and stent positioning pattern emerged as strong independent predictors commonly associated with ST, ISR, and CITLR—alongside other significant determinants—in multivariable analyses suggests that clinical outcomes are meaningfully influenced both by the differential effects of the drugs eluted from the stents and by the interaction of patient profile with lesion and procedural characteristics.

Benzer Tezler

  1. The effect of vehicle velocity on viscoelastic response of flexible pavements

    Esnek üstyapılarda taşıt hızının üstyapının viscoelastikdavranışı üzerindeki etkisinin incelenmesi

    UBEJD ARIFI

    Yüksek Lisans

    İngilizce

    İngilizce

    2021

    Ulaşımİstanbul Teknik Üniversitesi

    İnşaat Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. ABDULLAH HİLMİ LAV

  2. Betonarme çok katlı bir binanın performans seviyesinin artımsal eşdeğer deprem yükü yöntemiyle belirlenmesi

    Determination of the earthquake performance of a multistorey reinforced concrete building by incremental equivalent earthquake load method

    FATİH AKIN

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2009

    İnşaat Mühendisliğiİstanbul Teknik Üniversitesi

    İnşaat Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. A. NECMETTİN GÜNDÜZ

  3. Bingöl ili şehir merkezindeki binalarda deprem performansı, yapısal riskler ve kayıpların incelenmesi

    Investigation of earthquake performance, structural risks and losses of buildings in Bingol city center

    ÖMER FARUK NEMUTLU

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    2023

    İnşaat Mühendisliğiİstanbul Teknik Üniversitesi

    İnşaat Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. ALİ SARI

    DR. ÖĞR. ÜYESİ BİLAL BALUN

  4. Deprem yükü etkisi altındaki büyük boşluklu döşemelerde gerilme yayılışının incelenmesi

    Investigations of stress line to the gapped slabs under the effect of the earthquake

    BÜLENT ŞEN

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2001

    İnşaat Mühendisliğiİstanbul Teknik Üniversitesi

    İnşaat Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. GÜLTEN GÜLAY

  5. Dolgu duvarlı betonarme çerçevelerde karbon lifler kullanılarak güçlendirme

    Retrofitting of infilled RC frames with carbon fiber reinforced polymer (CFRP)

    BURÇİN MALEKKİANİE

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2006

    Deprem Mühendisliğiİstanbul Teknik Üniversitesi

    PROF.DR. FARUK KARADOĞAN