Büyük ölçekli (mega) gayrimenkullerde kapalı alan lojistik hizmetleri üzerine araştırma: Şehir hastaneleri lojistiğinde otonom sistem çözümleri
Research on indoor logistics services in large-scale (mega) real estate: Autonomous system solutions in city hospital logistics
- Tez No: 1006815
- Danışmanlar: PROF. DR. SEDA KUNDAK
- Tez Türü: Yüksek Lisans
- Konular: Sağlık Yönetimi, Hastaneler, Besin Hijyeni ve Teknolojisi, Healthcare Management, Hospitals, Food Hygiene and Technology
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2026
- Dil: Türkçe
- Üniversite: İstanbul Teknik Üniversitesi
- Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
- Ana Bilim Dalı: Gayrimenkul Geliştirme Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Gayrimenkul Geliştirme Bilim Dalı
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Dijital teknolojiler, otomasyon ve robotik alanındaki güncel gelişmeler, lojistik ve tesis yönetimi uygulamalarında pek çok sektörü kapsayan yapısal dönüşümlere yol açmıştır. Özellikle COVID-19 pandemisi sonrasında hız, güvenilirlik, izlenebilirlik ve temassız hizmet sunumuna yönelik artan beklentiler, büyük ölçekli yapılı çevrelerde otonom sistemlerin kullanımını hızlandırmıştır. Sağlık tesisleri ve özellikle şehir hastaneleri; kesintisiz çalışma düzenleri, yüksek kullanıcı yoğunluğu ve sıkı hizmet kalitesi gereklilikleri nedeniyle bu dönüşümlerin en karmaşık ve hassas biçimde gözlemlendiği mekânsal yapılar arasında yer almaktadır. Şehir hastanelerinde lojistik süreçler, hasta güvenliği, hizmet kalitesi ve kurumsal sürdürülebilirlik açısından doğrudan belirleyici bir role sahiptir. Bu süreçler kapsamında yatan hastalara yönelik yemek dağıtımı; zaman baskısı, hijyen koşulları ve klinik doğruluk gereklilikleri altında yürütülen kritik bir günlük operasyon olarak öne çıkmaktadır. Mevcut uygulamalarda hastane yemek dağıtımı çoğunlukla yoğun emek gerektiren ve manuel olarak koordine edilen sistemler aracılığıyla yürütülmekte; insan gücüne, deneyime dayalı bilgiye ve anlık koordinasyon süreçlerine yüksek düzeyde bağımlılık göstermektedir. Bu tez çalışması, şehir hastanelerinde yatan hasta yemek dağıtım sürecini; tesis yönetimi, iç lojistik, mekânsal organizasyon ve gayrimenkul performansının kesişiminde yer alan çok boyutlu bir sistem olarak ele almaktadır. İstanbul'da bulunan T.C. İstanbul Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu Şehir Hastanesi, yüksek yatak kapasitesi, çok bloklu mekânsal kurgusu, yoğun düşey sirkülasyonu ve sürekli hizmet talebi nedeniyle örnek olay olarak seçilmiştir. Hastanenin fiziksel yerleşimi; çok sayıda yatan hasta katı, servis asansörleri ve uzun iç koridorlar aracılığıyla, yemek dağıtım performansının mekânsal ve organizasyonel faktörlerden doğrudan etkilendiği karmaşık bir lojistik ortam oluşturmaktadır. Araştırmada nitel ve nicel yaklaşımları bir araya getiren karma yöntemli bir metodoloji benimsenmiştir. Nitel veriler; saha gözlemleri ile hastane yöneticileri, diyetisyenler ve yatan hasta servis dağıtım personeliyle gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla elde edilmiştir. Bu görüşmeler, günlük operasyonel zorluklar, koordinasyon mekanizmaları, algılanan riskler ve sistem kırılganlıklarına ilişkin kapsamlı içgörüler sağlamıştır. Nicel veriler ise üç aylık bir döneme ait yemek üretim hacimleri, dağıtım programları, yemek türleri ve iş yükü dağılımlarına ilişkin operasyonel kayıtlardan oluşturulmuştur. Elde edilen veri setleri, manuel dağıtım modelinde ortaya çıkan pik dönemlerin, operasyonel darboğazların ve performans dalgalanmalarının belirlenmesi amacıyla analiz edilmiştir. Araştırma bulguları, mevcut manuel yemek dağıtım sürecinin yüksek iş yükü yoğunluğu, belirgin zaman baskısı ve sınırlı süreç görünürlüğü ile şekillendiğini göstermektedir. Dağıtım performansı; personelin deneyimi, fiziksel dayanıklılığı ve anlık karar verme kapasitesi gibi insan faktörleri doğrultusunda şekillenmektedir. Özellikle yoğun saatlerde asansörlerin eşzamanlı kullanımı, düşey taşımada kapasite kısıtları oluşturarak gecikmelere ve artan operasyonel strese neden olmaktadır. Teslimat süreleri, güzergâh verimliliği ve hasta–yemek eşleşmesine ilişkin dijital kayıtların sınırlı olması, tesis yönetiminin performans izleme, risk değerlendirme ve veriye dayalı iyileştirme süreçlerini zorlaştırmaktadır. Manuel sistemin etkileri, operasyonel süreçlerin ötesine geçerek tesis yönetimi ve gayrimenkul performansı üzerinde de belirleyici sonuçlar doğurmaktadır. Koridor ve asansörlerde oluşan tekrar eden yoğunluklar, mekânsal kullanımda dengesizlikler ve öngörülemeyen sirkülasyon yükleri, yapının işlevsel verimliliğini azaltmaktadır. Gayrimenkul perspektifinde hastane yapısı, iç operasyonel performansı sınırlı ölçülebilen bir fiziksel varlık olarak işletilmekte; uzun vadeli mekânsal planlama ve yatırım kararları büyük ölçüde varsayımsal kabullere dayanmaktadır. Bu bağlamda tez çalışması, mevcut lojistik altyapıya Otonom Mobil Robotlar (AMR) veya Otomatik Güdümlü Araçların (AGV) entegre edildiği hibrit bir otonom yemek dağıtım modeli önermektedir. Bu model kapsamında yemek hazırlığı, sistem denetimi ve klinik doğrulama süreçleri insan kontrolünde sürdürülürken; tekrarlayıcı ve fiziksel açıdan zorlayıcı taşıma faaliyetleri otonom sistemler tarafından üstlenilmektedir. Önerilen sistem; otomatik güzergâh optimizasyonu, akıllı asansör entegrasyonu ve hasta bileklikleri, odalar ile yemek tepsileri arasında QR veya RFID tabanlı dijital doğrulama mekanizmalarını içermektedir. Senaryo bazlı değerlendirmeler, hibrit otonom dağıtım modellerinin manuel iş yükünü dengelediğini, operasyonel baskıyı azalttığını ve zaman verimliliği, izlenebilirlik ile hizmet güvenilirliğini artırdığını ortaya koymaktadır. Bu iyileşmeler, dağıtım akışlarının dengelenmesi, pik saat yoğunluklarının azaltılması ve bireysel personel performansına bağımlılığın azaltılması yoluyla gerçekleşmektedir. Sürekli operasyonel veri üreten otonom sistemler, yemek dağıtım sürecinin ölçülebilir ve yönetilebilir bir yapıya kavuşmasını sağlamaktadır. Tesis yönetimi perspektifinden değerlendirildiğinde, otonom sistem entegrasyonu veriye dayalı karar alma süreçlerini desteklemektedir. Teslimat sürelerine uyum, güzergâh verimliliği, asansör kullanım oranları ve servis bazlı hizmet yoğunluğu gibi göstergeler sistematik biçimde izlenebilmektedir. Bu durum hesap verebilirliği artırmakta, kalite denetimlerini desteklemekte ve sağlık mevzuatına uyumu güçlendirmektedir. Personel rollerinin denetim ve kontrol odaklı işlevlere yönelmesi, iş güvenliği ve uzun vadeli iş gücü sürdürülebilirliği açısından olumlu sonuçlar doğurmaktadır. Otonom sistem entegrasyonunun etkileri yemek dağıtımı ile sınırlı kalmamaktadır. Bulgular, benzer yaklaşımların ilaç lojistiği, steril malzeme taşınması, laboratuvar numune transferi, atık yönetimi ve hastane içi diğer servis akışlarına uygulanabilirliğini ortaya koymaktadır. Daha geniş ölçekte kamu hastanelerinde otonom lojistik sistemlerinin yaygınlaşması, ulusal sağlık sistemi düzeyinde maliyet tasarrufu ve hizmet kalitesinde artış potansiyeli sunmaktadır. Elde edilen kazanımlar, kapasite artırımı, teknolojik yenilemeler ve hasta odaklı hizmetlerin geliştirilmesine yönlendirilebilir. Gayrimenkul geliştirme perspektifinden ele alındığında bu tez, hastaneleri operasyonel performansları üzerinden değer üreten dinamik varlıklar olarak konumlandırmaktadır. Otonom sistemler aracılığıyla elde edilen mekânsal ve operasyonel veriler, servis alanlarının yeniden düzenlenmesi, yatak kapasitesi artışı ve fonksiyonel dönüşümlere yönelik planlama süreçlerini öngörülebilir hale getirmektedir. Sonuç olarak bu çalışma, otonom yemek dağıtım sistemlerini operasyonel verimlilik, tesis yönetimi etkinliği ve gayrimenkul performansının bütüncül biçimde geliştirilmesine yönelik stratejik uygulamalar kapsamında ele almaktadır. Önerilen analitik çerçeve ve hibrit model, büyük ölçekli sağlık tesisleri ve benzer karmaşıklığa sahip kamu yapıları için uygulanabilir ve aktarılabilir bir referans sunmaktadır. Disiplinlerarası yaklaşımıyla bu tez, sağlık sektöründe akıllı bina uygulamaları, sürdürülebilir tesis yönetimi ve veriye dayalı gayrimenkul geliştirme alanlarındaki literatüre katkı sağlamaktadır.
Özet (Çeviri)
Recent developments in digital technologies, automation, and robotics have significantly transformed logistics and facility management practices across various sectors. Particularly after the COVID-19 pandemic, the increasing demand for speed, reliability, traceability, and contactless service delivery has accelerated the adoption of autonomous systems in large-scale built environments. Healthcare facilities, especially city hospitals, represent one of the most complex and sensitive contexts in which these transformations take place, due to their continuous operation, high user density, and strict service quality requirements. City hospitals differ from other large commercial real estate assets in that logistics processes are not only operational support functions but are directly linked to patient safety, service quality, and institutional sustainability. Among these logistics processes, food distribution to inpatient wards constitutes a critical daily operation that must be executed under time pressure, hygiene constraints, and clinical accuracy requirements. Despite its importance, hospital meal distribution is often managed through labor-intensive, manually coordinated systems that rely heavily on human effort, experiential knowledge, and real-time improvisation. This thesis examines the inpatient meal distribution process in city hospitals as a multidimensional system intersecting facility management, internal logistics, spatial organization, and real estate performance. The case study of T.C. İstanbul Prof. Dr. Cemil Taşcıoğlu City Hospital in Istanbul provides a representative context due to its high bed capacity, multi-block spatial configuration, intensive vertical circulation, and continuous service demand. The hospital's physical layout, including multiple inpatient floors, service elevators, and long internal corridors, creates a complex logistics environment in which meal distribution performance is directly affected by spatial and organizational constraints. The research adopts a mixed-method methodology combining qualitative and quantitative approaches. Qualitative data were collected through on-site observations and semi-structured interviews with hospital administrators, dietitians, and inpatient ward distribution staff. These interviews provided insight into daily operational challenges, coordination mechanisms, perceived risks, and system vulnerabilities. Quantitative data were derived from three months of operational records related to meal production volumes, distribution schedules, meal types, and workload patterns. These datasets were analyzed to identify peak periods, operational bottlenecks, and performance fluctuations within the existing manual distribution model. The findings reveal that the current manual meal distribution process is characterized by high workload intensity, significant time pressure, and limited process visibility. Distribution performance is strongly dependent on human factors such as staff experience, physical endurance, and real-time decision-making. Vertical transportation constraints, particularly elevator availability during peak hours, further exacerbate delays and increase operational stress. Moreover, the lack of detailed digital records regarding delivery times, route efficiency, and patient-meal matching limits the ability of facility management to monitor performance, evaluate risks, or implement data-driven improvements. Beyond operational inefficiencies, the manual system generates broader implications for facility management and real estate performance. Repeated congestion in corridors and elevators, uneven spatial utilization, and unpredictable circulation loads reduce the functional efficiency of the building. From a real estate perspective, the hospital operates as a static physical asset whose internal performance remains largely unmeasured, making long-term spatial planning and investment decisions reliant on assumptions rather than empirical evidence. In response to these challenges, the thesis proposes a hybrid autonomous meal distribution model integrating Autonomous Mobile Robots (AMRs) or Automated Guided Vehicles (AGVs) into the existing logistics infrastructure. Within this model, human involvement is retained in meal preparation, system supervision, and clinical verification, while repetitive and physically demanding transportation tasks are delegated to autonomous systems. The proposed system incorporates automated route optimization, smart elevator integration, and digital verification mechanisms such as QR or RFID-based matching between patient wristbands, rooms, and meal trays. Scenario-based evaluations suggest that hybrid autonomous delivery models can lead to substantial reductions in manual workload and operational pressure, while improving time efficiency, traceability, and service reliability. These improvements do not stem solely from increased speed, but from the stabilization of distribution flows, the mitigation of peak-hour congestion, and the reduction of dependency on individual staff performance. By generating continuous operational data, autonomous systems transform meal distribution into a measurable and manageable process rather than a reactive service activity. From a facility management perspective, the integration of autonomous systems enables a shift toward data-driven decision-making. Metrics such as delivery time compliance, route efficiency, elevator utilization rates, and ward-level service intensity can be monitored systematically. This visibility enhances accountability, supports quality audits, and strengthens compliance with healthcare regulations. In addition, the transformation of staff roles from physical transportation to supervision and control functions contributes to improved occupational safety and long-term workforce sustainability. The implications of autonomous system integration extend beyond meal distribution. The findings indicate that similar approaches could be applied to medication logistics, sterile material transport, laboratory sample delivery, waste management, and internal service flows within healthcare facilities. At a broader scale, widespread adoption of autonomous logistics systems across public hospitals holds the potential to generate significant cost savings and service quality improvements at the national healthcare system level. These gains could be reinvested into capacity expansion, technological upgrades, and patient-centered service development. From a real estate development standpoint, this thesis contributes to the understanding of hospitals as dynamic assets whose value is closely linked to operational performance rather than static physical characteristics alone. Autonomous systems convert buildings into measurable, adaptable, and optimizable infrastructures. By enabling predictive planning for future functional changes - such as ward reconfiguration or capacity expansion - these systems enhance the long-term flexibility and resilience of healthcare real estate. In conclusion, this study positions autonomous meal distribution systems not merely as technological innovations, but as strategic investments that integrate operational efficiency, facility management excellence, and real estate performance optimization. The proposed analytical framework and hybrid model offer a transferable reference for future academic research and practical implementation in large-scale healthcare facilities and other complex public buildings. Through its interdisciplinary perspective, the thesis contributes to the evolving discourse on smart buildings, sustainable facility management, and data-driven real estate development within the healthcare sector.
Benzer Tezler
- İstanbul'daki mega (büyük ölçekli) ulaşım yatırımlarının kentin mekânsal biçimlenmesi üzerindeki etkileri - İstanbul 3. Havalimanı Projesi örneği
The effects of mega (larger scale) transportation investments in istanbul on the site of İstanbul - İstanbul 3. Airport examination
KÜBRA ÖZBAY
Yüksek Lisans
Türkçe
2019
Ulaşımİstanbul Ticaret ÜniversitesiKentsel Sistemler ve Ulaştırma Yönetimi Ana Bilim Dalı (disiplinlerarası)
PROF. DR. MUSTAFA ILICALI
- Büyük ölçekli gayrimenkul projelerinin kent ve mekan ekonomisine etkisi: Güney Kore'de Songdo ve Türkiye'de İFM örnekleri
Effects of mega real estate projects on urban and spatial economy: Cases of Songdo in South Korea and IFM in Turkiye
CEMAL BAŞ
Doktora
Türkçe
2024
EkonomiAnkara ÜniversitesiGayrimenkul Geliştirme ve Yönetimi Ana Bilim Dalı
PROF. DR. HARUN TANRIVERMİŞ
- Kentsel yeniden yapılanma aracı olarak büyük ölçekli organizasyonlar: İstanbul üzerine bir değerlendirme
Mega organizations as a transformation tool: A review on Istanbul
DİDEM BIÇKICI
Yüksek Lisans
Türkçe
2019
Şehircilik ve Bölge PlanlamaYıldız Teknik ÜniversitesiŞehir ve Bölge Planlama Ana Bilim Dalı
PROF. DR. ASUMAN TÜRKÜN
- Büyük yatırım ve kararların (mega projeler) kırsal arazi kullanımına etkileri
The impact of major investments and decisions (mega projects) on rural land use
BEYZANUR UZUN
Yüksek Lisans
Türkçe
2026
Şehircilik ve Bölge PlanlamaBursa Teknik ÜniversitesiŞehir ve Bölge Planlama Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. GÖKÇEN KILINÇ ÜRKMEZ
- Trabzon halkının ev sahiplği yaptığı XI. Avrupa Gençlik Olimpik Oyunları'nın (EYOF) etkilerine ilişkin görüşleri
Opinion of residents of Trabzon regarding The XI. European Youth Olympic festival hosted by the city of Trabzon
İLAYDA GÜLSEREN DEMİR