Birleşmiş Milletler hukukunda insan güvenliği ve göç
Human security and migration in United Nations law
- Tez No: 1021988
- Danışmanlar: PROF. DR. BİLAL KARABULUT
- Tez Türü: Yüksek Lisans
- Konular: Uluslararası İlişkiler, International Relations
- Anahtar Kelimeler: Birleşmiş Milletler, Göçler, Uluslararası hukuk, İnsani güvenlik, United Nations, Migrations, International law, Human security
- Yıl: 2026
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Ufuk Üniversitesi
- Enstitü: Sosyal Bilimler Enstitüsü
- Ana Bilim Dalı: Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Uluslararası İlişkiler Bilim Dalı
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Bu çalışma, Birleşmiş Milletler hukukunda insan güvenliği yaklaşımı ile göç arasındaki ilişkiyi uluslararası güvenlik, insan hakları hukuku, mülteci hukuku, kalkınma ve insani koruma ekseninde incelemektedir. Klasik güvenlik anlayışının uzun süre devletin egemenliği, toprak bütünlüğü ve siyasal bağımsızlığı esas aldığını; bu nedenle bireylerin yoksulluk, açlık, hastalık, siyasal baskı, ayrımcılık, zorunlu yerinden edilme ve temel hak ihlalleri karşısındaki kırılganlıklarının güvenlik tartışmalarında yeterince yer almadığını ortaya koymaktadır. Ancak Soğuk Savaş sonrası artan iç savaşlar, göçler, mülteci krizleri, salgınlar, iklim değişikliği ve ekonomik eşitsizlikler, güvenlik kavramının yalnızca devlet merkezli ve askeri tehditlerle açıklanamayacağını göstermiştir. Çalışmada göç, yalnızca sınır yönetimi ve ulusal güvenlik meselesi değil; savaş, ekonomik güvencesizlik, toplumsal dışlanma ve insan hakları ihlalleriyle bağlantılı çok boyutlu insan güvenliği sorunu olarak da ele alınmaktadır. Çalışmanın temel sonucu, Birleşmiş Milletler hukukunda insan güvenliğinin bağımsız ve doğrudan bağlayıcı bir hukuk normundan çok, insan hakları, mülteci hukuku, insancıl hukuk ve kalkınma ilkelerini insan merkezli bir anlayışla bütünleştiren yorumlayıcı ve normatif bir yaklaşım olduğudur. Bu nedenle göç yönetiminde devletlerin egemenlik ve sınır kontrolü yetkilerinin, geri göndermeme ilkesi, yaşam hakkı, ayrımcılık yasağı, insan onuru, sağlık ve adalete erişim gibi temel yükümlülüklerle dengelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Çalışmada Suriye ve İran-İsrail krizi karşılaştırmalı örneği; göçün yalnızca çatışmanın varlığıyla değil, çatışmanın süresi, devlet kapasitesi, toplumsal aidiyet, ekonomik kırılganlık ve sivillerin yaşam koşullarının etkisiyle bağlantılı olduğunu göstermektedir.
Özet (Çeviri)
This study examines the relationship between the human security approach and migration in United Nations law within the framework of international security, international human rights law, refugee law, development, and humanitarian protection. It demonstrates that the traditional understanding of security was for a long time based on state sovereignty, territorial integrity, and political independence; therefore, the vulnerabilities of individuals in the face of poverty, hunger, disease, political oppression, discrimination, forced displacement, and violations of fundamental rights were not sufficiently addressed in security debates. However, the increasing internal conflicts, migrations, refugee crises, pandemics, climate change, and economic inequalities after the Cold War have shown that the concept of security cannot be explained solely through a state-centered approach and military threats. In this study, migration is addressed not merely as a matter of border management and national security, but as a multidimensional human security issue connected with war, economic insecurity, social exclusion, and human rights violations. The main conclusion of the study is that, within United Nations law, human security is not an independent and directly binding legal norm, but rather an interpretative and normative approach that integrates human rights, refugee law, humanitarian law, and development principles through a human-centered perspective. Therefore, it is concluded that states' powers of sovereignty and border control in migration management must be balanced with fundamental obligations such as the principle of non-refoulement, the right to life, the prohibition of discrimination, human dignity, and access to health and justice. The comparative case study of Syria and the Iran-Israel crisis demonstrates that migration is not only related to the existence of conflict itself, but also to the duration of conflict, state capacity, social belonging, economic vulnerability, and the living conditions of civilians.
Benzer Tezler
- Ireland's attitude towards Israeli-Palestinian conflict after 7 October
İrlanda'nın 7 Ekim sonrası İsrail-Filistin çatışmasına yaklaşımı
CHALILA RAIHAN NABILAZKA
Yüksek Lisans
İngilizce
2025
Uluslararası İlişkilerİstanbul Medeniyet ÜniversitesiUluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. FATMA SARIASLAN
- Nefret söylemi kapsamında Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Suçu
The Crime of Provoking The Public Hatred, hostility within the scope of hate speech
SERRA KARADENİZ
Yüksek Lisans
Türkçe
2012
HukukGalatasaray ÜniversitesiKamu Hukuku Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. VESİLE SONAY EVİK
- Uluslararası Hukuk açısından deniz güvenliğinin sağlanması
Maintaining maritime security in international law
NASIH SARP ERGÜVEN
- Çağdaş Suriye nesrinde siyasî hapishane edebiyatı üzerine eleştirel bir bakış
The literature of political prisons in contemporary Syrian prose analytical prepective
ABDOLGADER MOHAMED ALİ
Yüksek Lisans
Arapça
2014
Doğu Dilleri ve EdebiyatıSelçuk ÜniversitesiDoğu Dilleri ve Edebiyatları Ana Bilim Dalı
YRD. DOÇ. FİKRET ARSLAN
- Migration as a security issue: A research from the perspective of the International Migration Law and Turkish Legislation on Migration
Bir güvenlik sorunu olarak göç: Uluslararası Göç Hukuku ve Türk Göç Mevzuatı açısından bır inceleme
TUNAHAN AKDAŞ