Erken dönem kırıkla ilişkili enfeksiyonda debridman, antibiyotik ve implant retansiyonu (DAIR) ile implant değiştirilmesi yöntemlerinin karşılaştırılması: retrospektif kohort çalışması
Comparison of debridement, antibiotics, and implant retention (DAIR) versus implant exchange in early fracture-related infection: A retrospective cohort study
- Tez No: 1024059
- Danışmanlar: DOÇ. DR. MELİH ÜNAL
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: Ortopedi ve Travmatoloji, Orthopedics and Traumatology
- Anahtar Kelimeler: Kırıkla ilişkili enfeksiyon, debridman ve implant retansiyonu, implant değişimi, kırık kaynaması, ortopedik travma cerrahisi, biyofilm, Fracture-related infection, debridement and implant retention, implant exchange, fracture union, orthopaedic trauma surgery, biofilm
- Yıl: 2026
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
- Enstitü: Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi
- Ana Bilim Dalı: Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Erken Dönem Kırıkla İlişkili Enfeksiyonda Debridman, Antibiyotik ve İmplant Retansiyonu (DAIR) ile İmplant Değiştirilmesi Yöntemlerinin Karşılaştırılması: Retrospektif Kohort Çalışması Amaç: Kırıkla ilişkili enfeksiyon (KİE), modern travma cerrahisinin halen en zorlu komplikasyonları arasında yer almaktadır. İmplant korunarak debridman ve antibiyotik tedavisi (DAIR) ile implant değiştirilmesi, KİE yönetiminde tercih edilen iki temel cerrahi yaklaşımdır; ne var ki bu iki yöntemin karşılaştırmalı sonuçlarına ilişkin literatür halen sınırlı kalmaktadır. Bu çalışmanın amacı, internal fiksasyon sonrasında erken dönem KİE tanısı alan hastalarda her iki cerrahi yaklaşımın klinik ve radyolojik sonuçlarını karşılaştırmak; özellikle stabil implantı bulunan, redüksiyonu yeterli ancak kaynaması tamamlanmamış olgularda hangi yöntemin daha uygun olduğunu ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, SBÜ Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği'nde 01.01.2015 – 31.12.2025 tarihleri arasında internal fiksasyon sonrasında erken dönem KİE tanısı alarak tedavi edilen toplam 94 hastayı kapsayan retrospektif tek merkezli kohort tasarımında planlanmıştır. Hasta seçimi, 2018 uluslararası uzman konsensüs grubunun belirlediği KİE tanı kriterleri esas alınarak gerçekleştirilmiştir. Olgular, uygulanan cerrahi yaklaşıma göre iki ana kohorta ayrılmıştır: implant korunarak debridman ve antibiyotik tedavisi alan grup (DAIR; n=54) ile implantın değiştirilmesi yöntemiyle tedavi edilen grup (Değişim; n=40). Birincil sonlanım noktası kırık kaynaması ve enfeksiyonsuz kırık kaynaması olarak; ikincil sonlanım noktaları ise kaynama süresi, komplikasyon gelişimi olarak tanımlanmıştır. İstatistiksel değerlendirmede sürekli değişkenlerin gruplar arası karşılaştırmasında Mann-Whitney U testi, kategorik değişkenlerde Pearson ki-kare ya da Fisher's exact testi uygulanmıştır. Bağımsız belirleyicilerin saptanması amacıyla iki aşamalı lojistik regresyon analizi yürütülmüş; kaynamaya kadar geçen sürenin değerlendirilmesinde Kaplan-Meier yöntemi ve log-rank testi tercih edilmiştir. Mevcut örneklem yeterliliği post-hoc güç analiziyle değerlendirilmiş; tüm istatistiksel testlerde anlamlılık eşiği p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: İki kohort arasında demografik ve klinik bazal karakteristikler bakımından anlamlı bir farklılık ortaya konulmamış; ancak açık kırık varlığı DAIR kohortunda sayısal olarak daha yüksek bulunmuştur (%29,6'ya karşılık %12,5; p=0.085). Birincil sonlanım olan kaynama oranı DAIR kohortunda %77,8 düzeyine ulaşırken implant değişimi kohortunda %60'ta kalmış; aralarındaki mutlak risk farkı yaklaşık %18 düzeyinde gerçekleşmiş ve formal anlamlılık eşiğinin sınırında bulunmuştur (p=0.062). Kaynamaya kadar geçen ortalama süre DAIR kohortunda 16,9 hafta iken implant değişimi kohortunda 25,3 haftaya yükselmiş; bu farklılık ileri düzeyde anlamlılık taşımıştır (p<0.001). Komplikasyon oranı implant değişimi kohortunda DAIR kohortuna kıyasla yaklaşık üç kat daha sık gözlenmiş (%15'e karşılık %5,6; p=0.163) ve istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Kaplan-Meier sağkalım analizinde medyan kaynama süresi DAIR kohortunda 17 hafta, implant değişimi kohortunda 35 hafta olarak hesaplanmış; gruplar arası farklılık log-rank testiyle yüksek anlamlılık göstermiştir (p<0.001). Cox orantılı hazard regresyonu DAIR kohortunda kaynama hızının implant değişimi kohortuna kıyasla yaklaşık 2 kat daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur (HR=0.46; %95 GA: 0.28–0.77; p=0.003). Çok değişkenli lojistik regresyon analizinde açık kırık varlığı bağımsız ve güçlü bir olumsuz prognostik faktör olarak öne çıkmıştır (aOR=0.24; %95 GA: 0.08–0.75; p=0.014). Etken mikroorganizma profili her iki kohortta da Gram pozitif baskınlık sergilemiş; polimikrobiyal enfeksiyonlar DAIR kohortunda 2.5 kat daha sık gözlenmiştir (%25,9'a karşılık %10). Post-hoc güç değerlendirmesi kaynama oranı analizinin %46,2, enfeksiyonsuz kırık kaynama oranı analizinin %33,5 ve kaynama zamanı analizinin ise %87,9 düzeyinde güce sahip olduğunu ortaya koymuştur. Sonuç: Çalışmamız, erken dönem KİE olgularında DAIR yaklaşımının özellikle kaynama hızı açısından implant değiştirilmesi yöntemine belirgin biçimde üstünlük sergilediğini ortaya koymuştur. Kaynama oranındaki DAIR lehine yaklaşık %18'lik mutlak risk farkı klinik karar verme açısından göz ardı edilemez nitelikte olmakla birlikte; örneklem büyüklüğüne bağlı sınırlamalar nedeniyle formal anlamlılık eşiğinin hemen altında kalmıştır. Buna karşın kaynama zamanı ve sağ kalım analizleri yüksek istatistiksel güçle DAIR yaklaşımının üstünlüğünü kesin biçimde doğrulamıştır. Açık kırık varlığı, multidisipliner yönetim koşullarında dahi kaynama açısından bağımsız bir olumsuz prognostik faktör olarak öne çıkmıştır. Klinik uygulama açısından elde edilen bulgular, mekanik olarak stabil implantı bulunan, redüksiyon kalitesi yeterli olan ve enfeksiyon süresi altı haftayı aşmayan erken dönem KİE olgularında DAIR yaklaşımının öncelikli tedavi seçeneklerinden biri olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşündürmektedir. Buna karşılık implant stabilitesinin bozulduğu, redüksiyonun yetersiz olduğu veya implant retansiyonunun başarı şansını azaltan diğer olumsuz faktörlerin bulunduğu durumlarda implant değişimi yaklaşımı tercih edilmelidir. Bulgularımızın kanıt düzeyinin yükseltilmesi ve standart bir tedavi algoritmasının oluşturulması için çok merkezli, prospektif tasarımlı, geniş örneklemli ve maliyet-etkililik analizleriyle desteklenmiş çalışmalara gereksinim bulunmaktadır.
Özet (Çeviri)
Comparison of Debridement, Antibiotics, and Implant Retention (DAIR) Versus Implant Exchange in Early Fracture-Related Infection: A Retrospective Cohort Study Background: Fracture-related infection (FRI) remains one of the most challenging complications in contemporary orthopaedic trauma surgery, exerting a substantial impact on healthcare systems, clinicians and patients across a wide treatment spectrum. Debridement with antibiotic therapy and implant retention (DAIR) and implant exchange represent the two principal surgical strategies in FRI management; nevertheless, robust comparative evidence between these approaches remains limited. The present study aimed to compare the clinical and radiological outcomes of DAIR versus implant exchange in patients diagnosed with early-onset FRI following internal fixation, with particular emphasis on cases presenting with mechanically stable implants and adequate fracture reduction in whom union had not yet been achieved. Materials and Methods: This single-centre retrospective cohort study was conducted at the Department of Orthopaedics and Traumatology, University of Health Sciences Antalya Training and Research Hospital, and enrolled 94 patients diagnosed with early-onset FRI following internal fixation between 1 January 2015 and 31 December 2025. Patient inclusion was performed in accordance with the diagnostic criteria established by the 2018 international consensus expert group. Patients were stratified into two cohorts based on the surgical approach employed: those managed with debridement, antibiotic therapy and implant retention (DAIR; n=54) and those treated with implant exchange (exchange; n=40). The primary outcome measures were defined as fracture union and infection-free fracture union, whereas the secondary outcome measures included time to union and complication occurrence. For statistical analysis, the Mann-Whitney U test was utilised for continuous variables, while Pearson's chi-square test or Fisher's exact test was applied for categorical variables. Independent predictors were identified through a two-stage logistic regression analysis. Time-to-union was assessed using the Kaplan-Meier method with the logrank test, while the relative healing rate was further evaluated by Cox proportional hazards regression. The adequacy of the sample size was assessed by post-hoc power analysis, and a p-value below 0.05 was considered statistically significant throughout the analyses. Results: No statistically significant differences were detected between the two cohorts with respect to baseline demographic and clinical characteristics; however, the presence of open fractures was numerically higher in the DAIR cohort (29.6% vs. 12.5%; p=0.085). The primary endpoint of fracture union reached 77.8% in the DAIR cohort and 60.0% in the Exchange cohort, yielding an absolute risk difference of approximately 18% that remained at the threshold of formal statistical significance (p=0.062). The mean time-to-union was 16.9 weeks in the DAIR cohort compared with 25.3 weeks in the Exchange cohort; this difference reached a high level of statistical significance (p<0.001). The complication rate was approximately three-fold higher in the Exchange cohort than in the DAIR cohort (15.0% vs. 5.6%; p=0.163); however, this difference did not reach statistical significance. Kaplan-Meier survival analysis revealed a median time-to-union of 17 weeks in the DAIR cohort and 35 weeks in the Exchange cohort, with the between-group difference confirmed by the log-rank test at a high level of significance (p<0.001). Cox proportional hazards regression demonstrated that the rate of union in the DAIR cohort was approximately 2 fold higher than that in the Exchange cohort (HR=0.47; 95% CI: 0.29–0.79; p=0.004). In the multivariable logistic regression analysis, the presence of an open fracture emerged as a strong and independent negative prognostic factor (aOR=0.24; 95% CI: 0.08–0.75; p=0.014). The microbiological profile demonstrated Grampositive predominance in both cohorts; polymicrobial infections were observed approximately 2.5-fold more frequently in the DAIR cohort (25.9% vs. 10.0%). Posthoc power analysis demonstrated that the statistical power was 46.2% for the fracture union rate analysis, 33.5% for the infection-free fracture union rate analysis, and 87,9% for the time-to-union analysis. Conclusion: The present study demonstrates that DAIR offers a clear advantage over implant exchange in early-onset FRI, particularly with respect to the rate of union and the complication profile. The 18% absolute risk difference favouring DAIR in fracture union is clinically meaningful; however, this benefit remained just below the threshold of formal statistical significance owing to constraints imposed by the available sample size. Conversely, the time-to-union and survival analyses confirmed the superiority of DAIR with substantial statistical power. The presence of an open fracture emerged as an independent negative prognostic factor for union, even in the context of intensive multidisciplinary management. From a clinical standpoint, the present findings support considering DAIR as a first-line treatment strategy in selected early FRI cases characterized by implant stability, adequate fracture reduction, and symptom duration of less than six weeks. To strengthen the level of evidence and to facilitate the development of a standardised treatment algorithm, larger-scale, multicentre, prospectively designed studies incorporating costeffectiveness analyses are warranted.
Benzer Tezler
- İleri yaş femur proksimal bölge kırıklı hastalarda uygulanan hemiartroplasti cerrahisi sonrası mortalite ile ilişkili risk faktörlerinin değerlendirilmesi
Başlık çevirisi yok
ERCAN BAYAR
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2024
Ortopedi ve TravmatolojiOndokuz Mayıs ÜniversitesiOrtopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı
PROF. DR. YILMAZ TOMAK
- Asetabulum kırıklarında açık redüksiyon internal tespitin fonksiyonel ve radyolojik sonuçları
Functional and radiological results of open reduction and internal fixation of acetabulum fractures
ÖMER FARUK EREN
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2017
Ortopedi ve TravmatolojiÇukurova ÜniversitesiOrtopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı
YRD. DOÇ. DR. MEHMET ALİ DEVECİ
- Cerrahi tedavi uyguladığımız asetabulum kırıkları klinik ve radyolojik sonuçlarımız
Radiological and clinical results of asetabulum fractures which are treated surgically
UTKU BİLEKDEMİR
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2014
Ortopedi ve TravmatolojiAkdeniz ÜniversitesiOrtopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı
PROF. DR. HAKAN ÖZDEMİR
- “Mallet finger”cerrahi tedavisinde ishiguro ve modifiye indirek redüksiyon (K-teli ve palmar atel) yöntemlerindek-teli midfalanks giriş yeri, açısıve ameliyat sonrası erken dönem radyolojikve fonksiyonel sonuçların retrospektif olarak karşılaştırılması
“mallet fi̇nger”surgery treatmentishiguro and modified indirect reduction(K-wire and palmar atel) methodsk-wire midfalanks entrance, angleand after-surgery early radiologyand functional resultsretrospective comparison
OSMAN BURAK KAPLAN
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2020
Sağlık EğitimiSağlık Bilimleri ÜniversitesiOrtopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. DOĞAN ATLIHAN
- Yaşlı kalça kırıklarında ameliyat öncesi el kavrama gücü ve hematolojik parametrelerin mortalite tahmini ve mobilizasyonun geri kazanımında prediktif belirteç olarak kullanılması
USE of preoperative hand grip strength and hematological parameters as predictive markers for prediction of mortality and recovery of mobilization in elderly hip fractures
HASAN GÜVEN TATAR
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2022
Ortopedi ve TravmatolojiNecmettin Erbakan ÜniversitesiOrtopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı
DR. ÖĞR. ÜYESİ TAHSİN SAMİ ÇOLAK