Geri Dön

Çocukluk ve adölesan yaş grubunda guvatrlı olgularda iyot eksikliği insidansı, subklinik hipotiroidi ve kronik lenfositik tiroidit oluşumu ile vücut iyot düzeyi ilişkisinin araştırılması

The Incidence of iodine deficiency in children presenting with goiter and the association of subclinical hypothyroidism and chronic lymphocytic thyroiditis with iodine deficiency

  1. Tez No: 129557
  2. Yazar: OLCAY EVLİYAOĞLU
  3. Danışmanlar: PROF. DR. MERİH BERBEROĞLU
  4. Tez Türü: Tıpta Yan Dal Uzmanlık
  5. Konular: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Child Health and Diseases
  6. Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
  7. Yıl: 2003
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Ankara Üniversitesi
  10. Enstitü: Tıp Fakültesi
  11. Ana Bilim Dalı: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Pediatrik Endokrinoloji Bilim Dalı
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

ÖZET Giriş ve Amaç İyotun tiroid bezi üzerindeki etkisi komplekstir. Düşük iyot alımı kadar yüksek iyot alımı da tiroid hastalık riskini arttırır. Subklinik hipotiroidi, görüntüleme veya laboratuvar testlerinde saptanan klinik olarak belirgin bir semptom oluşturmayan bozukluktur. Tiroid hormonları normal düzeylerde olmasına karşın bazal TSH hafif yüksek veya TRH uyarısına abartılı TSH yanıtı vardır. Subklinik hipotiroidinin en sık nedeni olarak kronik lenfositik tiroidit ve yetersiz tedavi edilmiş hipotiroidi tanımlanmaktadır. İyot fazlalığının subklinik hipotiroidiye eğilimi arttırtığına dair çeşitli çalışmaklar vardır. İyot eksikliği olmayan bölgelerde ise guvatrın en sık nedeni kronik lenfositik tiroidittir. İyot ve kronik lenfositik tiroidit arasındaki ilişkiye yönelik çok çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmaların bir kısmında iyot fazlalığı ve kronik lenfositik tiroidit oluşumu arasında ilişki bulunmuşken bir kısmında böyle bir birliktelik gösterilememiştir. Kliniğimiz tarafından guvatr tanısıyla izlenen olgularımızı değerlendirmeye aldığımız bu çalışmada; olgularımızın iyot durumlarını saptamayı, subklinik hipotiroidili olgularımızda iyot eksikliğinin etiyolojideki rolünü belirlemeyi, iyot fazlalığı ile otoimmun tiroid hastalığı gelişimi arasındaki ilişkiyi ve iyot fazlalığı veya eksikliğinde kronik lenfositik tiroidit sıklığını araştırmayı amaçladık. Olgular ve Yöntem Çalışmaya guvatr ile kliniğimize başvuran ortalama yaşı 1 1,55 ± 3,32 olan 204 olgu alındı. Klinik olarak guvatr evrelendirmeleri Dünya Sağlık Örgütü'nün palpasyon sistemine göre yapılan olgular, antropometrik ölçümleri, tiroid fonksiyon ve TRH 92uyan testleri, tiroid otoantikorları, sabah ilk idrar ölçümleri ve tiroid ultrasonografileri ile değerlendirildiler. Bulgular Guvatr ile başvuranlar arasında kızlar (%70,5) ve pubertal olgular (%63) çoğunluktaydı. Kronik lenfositik tiroiditi olan ve olmayan olgular ayrıca değerlendirildiklerinde, bu olgular arasında da kızlar ve pubertal olanların çoğunlukta olduğu, ancak kronik lenfositik tiroiditi olan olgularda, kronik lenfositik tiroiditi olmayanlara oranla kızların istatistiksel olarak anlamlı daha fazla olduğu dikkati çekti. İki grup arasında pubertal dağılım açısından fark bulunmadı. Olguların klinik yöntemle değerlendirilmesi sonucunda olguların %22,5'inde evre la, % 46,5'inde evre Ib, %26,5'inde evre II, %4,5'inde evre III guvatr belirlendi. Bütün olgulara tiroid ultrasonografisi yapıldı ve tiroid hacimleri hesaplandı. Neu, Dünya Sağlık Örgütünün düzeltilmiş ve düzeltilmemiş verilerine gore tiroid hacimleri değerlendiridi. Ultrasonografik yöntemle konulan guvatr tanısı ile klinik yöntemle konulan arasında uyumsuzluk olduğu dikkati çekti. Dünya Sağlık Örgütünün vücut yüzey alanına gore düzenlenmiş düzeltilmiş verilerinin, klinik değerlendirmeye en fazla uyum gösterdiği belirlendi. Guvatrla başvuran olguların % 54'ünde (n=l 10) iyot eksikliği, %13,7'sinde (n=28) ise iyot fazlalığı saptandı. Tiroid fonksiyon testleri açısından olgular değerlendirildiğinde, olguların %3,5'inde (n=7) belirgin hipotiroidi, %1,5'inde (n=3) belirgin hipertiroidi belirlendi. Subklinik hipotiroidi % 24 (n= 49), subklinik hipertiroidi ise %1 (n=2) olguda bulundu. Belirgin hipotiroidili yedi olgudan altısında kronik lenfositik tiroidit etiyolojik neden olarak belirlendi. Belirgin ve subklinik hipertiroidili olguların ise hepsinde kronik lenfositik tiroidit altta yatan tiroid hastalığı olarak bulundu. 93Subklinik hipotiroidili olguların %51'inde (n=25) iyot eksikliği,% 12,2 'sinde (n=6) iyot fazlalığı belirlendi. Tüm olgular içinde, % 17.15 (n=35) oranında kronik lenfositik tiroidit (otoimmun tiroid hastalığı) saptandı. Bu olgular arasında ise iyot eksikliği % 51.42 (n=18), iyot fazlalığı %14,3'ünde (n= 5) oranında görüldü. Kronik lenfositik tiroiditi olmayan guvatrlı olgular (n=169) değerlendirildiğinde ise %55'inde (n=93) iyot eksikliği saptanırken, %13,0'ünde (n=22) iyot fazlalığı belirlendi. Kronik lenfositik tiroiditi olanların, olmayanlara göre serum TT4 düzeyleri daha düşük (p<0,05), bazal TSH ve hTg düzeyleri daha yüksek bulundu (sırasıyla p<0,05 ve p<0,01). Ortalama idrar iyot düzeyleri açısından kronik lenfositik tiroiditi olan ve olmayan gruplar arasında fark saptanmadı, iyot eksikliği ve fazlalığı insidansı açısından da kronik lenfositik tiroiditi olanlar ve olmayanlar arasında fark bulunmazken, kronik lenfositik tiroiditi olanlarda, olmayanlara göre belirgin ve subklinik tiroid disfonksiyon insidansı yüksek bulundu (p<0,01). Subklinik hipotiroidili olgular ötiroid olgular ile karşılaştırıldıklarında iki grup arasında iyot eksikliği ve fazlalığı insidansı açısından fark bulunmazken, subklinik hipotiroidili olgularda kronik lenfositik tiroidit olma insidansı, ötiroid olan olgulara oranla daha fazla bulundu (p<0,05). Bütün olgular idrar iyot düzeylerine gore tiroid fonksiyonları açısından değerlendirildiğinde, iyot düzeyi düşük, yüksek, ve normal olan olgular arasında belirgin ve subklinik tiroid disfonksiyon insidansı açısından anlamlı fark saptanmadı. İyot eksikliği, iyot fazlalığı ve normal iyot düzeyi olan olgular arasında kronik lenfositik tiroidit insidansı açısından da anlamlı bir fark bulunmadı. Serum hTg düzeyi ile idrar iyotu arasında negative korelasyon belirlendi (p<0,01). 94Kronik lenfositik tiroiditli olgular idrar iyot düzeylerine göre ayrıldıklarında; iyot fazlalığı olanlarda, normal ve düşük iyot düzeyi olanlara oranla, ortalama serum TT4 ve ST4 düzeyleri yüksek (p<0,01, p<0,05), bazal ve pik TSH düzeyleri düşük bulundu (p<0,01, p<0,05). Kronik lenfositik tiroiditli olgular TRH uyarısına verdikleri pik TSH yanıtlarına göre ayrıldıklarında ise, belirgin/subklinik hipertiroidili olguların ortalama idrar iyot düzeyi, ötiroid, ve belirgin/subklinik hipotiroidisi olanlara oranla yüksek bulundu (sırasıyla p<0,05, p<0,01). Sonuç Sofra tuzlarının iyotlanma programına karşın bölgemizde guvatr etiyoloj isinde, iyot eksikliği en sık neden olarak görünmektedir. Benzer şekilde subklinik hipotiroidili ve kronik lenfositik tiroiditli olgularda da iyot eksikliği oldukça yüksek oranda belirlenmiştir, iyot eksikliğinin, iyotlanma programından sonra bu kadar yüksek oranda bulunması, tuzların iyotlanmasında standardizasyonun önemini ortaya koymaktadır. Çalışmamızda iyot fazlalığı ile kronik lenfositik tiroidit gelişimi arasında bir ilişki saptanmamıştır, ancak iyot fazlalığının bu olgularda hipertiroidiye eğilimi arttırdığı belirlenmiştir. Bu nedenle kronik lenfositik tiroiditli olgularda idrar iyot atımı denetlenmeli ve fazla iyot alımı konusunda dikkatli olunmalıdır. iyot atılımı ile tiroid disfonksiyonu arasında direkt bir ilişki yoktur, iyot eksikliği veya fazlalığı benzer şekilde tiroid disfonksiyonuna neden olabilmektedir. Tiroid ultrasonografisi ile konulan guvatr tanısı ile klinik yöntemle konulan guvatr tanısı arasında uyumsuzluk bizim olgularımızda da belirlenmiştir. Her ne kadar klinik ile en iyi uyumu, Dünya Sağlık Örgütünün (vücut yüzey alanına gore) düzeltilmiş verileri göstermişse de, olgularımızın tiroid hacimlerini en doğru şekilde 95yorumlayabilmemiz için toplumumuza özgü referans kriterlerininin oluşturulması gerekliliği ortaya çıkmıştır. 96

Özet (Çeviri)

Özet çevirisi mevcut değil.

Benzer Tezler

  1. Çocuk ve adölesan yaş grubunda graves tanılı hastaların klinik özellikleri ve tedavi sonuçlarının değerlendirilmesi

    Evaluation of clinical features and treatment results of graves disease in children and adolescent

    ALEV ALDEMİR SÖNMEZ

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2019

    Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıDokuz Eylül Üniversitesi

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. AYHAN ABACI

  2. Adölesan eroin bağımlılarında çocukluk çağı travmları,stresle başa çıkma yöntemleri ve aile işlevlerinin değerlendirilmesi

    Childhood traumas, coping with stress and evaluation of family functions in adolescent heroin addicts

    ATİLLA ÇİFCİ

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2019

    Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıAnkara Üniversitesi

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. SEVGİ BAŞKAN

  3. Pediatrik ve adolesan yaş grubundaki psoriasis hastalarında sosyodemografik, klinik özellikler ve komorbiditeler

    Sociodemographic, clinical features and comorbidities in pediatric andadolescent psoriasis patients

    MEHMET FATİH ATAK

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2020

    DermatolojiAnkara Üniversitesi

    Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. NİHAL KUNDAKCI

  4. 8-14 yaş arası obezite tanılı hastalarda, serum vitamin B12 ve folik asit düzeylerinin değerlendirilmesi

    Evaluation of serum vitamin B12 and folic acid levels in patients aged 8–14 years diagnosed with obesity

    SABRİ DURUKAN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2025

    Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıAkdeniz Üniversitesi

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. ERCAN MIHÇI

  5. Adölesan yaş grubu bel ağrısında lomber MRG'nin rolü

    Adolescent back pain and the role of MRI

    AYŞEGÜL AKDOĞAN GEMİCİ

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2011

    Radyoloji ve Nükleer TıpSağlık Bakanlığı

    Radyoloji Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. FATMA SİBEL BAYRAMOĞLU