Geri Dön

A transboundary cinema : Tunç Okan's trilogy of im/migration

Sınıraşırı bir sinema: Tunç Okan'ın göç üçlemesi

  1. Tez No: 936840
  2. Yazar: TAYFUN TEZEL
  3. Danışmanlar: PROF. DR. ERNST J. VAN ALPHEN
  4. Tez Türü: Doktora
  5. Konular: İletişim Bilimleri, Sanat Tarihi, Sahne ve Görüntü Sanatları, Communication Sciences, Art History, Performing and Visual Arts
  6. Anahtar Kelimeler: Bağımsız sinema, Edebiyat uyarlamaları, Popüler sinema, Sanat sineması, Siyasal sinema, Türk sineması, Uluslararası göç, Independent cinema, Literary adaptations, Popular cinema, Art cinema, Political cinema, Turkish cinema, International migration
  7. Yıl: 2020
  8. Dil: İngilizce
  9. Üniversite: Leıden Unıversıty
  10. Enstitü: Yurtdışı Enstitü
  11. Ana Bilim Dalı: Beşeri ve Sosyal Bilimler Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Sinema Bilim Dalı
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Özet Tunç Okan, 1942 yılında İstanbul, Türkiye'de doğmuş bağımsız göçmen bir sinemacıdır. Film yönetmenliği kariyerine 1974 yılında İsveç'te ve kısmen Almanya'da çektiği Otobüs filmiyle başlamıştır. Aslen diş hekimliği eğitimi almış olan Okan'ın sinema kariyeri Okan'ın 1965 yılında popüler bir film dergisi tarafından organize edilen bir oyunculuk yarışmasını kazanmasından sonra başlar. İki yıldan kısa bir süre içinde rol aldığı on üç filmle hatırı sayılır bir üne kavuşan Okan, toplumu uyuşturmakla suçladığı Yeşilçam'daki kariyerini 1967'de bırakarak aynı yıl İsviçre'ye göç etti. İlk filmi Otobüs'ü şu ana kadar sadece üç film izler: Drôle de samedi (Cumartesi Cumartesi, 1985), Sarı Mercedes, (1992) ve Umut Üzümleri (2013). Sınırlı sayıda film üreten ve bu filmler arasında hatırı sayılır zaman aralıkları olan bağımsız bir sinemacı olarak Okan'ın sineması bugüne kadar çok az ilgi gördü. Okan ve filmleri hakkında çok az şey yazıldı ve yazılanlar da ağırlıklı olarak Türkçe. Bu çalışmada amaçladığım şey bu durumu düzeltmek ve Okan'ın filmleri, özellikle de Göç Üçlemesi adını verdiğim ilk üç filmi hakkında bir çalışma ortaya koymak. Her ne kadar ne yönetmenin kendisi ne de herhangi bir film eleştirmeni şimdiye kadar bu üç filmden bir üçleme olarak bahsetmiş olsa da, bu filmler distopik anlatıları, temaları, ev ve kimlik arayışları ile bir üçleme oluşturacak kadar birleşmişlerdir. Bu üçlemede, her film göçün farklı bir aşamasına karşılık gelir, yani ayrılış, bütünleş(eme)me ve geri dönüş. Okan'ın işçilerin İsveç'e yasadışı yolculuğuna odaklanan ilk filmi bu olgunun ilk aşamasına karşılık gelirken ikinci film Cumartesi Cumartesi entegre ol(ama)ma evresine; üçüncü film Sarı Mercedes ise geri dönüş evresine karşılık gelir. Okan“tipik”bir Türk film yönetmeni değildir. Filmlerinin sadece yarısı Türkiye'de geçer ve bu filmlerin bile bazı bölümleri yurtdışında çekilmiştir. Daha da önemlisi, Okan, Türkiye'deki sinemacıların kullandığı temaları, kültürel simgeleri, stereotipleri, anlatım stratejilerini ve film estetiğini kullanan bir sinemacı da değildir. Okan'ın sineması arada kalmış bir sinemadır; gerilimlerin ve rekabet halindeki kimliklerin, vizyonların, çıkarların sinemasıdır. Okan'ın sineması izleyici üzerinde bölünmüş bir alımlama yaratır. Filmleri bir yandan ulusal/Türkiye sinemasındaki eğilimlerle ilişki/tepki içinde, diğer yandan da uluslararası, özellikle de Avrupa arthouse sinemasıyla ilişki içinde okunabilir. Bu bağlamda, Okan'ın eserlerini anlamanın ve değerlendirmenin en iyi yolu belki de filmlerini hem Türkiye sinemasındaki hem de Avrupa (sanat) sinemasındaki gelişmelerle diyalog halinde okumaktır, çünkü Okan'ın“imzası”bu sinemalardaki çeşitli kaynaklardan beslenir. Okan kendini ne tek konuya vakfetmiş ne de tek bir format ya da türle sınırlamış bir sinemacıdır. Aksine, filmleri her zaman yoldadır, bazen kelimenin düz anlamıyla; (çünkü üçüncü filmi Sarı Mercedes bir yol filmidir ve Otobüs, tam anlamıyla bir yol filmi olmasa da, türün konvansiyonlarını cömertçe kullanır) bazen de mecazi anlamda (çünkü Okan'ın tüm filmleri sürekli yeni ifade yolları arayışındadır). Aslında, Okan'ın sineması tam da bu arayışın ürünüdür. Bu sürekli arayış, onu sinemanın yerleşik pek çok konvansiyonuna ve sınırına meydan okumaya ve çoğu zaman bunları aşmaya motive eder. Okan'ın sineması benim“sınıraşırı sinema”olarak adlandırdığım bir sinemadır. Sınıraşan sinemayı, ulusal, kültürel, politik, estetik, jenerik ya da henüz tanımlanmamış diğer sınırları aşan bir sinema olarak tanımlıyorum. Okan'ın sineması sadece siyasi ve ulusal sınırları değil; aynı zamanda kültürler, diller, türler arasındaki; bağımsız ve ticari film yapım pratikleri arasındaki; yazarlık, oyunculuk ve yönetmenlik arasındaki sınırları da aşar. Sınır aşan bir nehir gibi, Okan'ın sineması da Avrupa film coğrafyasının zengin ve çeşitli kaynaklar ve akımlar tarafından beslenen geniş ve verimli arazilerinde akan, birçok sınırı aşan ve kendi sinemasını yaratan bir sinemadır. Bu çalışma dört bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. İlk bölümde Okan'ın genel bir biyografisini sunacak, ardından yönetmenin sinemasını Türkiye'nin ana akım ticari sinemasıyla ilişkisi açısından analiz edecek ve Okan'ın bağımsız bir sinemacı ve auteur olduğunu göstereceğim. İkinci bölüm, Okan'ın ilk filmi Otobüs'e odaklanacak. Otobüs, uluslararası bir insan kaçakçılığı şebekesi tarafından İsveç'in başkenti Stockholm'ün en merkezi meydanında terk edilen, Türkiye kırsalından kaçak işçi adaylarıyla dolu bir otobüsün yolcularının distopik maceralarına odaklanan alışılmışın dışında bir yol filmidir. Otobüs, film noir'den absürt komediye kadar farklı türler ve film estetiğiyle ilişkilendirilen pek çok geleneksel unsuru bir yol filminde birleştirmekle kalmaz, aynı zamanda en esnek film türü olarak kabul edilen yol filminin sınırlarını da test eder. Üçüncü bölüm Okan'ın ikinci filmi Cumartesi Cumartesi'ye odaklanacak. Cumartesi Cumartesi, birbirine bağlı çeşitli kısa filmlerin bir kolajından oluşan parçalı bir film. Film, İsviçre'de Fransızca olarak Drôle de samedi (Komik Cumartesi) adıyla çekilmiş, tanınmış Fransız ve İsviçreli oyuncuları barındıran bir filmdir ancak kısa sürede Türkçe dublajı yapılan film Cumartesi Cumartesi adıyla bir Türk filmi olarak gösterilmiştir. Bir filme başka bir dilde dublaj yapılmasında alışılmadık bir şey yoktur ancak alışılmadık olan, Okan'ın dublaj sürecinde uyguladığı ve dilbilimsel film çevirisi pratiklerinin alışılagelmiş sınırlarını aşan stratejidir. Dublaj sürecinde Okan, yalnızca filmin diyaloglarını bir dilden diğerine çevirmekle kalmaz, bazı diyalogları tamamen yeniden yazarak bazı karakterlerin filmin orijinal versiyonunda sahip olmadıkları nitelikler kazanmasını sağlar. Dördüncü bölüm Okan'ın üçüncü filmi Sarı Mercedes'e odaklanacak. Film, Almanya'da çalışan ve en büyük hayali yeni aldığı otomobiliyle Anadolu'nun ortasındaki köyüne dönmek olan Türkiyeli bir Gasterbaiter (misafir işçi) etrafında döner. Okan'ın ilk filmi gibi Sarı Mercedes de yönetmenin farklı yol filmi geleneklerini ve estetik yaklaşımlarını bir araya getirerek hikaye anlatımının yeni olanaklarını keşfetmeye devam ettiği bir yol filmidir. Üçlemenin son, aynı zamanda da Okan'ın doğduğu ülke olan Türkiye'de çektiği ilk film olan Sarı Mercedes'i Türkiye'de çekilen diğer iki yol filmiyle, Zeki Ökten'in 1979 yapımı Sürü ve Gören'in 1982 yapımı Yol filmleriyle karşılaştıracak ve Okan'ın filminin neden uluslararası alanda fazla ilgi görmediğini anlamaya çalışacağım.

Özet (Çeviri)

Summary Tunç Okan is an independent emigrant filmmaker born in 1942 in Istanbul, Turkey. He started his filmmaking career in 1974 with his film Otobüs (The Bus), which he made in Sweden, and partly in Germany. A dentist by training, Okan's cinema career started in 1965 after winning an acting competition organised by a popular film magazine. He achieved considerable fame after starring in thirteen films in a period of less than two years. Quitting his acting career in Turkey's popular commercial cinema industry Yeşilçam in 1967, which he accused of anaesthetising society, Okan immigrated to Switzerland the same year. His debut film The Bus was followed by only three other films to date: Drôle de samedi (Funny Saturday, 1985), Mercedes mon Amour (The Yellow Mercedes, 1992), and Umut Üzümleri (Grapes of Hope, 2013). As an independent filmmaker who produced a limited number of films with considerable time gaps between them, his cinema has thus far received little attention. To this day, little has been written about Okan and his films, and what has been written is predominantly in Turkish. In this study, I intend to remedy this and provide a study of his films, particularly the first three of them, which I call the Trilogy of Im/migration. Although neither the filmmaker nor any film critic has so far referred to these three films as a trilogy, these films are sufficiently unified by their dystopian narratives, themes, and their search of home and identity to constitute a trilogy. In this trilogy, each film corresponds to a different stage of migration, namely the departure, the (dis)integration, and the return. Okan's debut film corresponds to the first phase of the phenomenon, with its focus on the workers' illegal journey to Sweden; the second film, Funny Saturday, corresponds to the phase of (dis)integration, and the third film, The Yellow Mercedes, to the phase of return. Okan is not a“typical”Turkish film director. Only half of his films take place in Turkey, and even those films feature parts that were shot abroad. More importantly, he is not a filmmaker who uses themes, cultural icons, stereotypes, narrative strategies, and filmic aesthetics that have typically been used by filmmakers in Turkey. He is also not a filmmaker who has attracted the attention of international critics. His cinema is a cinema in-between; it is a cinema of tensions and competing identities, visions, and interests. It invokes a split reception in the viewer. On one hand, his films can be read in relation/reaction to tendencies in national/Turkish cinema, and on the other hand, in relation to international, particularly European, arthouse cinema. Given this, the best way to understand and appreciate his works is to read Okan's films in dialogue with developments in both Turkish cinema and European (art) cinema, for his“signature”derives influences from a variety of sources in these cinemas. Okan is neither a one-issue director nor a filmmaker who restricts himself to one format or genre. On the contrary, his films are always on the road, sometimes literally; his third film, The Yellow Mercedes, is a road movie, and The Bus, though not being a road movie in the strict sense, generously exploits the conventions of the genre. Figuratively, all of Okan's films are in search of new ways of expression. Indeed, they are the products of this very search. This constant search motivates him to challenge, and often cross, many established conventions and boundaries of cinema. Okan's cinema is what I call“transboundary cinema”. I define transboundary cinema as a cinema that transgresses boundaries, be that national, cultural, political, aesthetic, generic, or still, others yet to be defined. Okan's cinema crosses not only political and national boundaries but also the boundaries between cultures, languages, genres; between independent and commercial filmmaking practices; between writing, acting, and directing. His cinema flows through the vast and fertile territory of European film landscape, and creates his own cinema—a cinema that is nourished by rich and diverse springs and streams, and one that crosses many boundaries. This study is divided into four chapters and a conclusion. The first chapter provides a general biography of Okan, followed by an analysis of the filmmaker's cinema in terms of its relation to Turkey's mainstream commercial cinema, in which I will demonstrate that Okan is an independent filmmaker and an auteur. The second chapter focuses on Okan's debut film, Otobüs (The Bus). The Bus follows the dystopian adventures of a bus full of would-be illegal workers from rural Turkey who are abandoned at the most central public square of Stockholm, Sweden, by an international human trafficking ring. It is effectively an unorthodox road movie. It not only combines many conventional elements that are associated with different genres and film aesthetics, ranging from film noir to absurd comedy, into a road movie, it also tests the very limits of the road movie itself, which is already considered to be the most flexible film genre. The third chapter focuses on Okan's second film Drôle de samedi (Funny Saturday). Funny Saturday is consists of a collage of various interconnected short films. Originally made in Switzerland, in French, featuring well-known French and Swiss actors, the film was quickly dubbed into Turkish. However, the strategy Okan employed during the dubbing process exceeds the conventional limits of linguistic film translation practices, as he does not only translate the dialogue of the film from one language to another, but completely rewrites some of the dialogues in a way that causes some of the characters to gain qualities they do not possess in the original version of the film. The fourth chapter focuses on Okan's third film, Mercedes Mon Amour (The Yellow Mercedes). The film revolves around a Turkish Gasterbaiter (guest worker) working in Germany, whose ultimate dream is to return to his village in central Anatolia with a newly bought automobile. Like Okan's debut film, The Yellow Mercedes is a road movie in which the filmmaker continues to explore new possibilities of storytelling by combining different road movie conventions and aesthetic approaches. The trilogy's last film is also the first film that Okan made in his country of birth, Turkey. Observing this, I compare in this chapter The Yellow Mercedes to two other road movies made in Turkey, namely Zeki Ökten's 1979 film Sürü (The Herd), and Gören's 1982 film Yol (The Road), and investigate why Okan's film has failed to generate much international attention while these two other road movies did.

Benzer Tezler

  1. Transboundary financial crime in Turkey as a non-traditional threat

    Türkiye'de geleneksel olmayan bir tehdit olarak sınıraşan finansal suç

    BERNA KILIÇ VAN DER BURG

    Yüksek Lisans

    İngilizce

    İngilizce

    2020

    Uluslararası İlişkilerBahçeşehir Üniversitesi

    Küresel İlişkiler Bilim Dalı

    DOÇ. DR. ESRA ALBAYRAKOĞLU

  2. Models of regulating water in transboundary river basins: A nexus of hydropolitics and electricity trade

    Su ve enerji ilişkisi yönetim modelleri: Hidropolitik ve elektrik ticareti üzerine karşılaştırmalı bir analiz

    HALİL BURAK SAKAL

    Doktora

    İngilizce

    İngilizce

    2018

    EkonomiOrta Doğu Teknik Üniversitesi

    Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. OKTAY FIRAT TANRISEVER

  3. A critical analysis of the International Court of Justice decision over Somalia and Kenya, its implications and the viability of transboundary agreements in a post-delimitation context

    Uluslararası Adalet Divanı'nın Somali ve Kenya hakkındaki kararının, etkilerinin ve sınırlandırma sonrası bağlamda sınır ötesi anlaşmaların uygulanabilirliğinin kritik bir analizi

    BETTY CHELANG'AT NGETICH

    Yüksek Lisans

    İngilizce

    İngilizce

    2025

    HukukAnkara Üniversitesi

    Denizcilik, Ulaştırma Hukuku ve Siyaseti

    PROF. DR. İSMAİL DEMİR

  4. Çevresel güvenlikte sınıraşan bir tehdit algısı: Nükleer zarar

    A transboundary threat perception in environmental security: Nuclear damage

    ARDA ÖZKAN

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    2018

    Hukukİstanbul Üniversitesi

    Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. LEVENT ÜRER

  5. Sınır aşan su sorunlarına ilişkin karşılaştırmalı bir inceleme: Nil ve Tuna Nehri örnekleri

    A comparative analysis of transboundary water issues: Examples of The Nile and Danube rivers

    HAYRUNNİSA DALĞIÇ

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2024

    Uluslararası İlişkilerKaramanoğlu Mehmetbey Üniversitesi

    Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ SABRİ AYDIN