Akut postenfeksiyöz glomerulonefrit hastalarının retrospektif değerlendirilmesi
Retrospective evaluation of patients with acute postinfectious glomerulonephritis
- Tez No: 945728
- Danışmanlar: DOÇ. DR. SİBEL YEL
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Child Health and Diseases
- Anahtar Kelimeler: Kompleman yolağı, Glomerülonefrit, Hematüri, Postinfeksiyöz Glomerülonefrit, Complement pathway, Glomerulonephritis, Hematuria, Postinfectious Glomerulonephritis
- Yıl: 2025
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Erciyes Üniversitesi
- Enstitü: Tıp Fakültesi
- Ana Bilim Dalı: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Çocuk Nefrolojisi Bilim Dalı
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
GiriĢ ve Amaç: Akut postinfeksiyöz glomerülonefrit (PIGN); böbrek dışı bir enfeksiyona karşı konakçı yanıtının bir sonucu olarak ortaya çıkan, immün aracılı glomerüler bir hasardır. Çocuklarda gelişen akut glomerülonefritin en yaygın nedenlerinden biri PIGN‟dir. Etiyolojide en sık streptokoklar yer alır. Günümüzde sanitasyon uygulamalarının artması ve antibiyotik kullanımının armasına bağlı olarak insidansı azalmıştır. Ancak çocuklarda hala önemli bir morbidite sebebi olarak karşımıza çıkmaktadır(1). Bu çalışmada PIGN tanısı alan hastaların demografik, klinik, laboratuvar parametreleri, almış olduğu tedaviler incelenmesi planlandı. Ayrıca mevcut parametreler biyopsi yapılan/yapılmayan hastalarda karşılaştırılarak değerlendirilmesi planlandı. Bu çalışmada, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji Kliniğine başvuru yapan, geçirilmiş enfeksiyon sonrası meydana gelen glomerulonefrit vakalarının demografik, klinik, laboratuvar özelliklerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nefroloji Kliniğine başvuru yapan ve postenfeksiyöz glomerülonefrit tanısı alan 18 yaşından küçük hastalar araştırmaya dahil edildi. 18 yaşından büyük hastalar ve enfeksiyon dışı nedenlerle gelişen glomerülonefrit tanılı hastalar araştırmaya dahil edilmemiştir. Olguların demografik, laboratuvar, diagnostik, prognostik verileri (yaş, cinsiyet, muayene bilgileri, laboratuvar değerlendirmeleri) hasta dosyalarından ve Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri veri tabanından elde edilen bilgilerle retrospektif olarak değerlendirildi. Ayrıca hastaların takip süreleri, en son poliklinik kaydındaki klinik ve laboratuvar parametreleri değerlendirilerek prognostik göstergeler araştırıldı. İstatistiksel analizlerin ‟Scientific Packegefor Social Sciences‟ (SPSS versiyon22.0) (Chicago, IL,USD) paket programı kullanılarak yapıldı. Tanımlayıcı istatistikler olarak frekans, yüzde değerler, ortanca (çeyrekler arası açıklık), ortalama, 25-75.persentil değerleri ve standart sapma değerleri verildi. Verilerin normal dağılımına Shapiro-Wilk testi ile bakıldı. Karşılaştırmalar için normal dağılıma uyan sayısal değişkenler için Independent Samples t-Test ile normal dağılıma uymayan sayısal değişkenler için Mann Whitney U testi kullanıldı. Kategorik değişkenler arasındaki karşılaştırmalar ki-kare testi ile yapıldı. P<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 8,5 yıl olan 81 hasta (53 erkek ve 28 kız) dahil edilmiştir. Ödem ve makroskobik hematüri, başlıca başvuru semptomlarıydı. Hastaların çoğunluğunun (%93,8) üst solunum yolu enfeksiyonu öyküsü vardı. Ortanca takip süresi 12 ay olarak belirlendi.19 hasta (%23,5) böbrek biyopsisi geçirdi. Biyopsi yapılan çocukların ilk ay ve son takip dönemindeki proteinüri seviyeleri ile serum kreatinin seviyeleri, biyopsi yapılmayan çocuklara göre daha yüksek bulundu (p<0,05). Aynı grupta toplam protein ve albümin seviyeleri, biyopsi yapılmayan çocuklara göre anlamlı derecede daha düşük bulundu. Steroid, antihipertansif ve diüretik tedaviler sırasıyla 15 (%18,5), 20 (%24,6) ve 26 (%32,1) çocukta verildi. Hızla ilerleyen seyir gösteren beş hastada diyaliz gereksinimi oldu. Hastaların büyük çoğunluğunda serum kreatinin seviyeleri, proteinüri, sistolik ve diyastolik kan basıncı seviyeleri, tanıdan sonraki ilk ayda, başvuru seviyelerine kıyasla anlamlı derecede azaldı (p<0,05). Son takipte bütün hastaların glomerüler filtrasyon hızı (GFR) ve proteinüri seviyelerinin anlamlı şekilde iyileştiği görüldü. Sonuç: Akut postinfeksiyöz glomerülonefrit vakalarının çoğunda böbrek biyopsisi gerekli değildir. PIGN genelde kendini sınırlayan bir hastalıktır. Temel yaklaşım destek tedavilerini içerir. Çocuklarda PIGN‟ in prognozu büyük oranda iyidir. Erken tanı ve tedavilerin mortalite ve morbidite oranını azaltacağı düşünülmektedir.
Özet (Çeviri)
Introduction and Objective: Acute postinfectious glomerulonephritis (PIGN) is an immune-mediated glomerular injury that occurs as a result of the host response to an extra-renal infection. PIGN is one of the most common causes of acute glomerulonephritis in children. Streptococci are most frequently involved in the etiology. Today, its incidence has decreased due to increased sanitation practices and antibiotic use. However, it is still an important cause of morbidity in children(1). In this study, we planned to analyze the demographic, clinical, laboratory parameters and treatments received by patients diagnosed with PIGN. In addition, it was planned to evaluate the current parameters by comparing the patients with and without biopsy. In this study, it was aimed to investigate the demographic, clinical and laboratory characteristics of glomerulonephritis cases occurring after previous infection who applied to Erciyes University Faculty of Medicine, Pediatric Nephrology Clinic. Materials and Methods: In this study, patients younger than 18 years of age admitted to Erciyes University, Faculty of Medicine, Pediatric Nephrology Clinic and diagnosed with postinfectious glomerulonephritis were included in the study. Patients older than 18 years of age and patients diagnosed with glomerulonephritis due to non-infectious causes were not included in the study. Demographic, laboratory, diagnostic and prognostic data (age, gender, examination information, laboratory evaluations) of the patients were retrospectively evaluated with the information obtained from patient files and Erciyes University Medical Faculty Hospitals database. In addition, prognostic indicators were investigated by evaluating the follow-up periods, clinical and laboratory parameters in the last outpatient clinic record. Statistical analyses were performed using the 'Scientific Packegegefor Social Sciences' (SPSS version22.0) (Chicago, IL, USD) package program. Frequency, percentage values, median (interquartile range), mean, 25th-75th percentile values and standard deviation values were given as descriptive statistics. The normal distribution of the data was examined by Shapiro-Wilk test. For comparisons, Independent Samples t-test was used for numerical variables that fit the normal distribution and Mann Whitney U test was used for numerical variables that did not fit the normal distribution. Comparisons between categorical variables were made with chi-square test. P<0.05 was considered statistically significant. Results: The study included 81 patients (53 boys and 28 girls) with a mean age of 8.5 years. Edema and macroscopic hematuria were the main presenting symptoms. The majority of patients (93.8%) had a history of upper respiratory tract infection. The median follow-up period was 12 months. 19 patients (23.5%) underwent renal biopsy. Proteinuria levels and serum creatinine levels in the first month and at the last follow-up period were higher in children who underwent biopsy compared to children who did not undergo biopsy (p<0.05). Total protein and albumin levels were significantly lower in the same group compared to children without biopsy. Steroid, antihypertensive and diuretic treatments were given in 15 (18.5%), 20 (24.6%) and 26 (32.1%) children, respectively. Dialysis was required in five patients with rapidly progressive course. Serum creatinine levels, proteinuria, systolic and diastolic blood pressure levels decreased significantly in the first month after diagnosis compared to admission levels in the majority of patients (p<0.05). At the last follow-up, glomerular filtration rate (GFR) and proteinuria levels improved significantly in all patients. Conclusion: Renal biopsy is not necessary in most cases of acute postinfectious glomerulonephritis. PIGN is usually a self-limiting disease. The main approach includes supportive therapies. The prognosis of PIGN in children is largely good. Early diagnosis and treatment are thought to reduce mortality and morbidity rates.
Benzer Tezler
- Akut nefritik sendrom tanısı ile takip edilen hastaların retrospektif olarak incelenmesi
Başlık çevirisi yok
FULDEN KAVAS COŞKUNER
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2018
Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıSağlık Bilimleri ÜniversitesiÇocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. SEBAHAT TÜLPAR
- Çocuklarda akut stres hiperglisemisinde hormonal değişikliklerin ve kısa süreli prognozun incelenmesi
Başlık çevirisi yok
AYGÜN DİNDAR
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
1987
Çocuk Sağlığı ve Hastalıklarıİstanbul ÜniversitesiÇocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. HÜLYA GÜNÖZ
- Kaza sonucu meydana gelen akut zehirlenmeler ve ilaç zehirlenmeleri
Başlık çevirisi yok
SELMA YURTDAŞ
Yüksek Lisans
Türkçe
1987
Eczacılık ve FarmakolojiGazi ÜniversitesiKazaların Çevresel ve Teknik Araştırması Ana Bilim Dalı (disiplinlerarası)
PROF. DR. ORHAN ASLANOĞLU
- Diyabetus mellitus'da gözlenen mikrovasküler komplikasyonların prostaglandinler ile olan ilişkisi
The Relation of microvaskular complications observed in diabetes mellitus with prostoglandins
CANAN NEBİGİL
Doktora
Türkçe
1985
Eczacılık ve FarmakolojiCumhuriyet ÜniversitesiFarmakoloji Ana Bilim Dalı
YRD. DOÇ. DR. YUSUF SARIOĞLU
- Kadın genital bölgesi vajen ve serviks mikrobiyal flora dağılımı ve enfeksiyon etkeni patojen mikroorganizmaların tanımı
The Distrubition of microbial flora of vagina nd cervix in women genital tract and description of pathooen microorganism which are infection agent
NİHAL YÜCEL