Geri Dön

Biliyer taşların perkütan transhepatik yaklaşımla tedavisi: Normal ve cerrahi ile değişmiş gastrointestinal anatomili hastalarda sonuçların karşılaştırılması

Treatment of biliary stones using a percutaneous transhepatic approach: Comparison of outcomes between patients with normal and surgically altered gastrointestinal anatomy

  1. Tez No: 951002
  2. Yazar: ELİF BANU GÜLER OKLAZ
  3. Danışmanlar: DOÇ. DR. MUSTAFA ÖZDEMİR
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Radyoloji ve Nükleer Tıp, Radiology and Nuclear Medicine
  6. Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
  7. Yıl: 2025
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
  10. Enstitü: Ankara Bilkent Şehir Hastanesi
  11. Ana Bilim Dalı: Radyoloji Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, safra yolu taşlarının tedavisinde merkezimizde yapılan perkütan transhepatik girişimlerin etkinliğini mevcut literatür ışığında değerlendirmek, ayrıca işlem başarısında rol oynayan risk faktörleri ile değişen üst gastrointestinal sistem anatomisinin işlem sonuçlarına etkisi araştırmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: 1 Nisan 2019-31 Eylül 2024 tarihleri arasında merkezimizde perkütan transhepatik taş ekstraksiyonu (PTTE) yapılmış olup araştırmaya dahil edilme kriterlerine uygun bulunan 172 olgu retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Hastalara ait yaş, cinsiyet, başvuru şikayeti ve üst gastrointestinal sistemin (ÜGS) anatomik özellikleri kaydedilmiştir. Her hasta için biliyer sistemin özellikleri (safra kesesi durumu, koledok çapı), safra yolu taşlarının özellikleri (boyut, sayı, lokalizasyon), prosedüre ait özellikler (transhepatik giriş lokalizasyonu, biliyer trakt sayısı, mekanik litotripsi gereksinimi) değerlendirilmiştir. İşlem sonuçlarına ilişkin, teknik başarı, klinik başarı, prosedür seans sayısı, biliyer kateter kalış süresi ve işlem komplikasyonları incelenmiştir. Araştırmaya dahil edilen olgular ÜGS anatomisine ve biliyoenterik anastomoz (BEA) varlığına göre 3 gruba ayrılmıştır. Normal ÜGS anatomisine sahip hastalar Grup 1, cerrahi ile değişmiş ÜGS anatomisine sahip ancak BEA'sı bulunmayan hastalar Grup 2 ve cerrahi ile değişmiş ÜGS anatomisine sahip olup BEA'sı bulunan hastalar Grup 3 olarak sınıflandırılmıştır. Tüm bu parametreler ayrıca 3 grup arasında karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Teknik başarıyı etkileyen risk faktörlerini belirlemek için regresyon analizi uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 28.0 paket programı ile değerlendirilmiş, p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. BULGULAR: Çalışma dahilinde 76 kadın (%44,2), 96 erkek (%55,8) hasta bulunmakta olup yaş ortalaması 67,7 (±13,9) olarak saptanmıştır. Tüm hasta grubunda işlem teknik başarısı %82; işlem ile ilişkili komplikasyon oranı %9,3 olarak tespit edilmiştir. İşlem teknik başarısı üzerine yapılan regresyon analizinde taş çapının büyüklüğü (OR=1,194; p<0.001), taş sayısının 6 ve üzerinde olması (OR=14,148; p=0.02) ve kombine (intrahepatik ve ekstrahepatik) yerleşimli taş varlığı (OR=6,218; p=0.005) teknik başarısızlık için risk faktörleri olarak tespit edilmiştir. En büyük taş çapının 12,5 mm'nin üzerinde olduğu hastalarda işlem başarısının anlamlı olarak daha düşük olduğu saptanmıştır (AUC: 0,803, duyarlılık: %74,2, özgüllük: %73,8). Teknik başarı oranları Grup 1 için %82 (65/79), Grup 2 için %81 (51/63) ve Grup 3 için %83 (25/30) olarak saptanmıştır (Grup 1'e karşı Grup 2; p=0,50, Grup 1'e karşı Grup 3; p=0,57, Grup 2'ye karşı Grup 3; p=0,51). Grup 3 için taş ekstraksiyon seans sayısının (2,8±1,7) ve biliyer kateterin kalış süresinin (25,4 ± 12,5 gün), Grup 1 (1.8 ± 0.9 seans, 15.7 ± 8.3 gün) ve Grup 2'ye (1,9 ± 0,9 seans, 18,3 ± 9,2 gün) kıyasla daha fazla olduğu saptanmıştır (Grup 1'e karşı Grup 3; pseans = <0.001, pgün = <0.001 ve Grup 2'ye karşı Grup 3; pseans 0,005, pgün = 0,01). SONUÇ: Sunulan çalışmanın iki önemli sonucu bulunmaktadır; (1) PTTE cerrahi olarak değişmiş ÜGS anatomisine bakılmaksızın safra yolu taşlarının tedavisinde etkili ve güvenilir bir yöntemdir. Bununla birlikte, BEA bulunan hastaların tedavi planlamasında işlem seans sayısı ve drenaj kalış süresi daha fazla olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. (2) En büyük taş çapının 12,5 mm'yi aşması, taş sayısının 6 ve üzerinde olması ile kombine (intrahepatik ve ekstrahepatik) yerleşimli taşların bulunması teknik başarısızlık için risk faktörleri olup bu faktörlerin prosedür öncesi değerlendirilmesi işlem başarısını öngörmede rol alabilir.

Özet (Çeviri)

OBJECTIVE: This study aims to evaluate the efficacy of percutaneous transhepatic interventions performed in our center for the treatment of bile duct stones in light of the existing literature. Additionally, it seeks to investigate the impact of altered upper gastrointestinal system (UGS) anatomy on procedural outcomes and identify risk factors influencing procedural success. MATERIALS AND METHODS: A retrospective analysis was conducted on 172 patients who underwent percutaneous transhepatic stone extraction (PTSE) at our center between April 1, 2019, and September 31, 2024, and met the inclusion criterias. Demographic data, including age, sex, presenting symptoms, and anatomical features of the UGS, were recorded. Biliary system characteristics (gallbladder status, common bile duct diameter), stone properties (size, number, and location), and procedural details (transhepatic entry site, number of biliary tract, necessity for mechanical lithotripsy) were evaluated. Procedural outcomes, including technical success, clinical success, number of sessions, duration of biliary catheter retention, and complications, were analyzed. Patients were categorized into three groups based on UGS anatomy and the presence of a bilioenteric anastomosis (BEA): Group 1 included patients with normal UGS anatomy, Group 2 consisted of those with surgically altered UGS anatomy without BEA, and Group 3 included patients with surgically altered UGS anatomy with BEA. All parameters were compared among the three groups. Logistic regression analysis was performed to identify risk factors affecting technical success. Data were analyzed using SPSS 28.0, with a statistical significance threshold set at p < 0.05. RESULTS: The study included 76 female (44.2%) and 96 male (55.8%) patients, with a mean age of 67.7 (±13.9) years. The overall technical success rate was 82%, while the procedure-related complication rate was 9.3%. Logistic regression analysis identified larger stone size (OR = 1.194; p <0.001), presence of ≥6 stones (OR = 14.148; p = 0.02), and stones located in combined (intrahepatic and extrahepatic) localization (OR = 6.218; p = 0.005) as risk factors for technical failure. Patients with a maximum stone diameter exceeding 12.5 mm had significantly lower procedural success (AUC = 0.803; sensitivity: 74.2%; specificity: 73.8%). The technical success rates were 82% (65/79) in Group 1, 81% (51/63) in Group 2, and 83% (25/30) in Group 3 (Group 1 vs. Group 2; p = 0.50, Group 1 vs. Group 3; p = 0.57, Group 2 vs. Group 3; p = 0.51). However, in Group 3, the number of stone extraction sessions (2.8 ± 1.7) and duration of biliary catheter retention (25.4 ± 12.5 days) were significantly higher than in Group 1 (1.8 ± 0.9 sessions, 15.7 ± 8.3 days) and Group 2 (1.9 ± 0.9 sessions, 18.3 ± 9.2 days) (Group 1 vs. Group 3: p<0.001 for sessions, p<0.001 for catheter retention; Group 2 vs. Group 3: p = 0.005 for sessions, p = 0.01 for catheter retention). CONCLUSION: This study highlights two key findings: (1) PTSE is an effective and safe method for the treatment of bile duct stones, regardless of surgically altered UGS anatomy. However, in patients with BEA, a higher number of procedural sessions and a longer duration of biliary drainage should be anticipated. (2) A maximum stone diameter exceeding 12.5 mm, the presence of ≥6 stones, and the coexistence of intrahepatic and extrahepatic stones are significant risk factors for technical failure. Evaluating these factors preoperatively may play a role in predicting procedural success.

Benzer Tezler

  1. Benign bilier obstrüksiyonlarda perkütan tedavi girişimleri

    Percutaneous management of benign biliary obstructions

    KAMİL GÜREL

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2001

    Radyoloji ve Nükleer TıpGazi Üniversitesi

    Radyodiagnostik Ana Bilim Dalı

    PROF.DR. ERHAN T. ILGIT

  2. ERCP sonrası kolesistektomi ile standart elektif kolesistektomi operasyonlarının karşılaştırılması

    Comparison of cholecystectomy operations after ERCP with standard elective cholecystectomies

    YASİR MUSA KESGİN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2021

    Genel CerrahiSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. MEHMET KARABULUT

  3. Akut biliyer pankreatitlerde asemptomatik kolelitiyazis sıklığı

    Incidence of asymptomatic cholelithiasis in acute biliary pancreatitis

    GÜLDEN CANCAN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2014

    Genel Cerrahiİstanbul Üniversitesi

    Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. SALİH PEKMEZCİ

  4. Pankreatikobiliyer bileşkenin anatomik özellikleri ve varyasyonlarının akut biliyer pankreatit etiyolojisindeki rolü

    The role of anatomic features and variations of the pancreaticobiliary junction in the etiology of acute biliary pancreatitis

    CENK ÖZKAN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2022

    Genel CerrahiSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. MEHMET ABDUSSAMET BOZKURT

    DR. SERHAN YILMAZ