Delta 5 desatüraz gen polimorfizminin Türk popülasyonunda Bipolar I bozukluk ile ilişkisinin incelenmesi
Investigation of the relationship between delta 5 desaturase gene polymorphism and Bipolar I disorder in the Turkish population
- Tez No: 970774
- Danışmanlar: DR. EMİNE MERVE AKDAĞ
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: Psikiyatri, Psychiatry
- Anahtar Kelimeler: Bipolar I, Delta 5 Desatüraz, FADS1, Polimorfizm, Bipolar I, Delta 5 Desaturase, FADS, Polymorphism
- Yıl: 2025
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
- Enstitü: Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi
- Ana Bilim Dalı: Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Amaç: Bu çalışma, Delta 5 Desatüraz (FADS1) geninde bulunan regülatör öneme sahip rs174561 polimorfizminin Türk popülasyonundaki frekans dağılımını ve Bipolar I Bozukluk ile olan ilişkisini araştırmak amacıyla tasarlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Araştırmaya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri kliniğine başvuran ve psikiyatri hekimleri tarafından Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı DSM-5'e (American Psychiatric Association, 2013) dayalı yapılan psikiyatrik muayene neticesinde Bipolar Bozukluk tip I tanısı alan 18-65 yaş arasındaki hasta ve sağlıklı kontrol kriterlerine uygun toplam 300 birey (200 Hasta, 100 Kontrol) dahil edilmiştir. Tüm gönüllülere çalışmaya başlamadan önce sözel ve yazılı olarak çalışma hakkında detaylı bilgi verilmiş olup çalışmaya katılmayı kabul eden hasta ve sağlıklı kontrollere Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formları verilmiş ve onayları alınmıştır. Hasta ve sağlıklı kontrollerin sosyodemografik bilgileri bu çalışma için hazırlanmış olan sosyodemografik bilgi formuna doldurulmuştur. Hasta gönüllülerinin bipolar bozukluk belirtilerinin değerlendirilmesi için Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği ve Young Mani Derecelendirme Ölçeği ayrıca Bireysel ve Sosyal Performans Ölçeği doldurulmuştur. Ardından gönüllülerden, EDTA içeren kan tüplerine 10 mL kan örneği alınarak Bursa Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Omik Analiz ve Araştırma Laboratuvarı'nda DNA izolasyonu yapılmış ve PCR protokolü uygulanarak aleller analiz edilmiştir. Bulgular: FADS1 rs174561 polimorfizmi analizi sonucunda toplam örneklemde TT genotip frekansı %60,33 (n=181), TC genotip frekansı %34,33 (n=103), CC genotip frekansı %5,33 (n=16) olarak saptanmıştır. Hardy-Weinberg dengesi korunmuştur (p=0,881). Minör alel (C) frekansı 0,225 olarak hesaplanmış olup uluslararası veri tabanlarıyla uyumludur. Cinsiyet alt grup analizlerinde erkeklerde Bipolar Bozukluk I ve sağlıklı kontrol grupları arasında alel frekansları açısından BB I grubunda C aleli frekansı, SK grubundaki C aleli frekansından daha yüksek bulunmuştur ve marjinal düzeyde bir anlamlılık tespit edilmiştir (χ²=2,874, p=0,090). Genetik modelde cinsiyet alt grup analizlerinde erkek hastalarda dominant modelde (TC+CC vs. TT) marjinal düzeyde istatistiksel anlamlılık gözlenmiştir (p=0,055). Erkek Bipolar Bozukluk I hastalarında genotip dağılımı ile tedaviye direnç öyküsü arasında anlamlı ilişki saptanmıştır (p=0,021). Kadınlarda ise benzer bir ilişki saptanmamıştır. Tedaviye direnç öyküsü olan kadın ve erkek hastaların genotip dağılımları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,004). İntihar girişimi öyküsü analizi sonucunda toplam hasta grubunda intihar girişimi öyküsü olan ve olmayanlar arasında genotip dağılımı açısından anlamlılık saptanmıştır (χ²=8,788, p=0,012). Cinsiyet alt gruplarında yapılan analizlerde intihar girişimi öyküsü olan ve olmayanlar arasında hem kadın (p=0,057) hem de erkek (p=0,062) hastalarda marjinal düzeyde anlamlılık saptanmıştır. Lityum veya valproik asit tedavisi altında remisyonda olan hastalar arasında yapılan genotip karşılaştırmasında her iki grupta da TT genotipi en sık (%50), CC genotipi ise en düşük (Lityum %16,7, Valproik asit %2,4) oranda gözlenmiştir. CC genotipi lityum grubunda valproik asit grubuna kıyasla daha yüksek oranda saptanmıştır. Cinsiyet alt grup analizleri, valproik asit kullanan erkeklerde TC (%58,3) genotipinin TT (%37,5) genotipine göre daha sık görüldüğünü, valproik asit kullanan kadınlarda ise TT (%62,5) genotipinin baskın olduğunu ortaya koymuştur. Sonuç: FADS1 rs174561 polimorfizminin Türk popülasyonunda bipolar bozukluk I ile genel bir ilişkisinin bulunmadığı gösterilmiştir. Ancak alel frekans analizlerinde erkeklerde C alelinin bipolar bozukluk I grubunda sağlıklı kontrol grubuna göre daha yüksek olması ve bu farkın marjinal anlamlılık göstermesi C alelinin erkeklerde potansiyel bir risk faktörü olabileceğine dair zayıf bir işaret sunmaktadır. Erkek hastalarda tedaviye direnç öyküsü ile genotip dağılımları arasında ayrıca tedaviye direnç öyküsü olan erkek ve kadın hastalar arasında anlamlı ilişki bulunması polimorfizmin cinsiyete özgü etkilerinin olabileceğini düşündürmektedir. İntihar girişimi öyküsü analizi sonucunda saptanan bulgular, TT ve CC genotiplerinin intihar girişimi riskini arttırabileceğini, TC genotipinin ise koruyucu etkisinin olabileceğini düşündürmektedir. Bipolar bozuklukta intihar riskinin değerlendirilmesinde genetik faktörlerin önemli bir rol alabileceğini vurgulamaktadır. Lityum veya valproik asit tedavisi altında remisyonda olan hastalar arasında, erkek hastalarda valproik asit kullananlarda TC genotipinin, kadınlarda ise TT genotipinin belirgin derecede daha yüksek oranda görülmesi cinsiyet alt gruplarında gözlenen bu genotiplerin tedaviye verilen yanıt ile ilişkili olabileceğini ve söz konusu polimorfizmin tedavi seçiminde rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Bu bulgu kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesinde genetik faktörlerin dikkate alınması gerektiğini işaret etmektedir.
Özet (Çeviri)
Aim: This study was designed to investigate the frequency distribution of a regulatory significant single nucleotide polymorphism in the Delta 5 Desaturase (FADS1) gene and its association with bipolar I disorder in the Turkish population. Materials and Methods: A total of 300 individuals (200 patients and 100 healthy controls) were included in the study. The patient group consisted of individuals aged 18–65 who applied to the Psychiatry Clinic of the University of Health Sciences Bursa Yüksek İhtisas Training and Research Hospital and were diagnosed with Bipolar Disorder Type I by psychiatry specialists based on the Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, Fifth Edition (DSM-5) (American Psychiatric Association, 2013), while the control group comprised individuals meeting predefined eligibility criteria without any psychiatric diagnosis. All participants were verbally and in writing informed about the study procedures prior to enrollment, and written informed consent was obtained from those who agreed to participate. Sociodemographic data were collected using a structured information form prepared specifically for the study. In the patient group, clinical symptom severity and functional status were assessed using the Hamilton Depression Rating Scale, the Young Mania Rating Scale, and the Personal and Social Performance Scale. Subsequently, 10 mL of peripheral venous blood was collected from each participant into EDTA-containing tubes, and DNA isolation was conducted at the Omics Analysis and Research Laboratory of Bursa Uludağ University, Faculty of Science and Letters. Following extraction, allelic analysis of the FADS1 rs174561 polymorphism was carried out using a PCR-based genotyping protocol. Results: The analysis of the FADS1 rs174561 polymorphism revealed that, in the total sample, the frequencies of the TT, TC, and CC genotypes were 60.33% (n=181), 34.33% (n=103), and 5.33% (n=16), respectively. The genotype distribution was in accordance with Hardy–Weinberg equilibrium (p=0.881). The minor allele (C) frequency was calculated as 0.225 and was consistent with international databases. In sex-stratified subgroup analyses, among males, the frequency of the C allele was higher in the Bipolar Disorder type I (BD-I) group compared to the healthy control (HC) group, showing marginal significance (χ²=2.874, p=0.090). In the genetic model analysis within the male subgroup, the dominant model (TC+CC vs. TT) demonstrated marginal statistical significance (p=0.055). A significant association was observed between genotype distribution and treatment resistance history in male BD-I patients (p=0.021), whereas no such relationship was detected in females. Furthermore, a statistically significant difference in genotype distribution was found between treatment-resistant males and females (p=0.004). The analysis of suicide attempt history indicated a significant difference in genotype distribution between patients with and without a history of suicide attempt in the total patient group (χ²=8.788, p=0.012). In sex-stratified analyses, marginal significance was observed between those with and without suicide attempt history in both females (p=0.057) and males (p=0.062). Among patients in remission under lithium or valproic acid treatment, TT was the most frequent genotype in both groups (50%), whereas CC was the least frequent (16.7% in the lithium group and 2.4% in the valproic acid group). The CC genotype was more common in the lithium group compared to the valproic acid group. Sex-specific subgroup analysis further showed that, among males receiving valproic acid, the TC genotype (58.3%) was more prevalent than the TT genotype (37.5%), whereas among females receiving valproic acid, the TT genotype was predominant (62.5%). Conclusion: The FADS1 rs174561 polymorphism was found not to be generally associated with Bipolar Disorder Type I in the Turkish population. However, allele frequency analyses revealed that the C allele was more prevalent in males with Bipolar Disorder Type I compared to healthy controls, and this marginal trend suggests a weak indication that the C allele may represent a potential risk factor in males. Furthermore, the significant association observed between genotype distribution and treatment resistance history in male patients, as well as between treatment-resistant males and females, implies that this polymorphism may exert sex-specific effects. Findings from the suicide attempt analysis indicated that the TT and CC genotypes may increase the risk of suicide attempts, whereas the TC genotype may have a protective role, highlighting the importance of genetic factors in assessing suicide risk in bipolar disorder. Among patients in remission under lithium or valproic acid treatment, the observation that the TC genotype was more frequent in males receiving valproic acid while the TT genotype was predominant in females suggests that these genotype patterns within sex-specific subgroups may be related to treatment response, indicating that the polymorphism could play a role in treatment selection. Collectively, these findings suggest that genetic factors should be taken into consideration in the development of personalized treatment approaches.
Benzer Tezler
- Diyete soy isoflavon ilavesinin bıldırcınlarda (Coturnix coturnix Japonica) karaciğer ve kas dokularındaki delta 9,6,5, desaturaz ürünleri ve kolesterol üzerine etkileri
Effects of soy isoflavon on the delta 9,6,5 desaturase products and cholesterol levels of liver and muscle in quail (Coturnix coturnix Japonica)
BUKET ÇETİNTAŞ
- İnsülün uygulanmayan tip 1 diabetik albino sıçanların beyin, kas, testis ve akciğer dokularındaki araşidonik asit (20:4;, N-6) ve dekosaheksaenoik asit (22:6, N-3) miktarlarının değişimi üzerinde alfa lipoik asit ile vitamin C`nin etkileri
The effects of alpha lipoic acid and vitamin C, on the level of arachidinic (20:4;, N-6) and docosahexaenoic acid (22:6, N-3) fatty acids in the brain, muscle, testis and lung tissues of tip-1 diabetic rats, non applied insulin
MEHMET GÜVENÇ
- 5 eksenli hibrit delta robotun RGB-D kamerayla görsel servo yaklaşımı ile yönlendirilmesi
Guidance of 5-axis hybrid delta robot with RGB-D camera using visual servo approach
ÖZGÜR KURT
Yüksek Lisans
Türkçe
2025
Mekatronik MühendisliğiBursa Teknik ÜniversitesiMekatronik Mühendisliği Ana Bilim Dalı
DR. ÖĞR. ÜYESİ NURETTİN GÖKHAN ADAR
- Evre 3-5 kronik böbrek yetmezliği hastalarında baz açığı, anyon gap ve delta oranı ile böbrek yetmezliği progresyonu arasındaki ilişki
Correlation between base excess, anion gap and delta ratio and progression of kidney failure in stage 3-5 chronic kidney disease
ALİ NAZMİ CAN DOĞAN
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2016
NefrolojiSağlık Bilimleri Üniversitesiİç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. ERHAN TATAR
- 5th order sigma delta MEMS accelerometer system with enhanced linearity
Doğrusallığı geliştirilmiş 5. derece sigma delta MEMS ivmeölçer sistemi
ULAŞ AYKUTLU
Yüksek Lisans
İngilizce
2015
Elektrik ve Elektronik MühendisliğiOrta Doğu Teknik ÜniversitesiElektrik-Elektronik Mühendisliği Ana Bilim Dalı
PROF. DR. TAYFUN AKIN