Geri Dön

Rinoplastide high septal ve low septal koruyucu tekniklerin karşılaştırılması

Comparison of high septal and low septal preservation techniques in rhinoplasty

  1. Tez No: 971950
  2. Yazar: REHA FURKAN EKİCİ
  3. Danışmanlar: PROF. DR. KEMALETTİN YILDIZ
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi, Plastic and Reconstructive Surgery
  6. Anahtar Kelimeler: Cerrahi-plastik, Surgery-plastic
  7. Yıl: 2025
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Bezm-İ Alem Vakıf Üniversitesi
  10. Enstitü: Tıp Fakültesi
  11. Ana Bilim Dalı: Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Giriş ve amaç Burun, yüzün en ortasında ve en anteriorunda yer alan yapı olup, hem yüz karakteristiğinin belirlenmesi hem de yüz güzelliğinin değerlendirilmesinde önemli bir yere sahiptir. Son onyıllarda popülerliği iyice artan rinoplasti ameliyatının en çok ilgi gören tekniklerinin başında gelen koruyucu (preservation) rinoplasti, burnun hem yumuşak dokusu hem de tip ve dorsum bölgelerini içeren bir değişimi kapsamasıyla beraber, en büyük değişikliği burun sırtına olan yaklaşımda ortaya çıkarmaktadır. Koruyucu rinoplasti başlığı altında birçok teknik geliştirilmiş olup, bunlar temelde burun dorsumu ve burun septumuna yapılan müdahaleler olarak iki gruba ayrılabilir. Septum manevraları ile septum üzerinde farklı seviyelerde kesiler yapılarak burun dorsumunun hareketlenmesi ve dorsumun yani supratipten radix'e kadar olan hattın tamamının burun içerisine farklı oranlarda düşürülerek, burun sırtının düzleşmesi sağlanır. Bu bağlamda teknikler (burada high ve low) kendi cerrahi mekanizmaları gereği, supratip ve kemer(hump) bölgelerinde farklı miktarlar ve oranlarda düşüşler sağlamakta, bu farklılıklar detaylıca değerlendirilip anlaşılırsa, doğru teknik seçimiyle hem cerrahi sonuçlar hem de karar verme mekanizmaları açısından cerraha büyük kolaylık sağlanacaktır. Bu tez koruyucu rinoplastide en sık kullanılan septal teknikler olan 'high' ve 'low' tekniklerin supratip ve kemer(hump) bölgesi üzerinden burun sırtına olan etkilerini ayrı ayrı değerlendirip karşılaştırmak amacıyla planlanmıştır. Gereçler ve yöntem 2022-2024 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesine başvurmuş ve rinoplasti ameliyatı gerçekleştirilmiş 16-35 yaş aralığındaki hastaların dosya ve fotoğraf kayıtları geçmişe dönük olarak taranmış ve bu hastalardan çalışma kriterlerine uyan 'High septal' grubunda 20, 'Low septal' grubunda 10 hastadan toplamda 30 kişilik çalışma grubu oluşturulmuştur. Hastaların ameliyat öncesi ve sonrası 1. yıl fotoğrafları mavi fon önünde, profilden ve baş pozisyonu Frankfurt horizontal düzlemine paralel olacak şekilde, hasta-kamera mesafesi 70 cm tutularak Redmi Note 10s 26 mm odak uzaklıklı lensi kullanılarak çekildikten sonra bilgisayar ortamına aktarılıp Adobe Photoshop 2025 üzerinde her hastanın ameliyat öncesi ve sonrası fotoğrafları üst üste getirilerek örtüştürülmüştür. Sıfır derece meridyeni alar kıvrıma yerleştirerek ameliyat öncesi supratip ve kemer(hump) noktaları ile ameliyat sonrası sonrası supratip ve kemer noktarı belirlenerek, vertikal alar düzlemden indirilen dikmeler ile bu bölgelerin projeksiyonları metrik olarak ölçülmüştür. Elde edilen bu veriler kullanılarak her iki teknikte de ameliyat öncesi-sonrası burun kemeri yüksekliği ile supratip yüksekliğinin birbiriyle ilişkisini değerlendirmek amaçlı 4 adet parametre oluşturuldu. Supratip farkı / kemer farkı oranı 1.parametre ile, supratip farkı / ameliyat öncesi supratip değeri ÷ kemer farkı / ameliyat öncesi kemer değeri (Normalize oran) 2.parametre ile, ameliyat sonrası burun sırtı eğimlerini hesaplamak amaçlı vertikal alar düzlem-dorsum teğeti ve nazofasyal açı varyasyonları kullanılarak elde edilen değerler 3.parametre olarak ve tertil düzeylerine göre supratip yükseklik farkı ortalamaları arasındaki varyasyon 4.parametre ile değerlendirildi. İstatistiksel analizler ve hesaplamalar için IBM SPSS Statistics 26.0 (IBM Corp. Released 2019. IBM SPSS Statistics for Windows, Version 26.0. Armonk, NY: IBM Corp.) ve MS-Excel 2024 programları kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular Çalışmada, 1. ve 2. parametre ile high septal ve low septal tekniklerin burun dorsumunda oluşturdukları değişikliklerin supratip bölgesine etkisi değerlendirilmiştir. Supratip farkı / kemer(hump) farkı oranı kemer bölgesindeki düşüşe supratip bölgesinin ne ölçüde tepki verdiğini gösteren oransal ölçütü gösterir. Bu parametre için ortalama değerler high septal grupta 1.625, low septal grupta 0.817 hesaplanmış olup istatistiksel olarak anlamlı fark ortaya çıkmıştır. High septal hastalarda ortalama değer 1'in üzerinde çıkarken low septal hastalarda 1'in altında çıkması, high septal tekniklerde supratipteki yükseklik değişiminin kemerde gerçekleştirilen değişimden daha büyük olduğunu, low septal tekniklerde ise kemerdeki yükseklik değişiminin supratipe azalarak yansıdığını gösterir. Normalize oran (Supratip farkı / supratip preop) ÷ (kemer farkı / kemer preop), yukarıda bahsedilen oranın hastanın ameliyat öncesi supratip ve kemer değerlerine bölünmesi ile elde edilen orantıdır. Hastaların ameliyat öncesi değerlerinin elde edilecek sonuca etkisinin minimalde tutulması amacıyla kullanılmıştır. Ortalama değerler, high septal grupta 1.098, low septal grupta 0.560 çıkmış olup, iki grup arasında anlamlı fark mevcuttur. İki grup arasında supratip değişimlerinin burun kemeri(hump) değişimine korelasyonlarının farklı olduğunun görülmesinin ardından, bu farklılığın ameliyat sonrası burun dorsumuna yansımasını açısal olarak da karşılaştırma amaçlı 3 farklı açı değeri ölçülmüş olup açı 1 için dorsum teğeti – vertikal alar düzlem açısı, açı 2 için dorsum teğeti – glabella-pogonion açısı, açı 3 için nasion – pronasale – glabella-pogonion açısı (Nazofasyal açı) teğetleri kullanılmıştır. 3 açı için de tüm hastalar dahil edilerek yapılan istatistiksel değerlendirmede iki grup arasında anlamlı fark bulunamamış olup, veri analizinde grup içi homojenliğin sağlanması amacıyla aykırı gözlemler belirlenmiş ve analiz dışında bırakılmıştır. High septal grubundan 45,4° ve low septal grubundan 29,8° açısal değerlere sahip aykırı iki vaka çıkarıldığında, low grup ortalaması 37,04°, high grup ortalaması 33,71° olup istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir. Aynı 2 hasta Açı 2 ve Açı 3 değerlendirmeleri için de gruplardan çıkarıldığında ise, Açı 2 ve Açı 3 için ortaya çıkan değerler anlamlılığa ulaşmamıştır. 4. parametre ile supratip bölgesindeki postoperatif değişimin (supratip farkı), dorsal kemer çıkarımı miktarına (hump farkı) bağlı olarak nasıl değiştiği incelenmiştir. Amaç, supratip cevabının yalnızca artıp artmadığını değil, bu artışın şeklinin değerlendirilmesidir. Her iki grupta da hastalar, kemer farkına göre artan sırayla üç eşit gruba (tertil) ayrılmış; bu üç tertildeki supratip farkı ortalamaları ve ortalamalar arası farklar hesaplanmıştır. High septal grubunda supratip farkındaki artış, ilk iki tertilde daha belirgin olup, son tertile geçişte artış hızı azalmaktadır. Bu durum, supratip cevabının belirli bir noktadan sonra doygunluğa ulaştığını düşündürmektedir. Low septal grubunda ise supratip cevabı istikrarlı artmakta olup, kemer(hump)çıkarımına supratip cevabının daha güçlü ve ivmelenen bir şekilde gerçekleştiğini göstermektedir. Tartışma Hastaların 1. ve 2. parametre ile değerlendirilen ameliyat sonrası supratip yüksekliklerinde gerçekleşen değişimin kemer yüksekliklerinden gerçekleşen değişim ile karşılaştırılması ,bu hastalarda burun kemerinin düşürülmesi sırasında yapılan manevraların supratipi nasıl ve ne ölçüde etkilediğini göstermektedir. High septal grubunda ortalama 1 mm lik kemer (hump) düşüşüne kıyasla 1.625 mm'lik supratip düşüşü gerçekleşmiş olup, low septal gurubunda ortalama 1 mm'lik kemer düşüşüne oranla 0.817 mm'lik supratip düşüşü gerçekleşmiştir. High septal yaklaşımda supratip yüksekliğinde gözlenen değişim, kemer bölgesine (hump) uygulanan rezeksiyon miktarından daha büyük oranda gerçekleşirken; low septal teknikte ise kemer yüksekliğindeki azalma, supratip bölgesine daha düşük bir etkiyle yansımaktadır. High septal tekniklerde dorsum düzleştirilirken, alttaki septal kıkırdağın bir kısmının eksize edilmesiyle elde edilen esneklik ile 'keystone' alanı fleksiyona uğrar, aynı zamanda septumdan subdorsal kıkırdak şeridinin çıkarılmasının ardından oluşan boşluğa dorsumun düşürülmesi ile impaksiyon etkisi meydana gelir. Konveks dorsumların düşürülmesi sırasında 'keystone' alanının açılması, dorsumun açılanma biçimini değiştirerek geometrik olarak daha uzun bir dorsuma sebep olur. Bunun sonucunda ÜLK'lar scroll alana doğru uzayarak projeksiyonunu arttırır ve alt lateral kıkırdağın sefalik segmentiyle üst üste binen bu fazla kıkırdak dokusu cerrahi sırasında eksize edilir. Dolayısıyla kemer (hump) ve supratip altından subdorsal kartilajın çıkarılması ile elde edilen düşüşe ek olarak kaudal ÜLK'nın da eksizyonunun yapılmasının supratipteki bu fazla düşüşe katkı sağlayacağı düşünülebilir. Aynı zamanda bu kaudal fazlalığın çıkarılması sırasında W-noktasında da bir eksizyon gerçekleştirilip W-noktası daha kraniyale çekilmiş olacağından supratip noktasına denk gelen bu bölgenin kraniyale çekilmesi ile de supratip projeksiyonunda düşüş meydana gelecektir. High septal teknikte 'saddle' deformitesi yapabildiği için supratip alanda fazla kartilaj rezeksiyonundan kaçınılması gerektiği literatürde bahsedilmesine rağmen bunun mekanik sebeplerini açıklayan bir çalışma olmayıp, çalışmamızda high septal tekniğin bu mekaniğinden dolayı ameliyat sırasında supratip yüksekliğinin korunmasının ve subdorsal eksizyonun, supratip bölgesinde ortalama düşüşün daha fazla olacağı hesap edilerek planlanmasının daha iyi supratip kontrolü için önemi ortaya koyulmuştur. Low septal tekniklerde ise quadrangular kıkırdak üzerine temelde iki kuvvet uygulanmakta olup, bunlar impaksiyon ve quadriangular kartilajın yeri değiştirilirken uygulanan rotasyon kuvvetidir. Bu rotasyon hareketi septumun kaudalini yukarı kaldırıp supratip bölgesinde dolgunluğa yol açmaktadır. Low septal tekniklerde supratip bölgesinin kemer (hump) bölgesi kadar düşmemesi ve supratip yüksekliğindeki değişimin kemer bölgesindeki değişimden daha az olarak gerçekleşmesi de bu kuvvetlerin etkilerine dayandırılmıştır. Low septal tekniklerde supratip dolgunluğu- 'pollybeak' deformitesinden sakınılması açısından, septum tabanı eksizyonlarının bu değişimler dikkate alınarak gerçekleştirilmesinin faydalı olacağı sonucuna varılabilir. Literatürde low septal teknikte inferior şeridin eksizyonu sırasında ANS'ye yakın bölgelerden az kıkırdak çıkarılmasının septal kıkırdağın yeterli rotasyonu sağlayarak üzerine oturtulabilmesi için ANS'ye yakın alanda daha yüksek olan kıkırdak çıkıntısı elde etme açısından önemli olduğu bildirilmektedir. Çalışmamızda ise low septal tekniklerin supratip dolgunluğu oluşturma riski olduğu için buna sebep olan rotasyon hareketinin kontrollü yapılması gerektiği, ANS'ye yakın kıkırdak septumdan gerektiğinden daha az eksizyon yapılmaması gerektiği ortaya çıkmış, yeterli miktarda alınmazsa da supratipin yüksek kalarak dorsumda istenilen proporsiyonlar elde edilemeyeceği görülmüştür. High septal ve low septal tekniklerin burun dorsumunda meydana getirdiği bu değişiklikler 3. parametre ile değerlendirildiğinde de desteklenmektedir. Aykırı hastalar çıkarıldıktan sonra vertikal alar düzlem ve burun dorsum teğeti (Açı 1) kullanılarak elde edilen burun sırtı eğimi açılarına bakıldığında, high septal grup anlamlı şekilde düşük, low septal grup ise yüksek açı değerlerine sahip olup, ameliyat sonrası supratipteki düşüş oranlarının high septalde daha fazla, low septalde ise daha az olması ile uyumlu izlenmektedir. Açı 2 ve 3 ölçüm tekniklerinde olduğu gibi, nazofasyal açı veya burun dışı yüz sefalometrik noktaları dikkate alınarak yapılan açı ölçümleri burun sırtının gerçek eğimini doğru olarak yansıtmakta yetersiz kalmıştır. Hastaların ameliyat sonrası supratip bölgesindeki değişimin kemer yüksekliği ile korelasyonunun değerlendirilmesi amacıyla ise 4.parametre kullanılmıştır. Bu korelasyon incelendiğinde high septal teknikte kemer düşüşüne karşılık gelen supratip düşüşünün kemer büyüklüğü arttıkça kemer yüksekliğiyle aynı oransal doğrultuda artmadığı, gittikçe artış hızının azaldığı ve doyuma ulaştığı görülmüştür. Yani supratipteki depresyon (saddling) eğilimi gittikçe azalmakta, kemer (hump) büyüdükçe supratip kontrolü görece kolaylaşmaktadır. Bu durum supratipteki çevre yumuşak dokuların geciken uyumunun ve yarattıkları geri tepme (recoil) etkisinin supratipteki düşüşü yavaşlatması olarak yorumlanabilir. Aynı zamanda geometrik olarak değerlendiğinde dorsum kemeri (hump) büyüdükçe kemer yayının uzunluğunun kemer yüksekliğine oranının gittikçe artmasına, yani hump büyüdükçe eksize edilmesi gerekecek olan ÜLK miktarının teorik olarak katlanarak artmasına rağmen 4. parametrede görüldüğü gibi supratip alanına taşan miktar göreceli olarak azalmaktadır. Bunun sebebi kemer (hump) yüksekliği arttıkça ÜLK'ların yatay yayılma (splay) ve bombeleşme eğilimlerinin scroll alana taşma eğilimlerinden daha fazla olmaya başlaması ile açıklanabilir. Bu da literatürde ÜLK'ların bu yatay yayılma ve bombeleşmelerinin önüne geçme amaçlı genellikle low septalde ve bazı yüksek kemerli high septal hastalarda olmak üzere ballerina manevrası önerilmesine açıklama getirerek yüksek kemerli hastalarda LKA disseke edilmesi ve ÜLK'larda oluşan gerilimin düşürülmesinin (Ballerina manevrası) önemini vurgulayan niteliktedir. Low septal teknikte 4. parametre değerlendirildiğinde kemer düşüşüne karşılık gelen supratip düşüşünün kemer büyüklüğü arttıkça kemer yüksekliğiyle daha benzer oranda arttığı ve artış hızının gittikçe ivmelendiği görülmüştür. Yani kemer büyüdükçe supratip düşüşü görece arttığı için, tekniğin supratipte dolgunluk yapma eğiliminin gittikçe azaldığı ortaya çıkmıştır. Supratipi dolduran etkinin rotasyonla elde edildiği göz önüne alındığında, kemer büyüdükçe kemeri düşürmek için impaksiyon etkisiyle elde edilen etkinin rotasyonla elde edilene kıyasla daha fazla öne geçtiğini düşündürmektedir. Low septal tekniklerde quadrangular kartilaja rotasyon ile uygulanan kuvvete karşı burnun uyguladığı ters yönlü yumuşak doku kuvvetleri kemer (hump) tekrarına(relaps) yol açmaktadır. Çalışmada bu parametrenin analizinde bu rotasyonel etkinin kemer büyüdükçe rölatif azaldığının görüldüğü göz önüne alınırsa, daha büyük kemerlerde low septal tekniklerin kullanması cerraha kolaylık sağlayacaktır. Bakıldığında çalışmada her iki tekniğin de daha yüksek kemerli burunlarda kendi teknik altyapılarına has dezavantajlarının azaldığı görülmekte olup, dorsal koruyucu (preservation) tekniklerin yüksek projeksiyonlu burunlar için de uygun nitelikte olduğu sonucu çıkarılabilir. Sonuç Literatürde high septal ve low septal dorsal koruyucu (preservation) rinoplasti teknikleri için yayınlar mevcut olmasına rağmen bu teknikleri birbiriyle karşılaştıracak veya dorsum üzerinde etkilerini değerlendirmiş bir yayın bulunmamaktadır. Çalışmada gerçekleştirilen, high septal ve low septal tekniklerin kemer ve supratip bölgelerinde oluşturdukları etkilerin değerlendirilmesi bu güncel konseptlerin nasıl çalıştığına ışık tutmaktadır. Hastaya uygulanacak dorsal koruyucu rinoplasti tekniği seçerken yalnızca kemer projeksiyonu ve septal-dorsal deviasyon gibi değişkenlerin göz önüne alınmasının ötesinde ameliyat öncesi burun kontürü, kemer ve supratip oranları da hesaba katılarak yapılan teknik seçiminin ameliyat sonrası hedeflenen dorsal kontürü elde etmede faydalı olacağı konusunu gündeme getirmiştir.

Özet (Çeviri)

Introduction and Aim The nose, located at the center and anterior-most part of the face, plays a crucial role in both determining facial characteristics and assessing facial aesthetics. Preservation rhinoplasty, one of the most popular rhinoplasty techniques in recent decades, encompasses modifications to the soft tissue, tip, and dorsum of the nose, with its most significant innovation being the approach to the nasal dorsum. Various techniques have been developed under the umbrella of preservation rhinoplasty, mainly categorized into interventions on the nasal dorsum and the nasal septum. Septal maneuvers involve making incisions at different levels of the septum to mobilize the dorsum and to lower the entire dorsum line (from supratip to radix) into the nasal cavity to varying extents, thereby flattening the nasal profile. Each technique (in this case, high and low septal) causes different degrees and patterns of reduction in the hump and supratip areas due to their unique surgical mechanisms. A detailed evaluation and understanding of these differences can assist surgeons in selecting the appropriate technique, leading to better surgical outcomes and decision-making processes. This study aims to compare the effects of the two most commonly used septal techniques in preservation rhinoplasty,“high septal”and“low septal,”on the nasal dorsum via changes in the supratip and hump regions. Materials and Methods Medical records and photographs of patients aged 16-35 who underwent rhinoplasty between 2022 and 2024 at Bezmialem Vakif University Hospital were retrospectively reviewed. A total of 30 patients meeting the inclusion criteria were selected: 20 underwent the high septal technique, and 10 underwent the low septal technique. Standardized preoperative and 1-year postoperative lateral photographs were taken against a blue background, with the patient's head in the Frankfurt horizontal plane, at a 70 cm distance from the camera using a Redmi Note 10s with a 26 mm focal length lens. These images were then superimposed using Adobe Photoshop 2025. Using the vertical alar plane as a reference and placing the 0-degree meridian at the alar crease, the preoperative and postoperative positions of the supratip and hump were identified. Perpendicular lines were drawn from these points to the vertical alar plane, and the projection distances were measured metrically. Using the collected data, four parameters were established to evaluate the relationship between preoperative and postoperative nasal hump and supratip height changes for both techniques. The first parameter was the ratio of supratip change to hump change. The second parameter, a normalized ratio, was calculated as (supratip change / preoperative supratip value) divided by (hump change / preoperative hump value). The third parameter involved the assessment of postoperative nasal dorsum inclination, derived from the vertical alar plane–dorsum tangent and nasofacial angle variations. Finally, the fourth parameter measured the variation in supratip height differences across tertile levels, based on mean differences among patient groups categorized by increasing hump change.Statistical analyses were performed using IBM SPSS Statistics 26.0 and MS Excel 2024. A p-value < 0.05 was considered statistically significant. Results The first two parameters showed that the effect of hump reduction on supratip change differed between the two techniques. The average value for the supratip/hump ratio was 1.625 in the high septal group and 0.817 in the low septal group, with a statistically significant difference. A value greater than 1 in the high septal group indicated that supratip reduction exceeded the hump reduction, while a value below 1 in the low septal group suggested a less pronounced supratip response. For the normalized ratio, the average values were 1.098 for the high septal group and 0.560 for the low septal group, again showing a significant difference. Following this, angular comparisons were made to evaluate how these differences translated to postoperative nasal dorsum orientation. Three angles were measured: Angle 1 (vertical alar plane vs. dorsum tangent), Angle 2 (dorsum tangent vs. glabella-pogonion line), and Angle 3 (nasion-pronasale-glabella-pogonion or nasofacial angle). No statistically significant differences were found between groups initially. After removing two outlier patients (with angular values of 45.4° and 29.8°), a significant difference was observed in Angle 1, with the high septal group averaging 33.71° and the low septal group 37.04°. Angles 2 and 3 remained non-significant. For the fourth parameter, patients were divided into tertiles based on increasing hump change. In the high septal group, supratip increase was more pronounced between the first and second tertiles, but the rate of increase slowed from the second to third tertile, indicating a saturation point. In contrast, the low septal group showed a steady and accelerating supratip response, suggesting a more direct and potent relationship between hump reduction and supratip projection in these patients. Discussion The comparison of postoperative supratip height changes, assessed using Parameters 1 and 2, with changes in hump height, demonstrates how and to what extent the maneuvers performed during dorsal hump reduction affect the supratip region in these patients. In the high septal group, the average supratip decrease was 1.625 mm for a 1 mm hump reduction, whereas in the low septal group, the supratip decreased by 0.817 mm for the same hump reduction. In the high septal approach, the change in supratip height was proportionally greater than the amount of resection applied to the hump region. Conversely, in the low septal technique, the reduction in hump height translated into a more limited impact on the supratip. In high septal techniques, when the dorsum is leveled, the keystone area undergoes flexion due to the flexibility achieved by excising part of the underlying septal cartilage. Additionally, an impaction effect is created as the dorsum is lowered into the space formed after the removal of a subdorsal cartilage strip. Opening the keystone area during reduction of convex dorsa alters the angulation and results in a geometrically longer dorsum. As a result, the upper lateral cartilages (ULCs) extend toward the scroll area, increasing projection, and the overlapping excess cartilage over the cephalic segment of the lower lateral cartilage is excised during surgery. Therefore, in addition to the decrease obtained by removing the subdorsal cartilage under the hump and supratip, the excision of the caudal ULC may also contribute to this excessive supratip reduction. Moreover, during removal of this caudal surplus, an excision at the W-point may also be performed, and since the W-point is shifted cranially, the region corresponding to the supratip is also moved cranially, resulting in a decrease in supratip projection. Although literature recommends avoiding excessive cartilage resection in the supratip region during high septal techniques due to the risk of saddle deformity, there is no study explaining the mechanical basis for this. Our study highlights that due to this mechanical structure of the high septal technique, preserving supratip height during surgery and planning subdorsal excision with the expectation of greater supratip reduction are important for better supratip control. In low septal techniques, two main forces act on the quadrangular cartilage: impaction and the rotational force applied during repositioning. This rotation elevates the caudal septum and causes fullness in the supratip region. The fact that the supratip region decreases less than the hump area in low septal techniques and that the change in supratip height is lower than the change in hump height is attributed to the effects of these forces. To avoid supratip fullness or a pollybeak deformity in low septal techniques, it would be beneficial to perform septal base resections with these mechanical dynamics in mind. Literature suggests that removing less cartilage near the anterior nasal spine (ANS) during inferior strip excision in low septal techniques helps provide enough rotation and creates a higher cartilage prominence at the ANS area for proper septal positioning. However, our study found that because low septal techniques risk creating supratip fullness, the rotational movement must be controlled, and insufficient excision near the ANS should be avoided. If an adequate amount is not removed, supratip height may remain high, preventing the achievement of desired dorsal proportions. These dorsum alterations caused by high and low septal techniques are also supported by the evaluation of Parameter 3. After excluding outliers, analysis of nasal dorsum inclination using the vertical alar plane and dorsum tangent (Angle 1) showed that the high septal group had significantly lower angles, while the low septal group had higher angle values. This corresponds with greater supratip reduction in high septal cases and less reduction in low septal cases. As with Angle 2 and 3 measurement methods, angular assessments using nasofacial or external facial cephalometric landmarks fail to accurately reflect the true dorsum inclination. Parameter 4 was used to assess the correlation between postoperative supratip changes and hump height. In the high septal group, supratip reduction did not increase proportionally with hump height; instead, the rate of increase slowed and reached a plateau. In other words, the tendency for supratip depression (saddling) gradually decreased, and supratip control became relatively easier as the hump size increased. This may be interpreted as delayed adaptation of surrounding supratip soft tissues creating a recoil effect that slows supratip descent. From a geometric perspective, as the hump enlarges, the ratio of arc length to hump height increases. Although the theoretical amount of ULC that needs to be excised should increase, the relative overflow into the supratip area appears to decrease, as seen in Parameter 4. This may be due to increased horizontal splaying and bulging tendencies of the ULCs surpassing their tendency to protrude into the scroll area as the hump height increases. This helps explain the literature's recommendation of the ballerina maneuver, especially in low septal and some high-hump high septal cases, to counteract ULC splaying and bulging. It emphasizes the importance of LKA dissection and tension reduction in the ULCs (ballerina maneuver) in high-hump patients. When evaluating Parameter 4 in the low septal technique, supratip reduction increased proportionally with hump size and did so at an accelerating rate. In other words, as the hump enlarges, the tendency of the technique to create supratip fullness decreases. Considering that supratip projection is primarily obtained via rotation, this suggests that with larger humps, the impaction effect used to reduce the hump surpasses the rotational effect. In low septal techniques, counteracting soft tissue forces applied to the rotated quadrangular cartilage may lead to hump relapse. However, our analysis indicates that the rotational effect relatively decreases as hump size increases, making low septal techniques more feasible for larger humps. In conclusion, the disadvantages inherent to both techniques decrease in noses with larger humps. Therefore, dorsal preservation techniques are also suitable for high-projection noses. Conclusion Although several publications discuss the high and low septal preservation techniques individually, no prior studies have directly compared their effects on the nasal dorsum. By evaluating the changes in the hump and supratip regions for both techniques, this study provides valuable insights into the mechanics of these modern preservation concepts. The findings emphasize the importance of considering preoperative nasal contour, hump, and supratip ratios—not just dorsal projection and septal deviation—when selecting the appropriate preservation rhinoplasty technique for optimal postoperative outcomes.

Benzer Tezler

  1. Septorinoplasti operasyonunda nazal orta çatı rekonstruksiyonunda kullanılan greft materyalinin olfaktör fonksiyon üzerine etkisi

    The effect of graft material used in reconstruction of nasal middle roof in septorhinoplasty operation on olfactory function

    ELİF EMEL GÜNAY

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2018

    Kulak Burun ve Boğazİstanbul Üniversitesi

    Kulak, Burun, Boğaz Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. HASAN AHMET ÖZDOĞAN

  2. Cerrahi olmayan rinoplastide kullanılan dermal dolguların uzun dönemde nazal kartilajlara etkilerinin histopatolojik olarak incelenmesi: Tavşan modeli

    Histopathological examination of the long-term effects of dermal fillers used in non-surgical rhinoplasty on nasal cartilages: A rabbit model

    İBRAHİM ÖMER GÜRLEK

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2024

    Kulak Burun ve BoğazSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun Cerrahisi Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. FİLİZ GÜLÜSTAN

  3. Preoperatif rinoplasti simülasyonunda nazion ve pronazale noktalarının belirlenmesinde yeni bir yöntem: Altın üçgen

    A novel method for determining nasion and pronasale points in preoperative rhinoplasty simulation: Golden triangle

    YUSUF ERBAYAT

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2024

    Plastik ve Rekonstrüktif CerrahiBezm-İ Alem Vakıf Üniversitesi

    Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. KEMALETTİN YILDIZ

  4. Volumetrik rinoplasti konsepti ve düşük ile yüksek başlangıçlı lateral osteotomi uygulanan redüksiyon rinoplasti hastalarında karşılaştırılması

    Volumetric rhinoplasty concept and its comparison in reduction rhinoplasty patients in whom low or high beginning osteotomies were performed

    HALDUN ONURALP KAMBUROĞLU

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    2019

    Plastik ve Rekonstrüktif CerrahiHacettepe Üniversitesi

    Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. İBRAHİM VARGEL