Piyoderma gangrenozum tanılı hastaların klinik özelliklerinin ve uzun dönem takip sonuçlarının değerlendirilmesi
Evaluation of clinical characteristics and long-term follow-up outcomes in patients diagnosed with pyoderma gangrenosum
- Tez No: 973768
- Danışmanlar: DR. ÖĞR. ÜYESİ TUĞBA ATCI
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: Dermatoloji, Dermatology
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2025
- Dil: Türkçe
- Üniversite: İstanbul Üniversitesi
- Enstitü: Tıp Fakültesi
- Ana Bilim Dalı: Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Giriş: Piyoderma gangrenozum (PG), deride hızla gelişen, ağrılı, morumsu kenarlı ülserlerle karakterize, kronik seyirli ve nadir görülen bir nötrofilik dermatozdur. Hastalığın, etiyopatogenezinde immün disregülasyon, genetik yatkınlık ve çevresel tetikleyicilerin rol oynadığı düşünülmektedir. Ayrıca PG, sıklıkla çeşitli sistemik komorbiditelerle ilişkilidir. Genellikle travma sonrası gelişen lezyonlar, kısa sürede nekrotik ülserlere dönüşür. PG tanısı, deride kronik seyirli ülserlere yol açabilen çok sayıda hastalığın klinik, laboratuvar ve histopatolojik bulgular eşliğinde dışlanmasıyla konulduğundan, bu süreç oldukça zorludur. Tanıda Su kriterleri, Uluslararası Delphi Konsensüsü kriterleri ve PARACELSUS skorlaması yardımcı olmakla birlikte PG tanısında spesifik ve altın standart bir yöntem bulunmamaktadır. Tedavide topikal uygulamaların yanı sıra ilk basamakta sistemik kortikosteroidler (KS) ve siklosporin, dirençli olgularda ise giderek artan oranda biyolojik ajanlar kullanılmaktadır. PG hastalarının tanı ve tedavi süreçlerinin irdelendiği literatür oldukça sınırlıdır. Bu çalışmada, kliniğimizde uzun takip süresine sahip geniş bir PG hasta grubunun demografik ve klinik özellikleri, komorbiditeleri, tanı kriterleri ile uyumu, takip süreci ve tedavi yaklaşımları incelenmiştir. Elde edilen verilerle bu nadir hastalık ile ilgili literatüre katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif, kesitsel çalışmada, Ocak 2004 – Aralık 2024 tarihleri arasında İstanbul Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalında PG tanısıyla takip edilen hastalar değerlendirildi. L88.0 ICD-10 kodu ile kayıtlı, yeterli veriye sahip ve üç tanı aracından en az birini karşılayan 49 hasta, çalışma grubuna dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, klinik seyri, lezyon özellikleri, laboratuvar ve radyolojik görüntülemeleri, konsültasyonları ve üç tanı aracındaki kriterleri karşılama durumu incelendi. Uygulanan topikal ve sistemik tedaviler ile epitelizasyonun başlama süresi belirlendi. Verilerin analizinde uygun parametrik ve non-parametrik testler ile çoklu karşılaştırmalar ve regresyon yöntemleri kullanıldı; anlamlılık düzeyi p≤0,05 olarak belirlendi. Bulgular: Çalışma grubunu oluşturan 49 hastanın (kadın/erkek:1,88) PG başlangıç yaşı ortalama 42,7 ± 19,5 yıldı. İlk lezyondan tanıya kadar geçen süre ortalama 7,4 aydı. Hastaların 21'inde (%43,8) lezyon başlangıcından önce travma, 22'sinde (%45,8) lezyon başlangıcından sonra debridman öyküsü bulunmaktaydı. Toplam takip süresi ortanca 14,8 aydı. Hastalar takip sürecinde ortalama 2,7 ± 2 (1-15) atak geçirmişti. Hastaların %80'i hastaneye yatırılarak tedavi almıştı, ortalama yatış sayısı 1,6 ve ilk yatış süresi ortanca 26,5 (4–87) gündü. Başvuruda olguların %55,1'inde birden fazla (2–5) lezyon mevcuttu. Ortalama lezyon çapı 12,5 ± 8,5 (2–50) cm, toplam lezyon alanı 100,1 ± 88,4 (3–400) cm² idi. Debridman öyküsü olan hastalarda lezyon çapı ve toplam lezyon alanı debridman öyküsü olmayan hastalara göre anlamlı düzeyde daha genişti (p=0,008 ve p=0,009). PG alt tipleri içinde en sık ülseratif tip (%55,1) görüldü. Ülseratif, vejetatif ve peristomal tipler ≥40 yaş grubunda; büllöz ve postoperatif tipler ise <40 yaş grubunda daha sık görüldü (p=0,042). Lezyonlar en sık pretibial bölgede (%22,5) lokalizeydi. Lezyon lokalizasyonuna göre lezyon sayısı anlamlı farklılık göstermekteydi (p=0,047). Alt ekstremite tutulumunda tek lezyon daha sık iken diğer bölgelerde çoklu lezyonlar daha yaygındı. Hastaların %83,7'sinde en az bir komorbidite mevcuttu ve %53,1'inde üç veya daha fazla komorbidite vardı. En sık görülen komorbiditeler hipertansiyon (%29,2), diyabet (%27,1), inflamatuvar artritler (%22,4), inflamatuvar bağırsak hastalıkları (%20,4), malignite ve hematolojik bozukluklar (%18,3) idi. PG ile ilişkili komorbidite oranı %63,3 olup en sık inflamatuvar artritler (%22,4) saptanmıştı. Ayrıca hastaların %30,6'sında PG ilişkili tanılar PG tanısı sonrası konmuştu. Kadın hastalarda inflamatuvar artritler anlamlı olarak daha sık iken (p=0,043); erkek hastalarda şiddetli akne/püstüler lezyonlar daha yaygındı (p=0,001). İnflamatuvar bağırsak hastalıkları tanısı daha genç yaş (p=0,043), malignite/hematolojik hastalıklar ise ileri yaşla ilişkiliydi (p=0,011). Şiddetli akne/püstüler lezyonlar (p=0,012) ve otoinflamatuvar hastalıkları (p=0,042) olan hastalarda ortalama atak sayısı anlamlı düzeyde daha yüksekti. Laboratuvar verilerinde en sık referans dışı değerler eritrosit sedimantasyon hızı (%79,5), hemoglobin (%78,3), C-reaktif protein (%78,3), hemoglobin A1c (%70,4) ve nötrofil/lenfosit oranı (%61,4) idi. C-reaktif protein düzeyi ile en geniş lezyon çapı arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişki vardı (r=0,349; p=0,019). Hastalar ortalama altı farklı bölüme konsülte edilmişti. En geniş lezyon çapı ile konsülte edilen bölüm sayısı arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki vardı (r=0,327; p=0,028). Hastalar Su kriterlerini %93,9, PARACELSUS kriterlerini %100 ve Delphi kriterlerini %79,6 oranında karşıladı. Delphi kriterlerinin karşılanma oranı, lezyonları alt ekstremite yerleşimli hastalarda daha düşüktü (p=0,014). Topikal tedavi hastaların %95,9'unda yer almış olup; en sık ıslak pansuman (%85,7), topikal kalsinörin inhibitörleri (%49), topikal antibiyotikler (%36,7) ve topikal KS'ler (%34,7) kullanılmıştı. Topikal/yüzeyel/derin debridman %34,9 oranında uygulanmıştı. Tüm hastalar en az bir sistemik tedavi almıştı. En sık uygulanan sistemik tedavi KS (%93,8) idi. Hastaların %43,7'si yalnızca KS, %25'i KS ve bir adjuvan, %25'i ise KS ve iki adjuvanla tedavi almıştı. Adjuvan tedavi ortalama 6,7 günde başlanmıştı. Başlangıç KS dozu ortalama 50,1 ± 13,6 mg/gün (0,75 mg/kg/gün), ilk doz düşüm günü ortalama 11,9 gündü. Toplam lezyon alanı arttıkça, kilogram başına KS dozu da anlamlı düzeyde artmaktaydı (r=0,374; p=0,025). Postoperatif ve büllöz tiplerde kilogram başına KS dozları diğer alt tiplere göre daha yüksekti (p=0,013). İmmünosüpresif/immünomodülatör ilaçların en sık kullanılanı siklosporindi (%27) ve ortalama doz 261,5 mg/gündü (3,7 mg/kg/gün). Siklosporin ilk doz düşüm günü ortalama 21,4 gündü. Biyolojik ajanlar tedavide %22,9 oranında yer almış ve en sık infliksimab (%16,7) tercih edilmişti. Sistemik antibiyotik %83, analjezik %38,3 ve hiperbarik oksijen tedavisi %14,9 oranında uygulanmıştı. Epitelizasyon süresi ortalama 12,2 (3–60) gündü ve immünosüpresif/immünomodülatör tedavi alanlarda anlamlı düzeyde daha uzundu (p=0,024). KS doz düşüm günü ile epitelizasyon süresi arasında güçlü bir pozitif korelasyon görüldü (r=0,829; p<0,001). Sonuç: Bu çalışmada, 20 yılı aşkın bir sürede takip edilen geniş bir PG hasta serisinin analizi sunulmuştur. Hastaların %83,7'sinde en az bir eşlik eden hastalık saptanmıştır. Kadınlarda inflamatuvar artritler, erkeklerde şiddetli akne/püstüler lezyonlar daha sık izlenmiştir. İnflamatuvar bağırsak hastalıkları daha genç yaş, malignite ve hematolojik bozukluklar ise ileri yaşla ilişkili bulunmuştur. Alt ekstremite dışı yerleşimde çoklu lezyonlar daha sık izlenmiştir. Lezyon boyutu ile debridman öyküsü, C-reaktif protein düzeyi, konsülte edilen bölüm sayısı ve sistemik KS dozu arasında anlamlı ilişki gösterilmiştir. Postoperatif ve büllöz alt tiplerin, 40 yaş altı hastalarda daha sık görüldüğü ve bu alt tiplerde daha yüksek sistemik KS dozlarına ihtiyaç duyulduğu saptanmıştır. Ortalama epitelizasyon süresi 12,2 gün olarak belirlenmiş olup KS doz düşüm günü ile pozitif korelasyon göstermiş, immünosüpresif/immünomodülatör tedavi uygulanan hastalarda daha uzun bulunmuştur. Tüm bu bulgular, PG'nin klinik gidişatının lezyon özellikleri ve komorbiditeler ile yakından ilişkili olduğunu ortaya koymakta; tedavi planlamasının bu değişkenler doğrultusunda bireyselleştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Elde edilen verilerin, çok merkezli ve prospektif çalışmalarla desteklenmesi, PG'nin tanı ve yönetiminde klinik standartların oluşturulmasına katkı sağlayacaktır.
Özet (Çeviri)
Introduction: Pyoderma gangrenosum (PG) is a rare neutrophilic dermatosis characterized by rapidly progressing, painful ulcers with violaceous borders and a chronic course. Its pathogenesis is thought to involve immune dysregulation, genetic predisposition, and environmental triggers. PG is also frequently associated with various systemic comorbidities. Lesions typically develop after a traumatic injury and they may evolve into necrotic ulcers in a short time. Since PG is diagnosed by excluding many diseases that can cause chronic cutaneous ulcers, through clinical, laboratory, and histopathological findings, the diagnostic process is highly challenging. Although Su criteria, the International Delphi consensus, and the PARACELSUS scoring system are helpful in diagnosis, there is no specific or gold-standard method for PG. In addition to topical applications, systemic corticosteroids (CS) and cyclosporine are commonly used as first-line treatment, while biological agents are increasingly preferred in refractory cases. The literature investigating the diagnostic and therapeutic processes of PG remains quite limited. In this study, we evaluated the demographic and clinical characteristics, comorbidities, compatibility with diagnostic criteria, follow-up process, and treatment approaches of a large PG patient group with long-term follow-up in our department. The aim was to contribute to the literature regarding this rare disease with the obtained data. Materials and Methods: In this retrospective, cross-sectional study, patients diagnosed with PG and followed between January 2004 and December 2024 at the Department of Dermatology and Venereology, Istanbul Faculty of Medicine, were evaluated. Forty-nine patients with an ICD-10 diagnosis code of L88.0, sufficient data, and who fulfilled at least one of the three diagnostic tools were included in the study. Demographic characteristics, clinical course, clinical features of lesions, laboratory and radiological findings, consultations, and fulfillment of the three diagnostic tools were examined. The preferred topical and systemic treatments and the onset time of epithelialization were recorded. Appropriate parametric and non-parametric tests, multiple comparisons, and regression methods were used in data analysis. The level of significance was accepted as a p-value of ≤ 0.05. Results: The mean age at PG onset in the 49 patients (female/male ratio: 1.88) was 42.7 ± 19.5 years. The mean duration from initial lesion to diagnosis was 7.4 months. Trauma before lesion onset was present in 21 patients (43.8%), and a history of debridement after lesion onset was found in 22 patients (45.8%). The median follow-up time was 14.8 months. During followup, patients experienced a mean of 2.7 ± 2 (1–15) flares. The hospitalization ratio was 80%; the average number of hospitalizations was 1.6, and the median duration of the initial hospitalization was 26.5 (4–87) days. At admission, 55.1% of patients had multiple lesions (2–5). The mean lesion diameter was 12.5 ± 8.5 (2–50) cm, and the mean total lesion area was 100.1 ± 88.4 (3–400) cm². In patients with a history of debridement, lesion diameter and total area were significantly larger than in those without (p=0.008 and p=0.009, respectively). Among PG subtypes, the ulcerative type (55.1%) was the most common. Ulcerative, vegetative, and peristomal types were more frequent in the ≥40 age group, while bullous and postoperative types were more common under 40 years (p=0.042). Lesions were most commonly localized to the pretibial area (22.5%). The number of lesions significantly differed by localization (p=0.047); single lesions were more frequent in lower extremity involvement, while multiple lesions were more common in other regions. At least one comorbidity was present in 83.7% of patients, and 53.1% had three or more. The most common comorbidities were hypertension (29.2%), diabetes mellitus (27.1%), inflammatory arthritis (22.4%), inflammatory bowel disease (20.4%), malignancies and hematological disorders (18.3%). The rate of PG-associated comorbidities was 63.3%, with inflammatory arthritis being the most frequent (22.4%). In 30.6% of patients, PG-associated diseases were diagnosed following the PG diagnosis. Inflammatory arthritis was significantly more common in female patients (p=0.043), while severe acne/pustular lesions were more frequent in male patients (p=0.001). Inflammatory bowel disease was associated with younger age (p=0.043), and malignancies/hematologic diseases were associated with older age (p=0.011). Patients with severe acne/pustular lesions (p=0.012) and autoinflammatory diseases (p=0.042) had significantly more flares. The most frequently abnormal laboratory findings were erythrocyte sedimentation rate (79.5%), hemoglobin (78.3%), C-reactive protein (78.3%), hemoglobin A1c (70.4%), and neutrophil/lymphocyte ratio (61.4%). There was a positive and significant correlation between C-reactive protein levels and the largest lesion diameter (r=0.349; p=0.019). Patients were referred to an average of six different departments. The number of consulted specialties showed a positive and significant correlation with the largest lesion diameter (r=0.327; p=0.028). Patients fulfilled the Su criteria in 94%, the PARACELSUS criteria in 100%, and the Delphi criteria in 79.6%. The fulfillment rate of the Delphi criteria was lower in patients with lower extremity lesions (p=0.014).Topical treatments were used in 95.9% of patients, most commonly wet dressings (85.7%), topical calcineurin inhibitors (49%), topical antibiotics (36.7%), and topical corticosteroids (34.7%). Topical/superficial/deep debridement was performed in 34.9% of cases. All patients received at least one systemic treatment. The most commonly administered systemic treatment was CS (93.8%). 43.7% of patients were treated with CS alone, 25% with CS and one adjuvant, and 25% with CS and two adjuvants. Adjuvant treatment was initiated at a mean of 6.7 days. The mean initial CS dose was 50.1 ± 13.6 mg/day (0.75 mg/kg/day), and the first dose reduction occurred at a mean of 11.9 days. As total lesion area increased, CS dose per kilogram significantly increased (r=0.374; p=0.025). Patients with postoperative and bullous types received significantly higher CS doses per kilogram (p=0.013). The most frequently used immunosuppressive/immunomodulatory drug was cyclosporine (27%), with a mean dose of 261.5 mg/day (3.7 mg/kg/day). The mean day of initial dose reduction for cyclosporine was 21.4. Biologic agents were used in 22.9% of cases, most commonly infliximab (16.7%). Systemic antibiotics (83%), analgesics (38.3%), and hyperbaric oxygen therapy (15.2%) were also applied. The mean epithelialization time was 12.2 (3–60) days and was significantly longer in those receiving immunosuppressive/immunomodulatory therapy (p=0.024). A strong positive correlation was observed between the CS dose tapering day and epithelialization time (r=0.829; p<0.001). Conclusion: This study presents an analysis of a large series of PG patients followed over more than two decades. In our series, inflammatory arthritis was more common in females, while severe acne/pustular lesions were more prevalent in males. Inflammatory bowel disease was associated with younger age, while malignancies and hematologic disorders were related to older age. Multiple lesions were more frequent in non-lower extremity localizations. Lesion size was significantly associated with history of debridement, C-reactive protein level, number of consulted departments, and systemic CS dose. Postoperative and bullous subtypes were more frequently seen in patients under 40 years of age and required higher systemic CS doses. The mean epithelialization time was 12.2 days and positively correlated with the day of CS dose reduction. All these findings demonstrate that the clinical course of PG is closely linked to lesion characteristics and comorbidities, and emphasize the necessity of individualized treatment planning. The data obtained may contribute to the establishment of clinical standards for PG diagnosis and management through future multicenter prospective studies.
Benzer Tezler
- İnflamatuar bağırsak hastalığında dermatolojik bulgular ve bunların sosyodemografik özelliklere göre değerlendirilmesi
Evaluation of dermatological findings in inflammatory bowel disease and their evaluation according to sociodemographic characteristics
MÜBERRA MERAL ÖZDEMİR
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2025
DermatolojiKaradeniz Teknik ÜniversitesiDeri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı
DR. ÖĞR. ÜYESİ İBRAHİM ETEM ARICA
- A genetic analysis of autoinflammatory diseases
Otoenflamatuar hastalıklarda genetik analiz
AYŞE BALAMİR
Yüksek Lisans
İngilizce
2016
Moleküler Tıpİstanbul Teknik ÜniversitesiMoleküler Biyoloji-Genetik ve Biyoteknoloji Ana Bilim Dalı (disiplinlerarası)
PROF. DR. EDA TAHİR TURANLI
- İnflamatuar bağırsak hastalığı olanlarda; ekstraintestinal manifestasyon sıklığı ve eim'un hastalık aktivasyonu ile ilişkisi
Frequency of extraintestinal involvement in patients with inflammatory bowel disease and the relationship with disease activation
GÖKHAN DEMİRCİ
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2024
İç HastalıklarıÇukurova Üniversitesiİç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. ÜMİT KARAOĞULLARINDAN
- Hiperbarik oksijen tedavisinin pyoderma gangrenosum'da etkinliği
Effectiveness of hyperbaric oxygen therapy in pyoderma gangrenosum
UĞUR ESER YILMAZ
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2026
Deniz ve Sualtı Hekimliğiİstanbul ÜniversitesiSualtı Hekimliği ve Hiperbarik Tıp Ana Bilim Dalı
PROF. DR. SALİH AYDIN
- Mannoz bağlayan lektinin primer gut hastalarındaki rolü
The role of mannose binding lectin in the patients with gout
ABDULLAH İLHAN