Geri Dön

Koroner arter hastalığında uygulanan ilaç kaplı balonlar için akut dönemdeki başarının tahmini belirleyicilerini öngörmede intravasküler ultrasonun rolü

The role of intravascular ultrasound in predicting the determinants of success in the acute phase for drug- coated balloons used in coronary artery disease

  1. Tez No: 974478
  2. Yazar: NEŞET ALİ SAVAŞ
  3. Danışmanlar: PROF. DR. NİHAT KALAY
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Kardiyoloji, Cardiology
  6. Anahtar Kelimeler: Koroner arter hastalığı, İntravasküler ultrason, İlaç kaplı balon, Diseksiyon, Rezidü stenoz, Coronary artery disease, Intravascular ultrasound, Drug-coated balloon, Dissection, Residual stenosis
  7. Yıl: 2025
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Erciyes Üniversitesi
  10. Enstitü: Tıp Fakültesi
  11. Ana Bilim Dalı: Kardiyoloji Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Amaç: Bu çalışmada, intravasküler ultrason rehberliğinde ilaç kaplı balon uygulanan hastalarda lezyon özelliklerinin tanımlanması, işlem sırasında ve sonrasında gelişen diseksiyon, rezidü stenoz, balon teknik parametreleri ve ek stentleme gereksinimi gibi akut dönem sonuçları etkileyecek faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç- Yöntem: Bu retrospektif ve tek merkezli çalışma, koroner anjiyografi sırasında ilaç kaplı balon uygulanan ve eş zamanlı intravasküler ultrason (IVUS) ile değerlendirilen hastalar üzerinde gerçekleştirildi. Hastaların klinik ve demografik özellikleri kaydedilmiş; hipertansiyon, diyabet, hiperlipidemi gibi kardiyovasküler risk faktörleri ayrıca değerlendirilmiştir. İşlemler sırasında kullanılan ilaçlı balona ait parametreler; balon çapı, balon uzunluğu, şişirme basıncı ve şişirme süresi ayrıntılı olarak kaydedilmiştir. IVUS ile işlem öncesinde ve sonrasında; lezyon morfolojisi değerlendirilmiş olup minimal lümen çapı, referans damar çapı, plak yükü, plak morfolojisi ve lezyon uzunluğu ölçülmüştür. Prosedürel başarı kriteri, işlem sonrası rezidü stenozun <%30 olması, stentleme ihtiyacının olmaması ve klinik anlamlı diseksiyon gelişmemesi olarak kabul edilmiştir. Verilerin analizinde SPSS 22 yazılımı kullanıldı ve sürekli değişkenler için Student's t-testi, kategorik değişkenler için Ki-kare veya Fisher's exact testi kullanıldı; p<0,05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen gruplar arasında yaş, cinsiyet ve klasik kardiyovasküler risk faktörleri açısından anlamlı bir fark bulunmadı. Ancak, daha önce geçirilmiş miyokard enfarktüsü öyküsünün yalnızca diseksiyon gelişmeyen hastalarda görülmesi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,011). Laboratuvar parametreleri genel olarak benzerdi, yalnızca Gama- glutamil transferaz düzeyleri diseksiyon grubunda daha düşük saptandı (p=0,049). İntravasküler ultrason bulgularında, başlangıç damar çapı ve lümen ölçümleri açısından fark yokken, lezyon uzunluğu diseksiyon grubunda anlamlı derecede daha fazla idi (p=0,011). Kalsifikasyon derecesi arttıkça diseksiyon gelişme riskinin belirgin şekilde yükseldiği görüldü (p=0,004). İşlem sonrası rezidü stenoz oranı diseksiyon grubunda daha yüksek bulundu (p=0,042) ve bu grupta ek stent implantasyonu gereksinimi anlamlı olarak fazlaydı (p=0,030). Rezidü stenoz <%30 olan olgularda şişirme basıncının daha yüksek, balon şişirme süresinin ise daha uzun olduğu; stentleme ihtiyacı olanlarda ise işlem sonrası rezidü stenoz oranının anlamlı şekilde arttığı (p<0,001) saptandı. Sonuç: Çalışmamız; diseksiyon gelişiminin klasik demografik ve klinik risk faktörleri ile ilişkili olmadığını ancak lezyon özellikleri ve işlem parametrelerinin belirleyici olduğunu göstermektedir. Özellikle artmış kalsifikasyon derecesi ve uzun lezyon varlığı diseksiyon riskini anlamlı şekilde artırmaktadır. İşlem sonrası rezidü stenoz oranının yüksekliği ve ek stent ihtiyacının diseksiyon gelişen hastalarda belirgin olarak daha fazla olması, bu hasta grubunda işlem başarısının sınırlanabileceğini ortaya koymaktadır. Ayrıca balon şişirme basıncı ve süresinin rezidü stenoz üzerinde etkili olması, prosedürel optimizasyonun klinik sonuçları iyileştirmede kritik rol oynayabileceğini düşündürmektedir.

Özet (Çeviri)

Objective: This study aimed to evaluate factors affecting acute- phase outcomes, such as lesion characteristics, dissection developing during and after the procedure, residual stenosis, balloon technical parameters, and the need for additional stenting, in patients undergoing drug- coated balloon angioplasty guided by intravascular ultrasound. Materials and Methods: This retrospective, single-center study was conducted on patients who underwent drug-coated balloon angioplasty during coronary angiography and were evaluated simultaneously with intravascular ultrasound (IVUS). The clinical and demographic characteristics of the patients were recorded; cardiovascular risk factors such as hypertension, diabetes, and hyperlipidemia were also evaluated. Parameters related to the drug-coated balloon used during the procedures, including balloon diameter, balloon length, inflation pressure, and inflation time, were recorded in detail. Lesion morphology was assessed using IVUS before and after the procedure, and the minimum lumen diameter, reference vessel diameter, plaque burden, plaque morphology, and lesion length were measured. The procedural success criteria were defined as post-procedural residual stenosis <30%, no need for stenting, and no development of clinically significant dissection. SPSS 22 software was used for data analysis, and Student's t-test was used for continuous variables, while the Chi-square or Fisher's exact test was used for categorical variables; p<0.05 was considered statistically significant. Results: There were no significant differences between the groups included in the study in terms of age, gender, and classic cardiovascular risk factors. However, a history of previous myocardial infarction was found to be statistically significant only in patients who did not develop dissection (p=0.011). Laboratory parameters were generally similar, with only GGT levels found to be lower in the dissection group (p=0.049). In intravascular ultrasound findings, there was no difference in baseline vessel diameter and lumen measurements, but lesion length was significantly greater in the dissection group (p=0.011). The risk of dissection development was seen to increase significantly with increasing degree of calcification (p=0.004). The rate of residual stenosis after the procedure was higher in the dissection group (p=0.042), and the need for additional stent implantation was significantly higher in this group (p=0.030). It was determined that in cases with residual stenosis <30%, the inflation pressure was higher and the balloon inflation time was longer; in those requiring stenting, the post-procedure residual stenosis rate was significantly increased (p<0.001). Conclusion: Our study demonstrates that the development of dissection is not associated with classic demographic and clinical risk factors, but rather that lesion characteristics and procedural parameters are decisive. In particular, increased calcification grade and long lesion length significantly increase the risk of dissection. The high rate of residual stenosis after the procedure and the significantly greater need for additional stents in patients who develop dissection suggest that procedural success may be limited in this patient group. Furthermore, the fact that balloon inflation pressure and duration affect residual stenosis suggests that procedural optimization may play a critical role in improving clinical outcomes.

Benzer Tezler

  1. Uzun koroner ilaç salınımlı stent implantasyonunda klopidogrel dozunun duplikasyonu ile akut-subakut stent trombozu ilişkisi

    The relationship between clopidogrel dose duplication and acute-subacute stent thrombosis in long coronary DRUG-eluting stent implantation

    MEHMET ŞEKER

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2023

    KardiyolojiSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Kardiyoloji Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. AHMET LÜTFULLAH ORHAN

  2. Off-PUMP koroner arter BY-pass greftleme cerrahisi uygulanan hastalarda ultrasonografi eşliğinde yapılan transversus torasik kas plan bloğu ve serratus interkostal plan bloğu uygulamalarının postoperatif ağrı üzerine etkisinin değerlendirilmesi

    Evaluation of the effect of transversus thoracic muscleplane block and serratus intercostal plane block on postoperative pain in patients undergoing off-pump coronary artery bypass grafting surgery under ultrasonography

    CANER KALAY

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2022

    Anestezi ve ReanimasyonBolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi

    Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. ABDULLAH DEMİRHAN

  3. Periferik arter hastalığında asetilsalisilik asit ve klopidogrel cevapsızlığı

    Responsiveness of acetilsalysilic acid and clopidogrel in peripheral arterial disease

    ELİF COŞKUN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2010

    Göğüs Kalp ve Damar CerrahisiGazi Üniversitesi

    Kalp ve Damar Cerrahisi Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. VELİ YILDIRIM İMREN

  4. COVID-19 tanısı ile yoğun bakımda izlenen hastalarda görülen advers olayların değerlendirilmesi

    Evaluation of adverse events in hospitalized patients with COVID-19

    ÖZGE GÜNER

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2021

    Eczacılık ve FarmakolojiDokuz Eylül Üniversitesi

    Farmakoloji Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. NİL HOCAOĞLU AKSAY

  5. Kardiyak cerrahide ekstübasyon öncesi kullanılan deksametazon ve propofolün hemodinami ve postoperatif bulantı-kusma üzerine olan etkileri

    Effects of dexamethasone and propofol used before extubation in cardiac surgery on hemodynamics and postoperative nausea-vomiting

    YAŞAR GÖKHAN GÜL

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2011

    Anestezi ve ReanimasyonSağlık Bakanlığı

    Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı

    UZMAN HALİDE OĞUŞ