Geri Dön

İstmosel sezaryen operasyonunun kaçınılmaz bir sonucu mudur?

Is isthmocele an inevitable consequence of cesarean section

  1. Tez No: 984184
  2. Yazar: NUR DURCANOĞLU
  3. Danışmanlar: DOÇ. DR. RESUL KARAKUŞ
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Kadın Hastalıkları ve Doğum, Obstetrics and Gynecology
  6. Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
  7. Yıl: 2025
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
  10. Enstitü: İstanbul Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi
  11. Ana Bilim Dalı: Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Amaç: Artan sezaryen oranlarıyla birlikte, sezaryene bağlı bir komorbidite olan istmoselin görülme sıklığı giderek artmaktadır. Bu durum, semptomatik hastaların tanınmasının önemini artırmaktadır. Bu çalışmada, istmoselin gerçek prevalansının belirlenmesi ve farklı görüntüleme yöntemleriyle saptanan istmosel varlığı ile klinik semptomlar arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu prospektif çalışmaya, tersiyer merkezde jinekoloji polikliniğine başvuran ve en az bir sezaryen öyküsü bulunan hastalar dahil edilmiştir. Tüm olgular öncelikle transvajinal ultrasonografi (TVUSG) ile değerlendirilmiş; TVUSG'de istmosel saptanmayan hastalara salin infüzyon sonografisi (SİS) uygulanmıştır. Hastalar; yalnızca TVUSG ile istmosel saptanan ve aşikâr defekt olarak tanımlanan olgular, TVUSG'de defekt izlenmeyip SİS ile istmosel saptanan ve okkült defekt olarak değerlendirilen olgular ile her iki yöntemde de istmosel negatif olanlar olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. İstatistiksel analizlerde uygun parametrik ve non parametrik testler ile lojistik regresyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 709 hastadan 27'sinin çalışmadan ayrılması nedeniyle analizler 682 hasta üzerinden tamamlanmıştır. TVUSG ile istmosel prevalansı %69,2 olarak saptanırken, SİS ile ek olguların dahil edilmesiyle toplam prevalans %92,5'e yükselmiştir. Sezaryen sayısı arttıkça istmosel görülme oranının anlamlı düzeyde arttığı izlenmiştir (p=0,007). Postmenstrüel ve intermenstrüel kanama, istmosel varlığı ile ilişkili bulunmuştur (sırasıyla p=0,050 ve p=0,019). Çok değişkenli analizlerde, TVUSG ile istmosel saptanan hastalarda anormal kanama olasılığının anlamlı olarak arttığı gösterilmiştir (OR: 1,86; %95 GA: 1,03–3,37; p=0,041). Anormal kanamayı öngörmede en yüksek ayırt edici gücün defekt genişliğine ait olduğu saptanmıştır (AUC: 0,616; p<0,001). Sonuç: Bu çalışma, istmoselin yalnızca anatomik bir bulgu olmaktan öte, seçilmiş olgularda klinik açıdan anlamlı sonuçlar doğurabileceğini; semptomatik hastaların belirlenmesinin ise klinisyen açısından temel bir sorumluluk olduğunu bir ix kez daha ortaya koymuştur. Literatürde, prospektif olarak planlanmış, TVUSG ve SİS ile saptanan istmosel defektlerinin klinik semptomlarla ilişkisini bu düzeyde karşılaştıran en geniş prevalans çalışmalarından biri olması, çalışmamızın kadın sağlığı alanında tanısal yaklaşım ve hasta yönetimine önemli bir katkı sunduğunu göstermektedir.

Özet (Çeviri)

Objective: With the increasing rates of cesarean delivery, the prevalence of isthmocele, a cesarean-related comorbidity, has been steadily rising. This trend underscores the growing importance of identifying symptomatic patients. The aim of this study was to determine the true prevalence of isthmocele and to evaluate the association between clinically symptomatic isthmocele and findings detected by different imaging modalities. Materials and Methods: This prospective study included patients who presented to the gynecology outpatient clinic of a tertiary care center and had a history of at least one cesarean delivery. All patients were initially evaluated using transvaginal ultrasonography (TVUS), and saline infusion sonography (SIS) was performed in those without evidence of isthmocele on TVUS. Patients were classified into three groups: those with isthmocele detected only by TVUS and defined as having overt defects, those without a defect on TVUS but with isthmocele detected by SIS and considered to have occult defects, and those in whom isthmocele was not detected by either imaging modality. Appropriate parametric and non-parametric tests, as well as logistic regression analyses, were used for statistical evaluation. Results: Of the 709 patients initially enrolled, 27 withdrew from the study; therefore, the analyses were completed on 682 patients. The prevalence of isthmocele detected by TVUS was 69.2%, which increased to 92.5% after additional cases identified by SIS were included. A significant increase in the prevalence of isthmocele was observed with increasing numbers of cesarean deliveries (p = 0.007). Postmenstrual and intermenstrual bleeding were significantly associated with the presence of isthmocele (p = 0.050 and p = 0.019, respectively). In multivariable analyses, patients with isthmocele detected by TVUS had a significantly higher likelihood of abnormal bleeding (OR = 1.86; 95% CI = 1.03–3.37; p = 0.041). The defect width demonstrated the highest discriminatory power for predicting abnormal bleeding (AUC = 0.616; p < 0.001). xi Conclusion: This study demonstrates that isthmocele is more than a purely anatomical finding and may lead to clinically meaningful outcomes in selected cases; therefore, the identification of symptomatic patients represents a fundamental responsibility for clinicians. Furthermore, being one of the largest prospectively designed prevalence studies to compare the association between clinical symptoms and isthmocele defects detected by TVUS and SIS, our findings provide an important contribution to diagnostic strategies and patient management in women's health.

Benzer Tezler

  1. Sezaryen skar defekti olan hastalarda semptomların skar alanının yüksekliği ve genişliği ile olan ilişkisinin değerlendirilmesi

    Evaluation of the relationship between symptoms and the height and width of the scar area in patients with cesaren scar defect

    MAZLUM GÖNÜL

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2023

    Kadın Hastalıkları ve DoğumSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. MURAT EKİN

  2. Sezaryende tek kat ve çift kat uterin insizyon onarımının rezidü miyometrial kalınlığa ve istmosel oluşumuna etkisinin değerlendirilmesi

    Evaluation of the effect of single and double layer uterin incision repair on the residential myometrial thickness and the formation of istmocele in caesareansection

    MELİS ARIK

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2021

    Kadın Hastalıkları ve DoğumSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. EMİN ÜSTÜNYURT

  3. Uteroservikal açının istmosel gelişimi risk değerlendirmesindeki yeri

    The role of uterocervical angle in the risk assessment of isthmocele development

    KÜBRA İNAN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2024

    Kadın Hastalıkları ve DoğumSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. MUSTAFA BURAK AKSELİM

  4. Sezaryen skar defekti (istmosel) sıklığının ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi

    Caesarean scar defect (isthmocele) prevalance and associ̇ated factors

    EDA GÖZCÜ

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2017

    Kadın Hastalıkları ve DoğumSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. HAKAN NAZİK

  5. Uterusun sezaryen sütür tekniklerinin istmosel oluşumu üzerine etkisi

    Effect of uterine cesarean suture techniques on the formation of isthmocele

    SHAMSI MEHDIYEV

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2020

    Kadın Hastalıkları ve Doğumİstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. İSMAİL ÇEPNİ