Erişkin kateter laboratuvarında düşük tidal volüm,yüksek frekans mekanik ventilasyon ile ablasyona alınan atriyal fibrilasyon olgularının kateter stabilitesinin ve işlem verimliliğinin araştırılması
Investigation of catheter stability and procedural efficiency of low-tidal-volume, high-frequency mechanical ventilation in atrial fibrillation ablation cases in an adult catheterization laboratory
- Tez No: 987823
- Danışmanlar: PROF. DR. AYŞE HEVES KARAGÖZ, PROF. DR. KUDRET AYTEMİR, PROF. DR. HİKMET YORGUN
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: Anestezi ve Reanimasyon, Anesthesiology and Reanimation
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2025
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Hacettepe Üniversitesi
- Enstitü: Tıp Fakültesi
- Ana Bilim Dalı: Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Atriyal fibrilasyon (AF) en sık karşılaşılan ritim bozukluğudur ve atriyal miyositlerdeki elektriksel aktivitenin bozulması ile oluşur. AF, serebral tromboemboli zemininde inme ve diğer tromboembolik olaylar, sol ventrikül fonksiyon bozukluğu ve kalp yetmezliği gibi mortaliteyi artıran ciddi komplikasyonlarla birliktedir. Aritminin başlangıç ve seyrine göre AF; paroksismal, persistan ve kalıcı olmak üzere üç şekilde sınıflandırılır. AF'nin kontrol edilmesine veya ekspresyonunun sınırlandırılmasına yönelik farmakolojik olmayan girişimler belirgin gelişmeler göstermiş; bu çerçevede kateter ablasyonu, özellikle en az bir antiaritmik ilaca dirençli semptomatik AF olgularında etkin bir ritim kontrol yöntemi olarak yaygınlaşmıştır. Pulmoner ven izolasyonu(PVİ) ile kateter ablasyonu, semptomatik AF tedavisinde kullanılan köklü bir ritim kontrol stratejisidir. AF nüksü olan hastaların çoğunda pulmoner venlerin yeniden bağlantılı hale geldiği görülmüştür. Paroksismal AF, çoğunlukla tetikleyici odakların baskın olduğu ve atriyal substratın görece daha az ileri düzeyde yeniden şekillendiği bir fenotip olarak kabul edilir; bu nedenle PVİ ile başarılı ritim kontrolü sağlanabilir. Buna karşılık persistan AF; atriyal fibrozis, dilatasyon, iletim heterojenitesi ve elektriksel yeniden şekillenmenin daha belirgin olduğu, ayrıca non-PV tetikleyicilerin ve sürdürme mekanizmalarının daha sık eşlik edebildiği bir durumdur. Bu nedenle persistan AF'de prosedürlerin daha kompleks ve daha uzun olabilmesi ve orta–uzun dönemde nüks eğiliminin artması beklenir. İşlem sırasında kateter-doku temasının optimizasyonu, dayanıklı lezyonlar elde etmek için çok önemlidir ve uzun vadeli ablasyon başarısı için kritik öneme sahiptir. Temas kuvveti ve dolayısıyla lezyonların kalitesi, kardiyak kontraktilite ve solunum hareketinden önemli ölçüde etkilenir. Haritalama ve ablasyon sırasında hastanın hareketsiz kalması ve solunum döngüsünün kontrol edilmesi, kateterin stabilitesini ve takibini kolaylaştırır. Tidal hacmin sınırlandırılması, solunumla ilişkili kardiyak hareketi en aza indirerek doku temasını iyileştirir; bu sayede ablasyon sürelerinin kısalmasına ve atriyal fibrilasyon nüksünün azalmasına katkıda bulunur. Kateter laboratuvarımızda, hastaların ek hastalıkları ve intraoperatif güvenlik parametreleri gözetilerek iki ventilasyon yaklaşımı rutin olarak kullanılmaktadır: yaş ve cinsiyet uyumlu standart ventilasyon (SV) (tidal volüm 6–8 mL/kg, solunum hızı 10–12/dk) ve düşük tidal volümlü, yüksek frekanslı ventilasyon(HFLTV).Bu ventilasyon protokolü dakika ventilasyonu 5–8 L/dk aralığında tutulacak şekilde ayarlanmıştır. Bu hedef, genellikle solunum sayısının yaklaşık 25–30/dk ve tidal volümün 200 mL (3–4 mL/kg) olarak seçilmesiyle sağlanmıştır. End-tidal CO2 <50mmHg olacak şekilde sürdürülmüştür. Gerektiğinde, bir tarafın PVİ'si tamamlandıktan sonra, bir sonraki PV setine geçmeden önce end- tidal CO2'de düşüş sağlanana kadar hiperventilasyon (veya“recruitment”solukları) uygulanmıştır. Her iki yöntemde de end-tidal karbondioksit ve hava yolu tepe basınçları yakından izlenmiştir.Çalışmamız, Haziran 2023–Mayıs 2024 tarihleri arasında erişkin kateter laboratuvarında ablasyona alınan hastalarda HFLTV ile standart ventilasyonun kateter stabilitesi ve işlem verimliliği üzerine etkilerini karşılaştıran tek merkezli, retrospektif, gözlemsel bir çalışmadır.Toplam 160 hastanın verisi incelenmiştir. Verilerin yarısını HFLTV oluştururken, diğer yarısını ise standart ventilasyon uygulaması oluşturmuştur. HFLTV grubunda vaka süresi medyan 110 (90–122,5) dk iken, standart grupta 128 (113–139,5) dk bulunmuş; yani HFLTV vaka süresinde yaklaşık %15'lik bir kısalma sağlamıştır (p<0,001).Ablasyon süresi HFLTV grubunda 23 (20–27) dk, standart grupta ise 28 (24–33) dk olup, bu fark hem klinik hem de istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,001).Kohortta paroksismal ve persistan AF dağılımı dengeli olup (her biri %50), uygulanan ablasyon stratejilerinin çoğunu PVİ oluşturmuş; olguların %66,9'unda yalnız PVİ,%33,1'inde PVİ'ye ek lezyonlar uygulanmıştır. Bu çerçeve, HFLTV'nin işlem verimliliği üzerindeki olası etkilerinin AF tipi ve ablasyon stratejisi farklılıklarından bağımsız biçimde değerlendirilmesini mümkün kılmaktadır. HFLTV grubunda maksimum ve minimum hava yolu basınçları da daha düşük saptanmıştır (Pmax 14 (13–16) vs 18 (16–20) cmH2O, Pmin 13 (12–14) vs 15 (13–17) cmH2O; tümü için p<0,001).1.ay AF nüks oranı HFLTV'de %7,5 ve standart grupta %15; 6.ay nüks oranı ise sırasıyla %13,8 ve %18,8 olup, bu farklar istatistiksel olarak anlamlılığa ulaşmamıştır (p>0, 05).Nüks belirleyicilerine yönelik analizde 1.ay nüks için hipertansiyon varlığı bağımsız risk faktörü olarak saptanmış ve persistan AF için sınırda anlamlılık eğilimi görülmüştür.6.ay nüks analizinde ise CHA2DS2-VA skoru, hipertansiyon, konjestif kalp yetmezliği ve persistan AF olması bağımsız belirleyiciler olarak öne çıkmıştır. Ayrıca çalışmamızda 6 aylık takipte AF nedenli hastane yatışı oranı tüm kohortta %15,6 olarak saptanmış; ventilasyon stratejilerine göre HFLTV grubunda %12,5 ve standart ventilasyon grubunda %18,8 bulunmuş ancak fark istatistiksel olarak anlamlılığa ulaşmamıştır (p=0,384).Yani HFLTV, AF ablasyonu sırasında oksijenasyon ve ventilasyonu güvenle sürdürebilen, nüks oranlarını artırmayan ve özellikle işlem ve RF ablasyon süresini kısaltarak işlem verimliliğini artıran güvenli bir ventilasyon stratejisidir.
Özet (Çeviri)
Atrial fibrillation (AF) is the most commonly encountered sustained cardiac arrhythmia and arises from disordered electrical activity within atrial myocytes. AF is associated with serious complications that increase mortality, including stroke and other thromboembolic events secondary to cerebral thromboembolism, left ventricular dysfunction, and heart failure. According to the onset and clinical course, AF is classified as paroxysmal, persistent, or permanent. In recent years, non-pharmacological interventions aimed at controlling AF or limiting its clinical expression have shown substantial advances; within this framework, catheter ablation has become a widely adopted rhythm control strategy, particularly in symptomatic AF patients refractory to at least one antiarrhythmic drug. Catheter ablation with pulmonary vein isolation (PVI) represents an established rhythm control approach in the treatment of symptomatic AF. In the majority of patients experiencing AF recurrence, reconnection of the pulmonary veins has been demonstrated. Paroxysmal AF is generally regarded as a phenotype in which trigger foci predominate and atrial substrate remodeling is relatively less advanced; therefore, successful rhythm control can often be achieved with PVI alone. In contrast, persistent AF is characterized by more pronounced atrial fibrosis, dilatation, conduction heterogeneity, and electrical remodeling, and is more frequently accompanied by non-pulmonary vein triggers and sustaining mechanisms. Consequently, procedures in persistent AF are expected to be more complex and prolonged, with a higher tendency toward mid- to long-term recurrence. Optimization of catheter–tissue contact during the procedure is essential for achieving durable lesions and is critical to long-term ablation success. Contact force, and thus lesion quality, is substantially influenced by cardiac contractility as well as respiratory motion. Ensuring patient immobility and controlling the respiratory cycle during mapping and ablation facilitate catheter stability. Limitation of tidal volume minimizes respiration-related cardiac motion, improves catheter–tissue contact, and may contribute to shorter ablation durations and reduced AF recurrence. In our catheterization laboratory, two ventilation strategies are routinely applied with consideration of patient comorbidities and intraoperative safety parameters: age- and sex-adjusted standard ventilation (SV) (tidal volume 6–8 mL/kg, respiratory rate 10–12 breaths/min) and low tidal volume, high-frequency ventilation (HFLTV).In the HFLTV protocol, minute ventilation was maintained between 5 and 8 L/min, typically achieved by setting the respiratory rate to approximately 25–30 breaths/min and the tidal volume to around 200 mL (3–4 mL/kg).To minimize the risk of carbon dioxide (CO2) retention, these parameters were applied exclusively during the ablation phase, and end-tidal CO2 was maintained below 50 mmHg. When necessary, following completion of PVI on one ipsilateral set of pulmonary veins, hyperventilation (or so-called“recruitment breaths”) was applied until a reduction in end-tidal CO2 was achieved before proceeding to the next pulmonary vein set. In both ventilation strategies, end-tidal CO2 and peak airway pressures were closely monitored. This single-center, retrospective, observational study compared the effects of HFLTV and standard ventilation on catheter stability–related clinical endpoints and procedural efficiency in adult patients undergoing AF ablation between June 2023 and May 2024. Data from a total of 160 patients were analyzed, with half receiving HFLTV and the other half undergoing standard ventilation. Median procedure time was 110 (90–122.5) minutes in the HFLTV group compared with 128 (113–139.5) minutes in the standard ventilation group, corresponding to an approximately 15% reduction with HFLTV (p<0.001).Ablation time was 23 (20–27) minutes in the HFLTV group and 28 (24–33) minutes in the standard group, representing a clinically and statistically significant difference (p<0.001).The cohort demonstrated a balanced distribution of paroxysmal and persistent AF (50% each). PVI constituted the primary ablation strategy, with PVI alone performed in 66.9% of cases and additional non-PVI lesions applied in 33.1%.This distribution allowed the potential effects of HFLTV on procedural efficiency to be evaluated independently of AF type and ablation strategy. Maximum and minimum airway pressures were significantly lower in the HFLTV group (Pmax 14 [13–16] vs 18 [16–20] cmH2O; Pmin 13 [12–14] vs 15 [13–17] cmH2O; all p<0.001).The 1-month AF recurrence rate was 7.5% in the HFLTV group and 15% in the standard ventilation group, while 6-month recurrence rates were 13.8% and 18.8%, respectively, with no statistically significant differences between groups (p>0.05).In analyses of recurrence predictors, hypertension was identified as an independent risk factor for 1-month recurrence, with a borderline association observed for persistent AF. In the 6-month recurrence analysis, CHA2DS2-VA score, hypertension, congestive heart failure, and persistent AF emerged as independent predictors. Additionally, the overall rate of AF-related hospitalization during 6-month follow-up was 15.6%; rates were 12.5% in the HFLTV group and 18.8% in the standard ventilation group, without a statistically significant difference (p=0.384). Therefore, HFLTV is a safe ventilation strategy that can reliably maintain oxygenation and ventilation during AF ablation, does not increase relapse rates, and especially improves procedure efficiency by shortening the procedure and RF ablation time.
Benzer Tezler
- Kadın travmatik omurilik hasarlı hastalarda ürodinamik bulgular
Urodynamic findings in female traumatic spinal cord injured patients
AYŞENUR BAŞ
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2020
Fiziksel Tıp ve RehabilitasyonSağlık Bilimleri ÜniversitesiFiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı
PROF. DR. HAKAN TUNÇ
PROF. DR. MURAT ERSÖZ
- Nozokomiyal CTX-M pozitif Escherichia coli' enfeksiyonları ve risk faktörleri ilişkisi
The relation of CTX-M positive nosocomial Escherichia coli infections of and risk factors
YEŞİM KÜREKÇİ
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2012
MikrobiyolojiÇukurova ÜniversitesiEnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı
PROF. DR. YEŞİM TAŞOVA
- İntravasküler kateterizasyon metodlarına temel teşkil etmek üzere abdominal aorta ve dallarının çap ve kesit alanlarının çeşitli parametrelerle kıyaslanarak doppler ultrasonografi ve anatomik diseksiyon destekli analizi
The analysis of the diameters and the cross-sectional areas of the abdominal aorta and its branches by comparing with various parameters supported via Doppler ultrasonography and anatomical disection to constitute a base for intravascular catheteriza
AHMET KOCAKUŞAK
- Ventriküler tap - parankim hasarı ilişkisi: Kadavra çalışması
Ventricular tap - parenchymal damage relationship: Cadaver study
CANER FAHRETTİN KARA
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2023
NöroşirürjiAtatürk ÜniversitesiBeyin ve Sinir Cerrahisi Ana Bilim Dalı
PROF. HAKAN HADİ KADIOĞLU
DR. ÖĞR. ÜYESİ METE ZEYNAL
- Medulla spinalis deneysel travma modelinde lokal papaverin kullanımının klinik üzerine etkilerinin elektrofizyolojik testlerle gösterilmesi
Başlık çevirisi yok
AHMET TAŞKESEN
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2004
NöroşirürjiOndokuz Mayıs ÜniversitesiNöroşirürji Ana Bilim Dalı
YRD. DOÇ. DR. CENGİZ ÇOKLUK