İdiyopatik IgA nefropatili hastalarda tanı anındaki dislipideminin böbrek sonlanımları üzerine etkisi
Effect of sclerotic glomeruli ratio on renal outcomes in patients with idiopathic IgA nephropathy
- Tez No: 1025614
- Danışmanlar: DOÇ. DR. SİNAN KAZAN
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: İç Hastalıkları, Internal diseases
- Anahtar Kelimeler: Dislipidemi, Glomerülonefrit, IgA Nefropatisi, Son Dönem Böbrek Hastalığı, Dyslipidemia, Glomerulonephritis, IgA Nephropathy, End Stage Renal Disease
- Yıl: 2026
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi
- Enstitü: Tıp Fakültesi
- Ana Bilim Dalı: Dahili Tıp Bilimleri Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Nefroloji Bilim Dalı
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Amaç: İdiyopatik IgA Nefropatisi (İgAN) dünyada bilinen en sık primer glomerülonefrit nedeni olup son dönem böbrek hastalığına (SDBH) gidişin tüm dünyada önde gelen sebeplerinden biridir. İgAN'de böbrek yetmezliği yüksek oranlarda gelişmesine rağmen geniş çapta kabul görmüş bir standart tedavi protokolü yoktur. Bu hastalıkta tedavi protokolleri hastaların tanı anındaki klinik, laboratuvar ve histopatolojik bazı parametrelerine göre şekillendirilir. Son dönemde yapılan bazı çalışmalarda İgAN tanısı olan hastalarda dislipideminin hastalığın prognozu üzerine etkileri gündeme gelmiştir. Biz de bu çalışmamızda kliniğimizde İgAN tanısı olan hastalarda, tanı anındaki dislipideminin SDBH üzerine etkileri araştırmayı amaçladık. Gereç–Yöntem: Çalışmamız 01.01.2015 ve 01.01.2025 tarihleri arasında retrospektif olarak Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Nefroloji Bilimdalı'nda histopatolojik olarak tanı almış İgAN tanılı hastalar ile yapılmıştır. Çalışmaya dahil edilen hastaların tanı anındaki lipit profilleri ile SDBH gidiş hızı arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu süreçte hastaların demografik verileri, ek kronik hastalıkları, kullandıkları ilaçlar, lipit profilleri retrospektif olarak incelenmiştir. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 43 hastanın yaş ortancası 45,0 yıl olup %67,4'ü erkektir. Takip sürecinde hastaların %39,5'i (n=17, Grup 1) birleşik böbrek sonlanım noktasına ulaşmıştır. Sonlanım grubundaki hastaların yaşının (p=0,0129) ve diyabetes mellitus (DM) sıklığının (p=0,0072) kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptanmıştır. Renal fonksiyon parametrelerinden eGFR, serum kreatinin, üre ve tanı anında proteinürinin mevcut olması Grup 1'de istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha kötü seyretmiştir (tüm p<0,01). Biyokimyasal parametrelerden serum kalsiyumu Grup 1'de anlamlı düzeyde düşük; ürik asit ve fosfor düzeyleri ise anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Lipid profili incelemelerinde, Grup 1'de total kolesterol ve LDL-kolesterol (LDL-K) düzeyleri belirgin biçimde yüksek saptanmış (p<0,0001); özellikle LDL-K yüksekliği, sonlanım grubu için güçlü bir risk faktörü olarak öne çıkmıştır (OR=43,43; p<0,0001). Histolojik değerlendirmede, segmental skleroz varlığı Grup 1'de anlamlı derecede daha sıktır (p=0,0484). Kaplan-Meier sağkalım analizinde, LDL-K düzeyi ≥130 mg/dL olan hastalarda böbrek sağkalımının anlamlı düzeyde daha kötü olduğu izlenmiştir (log-rank p=0,0303). Çok değişkenli Cox regresyon analizinde, eGFR böbrek sonlanımı üzerinde bağımsız bir prognostik faktör olarak belirlenmiş (HR=0,865; p=0,0354), tanı proteinürisi düzeyi ise sınırda anlamlılık göstermiştir (p=0,0884). Sonuç: Bu çalışma, İgAN tanılı hastalarda dislipideminin son derece yaygın olduğunu ve böbrek prognozu üzerinde belirleyici bir rol oynayabileceğini ortaya koymaktadır. Hastaların %88,4'ünde en az bir dislipidemi kriteri saptanmış olup LDL-K yüksekliği, birleşik böbrek sonlanım noktasına ulaşan grupta anlamlı biçimde daha sık gözlenmiştir. Kaplan-Meier analizi, yüksek LDL-K düzeyinin anlamlı ölçüde daha kötü böbrek sağkalımıyla ilişkili olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte, çok değişkenli analizde bağımsız prognostik önemi kanıtlanamayan LDL-K aksine, düşük eGFR en güçlü ve bağımsız risk faktörü olarak öne çıkmıştır. Tanı proteinürisi düzeyi de bağımsız öngörücü olma potansiyeli taşıyan bir parametre olarak dikkat çekmiştir. Elde edilen bulgular, İgAN tanılı hastalarda lipid profilinin rutin takibin ayrılmaz bir parçası olması gerektiğine işaret etmektedir. DM, ileri yaş ve yüksek tanı proteinüri gibi ek risk faktörlerinin varlığında lipid düzeylerinin daha sıkı izlenmesi ve gerektiğinde lipid düşürücü tedavinin erken başlatılması, böbrek fonksiyonlarının korunmasına katkı sağlayabilir. Ancak bu ilişkinin nedensellik boyutunun aydınlatılabilmesi için daha geniş hasta popülasyonlarını kapsayan, uzun süreli prospektif çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Özet (Çeviri)
Objective: IgA Nephropathy (IgAN) is the most common cause of primary glomerulonephritis worldwide and one of the leading causes of progression to end stage renal disease. Despite the high rates of renal failure in IgAN, there is no widely accepted standardized treatment protocol. Treatment in this disease is shaped according to certain clinical, laboratory, and histopathological parameters at the time of diagnosis. Recently, studies have highlighted the impact of dyslipidemia on the prognosis of patients with IgAN. In our clinic, we aimed to investigate the effects of dyslipidemia at the time of diagnosis on the progression to end stage renal disease in patients diagnosed with İgAN. Materials and Methods: This study was conducted retrospectively between January 1, 2015 and January 1, 2025 including patients with histopathologically confirmed IgA Nephropathy who were followed at the Nephrology Division of the Department of Internal Medicine, Afyonkarahisar Health Sciences University. The association between lipid profiles at the time of diagnosis and the rate of progression to End-Stage Kidney Disease was investIgAted. Demographic characteristics, comorbid chronic diseases, medications used, and lipid profile data were retrospectively reviewed and analyzed. Results: The study included 43 patients with a median age of 45.0 years, of whom 67.4% were male. During the follow-up period, 39.5% of the patients (n=17, Group 1) reached the composite renal endpoint. Patients in the outcome group were significantly older (p=0.0129) and had a higher prevalence of diabetes mellitus (p=0.0072) compared to the control group. Regarding renal function parameters, eGFR, serum creatinine, urea levels, and the presence of proteinuria at the time of diagnosis were significantly worse in Group 1 (all p<0.01). Among biochemical parameters, serum calcium levels were significantly lower, while uric acid and phosphorus levels were significantly higher in Group 1.Lipid profile analyses revealed that total cholesterol and LDL-cholesterol levels were significantly higher in Group 1 (p<0.0001); notably, elevated LDL-cholesterol emerged as a strong risk factor for the outcome group (OR=43.43; p<0.0001). Histological evaluation indicated that segmental sclerosis was significantly more frequent in Group 1 (p=0.0484). Kaplan-Meier survival analysis demonstrated that renal survival was significantly poorer in patients with LDL-cholesterol levels ≥130 mg/dL (log-rank p=0.0303). In multivariate Cox regression analysis, GFR was identified as an independent prognostic factor for renal outcome (HR=0.865; p=0.0354), while proteinuria at the time of diagnosis showed borderline significance (p=0.0884). Conclusion: This study demonstrates that dyslipidemia is highly prevalent in patients with IgAN and may play a critical role in renal prognosis. At least one criterion for dyslipidemia was identified in 88.4% of the patients, and elevated LDL-cholesterol was observed significantly more frequently in the group that reached the composite renal endpoint. Kaplan-Meier analysis indicated that high LDL-cholesterol levels were associated with significantly poorer renal survival. However, in contrast to LDL-cholesterol, whose independent prognostic significance could not be established in multivariate analysis, low GFR emerged as the strongest independent risk factor. Proteinuria at the time of diagnosis also emerged as a parameter with the potential to serve as an independent predictor. Our findings suggest that lipid profile monitoring should be an integral part of the routine management of IgAN patients. In the presence of additional risk factors such as diabetes mellitus, advanced age, and significant proteinuria, lipid levels should be monitored more rigorously, and lipid-lowering therapy should be initiated early when indicated, as this may contribute to the preservation of renal function. Nevertheless, large-scale, long-term prospective studies are required to elucidate the causality of this association.
Benzer Tezler
- IGA nefropatili hastalarda uluslararası IGA nefropatisi tahmin aracı ile IGA/C3 arasındaki korelasyon
Correlation between the international IGA nephropathy prediction tool and IGA/C3 in patients with IGA nephropathy
GÖZDE GÜMÜŞ TOPAL
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2025
İç HastalıklarıAfyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesiİç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. SİNAN KAZAN
- Hematürisi olan çocuk hastalarda etiyolojik faktörlerin değerlendirilmesi
Evaluation of etiological factors in pediatric patients with hematuria
MELİKE YUCAL
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2024
Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıTrakya ÜniversitesiÇocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı
PROF. DR. EMİNE NEŞE ÖZKAYIN
- İgA nefropatili hastalarda renal biyopsi bulguların renal sağkalım üzerindeki prognostik etkisi
The prognostic impact of renal biopsy findings on renal survival in patients with IgA nephropathy
EGE GİRTİNE
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2025
NefrolojiEge Üniversitesiİç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
PROF. DR. MELTEM SEZİŞ
- Membranöz nefropatili hastalarda m-tipi fosfolipaz A2 reseptörlerine karşı gelişmiş antikorların (ANTİ-PLA2R) varlığı ve klinik bulgular ile olan ilişkisi
Membranous nephropathy and ANTİ-PLA2R
ÖZGÜR AKIN OTO
Tıpta Yan Dal Uzmanlık
Türkçe
2014
Nefrolojiİstanbul Üniversitesiİç Hastalıkları Ana Bilim Dalı
PROF. DR. AYDIN TÜRKMEN