Geri Dön

Açıklanamayan tekrarlayan gebelik kayıpları olan hastalarda serum sestrin protein düzeyinin incelenmesi

Analysis of serum sestrin protein level in patients with unexplained recurrent pregnancy loss

  1. Tez No: 725659
  2. Yazar: ÖMER FARUK TOTO
  3. Danışmanlar: PROF. DR. İSMAİL ÖZDEMİR
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Kadın Hastalıkları ve Doğum, Obstetrics and Gynecology
  6. Anahtar Kelimeler: Tekrarlayan gebelik kaybı, oksidatif stres, sestrin, Abortus, Abortus-tekrarlayan, Gebelik, Sestrinler, Recurrent pregnancy loss, oxidative stress, sestrin, Abortion, Abortion-habitual, Pregnancy, Sestrins
  7. Yıl: 2021
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
  10. Enstitü: İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi
  11. Ana Bilim Dalı: Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Amaç: Tekrarlayan gebelik kaybı ile serum sestrin düzeyi arasındaki ilişkiyi belirleyerek oksidatif stresin tekrarlayan gebelik kaybı (TGK) patofizyolojisindeki yerini anlamak, önemli bir oksidatif stres belirteci olan sestrinin bu süreçteki etkisini ortaya koymaktır. Bunun sonucunda hastaların tanı ve tedavisinde kullanılabilecek ek yöntem ve gereçlerin geliştirilmesine katkı sağlamaktır. Materyal-metot: Çalışmamız prospektif vaka kontrol çalışmadır. Örneklem hesabına uygun olarak daha önce Sağlık Bilimleri Üniversitesi İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniklerine tekrarlayan gebelik kaybı nedeniyle başvurmuş ve bilinen etiyolojiler açısından değerlendirilmiş, tetkik edilmiş, sonuçta açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı belirlenmiş 18-45 yaş arası 60 kadın hasta ve bu hasta grubuna sosyodemografik özellikleri ve sağlık geçmişi benzer 1:1 oranında açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı olmayan, TGK için risk faktörü bulunmayan 60 kadın kontrol grubu olmak üzere toplamda 120 katılımcı dahil edildi ve bütün hastalardan aydınlatılmış onam formu alındı. Bulgular: Çalışmaya 60 kişilik kontrol grubu ile 60 kişilik açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı olan vaka grubu dahil edildi. Vaka grubunda 10 kişi (%16,7) çalışma sırasında gebe idi. Çalışmaya katılan açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı olan hasta grubunun yaş ortancası 33 olup yaşları 22 ile 45 arasında değişmekteydi. Kontrol grubunun ortancası 35 olup yaşları 20 ile 44 arasında değişmekteydi. İki grubun yaşları arasında fark yoktu (p=0,256). Vaka grubunun vücut kitle indeksi (VKİ) ortalaması 25,5 ± 3,1, hasta grubunun ortalaması ise 27 ± 5,1 idi. Vaka ve kontrol grubunun VKİ'leri arasında anlamlı fark bulunmadı (p=0,056). Açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı olan hastaların gravida ortancası [4 (2-14)], kontrol grubunun gravida ortancasından [3 (0-7)] anlamlı olarak fazlaydı (p<0,001). Vaka grubunun parite ortancası 1 idi ve 0 ile 4 arasında değişmekteydi, kontrol grubunun ise ortancası 2 olup 0 ile 6 arasında değişmekteydi. Vaka grubunun paritesi, kontrol grubundan anlamlı olarak düşüktü (p<0,001). Vaka grubunun abortus sayısının ortancası 3 (2-11) idi, kontrol grubunun ise 0 (0-1) idi. Vaka grubunun abortus sayısı, kontrol grubundan anlamlı olarak fazlaydı (p<0,001). Açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı olan hastaların %5'inin (n=3) ektopik gebelik öyküsü var ve %95'inin (n=57) yoktu. Vaka grubunda sigara kullananların oranı, kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha fazlaydı (p=0,048). Katılımcılarının hiçbirinde bilinen hastalık yoktu. Vakaların %88,3'ünün (n=53) menstrual döngüsü düzenli, %11,7'sinin (n=7) düzensizdi. Kontrol grubunun %48,3'ünün (n=29) menstrual döngüsü düzenli, %51,7'sinin (n=31) düzensizdi. Vaka grubunda menstrual döngünün düzenli olması, kontrol grubuna göre daha fazlaydı (p<0,001). Açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı olan hastaların sestrin düzeyi ortalaması (9,3± 0,7), kontrol grubunun ortalamasından (6,4 ± 2) anlamlı olarak daha yüksekti (p<0,001). Açıklanamayan tekrarlayan gebelik kaybı olan hastaların sestrin düzeyi ile yaş, VKİ, gravida, parite ve abortus sayısı arasında anlamlı ilişki bulunmadı (sırasıyla p=0,351, p=0,537, p=0,455, p=126, p=0,367). Tüm katılımcıların sestrin düzeyi ile yaş ve VKİ değerleri arasında anlamlı ilişki yoktu (sırasıyla p=0,334, p=0,760). Tüm katılımcıların sestrin düzeyi ile gravida sayıları arasında pozitif orta korelasyon mevcuttu (r=0,437, p=<0,001). Tüm katılımcıların sestrin düzeyleri ile parite sayıları arasında negatif düşük ilişki olduğu görüldü (r=-0,228, p=0, 012). Tüm katılımcıların sestrin düzeyi ile abortus sayıları arasında pozitif orta düzeyde ilişki olduğu görüldü (r=0,607, p<0,001). Tüm katılımcılar içinde menstrual döngüsü düzenli olanların sestrin düzeyi [8,9 (2,6-11,2)], düzensiz olanlardan [6,5 (3,4-11,9)] anlamlı olarak yüksekti (p<0,001). Sestrin düzeyi ile sigara kullanımı arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p=0,059). Sonuç: Çalışmamız açıklanamayan TGK öyküsü olan kadınlarda, TGK öyküsü olmayan kadınlar ile karşılaştırıldığında bir oksidatif stres belirteci olarak kullandığımız serum sestrin protein düzeyinin anlamlı ölçüde daha yüksek olduğunu göstermekte ve bu şekilde açıklanamayan TGK patofizyolojisi ile oksidatif stres arasındaki öngördüğümüz ilişkiyi desteklemektedir.

Özet (Çeviri)

Objective: The aim of our study is to understand the role of oxidative stress in the pathophysiology of recurrent pregnancy loss (RPL) by determining the relationship between recurrent pregnancy loss and serum sestrin level, to reveal the effect of sestrin, an important oxidative stress marker, in this process. As a result, it is to contribute to the development of treatment options along with additional methods and equipment that can be used in the diagnosis and treatment of patients. Material-Method: Our study is a prospective case-control study. In accordance with the sample calculation, 60 women between the ages of 18-45 who applied to the Health Sciences University Istanbul Kanuni Sultan Süleyman Health Training and Research Medical Center Gynecology and Obstetrics outpatient clinics due to recurrent pregnancy loss and were evaluated and examined in terms of known etiologies, and unexplained recurrent pregnancy loss was determined as a result. A total of 120 participants, including the patient and the control group of 60 women with similar sociodemographic characteristics and health history, with a 1:1 ratio of unexplained recurrent pregnancy loss and no risk factor for RPL, were included in this patient group, and informed consent was obtained from all patients. Result: A control group of 60 people and a case group of 60 patients with unexplained recurrent pregnancy loss were included in the study. During the study, ten subjects (16.7%) in the case group were pregnant. The median age of the patient group with unexplained recurrent pregnancy loss who participated in the study was 33, and their ages ranged from 22 to 45. The median of the control group was 35 and their ages ranged from 20 to 44. There was no difference between the ages of the two groups (p=0.256). The mean body mass index (BMI) of the case group was 25.5 ± 3.1, and the mean of the patient group was 27 ± 5.1. There was no significant difference between the BMIs of the case and control groups (p=0.056). The median of gravida of patients with unexplained recurrent pregnancy loss [4 (2-14)] was significantly higher than the median of gravida of the control group [3 (0-7)] (p<0.001). The median parity of the case group was 1 and ranged from 0 to 4, while the median of the control group was 2 and ranged from 0 to 6. The parity of the case group was significantly lower than the control group (p<0.001). The median number of abortions in the case group was 3 (2-11), while it was 0 (0-1) in the control group. The number of abortions in the case group was significantly higher than the control group (p<0.001). Of the patients with unexplained recurrent pregnancy loss, 5% (n=3) had a history of ectopic pregnancy and 95% (n=57) did not. The rate of smokers in the case group was significantly higher than in the control group (p=0.048). None of the participants had any known disease. The menstrual cycle was regular in 88.3% (n=53) of the cases, and irregular in 11.7% (n=7). The menstrual cycle was regular in 48.3% (n=29) of the control group, and irregular in 51.7% (n=31) of the control group. The regularity of the menstrual cycle in the case group was higher than the control group (p<0.001). The mean sestrin level of the patients with unexplained recurrent pregnancy loss (9.3±0.7) was statistically significantly higher than the mean (6.4±2) of the healthy control group (p<0.001). There was no significant relationship between sestrin level and age, BMI, gravida, parity, and abortion number of patients with unexplained recurrent pregnancy loss (p=0.351, p=0.537, p=0.455, p=126, p=0.367, respectively). There was no significant relationship between sestrin level and age, and BMI values of all participants included in the study (p=0.334, p=0.760, respectively). There was a moderate positive correlation between sestrin levels and gravida numbers of all participants (r=0.437, p=<0.001). It was observed that there was a low negative correlation between sestrin levels and parity numbers of all participants (r=-0.228, p=0.012). It was observed that there was a positive moderate correlation between the sestrin level and the number of abortions of all participants included in the study (r=0.607, p<0.001). Sestrin levels of all participants with regular menstrual cycles [8.9 (2.6-11.2)] were statistically significantly higher than participants with irregular menstrual cycles [6.5 (3.4-11.9)] (p<0.001). There was no significant difference between sestrin level and smoking (p=0.059). Conclusion: In our work, we show that the serum sestrin protein level, which we use as an oxidative stress marker, is statistically significantly higher in women with a history of unexplained RPL compared with women without a history of RPL, and thus supports the relationship we predicted between oxidative stress and unexplained RPL pathophysiology.

Benzer Tezler

  1. 12 hafta ve üzeri intrauterin fetal ölümle sonuçlanan gebeliklerde ilk trimester tarama testinde kullanılan PAPP-A ve serbest β-HCG değerlerinin kötü fetal prognozu belirlemedeki rolü

    The role of papp-a and free β-HCG values used in the first trimester screening test in the determination of possible fetal prognosis as intrauterin fetal death (≥12 week)

    ZAHİDE ASOĞLU

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2019

    Kadın Hastalıkları ve DoğumSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. EMRAH TÖZ

  2. 1985-1986 yıllarında Polatlı Devlet Hastanesine kaza nedeniyle başvuranların incelenmesi

    Başlık çevirisi yok

    FERHAN ŞENOL

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    1986

    İlk ve Acil YardımGazi Üniversitesi

    Kazaların Çevresel ve Teknik Araştırması Ana Bilim Dalı (disiplinlerarası)

    DOÇ. DR. HİKMET PEKCAN

  3. Malzeme istekleri planlaması (MİP)

    Material requirement planning system

    ALİ ÇETİN

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    1985

    İşletmeEge Üniversitesi

    Bilgisayar Bilimleri ve Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. M. ÖZEL ERGEN

  4. Tahmin yöntemleri ve uygulamaları

    Estimation methods and applications

    AYSUN AKSU

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    1985

    İstatistikGazi Üniversitesi

    İstatistik Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. ÖZKAN ÜNVER

  5. Deprem etkisindeki yapılarda dinamik yöntemlerle üç boyutta form araştırması

    Başlık çevirisi yok

    MEHMET EMİN TUNA

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    1985

    İnşaat MühendisliğiGazi Üniversitesi

    İnşaat Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    YRD. DOÇ. DR. HÜSNÜ CAN