Preeklampsiyi öngörmede birinci trimester eozinofil sayısı ve eozinofil bazlı tam kan hücre indekslerinin rolü
The role of first-trimester eosinophil count and eosinophil-based complete blood cell indices in predicting preeclampsia
- Tez No: 982216
- Danışmanlar: PROF. DR. NİYAZİ TUĞ
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: Kadın Hastalıkları ve Doğum, Obstetrics and Gynecology
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2025
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
- Enstitü: Sancaktepe Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Eğitim ve Araştırma Hastanesi
- Ana Bilim Dalı: Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
AMAÇ: Preeklampsi, gebeliğin 20. haftasından sonra ortaya çıkan, hipertansiyon ve proteinüri ile karakterize, maternal ve perinatal morbidite ile mortalitenin en önemli nedenlerinden biridir. Küresel ölçekte gebelikle ilişkili ölümlerin yaklaşık %10–15'inden sorumlu olan bu sendrom, özellikle gelişmekte olan ülkelerde ciddi sağlık yükü oluşturmaktadır. Etiyopatogenezi tam olarak aydınlatılamamış olmakla birlikte, plasental iskemi, endotel disfonksiyonu, oksidatif stres ve sistemik inflamatuvar yanıtın hastalığın gelişiminde önemli rol oynadığı düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, preeklampsinin oluşumunda rol oynayabilecek immünolojik hücre parametrelerinin -özellikle eozinofil sayısı ve eozinofil bazlı hematolojik indekslerin (Eozinofil/Lenfosit Oranı (ELR), Eozinofil/Monosit Oranı (EMR), Eozinofil/Nötrofil Oranı (ENR))- preeklampsi şiddetiyle olan ilişkilerini araştırmak ve bu parametrelerin hastalığın erken öngörüsündeki tanısal değerini değerlendirmektir. Literatürde eozinofil bazlı indekslerin preeklampsi ile ilişkisini sistematik olarak inceleyen sınırlı sayıda çalışma bulunduğundan, bu araştırma hematolojik immün göstergelerin preeklampsi patogenezindeki potansiyel rollerini ortaya koymayı hedeflemiştir. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma retrospektif olgu-kontrol tasarımında gerçekleştirilmiştir. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde, 2021–2024 yılları arasında takip edilen 200 gebe çalışmaya dahil edilmiştir. Örneklem büyüklüğü, G*Power 3.1.9.7 programı ile yapılan ön power analizi sonucunda belirlenmiş olup, mevcut örneklem ile çalışmanın gücü %92 olarak hesaplanmıştır. Katılımcılar kontrol, hafif preeklampsi ve şiddetli preeklampsi olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Birinci trimesterde yapılan rutin tam kan sayımı (CBC) sonuçlarından elde edilen hematolojik parametreler değerlendirilmiştir. Veriler, demografik özellikler, klinik parametreler, hematolojik parametreler (mutlak değerler kullanılarak) ve özellikle eozinofil mutlak sayısı ile eozinofil tabanlı indeksler (ELR: Eozinofil/Lenfosit Oranı, EMR: Eozinofil/Monosit Oranı, ENR: Eozinofil/Nötrofil Oranı, EPO: Eozinofil Ürünü) açısından karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 28.0 (IBM Corp., Armonk, NY, USA) programında analiz edilmiştir. Gruplar arası farklılıklar Kruskal–Wallis testi ile analiz edilmiş, anlamlılık saptandığında Dunn–Bonferroni post-hoc testiuygulanmıştır. Eozinofil sayısı ve eozinofil bazlı indekslerin preeklampsiyi öngörmedeki tanısal performansları ROC (Receiver Operating Characteristic) eğrisi analiziyle değerlendirilmiştir. BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen preeklampsi olgularında yaş ortalaması 28,4 ± 6,5 yıl, kontrol grubunda 27,6 ± 6,1 yıl olup fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (p=0,318). Vücut kitle indeksi (BMI) preeklampsi grubunda anlamlı olarak daha yüksektir (31,2 ± 5,4 kg/m² vs. 28,7 ± 4,8 kg/m², p=0,002). Doğum haftası preeklampsi grubunda 36,3 ± 2,7 hafta, kontrol grubunda 38,4 ± 1,9 hafta olarak saptanmış ve fark anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Doğum ağırlığı preeklampsi grubunda ortalama 2630 ± 740 g, kontrol grubunda 3150 ± 590 g olup fark anlamlıdır (p<0,001). Hematolojik parametreler incelendiğinde, preeklampsi grubunda beyaz küre (WBC) (p<0,05), nötrofil oranı, nötrofil/lenfosit oranı (NLR) (p=0,014) ve sistemik immün-inflamasyon indeksi (SII) (p<0,001) anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Buna karşın lenfosit oranı (p<0,05) ve ortalama trombosit hacmi (MPV) (p<0,05) kontrol grubunda daha yüksektir. Eozinofil sayısı (p=0,175) ve eozinofil bazlı indeksler olan ELR (p=0,863), ENR (p=0,123) ve EMR (p=0,084) açısından anlamlı fark saptanmamıştır, ancak EMR değerlerinde anlamlılığa yakın bir artış eğilimi gözlenmiştir. Alt grup analizlerinde, şiddetli preeklampsi olgularında SII ve NLR değerleri, hafif preeklampsi olgularına kıyasla anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). ROC analizine göre SII (AUC=0,636, p=0,001) ve NLR (AUC=0,601, p=0,011), preeklampsi gelişimini öngörmede en yüksek tanısal değere sahip parametreler olarak belirlenmiştir. SONUÇ: Bu çalışma, preeklampsinin erken dönemde öngörülmesinde kolay erişilebilir hematolojik parametrelerden özellikle SII, NLR, WBC ve nötrofil oranlarının anlamlı farklılık gösterdiğini ortaya koymuştur. Bu bulgular, preeklampsinin inflamatuvar temelli patogenezini desteklemekte ve tam kan parametrelerinin tanısal açıdan değerli olabileceğini göstermektedir. Buna karşın, eozinofil sayısı ve eozinofil bazlı indekslerin (ELR, EMR, ENR) preeklampsi tanısı veya şiddetiyle anlamlı bir ilişki göstermemesi, bu parametrelerin klinik öngörüde sınırlı kullanılabilirliğini düşündürmektedir. Sonuç olarak, inflamasyonla ilişkili hematolojik indekslerin preeklampsinin erken tanı ve risk değerlendirmesinde tamamlayıcı biyobelirteçler olarak değerlendirilebileceği, ancak eozinofil temelli göstergelerin klinik öneminin netleştirilmesi için geniş örneklemli, prospektif çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır.
Özet (Çeviri)
OBJECTİVE:Preeclampsia is a severe pregnancy-specific complication characterized by hypertension and proteinuria that develops after the 20th week of gestation and remains one of the leading causes of maternal and perinatal morbidity and mortality worldwide. It accounts for approximately 10–15% of pregnancy-related deaths, posing a significant health burden particularly in developing countries. Although its exact etiopathogenesis has not yet been fully elucidated, placental ischemia, endothelial dysfunction, oxidative stress, and systemic inflammatory response are thought to play key roles. This study aimed to investigate the possible roles of immune-related hematological parameters—especially eosinophil count and eosinophil-based indices (Eosinophil-to-Lymphocyte Ratio (ELR), Eosinophil-to-Monocyte Ratio (EMR), and Eosinophil-to-Neutrophil Ratio (ENR))—in the development and severity of preeclampsia, and to evaluate their diagnostic performance in predicting the disease. As there are limited studies evaluating eosinophil-based indices in preeclampsia, this research sought to clarify the potential contribution of hematological immune markers to the pathophysiology of the condition. MATERIALS AND METHODS: This retrospective case-control study included 200 pregnant women who were followed at the Department of Obstetrics and Gynecology, University of Health Sciences Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Training and Research Hospital, between 2021 and 2024. The sample size was determined based on a preliminary power analysis conducted using the G*Power 3.1.9.7 software, and the statistical power of the study with the current sample was calculated to be 92%. Participants were categorized into three groups: control, mild preeclampsia, and severe preeclampsia. Hematological parameters obtained from routine first-trimester complete blood counts (CBC) were analyzed. All statistical analyses were performed using IBM SPSS Statistics for Windows, Version 28.0 (IBM Corp., Armonk, NY, USA). The normality of data distribution was assessed with the Kolmogorov–Smirnov test, and non-parametric tests were applied for non-normally distributed data. Intergroup differences were analyzed using the Kruskal–Wallis test, and when significant, Dunn–Bonferroni post-hoc analyses were conducted. The diagnostic performance of eosinophil count and eosinophil-based indices in predicting preeclampsia was evaluated using Receiver Operating Characteristic (ROC) curve analysis, determining the area under the curve (AUC), sensitivity, specificity, and cut-off values for each parameter. Two-tailed p-value < 0.05 was considered statistically significant. RESULTS: İn the preeclampsia group, the mean maternal age was 28.4 ± 6.5 years, while it was 27.6 ± 6.1 years in the control group, with no significant difference (p = 0.318). The mean body mass index (BMI) was significantly higher in the preeclampsia group (31.2 ± 5.4 kg/m²) compared to the control group (28.7 ± 4.8 kg/m², p = 0.002). The mean gestational age at delivery was 36.3 ± 2.7 weeks in the preeclampsia group and 38.4 ± 1.9 weeks in controls (p < 0.001). The mean birth weight was 2630 ± 740 g in the preeclampsia group versus 3150 ± 590 g in the control group (p < 0.001). Regarding hematological parameters, white blood cell (WBC) count (p < 0.05), neutrophil ratio, neutrophil-to-lymphocyte ratio (NLR) (p = 0.014), and the systemic immune-inflammation index (SII) (p < 0.001) were significantly higher in the preeclampsia group. Conversely, the lymphocyte ratio (p < 0.05) and mean platelet volume (MPV) (p < 0.05) were higher in the control group. No statistically significant differences were found in eosinophil count (p = 0.175) or in eosinophil-based indices — ELR (p = 0.863), ENR (p = 0.123), and EMR (p = 0.084) — although EMR showed a near-significant upward trend. In subgroup analyses, SII and NLR values were significantly higher in severe preeclampsia cases compared to mild cases (p < 0.05). According to the ROC analysis, SII (AUC = 0.636, p = 0.001) and NLR (AUC = 0.601, p = 0.011) demonstrated the highest diagnostic performance in predicting the development of preeclampsia. CONCLUSİON: This study demonstrated that easily accessible hematological parameters—particularly SII, NLR, WBC, and neutrophil ratios—show significant differences in preeclamptic pregnancies, supporting the inflammation-based pathogenesis of the disease. However, eosinophil count and eosinophil-derived indices (ELR, EMR, ENR) were not significantly associated with either the presence or severity of preeclampsia, suggesting their limited predictive value. In conclusion, inflammation-related hematological indices may serve as complementary biomarkers for early diagnosis and risk assessment of preeclampsia, whereas further large-scale, prospective studies are needed to clarify the clinical relevance of eosinophil-based parameters.
Benzer Tezler
- Birinci trimester kombine tarama testi esnasında uterin arter doppleri ve maternal serum markerlerinin (free B-hCG ve PAPP-A) preeklampsi öngörüsünde yeri
The role of uterine artery doppler and maternal serum markers (free B-hGC and PAPP-A) in the prediction of preeclampsia during the first trimester combined screening test
KONUL MEHDIYEVA
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2024
Kadın Hastalıkları ve DoğumEge ÜniversitesiKadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı
PROF. DR. FUAT AKERCAN
- Preeklampsi ve FGR olgularının 1. trimester tarama testi parametreleri ile ilişkisi
The relationship of preeclampsy vr FGR cases with the 1st trimester screening test parameters
MERYEM GÜMÜŞ
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2024
Kadın Hastalıkları ve DoğumNecmettin Erbakan ÜniversitesiKadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı
PROF. DR. ALİ ACAR
- Maternal serum sortilin değerinin preterm eylemi öngörmedeki klinik önemi
Başlık çevirisi yok
EMRAH ÖNDER
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2026
Kadın Hastalıkları ve DoğumOrdu ÜniversitesiKadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı
PROF. DR. HAKAN TİMUR
- Birinci trimester gebelik döneminde plasenta volüm ölçümünün preeklampsi ve intrauterin gelişme kısıtlılığını (IUGR ) öngörmede rolü
The role of placental volume measurement in the previous period of preeklampsy and intrauterine development (İUGR) in the first trimester pregnancy period
GULNAR SAMADOVA
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2018
Kadın Hastalıkları ve DoğumCelal Bayar ÜniversitesiKadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı
PROF. DR. FAİK MÜMTAZ KOYUNCU
- Birinci ve ikinci trimesterdeki gebelerde yapılan oftalmik arter doppler ultrasonografisinin preeklampsiyi öngörmedeki rolü
The role of oftalmic artery doppler ultrasound in predicting preeclampsia in pregnant women in the first and second trimesters
ECE İREM ÖZCAN
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2026
Kadın Hastalıkları ve DoğumSağlık Bilimleri ÜniversitesiKadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı
ÖĞR. GÖR. SIDIKA SİBEL GÜLOVA