Geri Dön

From watching the sky to reading the minutes: Changes in Ottoman time consciousness during the eighteenth century

Gökyüzünü izlemekten dakikaları saymaya: On sekizinci yüzyılda Osmanlı zaman anlayışında değişimler

  1. Tez No: 993132
  2. Yazar: BAHRİ ÖZEL
  3. Danışmanlar: DOÇ. DR. M. ZAHİT ATÇIL
  4. Tez Türü: Doktora
  5. Konular: Tarih, History
  6. Anahtar Kelimeler: Osmanlı İmparatorluğu, On Sekizinci Yüzyıl, Zaman Ölçümü, Hicri Takvim, Tarihyazımı, 18. yüzyıl, Osmanlı Devleti, Osmanlı Dönemi, Osmanlı belgeleri, Osmanlı tarihi, Osmanlı toplumu, Osmanlı yönetimi, Osmanlılar, Tarih, Tarihçilik, Ottoman Empire, The Eighteenth Century, Timekeeping, Hegira Calendar, Historiography, 18. century, Ottoman State, Ottoman Period, Ottoman documents, Ottoman history, Ottoman society, Ottoman management, Ottomans, History
  7. Yıl: 2025
  8. Dil: İngilizce
  9. Üniversite: İstanbul Medeniyet Üniversitesi
  10. Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
  11. Ana Bilim Dalı: Tarih Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Bu doktora tezi, ilk bakışta basit gibi görünen ama önemli sonuçlar doğuran bir sorunun peşine düşüyor: Osmanlılar“ayın kaçı”nı nasıl biliyorlardı ve insan gözüne, yerel şahitliğe dayanan zaman ölçümlerinde ortaya çıkan belirsizliklerde aynı tarihte nasıl buluşabiliyorlardı? Tez, bu soruyu soyut astronomi teorisi üzerinden değil, günlük kayıtlara dayanan arşiv belgeleri üzerinden cevap verir. Yani“takvim nasıl olmalıydı?”sorusundan çok,“takvim gündelik hayatta nasıl işliyordu?”sorusunu merkeze alır. Bu yaklaşım, zamanın yukarıdan dayatılan tek bir cetvel değil, farklı kurumların ve toplulukların sürekli müzakere ettiği bir pratik alan olduğunu göstererek tezin genel yönelimini belirler. Bu çalışma, Osmanlı zaman tutma pratiklerinde on sekizinci yüzyılı bir dönüm noktası olarak konumlandırır. Yüzyıl boyunca daha esnek, gözlem merkezli, repertuvarı görece dar bir tarihlendirme alışkanlığından, daha yoğun bir kesinlik, karşılaştırma ve eşgüdüm kültürüne doğru kademeli bir değişim yaşanır. Bu değişim, teknoloji ya da tepeden inme reformları merkeze alan doğrusal bir anlatı yerine; vakanüvislerin, katiplerin ve kadıların günlük kayıtlarına yaslanan, vaka incelemesine dayalı daha organik bir çerçevede ele alınır. Tezin temel iddiası, on sekizinci yüzyılda önceki“tek tip”zaman ölçüm (mono-style timekeeping) sistemine kıyasla farklı bir“ikili”zaman ölçüm (dual-style timekeeping) rejiminin ortaya çıkmasıdır. Bu ikili zaman ölçüm tarzında belgeler giderek aynı anda birden fazla zaman koordinatını içermeye başlar: kameri (Hicri) ve şemsi (Rumi) tarihler birlikte yazılır; haftanın günü, ayın günlerini kontrol etmek için bir tür referans noktasına dönüşür; namaz vakitlerinin yanında mekanik saate dayalı zaman ifadeleri yaygınlaşır, tam saatlerden çeyrek saat ve dakikaya kadar incelir. Bu değişim, salt astronomi teorisinin ürettiği zihinsel bir dönüşüm olarak değil, bürokrasinin genişlemesi, mali baskılar, sosyal değişimler ve hilalin şahitlikle ilan edildiği bir imparatorlukta artan senkronizasyon ihtiyacına verilmiş pratik bir cevap olarak sunulur. Araştırma, zaman ölçümünü, mesafe, ağırlık veya hacim ölçüsü gibi temel bir ölçüm sistemi olarak düşünmeye davet eder. Nasıl ki ölçü birimlerinde standardizasyon çabaları, daha bütünleşmiş idari, iktisadi ve sosyal yapılara işaret ediyorsa, zaman ölçümü alanındaki standardizasyon yönelimleri de benzer bir dönüşümün göstergesidir. On sekizinci yüzyıl Osmanlı dünyasında gözlenen“kesinlik”artışı, yalnızca Avrupa'dan ithal edilen saatlerin çoğalmasıyla açıklanmaz; aksine, zaman ifadelerinin dilsel özelliklerinde ve tarihlendirme alışkanlıklarında görülen bir yoğunlaşma üzerinden takip edilir. Tez, bu dönüşümü anlamak için teoriyi merkeze alarak tepeden inme bir yaklaşım yerine pratiğin içinden yukarıya doğru bir bakış geliştirir. Böylece müneccimbaşı ve muvakkitlerin hesaplarının yanında, kadıların hükmü, padişahların onayı, katiplerin düzeltmesi ve yerel cemaatin kabulü gibi unsurların birlikte çalıştığı bir zamansal ekosistem inşa eder. Bu öncül, tezin en kritik tarihyazımı müdahalesini de beraberinde getirir: Osmanlı kaynaklarında görülen kronolojik tutarsızlıklar, katip hatası olarak görülmemeli, aksine müzakere edilerek işleyen bir sistemin nasıl çalıştığına dair temel kanıtlar olarak değerlendirilmelidir. Araştırmada Hicri tarihler arasındaki uyumsuzluklar bir arıza olarak değil, kayıt tutanların, yargı mercilerinin ve yerel toplulukların birlikte icra ettiği senkronizasyon çabasının izleri olarak ele alınır. Başka bir ifadeyle, kronolojik tutarsızlıklar belgenin kenarında kalmış parmak izleridir ve müzakere sürecini bu izleri takip ederek yeniden inşa etmek mümkündür. Hicri takvim, ayın 29,5 günlük döngüsü nedeniyle her ay için“29 mu 30 mu?”kararını gerektirir. Bu kararın önceden hazırlanmış bir çizelge ile sabit olmayıp, şahitlik, hava koşulları, ufuk çizgisi, yerel otoriteler ve haberin yayılma hızı gibi değişkenlere bağlı olması, kısa vadeli tarih farklılıklarını kaçınılmaz kılar.“Bu ay ne zaman başladı”veya“Bu ay kaç gün”soruları teknik bir ayrıntı olmaktan çok, ibadetin, mahkemenin, borcun, maaşın, yasın ve bayramın doğru gününü belirleyen pratik bir meseleydi. Bu yüzden zaman, gökyüzüne bakmanın yanı sıra, habere güvenmenin, şahitliği onaylamanın, defterdeki tarihi güncellemenin ve nihayetinde bir topluluğu aynı güne ikna etmenin alanına dönüşüyordu. Aynı olayın farklı belgelerde ayın farklı günleriyle kaydedilmesi bir yanlışlık değil, farklı bilgi zincirlerinin, farklı otorite kanallarının ve farklı senkronizasyon anlarının kayda geçmiş izidir. Bu çerçevede, Osmanlı zamanının merkezi bir saat gibi her yerde aynı anda tıklayan bir sistem olmadığı, farklı otoriteler, farklı haber yolları ve farklı kayıt türleri arasında kurulan bir koordinasyon alanı olduğu savunulur. Aynı mekanda, aynı kurumda, hatta aynı sosyal çevrede dahi farklı tarihlendirme pratiklerinin yan yana durabildiğini görmek mümkündür. Örneğin 1746'da Sultan I. Mahmud'un bir savaş gemisinin denize indirilme törenine katılışı, sultanın sır katibince 15 Rebiyülevvel 1159, mali katibince ise 16 Rebiyülevvel 1159 olarak kaydedilmiştir. Her iki kayıt da aynı günü anlatır, fakat ayın gününü farklı numaralandırır. Bu durum basit bir dikkatsizlikten ziyade,“ayın kaçı”bilgisinin hangi kanaldan teyit edildiğine ve tarihlendirmenin hangi ölçüme göre yapıldığına bağlıdır. Dolayısıyla mesele kimin yanlış tarih verdiği değil, aynı mekanda nasıl farklı tarihlerin üretilebildiği sorusudur. Araştırma metodolojik olarak tümevarımsaldır: yinelenen mikro gözlemlerden hareketle zaman bilincindeki değişimi tarif eden makro bir argüman kurar. Bu tümevarımın dayandığı temel analitik birim ise yalın, ama teşhis gücü yüksek bir ikilidir:“ayın günü + haftanın günü”eşleşmesi. Bunun mantığı şudur: Hicri ay 29 gün de sürebilir 30 da. Ama yedi günlük hafta döngüsü, ayın uzunluğundan bağımsız, kesintisiz ve herkesçe bilinen bir ritimdir. Bu nedenle“ayın 5'i + Salı”gibi eşleşmeler, bir kaynağın iç tutarlılığını test eden, dış kaynaklarla karşılaştırıldığında da düzeltme ve uyarlama izlerini görünür kılan teşhis araçlarına dönüşür. Böylece kronolojik tutarsızlıklar, tarihçinin başını ağrıtan bir problem değil, Osmanlı zaman ölçü sisteminin nasıl işlediğini gösteren birer veri haline gelir. Bu noktadan hareketle tez, geniş bir kaynak evrenini bir araya getirir: kadı sicilleri, sultan ruznameleri, mali defterler, merasim defterleri, kronikler ve farklı türde anlatı kaynakları. Ama amaç, bu kaynakları yalnızca bilgi aktaran metinler olarak kullanmak değil, kaynakların kendi zaman üretim mekanizmalarını incelemektir. Kayıt tutanların tarihlendirmeyi nasıl yaptıkları, ne zaman tereddüt ettikleri, hangi kelimeleri kullandıkları, hangi durumlarda düzeltme yaptıkları, hangi durumları görmezden geldikleri, hatta bazen astronomik olarak imkansız ay sürelerini (örneğin 28 veya 31 gün) nasıl sosyal olarak mümkün hale getirdikleri, tezin ampirik zeminini oluşturur. Bu sayede tez, hem nicel iz sürme (dağılım, tekrar, örüntü) hem de nitel okuma (dil, gerekçe, otorite, eleştiri) yöntemlerini birlikte kullanır. Tezin geliştirdiği iki katmanlı analiz şeması, kronolojik uyumsuzlukların“nerede”ve“nasıl”ortaya çıktığını sınıflandırmak için tasarlanmıştır. Birinci katman iç ve dış analiz ayrımıdır. Uyumsuz tarihler tek bir kaynağın kendi içinde mi görülüyor, yoksa kaynaklar karşılaştırıldığında mı ortaya çıkıyor? İkinci katman ise belirtilmiş ve belirtisiz tarih düzeltmesi ayrımıdır. Kayıt tutan kişi, ayın günü ve haftanın günü arasında değişen eşleşmeyi okuruna açıklayarak mı, yoksa sessizce mi düzeltiyor? Bu iki analiz yöntemi tezin ikinci bölümünde, 1740'lı yıllarda tutulmuş kaynaklar üzerinden ayrıntılı biçimde gösterilir. Bu şema sayesinde, kronolojik farklılıklar yalnızca var veya yok şeklinde değil, farklı türlerdeki birer pratik olarak görülebilir: Bazı uyumsuzluklar yerel bir bilginin geç ulaşmasından doğar; bazıları otorite çatışması veya farklı tanıklık kanallarının rekabetinden; bazıları ise metin türünün doğasından (günlüklerin anlık, kroniklerin geriye dönük derlemesi gibi unsurlardan) kaynaklanır. Böylece tutarsızlık tek bir kategori olmaktan çıkar, zaman üretiminin farklı işçilikleri olarak sınıflanır. Çalışma, problematiği soyut bir düzlemde bırakmayıp dikkat çekici bir vakayla somutlaştırır: 1739 Ramazan'ının sonunda İstanbul'da yaşanan“senkronizasyon krizi.”Başkentin hesabına göre Ramazan Çarşamba günü başlamışken, Edirne üzerinden gelen bir haber, Sofya çevresinde Ramazan'ın bir gün erken başladığını bildirir. Bu bilgi kabul edilirse, İstanbul'da“bugün”artık 30 Ramazan değil, 1 Şevval yani bayramdır. Haber, kadıdan şeyhülislama, sadrazamdan sultana uzanan bir karar zincirinden geçer; sonuçta Topkapı Sarayı'ndan atılan top ile bayram ilan edilir. Fakat haberin ulaşmadığı veya geç ulaştığı semtlerde günlük ritim aynı anda değişmez. Dolayısıyla kentin bir kısmı bayram ederken, başka bir kısmı hala oruç tutmaktadır. Tez bu durumu, tek bir şehir içinde oluşan“kameri tarihlendirme bölgeleri”olarak değerlendirir; bazı mahalleler oruç tutarken bazıları bayram ederek farklı zaman dilimlerinde yaşamıştır. Bu vaka, tezin ilk bölümünde ayrıntılı biçimde anlatılan ve senkronizasyon problemini bir şehir haritası gibi görünür kılan örneklerden biridir. Tez, vaka incelemelerinden hareketle başka araştırmalara uygulanabilir üç analitik kavram sunar: - Kameri tarih düzeltmesi (lunar date alteration): Bir kameri ayın başlangıcı veya süresi, beklentilerden saptığında kayıt tutanların senkronizasyonu sağlamak için gösterdiği çaba. Bu çaba bazen kaynakta açıkça belirtilmiştir (belirtilmiş düzeltme), bazen de görünmez ama tespit edilebilir (belirtisiz düzeltme). Tez, bu olguyu yalnızca düzeltme değil, bir yönetim ve ikna süreci olarak da ele alır. - Kameri tarihlendirme bölgeleri (lunar date zones): Coğrafi senkronizasyonu haritalandırma yöntemi. Aynı eyaletteki şehirler veya aynı şehirdeki mahalleler arasında farklı yerelliklerin kısa süreliğine farklı“şimdi”lerde bulunabilmesi, bu kavramla görünür kılınır. Böylece“aynı olay neden farklı tarihlerle kaydedildi”sorusu, hatadan ziyade mekansal bilgi akışı üzerinden açıklanabilir. - Kameri referans zincirleri (lunar reference chains): Bir tarihin şeceresini izleme yöntemi. Gözlem veya ilan sonucunda kaydedilen bir kameri tarih, başka metinlerde tekrarlandıkça alternatifleri arasından sıyrılarak otorite kazanır. Olayı kaydeden ilk anlatılardan günümüz modern çalışmalarına kadar süren kameri tarih referans zincirleri takip edilerek, hatanın veya otoritenin nasıl aktarılabildiğini gösterir. Tez, dört ana bölüm üzerinden kurgulanır ve her bölüm, sorunun başka bir katmanını açar. Tezin planı, bölümlerin neyi hedeflediğini özetler. İlk bölüm senkronize olamayan kutlamalar üzerinden problemi tanıtır. İkinci bölüm kullanılan yöntemleri açıklar ve tarih düzeltmesi kavramını inşa eder. Üçüncü bölüm coğrafi ve tarihyazımsal haritalama (tarihlendirme bölgeleri ve referans zincirleri) örnekleri içerir. Dördüncü bölüm ise ikili zaman ölçüm tarzını deneysel ve dilsel bir dönüşüm olarak sentezler. Birinci bölüm, 1739 örneği gibi vakalarla senkronizasyon problemini ortaya koyar ve literatürdeki yaklaşımları değerlendirir. Bu bölümde amaç, sorunu büyütmek değil, sorunun zaten büyük olduğunu göstermektir. İkinci bölüm teorinin ötesinde pratiği yakalamaya dönük yeni yaklaşımlar önerir. Kameri tarih düzeltmesi burada analitik bir merceğe dönüşür ve iki katmanlı şema (iç/dış; belirtilmiş/belirtisiz) tanıtılır. Ayrıca günlük hayat senaryoları üzerinden (orucun başlangıcı, ölüm anı, borç ödeme günü gibi) zaman belirsizliğinin sosyal sonuçları tartışılır. Bu bölümde, vaka incelemeleri esas alınarak, düzeltme süreci“müşahede, haberleşme, müzakere, ilan”olarak dört aşamalı bir modelle yeniden kurulur. Üçüncü bölüm, tezin ölçek büyüttüğü yerdir: Bir yandan aynı yılın (1746) imparatorluk çapında farklı tarihlendirme biçimlerini tarihlendirme bölgeleri ile haritalandırır; diğer yandan belirli olayların tarihyazımsal dolaşımını referans zincirleri ile izler. Böylece çalışma, hem mekansal senkronizasyonu hem de metinler arası aktarımı aynı analitik evrene taşır. Bunun doğrudan hedefi şudur: Osmanlı kronolojisini daha hassas kurmak isteyen tarihçinin, önce bu çoğulluğu ve aktarım mekanizmasını hesaba katması gerekir. Dördüncü bölüm ise bir sentez ve gramer bölümüdür. Tez burada ikili zaman tutma tarzının, yalnızca takvim tercihlerinde (şemsi/kameri) değil, dilin işleyişinde (yıl, ayın günü, haftanın günü, saat, dakika), repertuvar genişlemesinde ve kayıt sürekliliğinde belirdiğini savunur. Böylece on sekizinci yüzyıl, tek bir reform anından ziyade, belgelerin katmanlandığı, zaman koordinatlarının üst üste yazıldığı ve eşzamanlılık talebinin giderek rutinleştiği bir değişim dönemi olarak resmedilir. Tez sonuç olarak Osmanlı zamanını iki uç arasında düşünmemeyi önerir: ne bütünüyle esnek ve kaotik bir dünya, ne de merkezi otoritenin her şeyi belirlediği sert bir düzen. Bunun yerine, sabit ve akışkanın birlikte çalıştığı bir zaman rejimi çıkar karşımıza. Haftanın günleri gibi bazı ritimler sabit ve kalibrasyon sağlayıcıdır; ay başlangıcı gibi bazı ritimler ise gözlem, haber ve otorite onayıyla sürekli yeniden üretilir. Bu üretim, yalnızca bilgi değil, aynı zamanda ikna ve meşruiyet üretimidir: kadı hükmüyle bağlanır, padişahın onayıyla kamusallaşır, katiplerin defteriyle kalıcılaşır, topluluğun ibadeti ve alışverişiyle gerçek olur. Bu nedenle tez, kronolojik uyumsuzluğu tarihçinin düşmanı değil, müttefiki yapar: farklı tarihlendirme pratiklerinin senkronizasyon çabası, sistemin nasıl işlediğinin en görünür olduğu yerlerdir. Üstelik bu yaklaşım, sadece Osmanlı tarihçiliği için değil, çoklu takvim kullanan veya yerel şahitliğe dayalı zaman rejimlerine sahip başka toplumları inceleyen araştırmacılar için de uygulanabilir bir kavram paketi sunar. Kameri tarih düzeltmesi, kameri tarihlendirme bölgeleri ve kameri referans zincirleri, herhangi bir belgeyi tek bir doğru çizelgeye zorlamadan, kendi zamansal mantığında değerlendiren bir tarihçilik anlayışı önerir. Son tahlilde bu çalışma, on sekizinci yüzyıl Osmanlı dünyasını dakikaların okunmaya başladığı bir eşik olarak tarif eder. Gökyüzünün işaretleri hala belirleyicidir, fakat artık tek başına yetmez; bürokrasi genişlerken ve koordinasyon ihtiyacı büyürken, zamanın belgedeki temsil dili de katmanlaşır.“İkili zaman ölçüm tarzı”olarak tarif edilen şey tam olarak budur: modernleşme çizgisinde tek yönlü bir ilerleme değil, çoklu zamansal dillerin yan yana durduğu, birbirini denetlediği ve bir tür pratik çözüm olarak birlikte işletildiği bir zamansal ekosistem. Tez bu sistemi, farklılıklar arasında doğruyu arayarak değil, onların üretimindeki emeği okuyarak görünür kılar.

Özet (Çeviri)

This study explores the evolution of Ottoman time consciousness during the eighteenth century, arguing that this period marks a pivotal transition from flexible, observation-based timekeeping to a new culture of precision. The study challenges conventional top-down narratives focused on theoretical astronomy by shifting the vantage point from theory to practice. It posits that time was not dictated but negotiated by a wide ecology of actors, including sultans, judges, scribes, and clerks, who managed the inherent temporal ambiguity of the Hegira lunar calendar, a system reliant on local moon sightings. This research employs an inductive methodology centered on a simple metric: the statistical alignment of lunar month-days with weekdays. By analyzing a diverse corpus of court registers (kadı sicilleri), sultanic diaries (sultan ruznameleri), financial daybooks, and chronicles among others, the study treats chronological discrepancies as primary evidence of a flexible and adaptive system, rather than errors to be corrected. The dissertation's central argument is the emergence of a“dual-style”timekeeping regime in the eighteenth century, which contrasts with the preceding“mono-style”era. This new phase was characterized by the increasing coexistence of lunar (Hegira) and solar (Rumi) dates, the routine addition of weekdays as calibration anchors alongside month-days and a new linguistic precision using clock-based hours and minutes. Preliminary findings suggest that this shift was driven by the practical demands of a growing bureaucracy, fiscal management, and new forms of social coordination. Ultimately, this study reframes Ottoman timekeeping as a dynamic field of practice. It introduces three new analytical concepts,“lunar date alteration”(the synchronization effort by recordkeepers),“lunar date zones”(mapping geographic synchronization) and“lunar reference chains”(tracing a date's historiography). They collectively provide a richer, more historically grounded account of how time was measured, recorded, and coordinated across the empire.

Benzer Tezler

  1. Havayolu firmalarında kişilik özelliklerinin satın alma davranışına etkisi: Havacılık yönetimi öğrencileri örneği

    The effect of personal traits on consumer behavior in airlines: A case of aviation management students

    YUSUF CAN TUNABOYLU

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2023

    İşletmeİstanbul Nişantaşı Üniversitesi

    İşletme Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ SEFA CEYHAN

  2. Sinemada yolculuk teması ve Wim Wenders örneği

    The Theme of journey in cinema and Wim Wenders example

    DİLEK MUTLU

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    1998

    Sahne ve Görüntü SanatlarıDokuz Eylül Üniversitesi

    Sinema Televizyon Ana Sanat Dalı

    PROF. DR. OĞUZ ADANIR

  3. Tiyatronun gelişimi; Seyirci oyuncu ilişkileri bağlamında mimari mekana etkisi

    Başlık çevirisi yok

    DİLEK TÜREDİ

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    1998

    Mimarlıkİstanbul Teknik Üniversitesi

    Mimarlık Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. S. METE ÜNÜGÜR

  4. Akdeniz'in ışığını izleyen Félix Ziem'den Venedik, Martigues, İstanbul

    Watching The Mediterranean light From Félix Ziem, Venice, Martigues, Istanbul

    ALP DOĞU ESER

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2022

    Sanat TarihiHacettepe Üniversitesi

    Sanat Tarihi Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. AYŞE PELİN ŞAHİN TEKİNALP

  5. “Türkiye'yi uzaktan seyretmek”: Bağımsız Türkiye sinemasının ulusötesi alımlanması

    “Watching Türkiye from afar”: The transnational reception of Turkish independent cinema

    HAYRİYE KAPUSUZ

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    2022

    Sosyolojiİstanbul Üniversitesi

    Radyo Televizyon ve Sinema Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. HASAN AKBULUT