Geri Dön

Term bebeklerde geç kord klemplemenin bebek sağlığı üzerine etkileri

Effects of delayed cord clamping on infant health in term babies

  1. Tez No: 994607
  2. Yazar: SELİN YILDIZ
  3. Danışmanlar: UZMAN SİBEL HATİCE ÖZÜMÜT
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Child Health and Diseases
  6. Anahtar Kelimeler: Term, Yenidoğan, Geç kord klempleme, Demir eksikliği, Anemi-demir eksikliği, Bebek-yenidoğmuş, Umbilikal kord, Term, newborn, delayed cord clamping, iron deficiency, Anemia-iron deficiency, Infant-newborn, Umbilical cord
  7. Yıl: 2021
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: İstanbul Medeniyet Üniversitesi
  10. Enstitü: Tıp Fakültesi
  11. Ana Bilim Dalı: Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Neonatoloji Bilim Dalı
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Giriş-Amaç: Doğum anında yenidoğan için en önemli aşamalardan biri olan kord klempleme eskiden beri süregelen bir tartışma konusudur. Son yıllara kadar genellikle ilk saniyelerde yapılan kord klempleme uygulamasının, özellikle maternal hemoraji riskini azalttığı ve bebeğe hızlı müdahale imkanı sağladığı düşünülmekteydi. Ancak Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 2012 yılında kord klempleme zamanı ile ilgili yapılan çalışmaları esas alarak yayınladığı rehberde, doğum sırasında en az 60 saniye kadar plasental transfüzyona izin verilmesini önermektedir [1]. Bu uygulama, yenidoğana %30 oranında ek volüm sağlar ve erken postnatal adaptasyon döneminde hemodinamiyi olumlu yönde etkiler. Ek olarak bu hacimle birlikte, kök hücreler, eritrosit ve demir geçişi de gerçekleşmiş olur. Term bebeklerde plasental transfüzyona izin veren geç kord klempleme etkisiyle süt çocuklarında 4. ayda ortaya çıkan demir eksikliğinin daha az görüldüğüne yönelik çalışmalar vardır [2-4]. Güncel rehber önerilerinin ardından dünya genelinde pek çok ülkede yaygınlaşan bu uygulama, ülkemizde ise henüz yeterince benimsenmemiştir. Biz de çalışmamız ile dünyada gittikçe yaygınlaşan ve özellikle gelişmekte olan ülkeler için demir eksikliği anemisini önleyebileceği düşünülen bu uygulamanın ülkemizdeki sonuçlarını değerlendirmeyi planladık. Araştırmamızda, geleneksel uygulanan erken klempleme ile geç klempleme uygulamasını karşılaştırarak bebek sağlığı üzerindeki etkilerini göstermeyi amaçladık. Gereç-Yöntem: İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde Şubat 2020 tarihinde başlanan çalışmamıza SARS-CoV-2 pandemisi nedeniyle ara vermek zorunda kalındı. Uygun koşulların sağlanmasının ardından, Haziran-Ağustos 2020 tarihleri arasında çalışmaya devam edildi. Şubat, Haziran, Temmuz, Ağustos aylarında, doğumu gerçekleşen 316 term hastadan, çalışma kriterlerine uyan 154 bebek ile prospektif kesitsel randomize kontrollü bir çalışma planlandı. Bebeğe ait bilgiler (bebeklerin antenatal, perinatal ve maternal özellikleri, yatış sürecinde gelişen morbiditeler ve klinik uygulamalar, antropometrik ölçüm ve beslenme anamnezi), katılımcı tanımlama formu ile tespit edildi (Ek-1). Bebeklerin demografik verileri kullanılarak Çocuk Endokrin ve Diyabet Derneği'nin (ÇEDD) Olcay Neyzi persentil eğrilerini esas alarak geliştirdiği bilgisayar programına (ÇEDD Çözüm) yazıldı. Aileler ayrıntılı bilgilendirilerek onamları alındı (Ek-2). Çalışmaya, öncesinde sağlıklı, gestasyonel problemi olmayan annelerden, antenatal patoloji tespit edilmeyenler seçildi. Dışlama kriterleri; gestasyonel diyabet, annede kronik veya yatış gerektirecek hastalık öyküsü, antenatal patoloji tespit edilen bebekler, gebelik yaşına göre küçük (SGA, small for gestational age) ve gebelik yaşına göre büyük (LGA, large for gestational age) doğumlar, doğum sonrası resüssitasyon ihtiyacı olan bebekler ve pretermatürite olarak belirlendi. Bebeklerin randomizasyonu, rastgele sayılar tablosu kullanılarak yapıldı. Bebekler, erken (<30 sn) ve geç klemplenen (>60 sn) olarak, iki gruba ayrıldı. Doğum sırasında Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ekibi, bebek hemşiresi ile hazır bulunarak süreci yönetti. Doğum şeklinden bağımsız olarak bebeğin omuzunun görülmesi ile birlikte klempleme süresini tespit etmek amacıyla kronometre başlatıldı. Sezaryen (C/S) doğumlarda, plasenta seviyesinin 2-3cm aşağısında olacak şekilde annenin bacakları arasına konularak steril örtü ile kurulandı, pediatrist gözetiminde bebeğe neonatal resüssitasyon programı (NRP) akış şeması uygulandı. Bu süreçte sık aralıklarla kord pulsasyonu değerlendirildi. Plasental ayrılmayı işaret eden kord pulsasyonunun durması üzerine bir klemp bebeğin umbilikusuna yakın, diğeri anne tarafında ve ilk klemp ile arasında yaklaşık 5 cm olacak şekilde tutturularak iki klemp arası kesildi ve bebek pediatri ekibine teslim edildi. Ardından doğum eyleminin tamamlanması ise, Kadın Doğum ekibi tarafından rutin protokole uygun olarak gerçekleştirildi. Normal vajinal doğumda ise bebek doğumun ardından annenin mons pubis bölgesine konularak ten teması sağlandı ve steril örtü ile kurulandı. Pediatrist gözetiminde bebeğe neonatal resüssitasyon programı akışına uygun olarak müdahale edildi. Bu süreçte sık aralıklarla kord pulsasyonu değerlendirildi. Plasental ayrılmayı işaret eden kord pulsasyonunun durması üzerine, bir klemp, bebeğin umbilikusuna yakın, diğeri anne tarafında, ilk klemp ile arasında yaklaşık 5 cm olacak şekilde bağlanarak iki klemp arası kesildi ve bebek pediatri ekibine teslim edildi. Ardından doğum eyleminin tamamlanması ise, Kadın Doğum ekibi tarafından rutin protokole uygun olarak gerçekleştirildi. Bebeğin ayrıntılı muayenesi ise radyant ısıtıcı altında gerçeklestirildi. Korddan (umbilikal ven), rutin olarak kan gazı, hemogram, kan grubu, direkt coombs ve ferritin alındı. Bebek kurulandıktan sonra aksiller vücut ısısı ölçülerek kaydedildi. Doğum kilosu, boy ve baş çevresi ölçümleri kaydedildi. K vitamini ve hepatit B aşısı uygulandı. Her olgunun ilk 1 saat içinde anne sütü alması sağlandı. Anneye emzirme ve rutin bebek bakımı eğitimi verildi. Çalışmaya dahil edilen vakalara gün içinde 4 kez bebek hemşiresi ve pediatri hekimi tarafından anne yanında servis izlem ve takipleri yapıldı. Postpartum hemoraji durumu, Kadın Doğum hekiminin değerlendirmesi sonucu belirlendi. Anne sütü alımı, emzirme ve bebek bakımı eğitimlerinin yanısıra rutin kontrolleri, genel muayene ve yenidoğan tarama programı hakkında bilgilendirildi. Taburculukta ve oksjen almaksızın patent duktus arteriosus bağımlı konjenital kardiyopatileri değerlendirmek için preduktal-postduktal saturasyonu ölçümleri yapıldı. Bebeklerin 72-96. saatleri arasında rutin poliklinik kontrolü ve hiperbilirubinemi ile polisitemi değerlendirmesi için Yenidoğan Polikliniği randevusu oluşturuldu. Olguların kapiller venöz hematokrit değerleri ile hemoglobin ve bilirubin düzeyleri kaydedildi, tartı alımı ve beslenme açısından kontrolleri yapıldı. Bebeklerin kronolojk yaşlarının 4 ay olması üzerine vakalarla verdikleri iletişim bilgileri dahilinde görüşülerek 4.ay ± 2 hafta olacak şekilde kontrole çağırıldı. İletişim numarasına ulaşılamayan, verilen randevu tarihine gelmeyen ve SARS-CoV-2 pandemisi nedeni ile kontrole gelmeyi reddeden hastalar çalışma dışı bırakıldı. Çalışma içerisinde yer almaya devam eden vakaların tüm sistem muayeneleri ile antropometrik ölçümleri yapılarak ÇEDD Çözüm programından bulunan büyüme persentil değerleri kaydedildi. Büyüme ve gelişme, beslenme öyküsü, ara dönemde varsa doktor başvuruları ve şikayetleri sorgulandı. Ayrıca hastane başvuruları, hastanemiz bilgi işletim sisteminden (Nucleus®) kontrol edildi. Rutin poliklinik değerlendirmesi yapılarak ''Sağlık Bakanlığı Çocuk Sağlığı İzlem Protokolü''ne uygun olarak 4. ay demir profilaksisi başlama açısından değerlendirilmek üzere hemogram, demir, demir bağlama kapasitesi, ferritin düzeylerine bakıldı [5]. Bulgular: Yapılan analizler sonucu, gruplar arasında vücut sıcaklığı, kan gazı parametreleri (pH, parsiyel karbondioksit basıncı (pCO2), laktat (lac), bikarbonat (HCO3)), kord hemoglobin (hb), hematokrit (htc), ortalama eritrosit hacmi (MCV), eritrosit dağılım genişliği (RDW) ve ferritin değerleri arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Polisitemi ve hiperbilirubinemi açısından gruplar arasında anlamlı farklılık görülmedi (p>0,05). 4.ayda ise baş çevresi persentil değeri geç kord klempleme uygulanan grupta anlamlı olarak yüksekti (p<0,05). Dördüncü ay ferritin ve MCV düzeyleri geç kord klempleme yapılan grupta anlamlı olarak yüksek görüldü (p<0,05). Ferritin değeri, erken klempleme yapılan grup için ortalama 84.71 ± 88.46 ng/ml iken, geç klempleme yapılan grupta 136.01 ± 86.39 ng/ml olarak saptandı, aradaki fark anlamlı bulundu (p<0,05). MCV ortalaması ise erken klempleme uygulanan grupta 80.10 ± 3.31 fl ve geç klempleme yapılan grupta 82.61 ± 3.72 fl olarak saptandı ve aradaki fark anlamlı bulundu (p<0,05). Transferrin saturasyonu ortalaması geç klemplenen grupta %25.76 ± 8.89 ile erken klemplenen gruba %23.44 ± 10.07 göre daha yüksek olmasına rağmen aradaki fark anlamlı görülmedi (p >0,05). Her iki grupta da postpartum hemoraji görülmedi. Sonuç: Çalışma sonucunda elde edilen bulgular, geç kord klempleme uygulamasının erken dönemde hipotermi, polisitemi ve hiperbilirubinemi açısından ek risk oluşturmadığını kanıtlar niteliktedir. Vakaların 4. ay döneminde ise daha iyi bir ferritin ve MCV düzeyine sahip olması, demir eksikliğinin ve buna bağlı demir eksikliği anemisinin önlenmesi açısından geç kord klempleme uygulamasının olumlu katkısının olduğunu göstermektedir. Geç kord klemplenen grupta, baş çevresi persentil değerinin daha yüksek olması, geç kord klemplemenin ileri dönem nörogelişimsel ve kognitif açıdan bebekler üzerinde yararlı etkisinin olduğunu düşündürmektedir. Ayrıca çalışma sonucunda bu uygulamanın maternal açıdan da risk oluşturmadığı gözlenmiştir. Çalışmamızda da geç kord klempleme uygulamasının bebek ve anne sağlığı açısından ek risk oluşturmadığı gibi özellikle bebek sağlığı açısından birçok olumlu katkıları olduğu açıktır. Bu nedenle, geç kord klempleme, plasental transfüzyona izin vererek her bebeğin hakkı olan bir yöntem olarak uygulanmalıdır.

Özet (Çeviri)

Introduction: Cord clamping, which is one of the most important stages for the newborn at the time of birth, has been an ongoing topic of discussion. Until recent years, it was thought that cord clamping, which was usually performed in the first seconds, reduced the risk of maternal hemorrhage and provided rapid intervention for the baby. However, in the guideline published by the World Health Organization (WHO) in 2012 recommends that placental transfusion be allowed for at least 60 seconds during delivery based on the studies on cord clamping time. (1). This application provides 30% additional volume to the newborn and positively affects hemodynamics in the early postnatal adaptation period. In addition, with this volume, the transition of stem cells, erythrocyte and iron also can be done. Studies show that iron deficiency occurring in infants at the 4th month is less common due to the effect of late cord clamping that allows placental transfusion in term babies. This practice, which has become widespread in many countries around the world following the current guideline recommendations, has not been sufficiently adopted in our country yet. With our study, we planned to evaluate the results of this practice in our country, which is increasingly widespread in the world and is thought to prevent iron deficiency anemia, especially in developing countries. In our study, we aimed to show the effects on infant health by comparing traditional early clamping to late clamping. Material and Methods: Our study, which started in February 2020 in Istanbul Medeniyet University, Göztepe Training and Research Hospital Gynecology and Obstetrics Clinic, had to be suspended due to the SARS-CoV-2 pandemic. After the suitable conditions were provided, the work continued between June and August 2020. A prospective cross-sectional randomized controlled study was planned with 154 babies who met the study criteria from 331 term patients who gave birth in February, June, July and August. Information about the baby (antenatal, perinatal and maternal characteristics of babies, morbidities developing during hospitalization and clinical applications, anthropometric measurement and nutritional history) were determined with the participant identification form (APPENDIX-2). The demographic data of the babies were written into the computer program (ÇEDD Solution) developed by the Child Endocrine and Diabetes Association (ÇEDD) based on the Olcay Neyzi percentile curves. The families were informed in detail and their consents were obtained. Those who were previously healthy mothers who had no gestational problem and who had no antenatal pathology were selected for the study. Exclusion criterias were determined as; Gestational diabetes, a history of chronic illness or hospitalization in the mother, babies with antenatal pathology, small for gestational age (SGA, small for gestational age) and large for gestational age (LGA, large for gestational age) births, babies who need postpartum resuscitation and pretermaturity. The randomization of the babies was done using a table of random numbers. The babies were divided into two groups as early (<30 sec) and late clamping (> 60 sec). During the birth, the Child Health and Diseases team was present with the baby nurse and managed the process. Regardless of the mode of delivery, a stopwatch was started to determine the clamping time after the shoulder of the baby was seen. In cesarean (C / S) deliveries, it was placed between the legs of the mother 2-3 cm below the placental level and dried with a sterile cover, and the baby was intervened in accordance with the neonatal resuscitation program (NRP) flow under the supervision of a pediatrician. During this period, cord pulsation was evaluated at 15 second intervals. When the cord pulsation, which indicates placental separation, stopped, one clamp was attached close to the baby's umbilicus and the other was attached to the mother's side and approximately 5 cm between it and the first clamp, and the two clamps were cut and the baby was delivered to the pediatric team. Afterwards, the delivery was completed by the Obstetrics team in accordance with the routine protocol. In normal vaginal delivery, the baby was placed in the mons pubis area of ​​the mother after birth and skin contact was provided and dried with a sterile cover. Under the supervision of a pediatrician, the baby was intervened in accordance with the flow of the neonatal resuscitation program. During this period, cord pulsation was evaluated at 15 second intervals. When the cord pulsation, which indicates placental separation, stopped, one clamp was tied close to the baby's umbilicus, the other on the mother's side, approximately 5 cm between the first clamp and the two clamps were cut and the baby was delivered to the pediatric team. Afterwards, the delivery was completed by the Obstetrics team in accordance with the routine protocol. Detailed examination of the baby was carried out under a radiant heater. Blood gas, hemogram, blood group, direct coombs and ferritin were routinely taken from the cord (umbilical vein). After the baby was dried, axillary body temperature was measured. Birth weight, height and head circumference measurements were recorded. Vitamin K and hepatitis B vaccine were administered. It was ensured that each patient received breast milk within the first hour. Breastfeeding and routine baby care training was given to the mother. The cases included in the study were monitored and followed-up by the baby nurse and pediatrician 4 times a day at the mother's side. Postpartum hemorrhage status was determined after the evaluation of the obstetrician. Caregivers were informed about breast milk intake, breastfeeding and baby care training, as well as routine controls, general examination and newborn screening program. Preductal-postductal saturation measurements were performed to evaluate patent ductus arteriosus-dependent congenital cardiopathy at discharge and without oxygen. A Newborn Outpatient clinic appointment was made between 72-96 hours for routine outpatient control and evaluation of hyperbilirubinemia and polycythemia. Capillary venous hematocrit values, hemoglobin and bilirubin levels of the cases were recorded, and controls were made in terms of weight gain and nutrition. When the chronological age of the babies was 4 months, they were interviewed within the contact information they gave with the cases and were called for a control at the 4th month ± 2 weeks. Patients whose contact numbers could not be reached, who did not come to the appointment date and who refused to come for control due to the SARS-CoV-2 pandemic were excluded from the study. All system examinations and anthropometric measurements of the cases that continued in the study were made and the growth percentile values found in the ÇEDD Solution program were recorded. Growth and development, nutritional history, doctor's applications and complaints, if any, during the interim period were questioned. In addition, hospital applications were checked from our hospital's information processing system (Nucleus®). By making routine outpatient clinic evaluation, hemogram, iron, iron binding capacity and ferritin levels were examined in order to be evaluated in terms of starting iron prophylaxis in the 4th month in accordance with the“Ministry of Health Child Health Monitoring Protocol”[5]. Results: As a result of the analysis, no significant difference was found between the groups in terms of body temperature, blood gas parameters (pH, partial carbon dioxide pressure (pCO2), lactate (lac), bicarbonate (HCO3)), cord hemoglobin, hematocrit, mean erythrocyte volume and ferritin values ​​ (p>0.05). There was no significant difference between the groups in terms of polycythemia and hyperbilirubinemia (p>0.05). In the 4th month, the head circumference percentile value was significantly higher in the late cord clamping group (p<0.05). Fourth month ferritin and MCV levels were significantly higher in the late cord clamping group (p<0.05). Ferritin value was 84.71 ± 88.46 ng/ml for the early clamping group, while it was 136.01 ± 86.39 ng/ml in the late clamping group, the difference was significant (p<0.05). Mean MCV was 80.10 ± 3.31 fl in the early clamping group and 82.61 ± 3.72 fl in the late clamping group, and the difference was significant (p<0.05). Although the mean transferrin saturation was %25.76 ± 8.89 higher in the late-clamped group than %23.44 ± 10.07 in the early-clamped group, the difference was not significant (p>0.05). Postpartum hemorrhage was not observed in both groups. Conclusion: The findings obtained as a result of the study prove that late cord clamping does not pose an additional risk in terms of early hypothermia, polycythemia and hyperbilirubinemia. The fact that the cases had a better ferritin and MCV level in the 4th month shows that the late cord clamping application has a positive contribution in terms of preventing iron deficiency and related iron deficiency anemia. The higher head circumference percentile value in the late cord-clamped group suggests that late cord clamping has a beneficial effect on infants in advanced neurodevelopmental and cognitive terms. Also, as a result of the study, it was observed that this practice did not pose a maternal risk. In our study, it is clear that the application of late cord clamping does not pose an additional risk in terms of infant and maternal health, and has many positive contributions, especially in terms of infant health. Therefore, late cord clamping should be applied as a method that every baby deserves by allowing placental transfusion.

Benzer Tezler

  1. Normal spontan vaginal doğum ile doğan term bebeklerde geç göbek klemplenmesinin böbrek fonksiyonları ve perfüzyonu üzerine etkisinin near infrared spectroscopy, sistatin C ve kreatinin ile ölçülmesi

    Evaluation of the effect of late umbilical clamping on renal functions and perfusion in term babies born with normal spontaneous vaginal delivery by near infrared spectroscopy, cystatin C and creatinine

    ZAHİR ŞEHMUSOĞLU

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2022

    Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıSakarya Üniversitesi

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ MELTEM KARABAY

  2. 1500 gram altında doğan prematüre bebeklerde postnatal altın saat uygulamalarımız ve bu uygulamaların yenidoğan morbiditesi ve mortalitesi üzerine etkisi

    Our postnatal golden hour practices in premature babies born under 1500 grams and the effects of these practices on neonatal morbidity and mortality

    GÖKHAN ÇOLAK

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2022

    Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    DOÇ. ELİF ÖZALKAYA

  3. İntakt ve intakt olmayan kord sıvazlamasının etkilerinin klinik ve NIRS (Near infrared spectroscopy) ölçümü ile değerlendirilmesi

    Effects of intact and cut umbilical cord milking on near infrared spectroscopy (NIRS) measurements and neonatal outcomes

    ÜMMÜHAN SEDA ORPAK

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2018

    Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıPamukkale Üniversitesi

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. HACER ERGİN

  4. Sezaryen ile doğan term yenidoğan bebeklerde kordon klempleme süresinin kordon kan gazına ve apgar skoruna etkisi

    Effect of cord clamping duration on cord blood gas and apgar score in term newborn babies born by cesarean section

    TUĞBA KAYA

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2024

    Kadın Hastalıkları ve DoğumFırat Üniversitesi

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. ALPASLAN AKYOL

  5. Geç preterm ve term bebeklerde kordon klempleme zamanının lenfosit subgrupları üzerine etkisi

    The effects of cord clamping time on lymphocyte subgroups in late preterm and term infants

    NİLGÜN BAHAR

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2017

    Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıÇukurova Üniversitesi

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. MEHMET SATAR