Geri Dön

Atto–femto scale planarsats: A power‑first design and feasibility framework for planar, surface‑limited spacecraft

Atto–femto ölçeğinde planarsat'lar (düzlemsel uydular): düzlemsel ve yüzey-kısıtlı uzay araçları için güç-öncelikli bir tasarım ve fizibilite çerçevesi

  1. Tez No: 995204
  2. Yazar: MEHMET ŞEVKET ULUDAĞ
  3. Danışmanlar: PROF. DR. ALİM RÜSTEM ASLAN
  4. Tez Türü: Doktora
  5. Konular: Havacılık ve Uzay Mühendisliği, Aeronautical Engineering
  6. Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
  7. Yıl: 2026
  8. Dil: İngilizce
  9. Üniversite: İstanbul Teknik Üniversitesi
  10. Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
  11. Ana Bilim Dalı: Uçak ve Uzay Mühendisliği Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Uçak ve Uzay Mühendisliği Bilim Dalı
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Bu doktora tezi, femto ve atto uydu sınıflarında yer alan, son derece küçültülmüş, düzlemsel ve yüzey kısıtlı uzay araçları için güç-öncelikli bir tasarım ve fizibilite çerçevesi geliştirmekte ve bu çerçevenin erken faz tasarım kararlarını daha şeffaf ve tekrarlanabilir hâle getirecek biçimde nasıl kullanılabileceğini göstermektedir. Son yıllarda küçük uydu ekosisteminde standart platformların yaygınlaşması, ticarî bileşenlerin (COTS) olgunlaşması, düşük güçte çalışan entegre devrelerin ve haberleşme çözümlerinin erişilebilirliği ile birlikte nano-uydu ölçeğinin altına inen yeni görev sınıfları mümkün hâle gelmiştir. Bununla birlikte bu kadar küçük ölçekte başarıyı belirleyen temel unsur çoğu zaman tek tek alt sistemlerin ``çalışması'' değil, bu alt sistemlerin aynı sınırlı yüzey üzerinde birlikte var olabilmesi ve görev sırasında gerekli anlık gücün sağlanabilmesidir. Düzlemsel mimarilerde güneş hücreleri için ayrılabilen alan ile elektronik yerleşim alanı doğrudan rekabet eder; dolayısıyla herhangi bir bileşen seçimi veya yerleşim kararı, aynı zamanda güç üretiminde bir kayıp olarak geri döner. Bu tez, söz konusu bağlaşımı erken fazda sayısallaştırmayı, belirsizlikleri görünür kılmayı ve fizibiliteyi tekil bir güç değeri veya tekil bir alan değeri yerine operasyonel sınırlar olarak ifade etmeyi hedefliyor. Tezde PlanarSat kavramı, yeni bir standart geometrik zarf ya da form faktörü olarak değil, geometri temelli bir sınıflandırma yaklaşımı olarak ele alınır. CubeSat veya PocketQube gibi standartlar belirli bir hacim ve arayüz düzeni sunarak entegrasyonu kolaylaştırırken, PlanarSat yaklaşımı aşırı düzlemselliğin getirdiği baskın tasarım sürücüsünü öne çıkarır: yüzey tahsisi. Bu bakış açısı, farklı dağıtım mekanizmalarıyla veya farklı mekanik zarflarla yörüngeye ulaştırılan araçları ortak bir problem çerçevesinde birleştirir; çünkü tasarımın fizibilitesi çoğu zaman toplam kütleden ziyade, güneş hücresi diziliminin etkinliği ile kalan yüzeyin elektronik yerleşimi taşıyabilmesi tarafından belirlenir. Yönelim belirsizliği, güneş geliş açısı ve görev döngüsü gibi operasyonel parametrelerin de bu nedenle ``sonradan'' değil, daha en baştan güç-alan hesabının içine gömülmesi gerekir. Tez, bu yaklaşımın özellikle femto ve atto sınıflarında belirleyici olduğunu, ancak geometri temelli kısıtların daha büyük düzlemsel tasarımlarda da benzer biçimde etkili olabileceğini tartışarak kapsamı konumlandırır. Çalışmanın başlangıcında PlanarSat benzeri görevlerin ve güvenilir görev kavramlarının sistematik bir derlemesi yapılmıştır. Bu derleme; mimari tercihleri, yörüngeye erişim ve dağıtım stratejileri, alt sistem yaklaşımları ve operasyonel bağımlılıkları açısından karşılaştırmalı bir tablo sunar. İncelemede ``bağımsızlık'' kavramı yalnızca fiziksel ayrılma üzerinden değil, sistemsel olarak (kendi güç üretimi, kendi haberleşme zinciri ve kendi görev yürütümü) ele alınmış; böylece ana taşıyıcıya/uyduya/platforma bağlı, kısmen bağlı ya da daha özerk mimariler tutarlı biçimde kıyaslanabilmiştir. Derleme, bu ölçekte fırlatma ve entegrasyon arayüzlerinin, hatta çoğu zaman uydunun kendisinden daha baskın bir maliyet ve zaman çizelgesi sürücüsü olabildiğini; izlenebilirlik, frekans tahsisi ve enkaz azaltımı gibi dış kısıtların ise küçük nesnelerde daha görünür hâle geldiğini göstermektedir. Benzer biçimde, bataryasız ya da çok sınırlı enerji depolama kapasitesine sahip mimarilerin yaygınlığı, ortalama enerji hesabının tek başına yeterli olmadığını; anlık güç üretimi ile yönelim koşullarının görev başarısını doğrudan sınırladığını ortaya koymaktadır. Bu bulgular, erken fazda yalnızca alt sistem bütçelerinin değil, görev kavramının kendisinin ve kabul edilen operasyonel varsayımların da fizibiliteye doğrudan etki ettiğini destekler. Tezin bir diğer bileşeni, düşük güç aralığında belirsizlikleri açıkça yöneten faz-farkındalıklı bir güç ihtiyatı ve marj metodolojisidir. Uçuş mirasının sınırlı olduğu ve COTS tabanlı çözümlerin yaygın kullanıldığı çok küçük uydularda, güç tüketimi tahminlerindeki göreli belirsizlik yüksek olabilmekte ve bataryasız bir sistemde küçük sapmalar bile görev modlarının sürdürülebilirliğini değiştirebilmektedir. Bu nedenle tez, ihtiyat seçimini yalnızca prosedürel bir adım olarak değil, fizibiliteyi belirleyen bir tasarım kararı olarak ele alır. Güç bütçesi güncel en iyi tahminden (CBE) başlanarak seçilen ihtiyatla boyutlandırma değerine (MEV) taşınır; sınır durum değerlendirmesi gerektiğinde MEV üzerine sistem seviyesinde marj eklenerek azami olası değer (MPV) tanımlanır. CBE $\rightarrow$ MEV $\rightarrow$ MPV zinciri, hem tasarım boyutlandırmasını hem de sınırlama analizlerini tek bir terminoloji altında izlenebilir kılar. Tez, ajans ve standart yaklaşımlarını inceleyerek özellikle çok düşük güç aralığında ihtiyat sınıflarının daha ince tanımlanması gerektiğini vurgular ve düşük güç için rafine alt kategoriler ile log-doğrusal bir ara değerleme kuralı önerir. Böylece proje olgunluğu arttıkça ihtiyat payının azalması ilkesi korunurken, PlanarSat ölçeğinde pratik kullanım için şeffaf bir seçim mekanizması sunulur. Güç boyutlandırmasının operasyonel karşılığını netleştirmek amacıyla tezde Operasyonel Güç Zarfı (OPE) kavramı tanımlanır. OPE, bir modun MEV düzeyindeki güç talebinin, güneş geliş açısı ve aydınlanma koşulları altında üretilebilen güçle hangi sınırlar içinde karşılanabileceğini ifade eder. Düzlemsel yüzeyde idealize edilmiş üretim kosinüs bağıntısıyla azaldığından, her mod için sürdürülebilirlik ``hangi sapma açısına kadar'' sorusuna dönüştürülebilir; ayrıca görev döngüsüyle birlikte kullanıldığında, yüksek güç modlarının hangi oranlarda yürütülebileceği doğrudan görülebilir. Tez, PlanarSat'larda yaygın yüzey tahsisi seçeneklerini ayrık düzen, yarı-karışık düzen ve karışık düzen olarak ele alır; böylece aynı toplam hücre alanına sahip iki tasarımın bile anlık güç üretimi ve yönelim belirsizliği altında farklı operasyonel sınırlar sergileyebileceğini gösterir. Birden fazla yüze hücre diziliminin ortalama enerji açısından faydalı olmasına karşın, bataryasız mimarilerde anlık güç yeterliliğinin her anda garanti edilmediği vurgulanır. Bu nedenle tez, iyimser anlık güç varsayımları yerine, yüzey tahsisini ve yönelim belirsizliğini açıkça hesaba katan bir operasyonel yorum katmanı sunar. Tezin analitik omurgasını oluşturan bir diğer parça, PlanarSat'lar için minimum boyut (minimum alan) fizibilite taramasıdır. Bu yaklaşım, ihtiyatla boyutlandırılmış tepe mod güç gereksinimini karşılayacak güneş hücresi alanı ile temel bileşenleri barındıracak elektronik yerleşim alanını aynı çerçevede birleştirir. Güç tarafında atmosfer dışı güneş ışınımı, hücre verimi, güç yolundaki verimler ve hücre yerleşim doluluk oranı dikkate alınarak gerekli fiziksel hücre alanı elde edilir. Yerleşim tarafında ise bileşen ayak izleri, yönlendirme, arayüz ve mekanik boşlukları temsil eden paketleme katsayılarıyla genişletilerek toplam yerleşim alanı hesaplanır. Seçilen mimariye göre kapalı form ifadelerle asgari PlanarSat alanı bulunur ve bu alan OPE ile birlikte yorumlandığında, yalnızca ``sığar/sığmaz'' kararı değil, yönelim belirsizliği altında hangi modların hangi koşullarda yürütülebileceği de ortaya çıkar. Duyarlılık analizi, daha verimli güneş hücresi, daha yüksek doluluk oranı ve daha iyi güç yolu veriminin minimum alanı belirgin biçimde düşürebildiğini; ihtiyat politikasının ise alan ile operasyonel dayanıklılık arasında doğrudan bir takas yarattığını gösterir. Böylece erken fazda hangi teknolojik kaldıraçların veya hangi tasarım kısıtlarının minyatürleştirmeyi sınırladığı anlaşılır ve yüksek çaba gerektiren detay tasarım adımlarına geçmeden önce hedefli tasarım takası çalışmaları yapılabilir. Geliştirilen çerçeve, EsTRACE (Es-layer TRAnsient Cloud Explorer) adlı PlanarSat görev kavramı üzerinde bütünleşik biçimde uygulanmıştır. EsTRACE, sporadik-E (Es) tabakalarının HF/VHF yayılımına etkisini daha yüksek tekrar ziyaret süresiyle izlemeyi amaçlar ve amatör bantlarda sıralı işaret fenerleri yayınlayan bir yaklaşım kullanır. Zayıf sinyal sayısal dalga biçimleri ile sürekli dalga işaretleri, dağıtık amatör alıcı ağından elde edilecek işaret-gürültü oranı(SNR) ölçümleriyle birleştirilerek geçici Es olaylarının uzamsal ve zamansal haritalanması hedeflenir. Böylece özel ve pahalı bir yer segmenti yerine, mevcut alıcı ağlarının ölçeklenebilirliği kullanılarak erişilebilir bir izleme fikri ortaya konur. EsTRACE, tezde önerilen güç-öncelikli döngü için uygun bir vaka çalışmasıdır; çünkü link bütçesi, yayın gücü, mod süreleri ve görev döngüsü güç talebini belirler; güç talebi ise doğrudan güneş hücresi tahsisine ve kart planformuna çevrilerek fizibiliteyi tayin eder. EsTRACE tasarımı teklif (Bid) safhasından kavramsal tasarım gözden geçirmeye (CoDR) ve ön tasarım gözden geçirmeye (PDR) ilerlerken, mod-tabanlı güç bütçesi iteratif biçimde rafine edilmiş, faza uygun ihtiyat seçilerek MEV değerleri üretilmiş ve ticari güneş hücresi formatlarının dayattığı geometrik kısıtlar altında MPV değerlendirilmiştir. Bu süreç, çok küçük uydularda fizibiliteyi belirleyen kritik gerilimi açıkça görünür kılar: bir tarafta haberleşme stratejisinin dayattığı anlık güç talebi ve görev döngüsü, diğer tarafta düzlemsel yerleşimin ve güneş hücresi diziliminin sınırları. Tasarımda, yönelim tersinmelerine ve aydınlanma değişkenliğine karşı sistemin dayanıklılığını artırmak amacıyla hücrelerin birden fazla yüze yayılması gibi seçenekler değerlendirilmiş; bu seçeneklerin getirdiği yerleşim ve entegrasyon bedeli güç tarafındaki kazanımla birlikte ele alınmıştır. OPE yorumuyla, bilim modunun güneşli kısımda sürekli yürütülebilirliğinin belirli yönelim koşullarıyla sınırlı olduğu; daha yüksek anlık talep gerektiren yayın modlarının ise daha elverişli yönelimler ve zamanlama ile yürütülebildiği ortaya konmuştur. Tezde ayrıca, bataryasız mimaride her an üretilebilen güce göre ``mümkün olan en yüksek güç modunu'' seçen güç-farkındalıklı bir mod seçiciyle zaman çizelgesi benzetimleri yapılarak, yörünge gölgesi, güneş geliş açısı ve yönelim belirsizliğinin mod sürelerine etkisi gösterilmiştir. Bu sonuçlar, PlanarSat ölçeğinde fizibilitenin yalnızca ortalama enerji bütçesiyle değil, anlık güç ve yönelim istatistikleriyle birlikte ele alınması gerektiğini destekler. Bununla birlikte, gerçek görev fizibilitesinin tamamlanması için anten gerçeklenmiş kazancı, eşleme devresi kayıpları ve gerçek gürültü ortamı gibi RF parametrelerinin ölçümle doğrulanması ve bu verilerin link bütçesine geri beslenmesi gerektiği özellikle vurgulanmıştır. Tezin son bileşeni, PlanarSat ölçeğinde model tabanlı sistem mühendisliğinin (MBSE) pratik bir düzeye indirgenmesine odaklanır. Klasik gereksinim--işlev--mantıksal--fiziksel (RFLP) omurgasıyla kurulan kapsamlı MBSE yaklaşımı, büyük görevlerde disiplinler arası tutarlılık sağlarken, tek kart üzerinde bütünleşen ve hızlı geliştirme hedefleyen PlanarSat projelerinde sürdürülebilir olmayabilir. Bu tez, gereksinim ve işlev görünümlerini kompakt tutan; buna karşılık birleşik bir Fiziksel/Elektriksel görünümde PCB yerleşimi ile güneş hücresi tahsisini, güç bütçesini ve OPE'yi birlikte izleyen güç-öncelikli bir yaklaşım önerir. Operasyon ve doğrulama çıktıları sadeleştirilmiş bir durum mantığı ve küçük bir gereksinim-doğrulama eşlemesi ile temsil edilir; yaklaşımın genelliğini göstermek amacıyla bataryasız bir radyasyon algılama PlanarSat konsepti üzerinde de uygulanarak az sayıda mühendislik çıktısıyla izlenebilirliğin korunabileceği gösterilmiştir. Sonuç olarak tez, PlanarSat'lar için yüzey tahsisini, güç bütçelemesini ve operasyonel varsayımları tek bir erken faz fizibilite döngüsünde birleştiren belirsizlik-duyarlı bir çerçeve sunmaktadır. PlanarSat'ın geometri temelli tanımı, faz-farkındalıklı ihtiyat ve marj yaklaşımı, OPE ile operasyonel yorum, analitik minimum boyut taraması, EsTRACE vaka çalışması ve ölçeğe uygun MBSE uyarlaması birlikte ele alındığında, erken faz kararlarının daha şeffaf ve tekrarlanabilir biçimde verilmesine katkı sağlanmaktadır. Bu katkılar, tek bir başlık altında özetlenecek olursa; (i) düzlemsel geometriye özgü fizibilite sürücülerinin sınıflandırılması, (ii) belirsizlik altında izlenebilir güç boyutlandırması ve bunun operasyonel sınırlara çevrilmesi, (iii) yerleşim ve güneş hücresi dizilimini birleştiren analitik minimum alan taraması, (iv) yöntemlerin kapalı döngü bir görev kavramında birlikte uygulanması ve (v) PlanarSat ölçeğine uygun, hafifletilmiş izlenebilirlik mühendislik çıktılarıdır. Çalışmanın sınırlılığı, sonuçların ağırlıklı olarak analitik ve konsept düzeyi değerlendirmelere dayanmasıdır; gerçek yönelim istatistikleri, sıcaklık ve bozunma etkileri, EMC/EMI etkileşimleri ve RF gerçekleştirme kayıplarının deneysel olarak kalibre edilmesi gerekmektedir. Gelecek çalışmalar için en kritik adım, bir PlanarSat uçuş gösterimiyle OPE ve minimum boyut öngörülerinin gerçek verilerle doğrulanması; ayrıca enerji depolama veya sınırlı yönelim kontrolü gibi seçeneklerin getirdikleri güç ve alan maliyetiyle birlikte sistematik biçimde değerlendirilmesidir. Böyle bir doğrulama süreci, tezde sunulan çerçevenin farklı görev sınıflarına genellenebilmesini ve PlanarSat tasarımında erken faz risklerinin daha erken görünür kılınmasını mümkün kılacaktır.

Özet (Çeviri)

This thesis develops and demonstrates an early-phase, power-first design and feasibility framework for highly miniaturized planar spacecraft, referred to as ``PlanarSats'', with primary emphasis on femto- and atto-class missions. In these missions, subsystem functionality is concentrated onto a single thin substrate (typically a printed circuit board), and the same limited surface must be shared between electronics placement and solar-power generation. Planarity therefore introduces a direct competition between electrical integration and energy collection, and this competition couples to operations through illumination and attitude. As a result, feasibility is not well captured by isolated subsystem spreadsheets or by directly reusing assumptions common to CubeSat-scale missions. Instead, geometric allocation, uncertainty-aware power sizing, communications-driven duty cycle, and operational constraints must be treated as a coupled early-phase problem. The objective of the thesis is to make this coupled design-to-feasibility loop explicit, repeatable, and practical for a project team working under strict mass, volume, and resource limits. The thesis establishes PlanarSat as a geometry-first classification rather than a new standardized mechanical envelope. Mass-based classes (micro/nano/pico/femto/atto) and standardized form factors (CubeSat, PocketQube) are valuable for broad comparisons and launch integration, but they do not directly surface the dominant coupling introduced by extreme planarity. To ground the classification in evidence, the thesis reviews a diverse set of ultra-small spacecraft missions and credible concepts, comparing architectures, access-to-space strategies, subsystem choices, and operational dependence on host platforms. Satellite independence is defined in system terms (dedicated power, communications, and control), enabling consistent comparison across missions that may be physically deployed together yet remain operationally distinct. The survey shows that PlanarSat missions are frequently conditioned by external interfaces, deployment constraints, and the degree of autonomy granted by the host, and that these factors can dominate schedule, risk, and achievable operations. This landscape synthesis motivates early feasibility tools that expose the operational consequences of surface allocation and that keep host and interface dependencies visible rather than implicit. Building on the landscape synthesis, the thesis introduces a phase-aware power contingency and margin methodology tailored to PlanarSats and other surface-limited ultra-small satellites. Because heritage is limited and relative uncertainty can be high at very low power levels, contingency selection is treated as a primary design decision rather than a procedural afterthought. Agency practices and the AIAA framework are reviewed and then adapted with refined low-power subcategories and a log-linear selection method for choosing contingencies appropriate to both mission class and design maturity. Power is budgeted from a current best estimate (CBE) to a sizing value (maximum expected value, MEV) by applying justified contingencies; where bounding analyses are required, an explicit system-level margin yields a maximum possible value (MPV). A key contribution is the introduction of the Operational Power Envelope (OPE) as the operationally interpretable output of power sizing. Instead of reporting a single scalar budget, the OPE translates the sized power assumption into bounded feasible operating conditions, such as allowable Sun-incidence angles and mode duty cycles. This operational framing makes it clear which feasibility claims are driven by sizing assumptions, which are driven by geometry, and which are driven by operational choices. To complement operational interpretation, the thesis derives an analytical feasibility-screening framework for estimating the minimum feasible PlanarSat size (minimum installed area) for a given functional set. The framework couples the solar-cell area required to meet contingency-corrected peak-mode power demand with the electronics placement area implied by component footprints and integration constraints on planar faces. Closed-form expressions are provided for representative surface-allocation architectures, including separated and mixed electronics/solar layouts, and for the per-face sufficiency requirement that arises when attitude is uncertain and stored energy is limited. These expressions map power and placement requirements into a minimum-area bound, and then into an operational envelope through a cosine Sun-incidence model. Sensitivity analysis identifies the dominant parameters that govern further miniaturization: solar-cell efficiency and tiling fill ratio reduce required cell area; power-path efficiency reduces inflated mode sums; and contingency policy trades installed area against operational robustness and risk. The result is a rapid, transparent screening tool intended for early project phases, helping a project team avoid high-fidelity design effort before confirming that a concept is feasible in principle under explicit assumptions. The framework is demonstrated in an integrated mission-concept case study: EsTRACE (Es-layer TRAnsient Cloud Explorer), a PlanarSat concept for monitoring sporadic-E ionospheric layers that can strongly perturb HF/VHF propagation. EsTRACE transmits sequential beacons in the amateur bands using weak-signal digital and continuous-wave waveforms and leverages distributed amateur receiver networks for near real-time SNR mapping. The spacecraft is developed through bid/proposal, conceptual design review, and preliminary design review using the proposed power-first loop, explicitly coupling link-budget closure to duty cycle and solar-array tiling under a free-tumbling, batteryless constraint. Across the design evolution, per-mode bus power is decomposed and iteratively refined, contingency is applied to obtain MEV, and discrete commercial solar-cell formats constrain the achievable MPV. Architecture choices such as allocating cells across multiple faces, trading footprint against robustness, and enforcing per-face power sufficiency are evaluated to widen the batteryless operational envelope under attitude uncertainty. Interpreted through the OPE, the case study shows how continuous sunlit science operation is feasible only within bounded illumination conditions, while transmission modes with higher instantaneous demand require gated operation and favorable orientations. Beyond feasibility closure, the study also clarifies what must be validated to progress toward implementation, including RF/antenna characterization, mechanical and inhibit-chain closure to the deployment interface, and hardware verification of batteryless operation under representative illumination and attitude scenarios. The thesis also addresses how to retain traceability with model-based systems engineering (MBSE) without the overhead of a full-scale requirements--functional--logical--physical stack, which can be impractical for time- and resource-constrained PlanarSat projects. A tailored MBSE view stack is proposed in which a compact requirements and functional view is retained, but a combined Physical/Electrical view, centered on power-first sizing and the OPE, becomes the main driver. Operational and verification artefacts are intentionally reduced to a simple power-aware state machine and a small requirement-to-test matrix. The approach is demonstrated on a conceptual batteryless radiation-sensing PlanarSat, showing that meaningful traceability can be maintained using lightweight artefacts while keeping explicit power and operational constraints central. Overall, the thesis contributes a unified, uncertainty-aware framework that ties planar geometry, power budgeting, surface allocation, and operations into a coherent early-phase feasibility loop. By formalizing PlanarSat as a geometry-driven class, introducing operationally interpretable power sizing through the OPE, providing an analytical minimum-size screening method, and demonstrating integration on a realistic mission concept, the work enables more reliable early decision making for femto- and atto-class spacecraft. Future work is recommended to extend the framework to time-domain energy feasibility with storage, integrate thermal and link constraints more tightly, and validate the operational envelope with hardware and flight data.

Benzer Tezler

  1. Investigation of micro-scale stress distributions and concentrations in hybrid fiber-reinforced composites

    Hibrit kompozit malzemelerde mikro ölçekte gerilme ve gerilme yığılmalarının incelenmesi

    ECEM TURAN

    Yüksek Lisans

    İngilizce

    İngilizce

    2023

    Makine MühendisliğiHacettepe Üniversitesi

    Makine Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. BARIŞ SABUNCUOĞLU

  2. Motion and energy transfer through coupled micro/nano-scale cantilever beams via mechanical resonance absorption

    Mikro/nano-boyutlu ankastre kirişlerde mekanik rezonans absorpsiyonu yardımıyla hareket ve enerji transferi

    ÜNAL DEĞİRMENCİ

    Yüksek Lisans

    İngilizce

    İngilizce

    2014

    Makine Mühendisliğiİstanbul Teknik Üniversitesi

    Makine Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    YRD. DOÇ. DR. ERDAL BULĞAN

  3. Design and analysis of test rig for small scale wind turbine blade

    Küçük ölçekli rüzgar türbini kanadı için test düzeneği tasarımı ve analizi

    MUSTAFA İÇEN

    Yüksek Lisans

    İngilizce

    İngilizce

    2019

    Havacılık ve Uzay MühendisliğiOrta Doğu Teknik Üniversitesi

    Havacılık ve Uzay Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. DEMİRKAN ÇÖKER

  4. Failure observations of the sintered steel foams from the submicron to the macro-scale

    Sinterlenmiş çelik köpüklerin mikronaltından makro boyuta kadar deformasyon incelemeleri

    ALİ CAN KAYA

    Doktora

    İngilizce

    İngilizce

    2018

    Metalurji MühendisliğiTechnısche Unıversıtat Berlın

    Malzeme Mühendisliği Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. CLAUDIA FLECK

  5. Ultrasonik frekanslarda çalışan termoakustik soğutucu tasarımı

    Design and development of a thermoacoustic refrigerator operating at ultrasonic frequencies

    HİKMET AKINCI

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2026

    Fizik ve Fizik MühendisliğiBurdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi

    Nanobilim ve Nanoteknoloji Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. AHMET ÇİÇEK