Geri Dön

Hak temelli ve topluluk temelli koruma yaklaşımlarını miras topluluğu perspektifinden düşünmek: Samatya – Yedikule örneği

Integrating rights-based and community-based conservation approaches through a heritage community perspective: The case of Samatya – Yedikule

  1. Tez No: 995512
  2. Yazar: DERYA ALTINER BOZACI
  3. Danışmanlar: PROF. DR. EBRU FİRİDİN ÖZGÜR
  4. Tez Türü: Doktora
  5. Konular: Şehircilik ve Bölge Planlama, Mimarlık, Sosyoloji, Urban and Regional Planning, Architecture, Sociology
  6. Anahtar Kelimeler: Demokratik katılım, Hak temelli, Kültürel miras, Ortak miras, Paydaş katılımı, Somut olmayan kültürel miras, Yerel yönetişim, Democratic participation, Right based, Cultural heritage, Common heritage, Stakeholder engagement, Intangible cultural heritage, Local governance
  7. Yıl: 2025
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
  10. Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
  11. Ana Bilim Dalı: Şehir ve Bölge Planlama Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Şehircilik Bilim Dalı
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Koruma kavramı eski olanın muhafazası olarak algılanmaktadır. Ancak, sürekli olarak değişen kentlerimizde statik bir koruma anlayışı benimsemek, günümüz şartlarına ve taleplerine cevap verememekle beraber uzun vadede koruyamamanın gerekçesi olarak karşımıza çıkabilmektedir. Özellikle son 20 yıllık süreçte kültürel miras kavramının sürekli değişim ve gelişim içerisinde olmasıyla birlikte kültürel çeşitlilik, süreklilik, kimlik ve bellek gibi somut olmayan değerlere ilginin arttığı görülmektedir. Geleneksel koruma anlayışının aksine somut ve somut olmayan değerler artık iç içe geçmekte, birbirinin karşıtı değil tamamlayıcısı olarak görülürken kültürel miras, topluluklar için kültürel, sosyal ve ekonomik bir kaynak olarak ele alınmaya başlamıştır. Somut olmayan kültürel mirasın insan boyutuna bakıldığında bireyler, gruplar ve hatta topluluklar söz edilebilmektedir. Bu sebeple mirasın geniş bir perspektifle değerlendirildiği durumda, korunması da insan haklarından ve özellikle mirasın taşıyıcıları ile uygulayıcılarının ekonomik, sosyal ve kültürel haklarından ayrı düşünülememektedir. Bu kapsamda çalışmada kültürel miras, fizik mekân ve somut mirasın yanı sıra bu mirasla ilişki kuran toplulukların hakları, talepleri ve gündelik yaşam pratiklerinin bütününü ifade etmektedir. Koruma literatürüne bakıldığında, hak temelli ve topluluk temelli koruma yaklaşımlar her geçen gün daha fazla çalışmada konu edilmesine rağmen bu iki hattın çoğu zaman birbirinden kopuk ilerlediği görülmüştür. Hak temelli yaklaşım, kültürel mirası kültürel yaşama katılma, insanlığın ortak mirasından yararlanma, ifade özgürlüğü ve ayrımcılığa uğramama gibi haklarla ilişkilendirirken; topluluk temelli yaklaşım daha çok katılım yöntemleri, yerel örgütlenmeler ve birlikte üretim süreçleri üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu kapsamda çalışma, –Avrupa Konseyi Faro Sözleşmesi'nde tanımlanan miras topluluğu kavramından hareketle– miras topluluğu kavramını hak temelli ve topluluk temelli yaklaşımlar arasında köprü kuran bir kavramsal düzlem olarak değerlendirerek bu yaklaşımın Samatya ve Yedikule özelinde kültürel mirasın korunmasını daha kapsayıcı ve sürdürülebilir hale getirebileceğini ele almakta; semt sakinleri ile ilgili paydaşların miras topluluğu olarak örgütlenme potansiyelini saha verileri üzerinden incelemektedir. Ocak-Mayıs 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen saha çalışması, 43 yarı yapılandırılmış mülakat ve katılımcı gözleme dayanmaktadır. Veri analizi sürecinde içerik analizi ve tematik analiz birlikte kullanılmış; kodlamada hibrit bir yaklaşım benimsenmiştir. Saha bulguları, mirasın semtte yalnızca somut öğeler üzerinden kurulmadığını; mirasın anlamının, değerinin ve sürekliliğinin bellek, aidiyet, toplumsal ilişkiler ve gündelik hayat pratikleri içinde yeniden üretildiği ortaya koymuştur. Komşuluk ilişkileri, ortak mekân kullanımları, kuşaklararası aktarım ve yerel dayanışma pratiklerinin miras topluluğu potansiyelini desteklediği görülmüştür. Buna karşılık dönüşüm ve soylulaştırma baskısı, yerinden edilme endişesi ve kısa süreli konaklamanın yaygınlaşması, bu potansiyelin sürekliliğini zedeleyen başlıca etmenler olarak değerlendirilmiştir. Kurumsal işleyişte katılım kanallarının sınırlı kalması, yereldeki bilginin karar süreçlerine düzenli biçimde taşınamamasına sebebiyet vermekte ve koruma pratiklerinin toplumsal karşılığını zayıflatmaktadır. Hak temelli çerçevenin sahada en fazla karşılık bulduğu alanlar, tanınma ve meşruiyet beklentisi, bilgiye erişim ve hakların kullanımı ile hak ihlalleri etrafında yoğunlaşmaktadır. Topluluk temelli pratikler ise gündelik yaşamın içinde kurulan dayanışma, duygusal aidiyet ve sahiplenme ile görünür olmaktadır. Hak temelli yaklaşımın sağladığı hukuki meşruiyetin yerelde etkili olabilmesi için bilgiye erişim, tanınma ve düzenli geri bildirim mekanizmalarının kritik önemde olduğu görülmektedir. Topluluk temelli yaklaşımın yerel aidiyet ve dayanışma üzerinden sunduğu imkanlar ise, temsil ve denetimin zayıflamaması için yönetişim tasarımıyla birlikte düşünülmelidir. Samatya ve Yedikule'de miras topluluğu yaklaşımı, mirasın bütüncül ele alışını yerel ölçekte yönetişim mekanizmaları ve topluluk temelli pratikler aracılığıyla somutlaştırarak bir kavramsal çerçeve sunmaktadır. Bu doğrultuda miras topluluğunu güçlendirmeye yönelik temel ilkeler; ortak sahiplik ve katılım, kapsayıcılık ve çok kültürlülüğün korunması, sürdürülebilirlik ve miras değerlerinin gelecek kuşaklara aktarılması, kimlik ve belleğin canlı tutulması ile güçlendirilmesi olarak ortaya konmuştur. Söz konusu ilkelerden hareketle miras topluluğuna yönelik uygulama önerileri geliştirilerek önerilen araçların sahada somutlaşabilmesi amacıyla Samatya ve Yedikule'de uygulama üretmeye elverişli odak alanlar belirlenmiştir. Bu doğrultuda geliştirilen önerilerde, yereldeki bilginin paylaşımını ve karar süreçlerine taşınmasını sağlayacak düzenli geri bildirim ve izleme mekanizmaları ile gündelik yaşam pratiklerinden hareketle oluşturulabilecek uygulama araçlarına bir arada yer verilmiştir. Sonuç olarak bu çalışmada, Samatya ve Yedikule'de mirasın sürekliliğinin bellek ve aidiyet üzerinden üretilen somut olmayan değerlerin tanınması ve karar süreçlerine taşınmasıyla mümkün olabileceği ortaya konmuştur. Miras topluluğu kavramı, hak temelli talepler ile topluluk temelli koruma pratiklerini aynı zeminde buluşturarak, yerelde meşruiyet ve sahiplenmenin güçlenebileceği bir koruma anlayışına imkan tanımaktadır.

Özet (Çeviri)

Conservation is often perceived merely as the preservation of the old. However, in our constantly changing cities, adopting a static approach to conservation not only fails to meet contemporary needs and demands but can also become the underlying reason for the failure to safeguard heritage in the long run. Particularly in the last two decades, as the concept of cultural heritage has been in a state of constant evolution, there has been a growing interest in intangible values such as cultural diversity, continuity, identity, and memory. Contrary to traditional conservation approaches, tangible and intangible values are now intertwined; they are seen not as opposites but as complementary elements, while cultural heritage is increasingly regarded as a cultural, social, and economic resource for communities. When considering the human dimension of intangible cultural heritage, the focus shifts to individuals, groups, and communities. Therefore, when heritage is evaluated from a broad perspective, its conservation cannot be considered separately from human rights, particularly the economic, social, and cultural rights of heritage bearers and practitioners. In this context, this study defines cultural heritage not only as physical space and tangible assets but also as the entirety of the rights, demands, and daily life practices of the communities interacting with this heritage. A review of the conservation literature reveals that although rights-based and community-based approaches are increasingly the subject of academic study, these two tracks often proceed disconnected from one another. While the rights-based approach associates cultural heritage with rights such as participation in cultural life, access to the common heritage of humanity, freedom of expression, and non-discrimination, the community-based approach focuses more on participation methods, local organizations, and co-production processes. In this regard, drawing on the concept of“heritage community”defined in the Council of Europe Framework Convention on the Value of Cultural Heritage for Society (Faro Convention), this study evaluates the heritage community as a conceptual bridge between rights-based and community-based approaches. It discusses how this approach can make heritage conservation in Samatya and Yedikule more inclusive and sustainable, examining the potential of residents and relevant stakeholders to organize as a heritage community based on field data. The field research, conducted between January and May 2025, relies on 43 semi-structured interviews and participant observation. In the data analysis process, content analysis and thematic analysis were used in conjunction, adopting a hybrid approach to coding. Field findings demonstrate that heritage in the neighborhood is not established solely through tangible elements; rather, the meaning, value, and continuity of heritage are reproduced through memory, belonging, social relations, and practices of daily life. It was observed that neighborly relations, shared use of space, intergenerational transmission, and local solidarity practices support the potential for a heritage community. Conversely, pressures of transformation and gentrification, anxiety over displacement, and the proliferation of short-term rentals were identified as primary factors undermining the continuity of this potential. The limitation of participation channels in institutional operations prevents local knowledge from being regularly integrated into decision-making processes, thereby weakening the social relevance of conservation practices. The areas where the rights-based framework resonates most in the field center around expectations of recognition and legitimacy, access to information, the exercise of rights, and rights violations. Community-based practices, on the other hand, become visible through solidarity, emotional belonging, and ownership established within daily life. For the legal legitimacy provided by the rights-based approach to be effective locally, access to information, recognition, and regular feedback mechanisms are critical. Meanwhile, the opportunities offered by the community-based approach through local belonging and solidarity must be considered alongside governance design to ensure that representation and oversight are not weakened. The heritage community approach in Samatya and Yedikule offers a conceptual framework by concretizing the holistic treatment of heritage through local governance mechanisms and community-based practices. Accordingly, the fundamental principles for strengthening the heritage community are identified as: shared ownership and participation, inclusivity and the protection of multiculturalism, sustainability and the transmission of heritage values to future generations, keeping identity and memory alive. Based on these principles, implementation proposals for the heritage community have been developed, identifying focal areas in Samatya and Yedikule suitable for generating practical applications. These proposals incorporate both regular feedback and monitoring mechanisms to ensure the sharing of local knowledge and its transfer to decision-making processes, as well as practical tools derived from daily life practices. In conclusion, this study demonstrates that the continuity of heritage in Samatya and Yedikule is possible only by recognizing the intangible values produced through memory and belonging, and integrating them into decision-making processes. By bringing rights-based demands and community-based conservation practices onto the same ground, the concept of the heritage community enables a conservation understanding where local legitimacy and ownership can be strengthened.

Benzer Tezler

  1. Kültür endüstrileri ve ekonomisi çerçevesinde Türk halk danslarının incelenmesi

    Analysis of Turkish folk dances within the framework of cultural industries and economy

    FUNDA BOZKURT SAYGI

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    2026

    Bale ve DansHacettepe Üniversitesi

    Türk Halk Bilimi Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. NEBİ ÖZDEMİR

  2. Contribution a la recherche d'un cadre juridique pour un droit international de laconcurrence plus efficace

    Daha etkin bir uluslararası rekabet için hukuki çerçeve arayışı

    ALİ CENK KESKİN

    Doktora

    Fransızca

    Fransızca

    2009

    HukukGalatasaray Üniversitesi

    Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. JEAN MARC SOREL

    PROF. DR. HALİL ERCÜMENT ERDEM

  3. Uluslararası kurumlar bağlamında kültürel sahiplenme ve somut olmayan kültürel miras ilişkisi

    The relationship between cultural appropriation and intangible cultural heritage in the context of international institutions

    GÜLAY YAVUZ

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    2025

    Halk Bilimi (Folklor)Hacettepe Üniversitesi

    Türk Halk Bilimi Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. REFİA GÜLİN ÖĞÜT EKER

  4. Tasarım hakkına tecavüz

    Infringement of design rights

    HANDE ÖZBAL SÖZER

    Doktora

    Türkçe

    Türkçe

    2025

    HukukYeditepe Üniversitesi

    Hukuk Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ MEHMET FETHİ ŞUA

  5. Sivil toplum kuruluşlarının sosyal politika bağlamında çevresel sorunlarla mücadeleye katkıları

    Non-governmental organizations in the context of social policy contributions to the fight against environmental problems

    MAHMUT SEYHAN AKDOĞAN

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2025

    Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileriMersin Üniversitesi

    Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. HASAN EJDER TEMİZ