Geri Dön

Kronik obstrüktif akciğer hastalığında etiyolojik tiplendirme

Etiological classification in chronic obstructive pulmonary disease

  1. Tez No: 1008080
  2. Yazar: ELİF SELÇUK
  3. Danışmanlar: PROF. DR. ELİF ŞEN
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Göğüs Hastalıkları, Chest Diseases
  6. Anahtar Kelimeler: KOAH, etiyotip, solunum fonksiyonu, komorbidite, alevlenme, COPD, Etiotype, Pulmonary function, Comorbidity, Inhaler therapy
  7. Yıl: 2025
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Ankara Üniversitesi
  10. Enstitü: Tıp Fakültesi
  11. Ana Bilim Dalı: Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Amaç: KOAH, yalnızca sigara kullanımına bağlı olmayan, çevresel, enfeksiyöz maruziyetler, erken yaşam olayları ve genetik yatkınlığın yaşam boyu etkileşimi sonucunda gelişen heterojen, ilerleyici bir hastalıktır. Bu çalışmada, spirometrik olarak KOAH tanısı doğrulanmış hastaların etiyotiplere göre sınıflandırılması, 2022 Lancet Komisyonu tarafından önerilen beş farklı etiyotipin dağılımının belirlenmesi ve sigara maruziyetine ek etiyolojik faktörlerin (enfeksiyon öyküsü/çevresel maruziyet) hastalığın klinik ve radyolojik özellikler üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Ocak 2023-Aralık 2025 tarihleri arasında kliniğimize başvuran, 18–85 yaş aralığında, spirometrik olarak KOAH tanısı doğrulanmış (FEV₁/FVC < 0,70) 200 hasta dahil edildi. Hastalar, 2022 Lancet Komisyonu önerileri doğrultusunda geliştirilen anketle beş farklı etiyotipe ayrıldı. Demografik, klinik ve radyolojik veriler hastalardan anamnez yoluyla ve hastane elektronik veri tabanından elde edildi. Yalnızca sigara maruziyeti bulunan hastalarla sigara maruziyetine ek olarak enfeksiyon veya çevresel maruziyeti olan hastaların klinik ve radyolojik özellikleri karşılaştırıldı. Bulgular: KOAH ön tanısı ile değerlendirilen 334 hastanın 200'ü spirometrik olarak doğrulanarak analize alındı. En sık etiyotip sigara ilişkili maruziyetti (n=191; %95,5). Genetik etiyotipinde 4, erken yaşam olayı etiyotipinde 21, enfeksiyona bağlı gelişen etiyotipte 91 ve çevresel maruziyete bağlı gelişen etiyotipte 142 hasta saptandı. Yaş ortalaması 65,1 ± 8,7 yıl olup en düşük yaş genetik etiyotipindeydi (54,75 ± 3,40). Tüm etiyotiplerde erkek cinsiyet (%76,2-100) ağırlıklıydı. Çalışma kohortundaki hastaların başvurularında %61'inde öksürük, %54'ünde balgam, %42'sinde mMRC-1 düzeyinde dispne mevcuttu. Öksürük (%64,8), balgam (%56) en sık enfeksiyon etiyotipinde izlendi. Şiddetli dispne (mMRC 3–4) en sık erken yaşam olayı ve enfeksiyon etiyotiplerinde gözlenirken (sırasıyla %57,1; %45,1) çevresel ve sigara maruziyetleri etiyotiplerinde mMRC-1 düzeyinde (%42,4;%46,5) dispne saptandı. Ortalama FEV₁ %53,99 ± 19,53 olup en düşük değer genetik etiyotipindeydi (%31,75 ± 10,43). Hastaların %29'unda ek solunumsal komorbidite gözlendi. %11 ile bronşiektazi en sık eşlik eden hastalıktı ve en çok enfeksiyon etiyotipinde (%24,2) görüldü. Solunum dışı komorbiditeler ise %73,5 oranında izlendi ve en sık saptanan hipertansiyondu (%47). Hastaların %94'ü inhaler tedavi almaktaydı, %73'ü uzun etkili inhaler kullanmakta ve en sık LAMA tercih edilmekteydi (%52,5). Son 1 yıldaki alevlenme sayısı en yüksek genetik etiyotipinde (2,75 ± 4,85) görüldü. Radyolojik olarak en sık bulgu amfizemdi (akciğer grafisi %49,5; BT %64,9) ve genetik etiyotipte tüm hastalarda izlendi. Sigara maruziyetine ek etiyolojik faktörlerin etkisi değerlendirildiğinde, sigara ve enfeksiyon etiyotipinin birlikte olduğu hastalarda öksürük, balgam şikayeti benzer düzeyde saptanırken dispne şiddetinin daha yüksek olduğu görüldü (p=0,048). Bronşiektazi sigara ve enfeksiyon maruziyeti olan grupta sadece sigara maruziyeti olan gruba göre daha yüksek saptandı (p=0,003). Solunum fonksiyon kaybı ve toraks BT'de bronşiektazi oranı da her iki etiyotipin birlikte olduğu grupta daha yüksekti (p=0,013; p < 0,001). Buna karşın sigara ve çevresel maruziyeti olan hastalar, yalnız sigara maruziyeti olanlarla karşılaştırıldığında solunum semptomları, spirometri, alevlenme öyküsü açısından fark saptanmadı. Akciğer kanseri ve kardiyovasküler komorbiditeler yalnız sigara maruziyeti olan grupta daha sık izlendi (p=0,019; p=0,044). Bu durum, çevresel ve sigara maruziyetinin solunum dışı komorbidite riskini artırabileceğini ve bu hasta grubunda izlemde akciğer kanseri taramasıyla kardiyovasküler hastalık varlığının araştırılmasının önemini ortaya koymaktadır. Sonuç: KOAH hastalarının büyük kısmında birden fazla etiyolojik faktörün birlikte bulunması, hastalığın tek bir risk faktörü ile açıklanamayan heterojen, çok faktörlü olduğunu göstermektedir. Sigara maruziyeti en sık etiyotip olmakla birlikte, çevresel maruziyetler ve enfeksiyon öyküsünün sık eşlik etmesi, özellikle kümülatif ve örtüşen maruziyetlerin KOAH gelişimindeki önemini ortaya koymaktadır. Etiyotipler incelendiğinde, genetik ve erken yaşam ilişkili KOAH daha erken yaşta ve daha ağır hava yolu obstrüksiyonu ile seyrederken, enfeksiyon ilişkili KOAH grubunda semptom yükü ve bronşiektazi sıklığı daha yüksek bulunmuştur. Sigara ve enfeksiyon maruziyetinin birlikte olduğu hastalarda klinik ve fonksiyonel kötüleşmenin daha belirgin olması, enfeksiyon etiyotipinin KOAH patogenezinde hastalık seyrini belirleyen önemli bir faktör olabileceğini düşündürmektedir. Bu çalışma, KOAH'ın etiyotip temelli sınıflandırılmasının hastalığın klinik, fonksiyonel ve radyolojik özellikleri ile komorbidite yükü ve tedavi gereksinimlerinin daha bütüncül değerlendirilmesine olanak sağladığını göstermektedir. Etiyotip yaklaşımının, risk sınıflaması, prognoz öngörüsü ve kişiselleştirilmiş tedavi stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Gelecekte, etiyotiplerin uzun dönem klinik sonuçlar, alevlenmeler, mortalite ve tedavi yanıtı üzerindeki etkisini değerlendiren geniş, prospektif ve çok merkezli çalışmalara ihtiyaç vardır.

Özet (Çeviri)

Objective: Chronic obstructive pulmonary disease (COPD) is a heterogeneous and progressive disease that develops not only due to smoking but also as a result of a lifelong interaction between environmental and infectious exposures, early-life events, and genetic susceptibility. This study aimed to classify spirometry-confirmed COPD patients according to etiotypes, to determine the distribution of the five etiotypes proposed by the 2022 Lancet Commission, and to investigate the impact of etiological factors beyond smoking (history of infection and/or environmental exposure) on the clinical and radiological characteristics of the disease. Materials and Methods: Between January 2023 and December 2025, 200 patients aged 18–85 years with spirometry-confirmed COPD (FEV₁/FVC < 0.70) who were admitted to our clinic were included. Patients were classified into five etiotypes using a questionnaire developed in line with the recommendations of the 2022 Lancet Commission. Demographic, clinical, and radiological data were obtained through patient interviews and the hospital electronic medical records. Clinical and radiological characteristics of patients with smoking exposure alone were compared with those of patients with smoking exposure combined with infectious or environmental etiological factors. Results: Of 334 patients evaluated with a preliminary diagnosis of COPD, 200 were spirometrically confirmed and included in the analysis. The most common etiotype was smoking-related exposure (n = 191; 95.5%). Four patients were classified as genetic etiotype, 21 as early-life etiotype, 91 as infection-related etiotype, and 142 as environmental exposure-related etiotype. The mean age was 65.1 ± 8.7 years, with the youngest patients observed in the genetic etiotype (54.75 ± 3.40 years). Male predominance was observed across all etiotypes (76.2–100%). At presentation, 61% of patients reported cough, 54% sputum production, and 42% had mMRC grade 1 dyspnea. Cough (64.8%) and sputum production (56%) were most frequently observed in the infection-related etiotype. Severe dyspnea (mMRC grades 3–4) was most common in the early-life and infection-related etiotypes (57.1% and 45.1%, respectively), whereas mMRC grade 1 dyspnea predominated in the environmental and smoking-related etiotypes (42.4% and 46.5%, respectively). The mean FEV₁ was 53.99 ± 19.53% predicted, with the lowest values observed in the genetic etiotype (31.75 ± 10.43%). Respiratory comorbidities were present in 29% of patients; bronchiectasis was the most common (11%) and was most frequently observed in the infection-related etiotype (24.2%). Extrapulmonary comorbidities were identified in 73.5% of patients, with hypertension being the most common (47%). Overall, 94% of patients were receiving inhaled therapy; 73% were on long-acting inhalers, and long-acting muscarinic antagonists (LAMA) were the most frequently used (52.5%). The highest mean number of exacerbations in the previous year was observed in the genetic etiotype (2.75 ± 4.85). Radiologically, emphysema was the most common finding (49.5% on chest radiography and 64.9% on CT), and it was present in all patients within the genetic etiotype. When the impact of etiological factors beyond smoking was evaluated, patients with combined smoking and infection-related etiotypes showed similar levels of cough and sputum production but had significantly more severe dyspnea compared with patients with smoking exposure alone (p = 0.048). Bronchiectasis was more prevalent in patients with combined smoking and infection exposure than in those with smoking exposure alone (p = 0.003). Additionally, lung function impairment and the prevalence of bronchiectasis on thoracic CT were significantly higher in the combined etiotype group (p = 0.013 and p < 0.001, respectively). In contrast, patients with combined smoking and environmental exposure did not differ from those with smoking exposure alone in terms of respiratory symptoms, spirometric findings, or exacerbation history. Lung cancer and cardiovascular comorbidities were more frequently observed in patients with smoking exposure alone (p = 0.019 and p = 0.044, respectively). These findings highlight the importance of lung cancer screening and cardiovascular risk assessment during follow-up, particularly in patients with smoking-related COPD. Conclusion: The coexistence of multiple etiological factors in the majority of COPD patients highlights that COPD is a heterogeneous and multifactorial disease that cannot be explained by a single risk factor. Although smoking exposure remains the predominant etiotype, the frequent coexistence of environmental exposures and prior infections underscores the importance of cumulative and overlapping exposures in COPD development. Genetic and early-life–related COPD were associated with earlier disease onset and more severe airflow limitation, whereas infection-related COPD demonstrated a higher symptom burden and increased prevalence of bronchiectasis. The more pronounced clinical and functional impairment observed in patients with combined smoking and infection exposure suggests that the infection etiotype may play a key role in determining disease progression. Overall, this study demonstrates that etiotype-based classification of COPD enables a more comprehensive evaluation of clinical characteristics, lung function, radiological patterns, comorbidity burden, and treatment requirements. The etiotype approach may improve risk stratification, prognostic assessment, and the development of personalized treatment strategies in COPD. Future large-scale, prospective, multicenter studies are needed to evaluate the impact of etiotypes on long-term clinical outcomes, exacerbations, mortality, and treatment response.

Benzer Tezler

  1. Kronik obstrüktif akciğer hastalığında meteorolojik parametrelerin akut alevlenme sıklığı üzerine etkisi

    The effect of meteorological parameters on chronic obstructive pulmonary disease exacerbation frequency

    BURHAN AKBAŞ

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2013

    Göğüs HastalıklarıÇanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi

    Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. N. ARZU MİRİCİ

  2. Küçük hücreli dışı akciğer kanseri tanısında miRNA türlerinin prediktif önemi

    The predictive importance of miRNA species in the diagnosis of non-small cell lung cancer

    DURMUŞ LEVENT GÜLER

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2019

    OnkolojiPamukkale Üniversitesi

    İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ SERKAN DEĞİRMENCİOĞLU

  3. Taksonomiye göre stabil KOAH hastalarının klinik özelliklerinin karşılaştırılması

    A taxonomy-based comparison of clinical characteristics in stable COPD patients

    İREM ALTAN

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2025

    Göğüs HastalıklarıSağlık Bakanlığı

    Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ FATİH ALAŞAN

  4. Kronik obstruktif akciğer hastalığında radyolojik tüberküloz sekellerinin yaygınlığı ve bu sekelleri taşıyan hastaların klinik özelliklerinin değerlendirilmesi

    Frequency of radiologic sequela of prior tuberculosis in COPD and clinical evaluation of patients with this sequelaes.

    HÜLYA DENİZ

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2010

    Göğüs HastalıklarıAnkara Üniversitesi

    Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. OYA KAYACAN

  5. Acil serviste solunum sıkıntılı hastalarda kardiyak ve akciğer ultrasonu ile klinik skorlamaların birlikte değerlendirilmesi

    Combined evaluation of cardiac and lung ultrasound with clinical scoring systems in patients with respiratory distress in the emergency department

    ÖZGE MERT ARABACI

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2026

    Acil TıpSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Acil Tıp Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. SERKAN DOĞAN

    DR. SALİH FETTAHOĞLU