Reconfiguring the urban deathscape: Environment, public health, and urban transformation in nineteenth and twentieth- century İzmir
Kentsel ölüm coğrafyasının yeniden yapılandırılması: On dokuzuncu ve yirminci yüzyıl İzmir'inde çevre, kamusal sağlık ve kentsel dönüşüm
- Tez No: 1010173
- Danışmanlar: DOÇ. EDA YÜCESOY, DOÇ. ABDULLAH AHMET ERSOY
- Tez Türü: Doktora
- Konular: Sanat Tarihi, Tarih, Art History, History
- Anahtar Kelimeler: İzmir, Izmir
- Yıl: 2026
- Dil: İngilizce
- Üniversite: İstanbul Teknik Üniversitesi
- Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
- Ana Bilim Dalı: Sanat Tarihi Ana Bilim Dalı (disiplinlerarası)
- Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Bu çalışma, İzmir'in mezarlıklarının on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda geçirdiği dönüşümü ele alarak halk sağlığı, kentsel modernleşme, çevresel değişim ve çevre tarihi arasındaki ilişkileri analiz etmektedir. Çalışmanın temel amacı, mezarlıkları yalnızca defin alanları ve kutsal mekânlar olarak değil, aynı zamanda modern şehrin oluşum sürecinde sağlık politikalarının, yöneticilerin müdahalelerinin, mekânsal düzenlemelerin ve toplumsal dönüşümlerin kesişim noktaları olarak değerlendirmektir. Bir zamanlar kentsel yaşamın ayrılmaz parçaları olan mezarlıklar, modern dönemle değişen sağlık politikaları, şehircilik politikaları ve uygulamaları ve kamusal alan anlayışları doğrultusunda yeniden tanımlanmış. Bunun neticesinde mezarlıkların kent içindeki konumları ve işlevleri önemli ölçüde dönüşmüştür. Bu dönüşüm yalnızca fiziksel mekânın yeniden düzenlenmesiyle sınırlı kalmamış; ölümün toplumsadaki anlamı, yaşayanlarla ölüler arasındaki ilişki ve kent sakinlerinin mezarlıklarla kurduğu bağı da önemli biçimde etkilemiştir. Tez, İzmir'deki gelişmeleri daha geniş bir Avrupa, Akdeniz ve Osmanlı bağlamı içerisinde ele almaktadır. On sekizinci yüzyılın sonlarından itibaren Avrupa kentlerinde yaşanan hızlı nüfus artışı, sanayileşme, şehirlere göç ve ticaret ağlarının genişlemesiyle artan nüfus hareketliliği kentlerin fiziksel ve sosyal yapısını köklü biçimde değiştirmiştir. Artan nüfus yoğunluğuyla bir araya gelen yetersiz altyapı, sık sık bir yenisi ortaya çıkan salgın hastalıkların yayılmasını kolaylaştırmış ve halk sağlığı sorunlarını dönemin en önemli meselelerinden biri hâline getirmiştir. Bu ölümcül ve sık tekrar eden salgınlar şehirlerin sağlık koşullarına ilişkin tartışmaları yoğunlaştırmış; mezarlıklar ve mezarlıklarla ve definle ilgili uygulamalar da bu tartışmaların merkezinde yer almıştır. Dönemin tıp çevrelerinde yaygın kabul gören miasma teorisi, kötü kokuların, bilhassa çürüyen bedenlerden yayılan kötü kokuların, hastalıkları ortaya çıkarıp yaydığı inanışına dayanıyordu. Bu inanış doğrultusunda mezarlıklar yalnızca kutsal ve dinî mekânlar olarak değil, aynı zamanda kamusal sağlığını tehdit eden alanlar olarak görülmeye başlanmıştır. Sonuç olarak Avrupa'nın birçok kentinde şehir içi mezarlıkların kapatılıp kabirlerin nakledilmesi, yeni mezarlıkların kent çeperlerinde kurulması ve defin uygulamalarının yeniden düzenlenmesiyle ilgili kapsamlı reformlar gerçekleştirilmiştir. Bu gelişmeler yalnızca Avrupa sınırları içinde kalmamış, Akdeniz dünyasının farklı bölgelerinde de yararlı kabul edilip uygulanmıştır. Liman kentleri, yoğun nüfus hareketliliği ve uluslararası insan harektliliğiyle bağlantıları nedeniyle sağlık politikalarının uygulandığı öncü mekanlar olmuşlardır. Ticaret gemileri, göç hareketleri ve salgın hastalıkların dolaşımı, bu kentlerde sağlıkla ilgili düzenlemelerin daha erken ve daha yoğun biçimde gündeme gelmesinde etkilidir. Bu nedenle mezarlıkların dönüşümü yalnızca yerel bir mesele değil, aynı zamanda küresel ölçekte dönüşüme olan bilgi, uzmanlık ve yönetim pratiklerinin bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Osmanlı İmparatorluğu da özellikle on sekizinci yüzyıldan itibaren bu gelişmelerden etkilenmiştir. Avrupa'daki gibi modern tıp ve eğitim kurumlarının Osmanlı'da da ortaya çıkışı, karantina sisteminin gelişmesi, belediye teşkilatlarının kurulması ve yeni sağlık mevzuatının yapılması ve genişlemesiyle birlikte mezarlıklar da devlet müdahalesi gerçekleşen alanlardan biri hâline gelmiştir. Avrupa'dakine benzer şekilde yoğun şehirleşme beraberinde gelen sorunlara çözüm getirmek amacıyla hazırlanan düzenlemeler, defin faaliyetlerinin denetlenmesini, mezarlık alanlarının sistemli biçimde yönetilmesini ve sağlık açısından risk oluşturduğu düşünülen uygulamaların sınırlandırılmasını hedeflemiştir. Böylece ölüm ve defin meseleleri giderek artan ölçüde modern bürokratik kurumların denetimi altına girmiştir. Mezarlıkların düzenlenmesi, yalnızca sağlık politikalarının bir parçası değil, aynı zamanda devletin kentsel mekân üzerindeki denetimini genişletmesinin bir aracı hâline gelmiştir. Bu bağlamda İzmir, çalışmanın üstüne eğildiği son derece önemli bir örnek oluşturmaktadır. On dokuzuncu yüzyılda Doğu Akdeniz'in en önemli liman şehirlerinden biri hâline gelen İzmir, yoğun ticaret ilişkileri, birçok etnik ve dini gruptan oluşan demografik yapısı ve küresel ekonomik ağlarla olan bağlantıları sayesinde Osmanlı modernleşmesinin en görünür ve yoğun şekilde yaşandığı şehirlerden biri olmuştur. Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler ve şehrin gelişen ekonomisinden faydalanamak için şehirde yaşayan birçok ülkeden yabancılardan oluşan nüfus yapısı, farklı defin geleneklerinin ve mezarlık kültürlerinin aynı kent içerisinde bir arada bulunmasına imkân sağlamıştır. Ancak modern dönemde ortaya çıkan sağlık ve şehircilik politikaları, farklı topluluklara ait mezarlıkları ortak bir müdahale alanına dönüştürmüştür. Bu nedenle İzmir örneği, mezarlıkların yalnızca dinî ve kültürel kurumlar olarak değil, aynı zamanda kentsel yönetimin, modernleşmenin ve mekânsal dönüşümün önemli bileşenleri olarak incelenmesine imkân tanımaktadır. Araştırma, arşiv çalışmasını söylem analizi ve mekânsal tarih yöntemleriyle birleştiren disiplinlerarası bir yaklaşım benimsemektedir. Osmanlı arşiv belgeleri, fermanlar, iradeler, belediye meclisi kayıtları, nizamnameler ve çeşitli bürokratik yazışmalar, devletin ve yerel yönetimlerin mezarlıklara yönelik politikalarını incelemek amacıyla kullanılmıştır. Bunun yanında çeşitli tarihlerde yapılmış haritalar ve görsel malzemeler aracılığıyla mezarlık alanlarının kent içerisindeki konumları ve bu alanların zaman içerisinde şehrin geri kalanıyla benzer biçimde dönüşümleri takip edilmiştir. Gazeteler, seyahatnameler, anılar ise ölüm, defin ve mezarlıklara ilişkin toplumsal algıları, süregelen tartışmaların topluma yansımalarını görebilmek amacıyla incelenmiştir. Böylece hem resmî politikalar hem de gündelik yaşam deneyimleri hem de bu ikisinin birlikte yarattığı kamu algısı hep birlikte ele alınmış, mezarlıkların dönüşümü çok katmanlı bir süreç olarak analiz edilmiştir. Tez aynı zamanda mekânsal tarih yaklaşımını kullanarak mezarlıkların kent içerisindeki konumlarının ve anlamlarının zaman içerisinde nasıl değiştiğini ortaya koymaktadır. Erken modern dönemde mezarlıklar yerleşim alanlarıyla iç içe bulunuyor, günlük yaşamın doğal parçaları olarak işlev görüyordu. İnsanlar mezarlıkların içerisinden geçiyor, bu alanları dinlenme veya sosyalleşme mekânları olarak kullanabiliyor ve ölülerle gündelik yaşam arasında keskin bir ayrım bulunmuyordu. Ancak modern dönemde sağlık ve hijyen söylemlerinin yükselişiyle birlikte mezarlıklar giderek kent yaşamından ayrıştırılmış alanlar hâline gelmiştir. Böylece ölümün kamusal görünürlüğü azalırken, yaşayanlarla ölüler arasındaki mekânsal ilişkinin niteliği de değişmiştir. Çalışmanın temel argümanlarından ilki, halk sağlığı söyleminin yükselişinin mezarlıkları hijyenik tehditler olarak yeniden tanımladığıdır. Özellikle salgın hastalıklar sırasında mezarlıkların hastalıkların yayılmasına katkıda bulunduğu yönündeki görüşler, şehir içi defin uygulamalarının eleştirilmesine neden olmuştur. Her ne kadar bu görüşlerin bir kısmı dönemin tıbbi bilgi birikimiyle sınırlı olsa da, söz konusu söylem mezarlıklara yönelik müdahaleleri meşrulaştıran güçlü bir araç hâline gelmiştir. Sonuç olarak şehir içi mezarlıkların kaldırılması, yeni mezarlıkların kent dışına taşınması ve defin süreçlerinin daha sıkı kurallara bağlanması mümkün olmuştur. Böylece mezarlıklar giderek daha fazla bürokratik denetim altına alınmış ve modern kent planlamasının konusu hâline gelmiştir. İkinci olarak tez, ölümün sekülerleşmesi ve kolektif belleğe ilişkin değişen yaklaşımların yaşayanlarla ölüler arasındaki ilişkiyi dönüştürdüğünü savunmaktadır. Geleneksel dönemde mezarlıklar yalnızca defin alanları değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın ve gündelik yaşamın önemli parçalarıydı. Mezarlıklar geçmiş kuşaklarla bağ kurmanın, aile ve topluluk kimliklerini sürdürmenin araçları olarak işlev görmekteydi. Ancak modern dönemde ölüm giderek daha fazla uzmanların, kurumların ve bürokratik yapıların kontrolüne bırakılmıştır. Mezarlıkların kent yaşamından ayrıştırılması, ölümün görünürlüğünü azaltırken toplumsal hafızanın mekânsal dayanaklarını da dönüştürmüştür. Bu süreç, yaşayanlarla ölüler arasındaki ilişkinin yeniden tanımlanmasına yol açmış ve mezarlıkların toplumsal işlevlerinde önemli değişiklikler yaratmıştır. Üçüncü olarak çalışma, İzmir'in demografik, çevresel ve kentsel dönüşümlerinin mezarlıkları yeniden işlevlendirme süreçlerinin merkezine yerleştirdiğini göstermektedir. Nüfus artışı, göç hareketleri, yeni ulaşım ağlarının kurulması ve kentleşme baskısı, mezarlık alanları üzerinde yoğun bir baskı oluşturmuştur. Bu nedenle bazı mezarlıklar tamamen kaldırılmış, bazıları küçültülmüş, bazıları ise farklı amaçlarla kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle eski mezarlık alanlarının yol, park, okul, kamu binası ve yerleşim alanı gibi yeni işlevler kazanması, modern kentin mekânsal ihtiyaçlarının geçmişin defin alanları üzerinden karşılandığını göstermektedir. Bu süreçte mezarlıklar yalnızca ortadan kaldırılmamış; aynı zamanda yeni kentsel projelerin uygulanabileceği stratejik alanlara dönüştürülmüştür. Tez ayrıca çevre tarihi perspektifinden hareketle mezarlıkların kentsel ekolojiyle ilişkisini de incelemektedir. Mezarlıklar yalnızca kültürel ve dinî mekânlar değil, aynı zamanda bitki örtüsü, toprak yapısı ve açık alan özellikleriyle kentin çevresel yapısının bir parçasıdır. Modernleşme sürecinde bu alanların dönüştürülmesi veya ortadan kaldırılması, kentin fiziksel çevresini ve ekolojik dengelerini de etkilemiştir. Bu yönüyle mezarlıkların tarihi, yalnızca ölüm ve defin uygulamalarının değil, aynı zamanda kentlerin çevresel dönüşümünün de bir parçası olarak değerlendirilmelidir. Çalışmada özellikle mezarlıkların mülteci iskânı için yeni mahalleler iskanı, altyapı projeleri ve yeni kamusal alanların oluşturulması süreçlerinde oynadığı rol üzerinde durulmaktadır. İzmir'in geçirdiği demografik dönüşümler, özellikle savaşlar, zorunlu göçler ve nüfus hareketleri sonrasında mezarlık alanlarının yeni şekillerde kullanımının önünü açmıştır. Bu durum, mezarlıkların yalnızca kamu sağlığını koruma amaçlı politikalar nedeniyle değil, aynı zamanda kentin değişen kentsel dokusu, ekonomik ihtiyaçları ve değişen demografik yapısının yeni ihtiyaçları doğrultusunda da dönüştürüldüğünü göstermektedir. Eski mezarlıkların yeni yerleşim bölgelerine dönüştürülmesi veya mezarlıklar üzerine kamusal alanlar inşa edilmesi, şehrin hem kentsel dokusunu hem de çevresinin özellikliklerini değiştirmiştir. Sonuç olarak bu tez, İzmir mezarlıklarının şehir modernleşmesinin hızlandığı dönemde ve modernleşme sürecinde pasif ve değişime kapalı mekânlar olmadığını; aksine mezarlıkların kamu sağlığıyla ilgili endişeler, şehrin idaresi, şehir planlaması, çevresel dönüşüm ve farklı gurpların faydaları üzerine yürütülen müzakerelerin merkezinde yer aldığını göstermektedir. Kentsel tarih, kamu sağlığı tarihi, çevre tarihi, ölüm çalışmaları ve Osmanlı tarihi literatürlerini bir araya getiren çalışma, mezarlıkları modern kentin oluşumunu anlamada kullanılan mekansal analizin temel araçlarından biri olarak değerlendirirken demografik, ekonomik ve ekolojik unsurları da bu analize katmıştır. Bu tez, literatürde çoğu zaman dinî veya kültürel karakterleriyle ele alınan mezarlıkları, kamu sağlığı politikaları, sağlık tarihi, mekânsal dönüşüm ve çevre tarihi ve bunların biribiryle ilişkileri bakımından ele alarak literatüre özgün bir katkı sunmaktadır. İzmir örneği üzerinden geliştirilen bu analiz, Osmanlı modernleşmesinin yalnızca idarî ve kurumsal değişimlerden ibaret bir fenomen olarak ele alınamayacağını; aynı zamanda ölüm, mekân ve çevre gibi gündelik yaşamın temel unsurlarını da bu fenomenin parçası oalrak Osmanlı toplumunu ve Osmanlı eşhirlerini dönüştürdüğünü göstermektedir. Böylece çalışma, hem Osmanlı şehir tarihi hem Akdeniz tarihi hem de global kent tarihi literatürüne katkıda bulunarak, defin alanlarının modern kentin fiziksel sınırlarının yeniden çizilmesinde ve şehir ve şehirden yaşayanların ilişkilerinde belirleyici rolünü ortaya koymaktadır.
Özet (Çeviri)
This dissertation examines the transformation of cemeteries in Izmir during the nineteenth and twentieth centuries as a lens for analyzing the intersections of public health and urban modernization. Cemeteries, once integral to the urban fabric, gradually came to be perceived as dangerous, intervenable spaces within the rising discourse of hygiene and modernity. The study situates Izmir's trajectory within broader European and Ottoman contexts, showing how Enlightenment public health debates, outbreaks, and the spread of new medical knowledge shaped local policies, burial practices, and spatial configurations. The methodology combines archival research, discourse analysis, and spatial history. Ottoman imperial decrees, municipal council records, and public health regulations provide insight into official strategies, while maps and urban plans trace the physical reorganization of cemetery lands. The study also adopts a spatial history perspective, investigating how cemeteries were redefined as public health hazards and subsequently repurposed for infrastructure, refugee housing, and modern public projects. Newspapers, travelogues, and memoirs are employed to capture cultural perceptions of death and burial, revealing how these spaces were imagined and contested by different communities. Izmir's distinctive position as a multiethnic, port city embedded in Mediterranean and global urban networks is examined with a comparative analyze. The dissertation advances three main arguments. First, the rise of public health discourse reframed cemeteries as sanitary threats, culminating in prohibitions on intramural burials and the relocation of graveyards to the urban periphery. Second, the secularization of death altered the relationship between the living and the spaces of the dead. Third, Izmir's demographic and ecological transformations made cemeteries pivotal sites of intervention. By integrating urban history, public health history, this dissertation contributes to debates on Ottoman modernization and the global history of the city. It demonstrates that Izmir's cemeteries were not passive remnants of tradition but central arenas where health, governance, and modernity were negotiated, and where the reconfiguration and disappearance of burial spaces reshaped the city.
Benzer Tezler
- Architecture as an urban and social sign: Understanding the nature of urban transformation in Eskişehir highway, Ankara
Kentsel ve sosyal bir işaret olarak mimarlık: Ankara Eskişehir yolundaki kentsel dönüşümün doğasının anlaşılması
ORNELA BONJAKU GÖKDEMİR
Yüksek Lisans
İngilizce
2009
MimarlıkOrta Doğu Teknik ÜniversitesiMimarlık Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. ABDİ GÜZER
- Bilgi ve iletişim teknolojileri destekli mekansal müdahalelerin kentsel kamusal açık mekanlarda yer oluşturma rolü üzerine bir irdeleme
An examination on the placemaking role of ICT-supported spatial interventions in urban public open spaces
MUSTAFA GÖKÇE
Yüksek Lisans
Türkçe
2025
MimarlıkYıldız Teknik ÜniversitesiMimarlık Ana Bilim Dalı
DR. ÖĞR. ÜYESİ NESLİNUR HIZLI ERKILIÇ
- Demolition as an ideological strategy: The case of Ankara (1994-2023)
İdeolojik bir strateji olarak yıkım: Ankara örneği (1994-2023)
DİDEM BAYKAL
Yüksek Lisans
İngilizce
2025
Mimarlıkİhsan Doğramacı Bilkent ÜniversitesiMimarlık Ana Bilim Dalı
YRD. DOÇ. DR. GİORGİO GASCO
- An inquiry on absolute architecture: The case study of arter in İstanbul
Bir mutlak mimarlık sorgusu: İstanbul'da arter örneği
UMUT BORA ŞAHİN
Yüksek Lisans
İngilizce
2021
MimarlıkOrta Doğu Teknik ÜniversitesiMimarlık Ana Bilim Dalı
DR. ÖĞR. ÜYESİ ESİN KÖMEZ DAĞLIOĞLU
- Systematic approach for the management of real estate development
Gayrimenkul geliştirme yönetimine sistematik yaklaşım
İLKER AYDIN
Yüksek Lisans
İngilizce
2004
İnşaat MühendisliğiMimar Sinan Güzel Sanatlar ÜniversitesiYapı Mühendisliği Ana Bilim Dalı
YRD. DOÇ. DR. KIRHAN DADAŞBİLGE