Geri Dön

Nüzul sırasına göre Kur'ân-ı Kerim'de kibir

Arrogance in the Holy Qur'an according to the order of revelation

  1. Tez No: 1012780
  2. Yazar: BEDİRHAN DÖNMEZ
  3. Danışmanlar: DOÇ. DR. YUNUS ABDURAHİMOĞLU
  4. Tez Türü: Yüksek Lisans
  5. Konular: Din, Religion
  6. Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
  7. Yıl: 2026
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Bartın Üniversitesi
  10. Enstitü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
  11. Ana Bilim Dalı: Temel İslam Bilimleri Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Bu çalışmada, Kur'ân-ı Kerim'in yirmi üç yıllık nüzul sürecini merkeze alarak ahlaki bir kusur olan kibir kavramının mahiyetini, türlerini, kaynaklarını ve bireyden topluma uzanan tezahürlerini incelemeyi amaçladık. İnsanın kendisini makam, mevki ve dünyevi varlıklar bakımından başkalarından üstün görmesi şeklinde tanımlanan kibir, insanlığın kendisiyle var olmuş ve İlahi İradenin tasvip etmediği temel bir ahlaki sapma olarak karşımıza çıkmaktadır. Araştırmamızın temel hedefini; kibir kavramının Kur'ânî bir perspektiften nasıl bir dönüşüm geçirdiğini tespit etmek, bu kavramın Câhiliye ortamında, Mekkî ve Medenî surelerde nasıl ele alındığını dönemler itibarıyla değerlendirmek ve bu dönemler arasındaki benzerlikler ile farklılıkları ortaya koymak olarak belirledik. Bununla birlikte Kur'ân'da tasvir edilen kibirli karakterlerin tasnifini ortaya koymak, onları kibre iten saikleri tespit etmek ve bu manevi hastalıktan kurtuluş yollarını ilahi vahyin rehberliğinde sunmak da çalışmamızın temel alt hedefleri arasında yer almaktadır. Çalışmamızda materyal ve yöntem olarak, nitel araştırma tekniklerinden, kavramsal analiz, metin analizi ve kronolojik karşılaştırma yöntemlerini kullandık. Ayetleri nüzul sırasına göre tasnif ederek, kavramın Mekkî ve Medenî dönemlerdeki anlamsal gelişimini ve toplumsal bağlamla olan ilişkisini ayrıntılı bir şekilde irdeledik. Ayrıca kibrin lügat ve terim anlamlarının yanı sıra; ucb (kendini beğenme), istiğnâ (kendi kendine yetme) ve tuğyan (azgınlık) gibi yakın anlamlı kavramlarla ilişkisini çözümleyerek geniş bir semantik harita oluşturduk. Elde ettiğimiz bulgular neticesinde, kibrin vahyin başlangıcından itibaren sistematik bir gelişim izlediğini saptadık. Mekke döneminin ilk evrelerinde kibrin, kişinin yaratılışını ve Rabbiyle olan bağını unutarak kendini ihtiyaçsız görmesi olarak tanımlanan istiğnâ üzerinden bireysel bir sapma olarak başladığını gördük. Bu dönemde İblis'i, yaratılış materyallerini kıyaslayarak ilahi emre karşı çıkan ve“Ben ondan hayırlıyım”iddiasıyla yola çıkan ilk kibir örneği olarak değerlendirdik. Vahyin ilerleyen safhalarında ise kibrin sadece şahsi bir inat meselesi olmaktan çıkıp; Firavun (siyasi güç), Karun (ekonomik güç) ve Haman (bürokratik otorite) örneklerinde somutlaştığı üzere kurumsallaşmış bir zulüm mekanizmasına ve sınıfsal bir hegemonyaya dönüştüğünü tespit ettik. Bu süreçte kibrin, zayıf halk kitlelerini baskı altına alan politik bir rejime dönüştüğünü ve toplumsal adaleti kökten sarstığını gözlemledik. Medine döneminde ise kibrin karakter değiştirerek nifak olgusuyla bütünleştiğini saptadık. Bu dönemde müstekbir profilinin; ibadeti kendine yedirememe, cimrilik, riya ve uyarılma karşısında gururu sebebiyle günahta ısrar etme gibi toplumsal dayanışmayı engelleyen karakter özellikleriyle harmanlandığını gördük. Münafık kibrinin, kişinin haksızlığını bildiği halde uyarılmayı onuruna yedirememesi ve hakikate sırt çevirmesi şeklinde tezahür ettiğini belirledik. Sonuç olarak, Kur'ân-ı Kerim'in kibri hem bireyi hakikatten koparan hem de toplumsal hiyerarşiyi bozarak adaleti yok eden en tehlikeli varoluşsal sapma olarak konumlandırdığını belirledik. Kibrin, insanın parmaklarını kulağına tıkaması ve elbiselerine bürünmesi gibi eylemlerle görsel ve işitsel iletişim kanallarını hakikate karşı fiziksel olarak kapattığını ortaya koyduk. Buna mukabil ilahi vahyin bu illete karşı en etkili manevi reçete olarak, kişinin en onurlu azası olan başını toprağa koyarak kendi acziyetini temsil eden“secde”eylemini sunduğunu saptadık. Nihayetinde kibrin mülkün gerçek sahibi olan Allah ile bir rekabet girişimi olduğunu, gerçek izzetin ise ancak O'na samimiyetle kul olmakla mümkün olabileceği kanaatine ulaştık.

Özet (Çeviri)

In this study, we aimed to examine the nature, types, sources, and manifestations of the moral defect of arrogance from the individual to society, centering on the twenty-three-year revelation process of the Holy Quran. Defined as an individual seeing themselves as superior to others in terms of rank, position, and worldly assets, arrogance emerged with the first human and appears as a fundamental moral deviation not approved by the Divine Will. The primary objective of this study is to determine how the concept of arrogance has undergone a transformation from a Qur'anic perspective, to evaluate how this concept is addressed in the Jāhiliyya environment, in the Meccan and Medinan suras on a period-by-period basis, and to reveal the similarities and differences between these periods. In addition, identifying the typologies of arrogant characters depicted in the Qur'an, determining the motives that drive them toward arrogance, and presenting the ways of salvation from this spiritual disease under the guidance of divine revelation also constitute the fundamental sub-objectives of our study. In our study, we utilized qualitative research techniques, specifically text analysis and the chronological comparison method, as our material and method. By classifying the verses according to the order of revelation, we scrutinized the semantic development of the concept and its relationship with the social context in both the Meccan and Medinan periods in detail. Additionally, besides the literal and technical meanings of arrogance, we created a broad semantic map by analyzing its relationship with related concepts such as ucb (self-admiration), istiğnâ (self-sufficiency), and tuğyan (transgression). As a result of the findings we obtained, we determined that arrogance followed a systematic development from the beginning of the revelation. We observed that in the early stages of the Meccan period, arrogance began as an individual deviation through istiğnâ, defined as the person seeing themselves as self-sufficient by forgetting their creation and their bond with the Lord. During this period, we evaluated Iblis as the first prototype of arrogance who opposed the divine command by comparing creation materials and setting out with the claim“I am better than him”. In the later phases of the revelation, we identified that arrogance ceased to be merely a matter of personal stubbornness and transformed into an institutionalized mechanism of oppression and a class hegemony, as embodied in the examples of Pharaoh (political power), Karun (economic power), and Haman (bureaucratic authority). During this process, we observed that arrogance turned into a political regime that suppressed the weak masses and fundamentally shook social justice. In the Medinan period, we identified that arrogance changed character and integrated with the phenomenon of hypocrisy (nifaq). We saw that during this period, the profile of the arrogant was blended with character traits that hinder social solidarity, such as the inability to accept worship, stinginess, ostentation, and persisting in sin due to pride when warned. We determined that the arrogance of the hypocrite manifested itself as the inability to swallow one's pride to be warned despite knowing one's wrongness and turning one's back on the truth. In conclusion, we determined that the Holy Quran positions arrogance as the most dangerous existential deviation that both detaches the individual from the truth and destroys justice by disrupting social hierarchy. We demonstrated that arrogance physically closes an individual's visual and auditory communication channels against the truth through actions such as plugging fingers into ears and wrapping oneself in garments. In return, we identified that divine revelation offers the act of“prostration”, which represents one's impotence by placing the most honorable limb on the ground and is the exact opposite of arrogance, as the most effective spiritual prescription. Ultimately, we reached the conclusion that arrogance is an attempt to compete with Allah, the true owner of sovereignty, and that true honor is only possible through being a sincere servant to Him.

Benzer Tezler

  1. Ebü'l-A´lâ el-Mevdûdî'nin Tefhimü'l-Kur'an tefsirinde cihad ve kıtal ayetlerini yorumlaması

    Ebü'l-A'laâ el-Mavdûdî's interpretation of the verses of jihad and kital in his Tefhimü'l-Kur'an tasir

    OĞUZHAN AKKAN

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2024

    Eğitim ve ÖğretimKırıkkale Üniversitesi

    Temel İslam Bilimleri Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. MEVLÜT ERTEN

  2. Muhammed İzzet Derveze'nin tefsirinde nesh

    İzzet Derveze'nin interpretation of Muhammad nesh

    ÖZGE ERGİN

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2010

    DinGazi Üniversitesi

    Temel İslam Bilimleri Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. HALİS ALBAYRAK

  3. التحليل الدلالي لمفهوم الرشد في القرآن الكريم

    Kurân'da (rüşd) kelimesinin semantik analizi / Semantic analysis of the concept of al-Rushd in the Holy Qur'an

    MOHAMMED AL-JAMALI

    Yüksek Lisans

    Arapça

    Arapça

    2022

    Dinİstanbul Üniversitesi

    Temel İslam Bilimleri Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. HİDAYET AYDAR

  4. Düşünce yapısının değişiminde tedebbür ayetlerinin kronolojik olarak incelenmesi

    The chronologıcal analysis of tadabbur verses in change of people's mind

    HİLAL MONİS

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2019

    DinŞırnak Üniversitesi

    Temel İslam Bilimleri Ana Bilim Dalı

    DR. ÖĞR. ÜYESİ AHMET GÜL

  5. Kur'ân'da k-r-m kökünün etimolojik yapısı ve semantik analizi

    Semantic and etymological analysis for k-r-m root in the Qur'an

    MUSTAFA NEBHEN

    Yüksek Lisans

    Türkçe

    Türkçe

    2022

    DilbilimGaziantep Üniversitesi

    Temel İslam Bilimleri Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. MUSTAFA KESKİN