Diskoid lupus eritematozus hastalarında demografik, klinik, histopatolojik ve laboratuvar bulgularının retrospektif değerlendirilmesi
Retrospective evaluation of demographic, clinical, histopathological, and laboratory findings in patients with discoid lupus erythematosus
- Tez No: 1018081
- Danışmanlar: PROF. DR. İLKİN ZİNDANCI
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: Dermatoloji, Dermatology
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2026
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Sağlık Bilimleri Üniversitesi
- Enstitü: İstanbul Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi
- Ana Bilim Dalı: Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Amaç: Diskoid lupus eritematozus (DLE), etkilediği dokuda skar ve pigment değişikliklerine neden olabilen kronik inflamatuvar bir dermatozdur. Hastalık çoğunlukla deri ile sınırlıdır ancak bazı vakalarda sistemik lupus eritematozusa (SLE) progresyon gelişebilmesi nedeniyle klinik, histopatolojik ve serolojik açıdan dikkatli değerlendirme gerektirmektedir. Direkt immünfloresan (DİF) inceleme, DLE tanısında klinik ve histopatolojik bulguları destekleyen önemli yardımcı yöntemlerden biri olup dermoepidermal bileşke ve foliküler bazal membran boyunca başta IgM olmak üzere IgG, C3 ve daha nadir olarak IgA immünreaktan birikimlerini göstermektedir. Bununla birlikte DİF bulgularının klinik fenotip, histopatolojik özellikler, laboratuvar parametreleri ve sistemik tutulum ile ilişkisini değerlendiren çalışmalar literatürde sınırlı sayıdadır. Ayrıca mevcut çalışmaların çoğu görece küçük hasta serileri ile gerçekleştirilmiş olup DİF'in klinik ve prognostik değeri halen net olarak ortaya konulamamıştır. Bu çalışmada klinik ve histopatolojik olarak DLE tanısı doğrulanmış hastalarda demografik, klinik, histopatolojik, laboratuvar ve DİF bulgularının retrospektif olarak değerlendirilmesi; DİF pozitifliği ile klinik özellikler, serolojik otoantikor varlığı ve sistemik tutulum arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı. Ayrıca DİF immünreaktanlarının klinik ve laboratuvar bulguları ile olası korelasyonunun değerlendirilmesi hedeflendi. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tek merkezli, retrospektif ve analitik olarak planlandı. Çalışmaya, Ocak 2010-Ekim 2025 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıkları Kliniği'ne başvuran, klinik ve histopatolojik olarak DLE tanısı doğrulanmış 18 yaş üzeri 118 hasta dahil edildi. Histopatolojik tanısı şüpheli olan, verileri eksik bulunan, gebe ve emziren hastalar çalışma dışı bırakıldı. Çalışma Helsinki Deklarasyonu ilkelerine uygun olarak gerçekleştirildi ve etik kurul onayı alındı. Hastaların tanı anındaki yaş, cinsiyet, sigara öyküsü, aile öyküsü, komorbid hastalıkları, fotosensitivite, ultraviyole ışın maruziyeti, stres ve ilaç maruziyeti gibi demografik ve klinik özellikleri retrospektif olarak değerlendirildi. Ayrıca lezyon süresi, lezyon lokalizasyonları, lezyon tipleri, mukozal tutulum, lezyona bağlı sekeller ve sistemik tutulum bulguları kaydedildi. Histopatolojik incelemede epidermal ve dermal bulgular; DİF incelemede ise immünreaktan tipi, birikim paterni ve birikim lokalizasyonu değerlendirildi. Laboratuvar incelemelerinde ANA, Anti-dsDNA ve diğer otoantikor sonuçları kaydedildi. Hastalar DİF incelemesinde immündepozit varlığına göre DİF pozitif ve DİF negatif olarak iki gruba ayrılarak karşılaştırmalı analiz yapıldı. İstatistiksel analizler SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) version 27 programı kullanılarak gerçekleştirildi. Tanımlayıcı veriler sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, medyan ve minimum-maksimum değerler şeklinde ifade edildi. Kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Pearson Ki-kare testi ve Fisher exact testi kullanıldı. Sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirildi. Normal dağılım gösteren değişkenlerde bağımsız örneklem t-testi kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 118 hastanın yaş ortalaması 49,67±12,88 yıl olup hastaların büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturmaktaydı (%72,9). Hastalarda sigara öyküsü (%44,1), fotosensitivite (%39,8), ekstra ultraviyole ışın maruziyeti (%31,4) ve stres maruziyeti (%41,5) sık görülen çevresel risk faktörleri arasında yer almaktaydı. Ortalama lezyon süresi 8,30±5,21 yıl olarak bulundu. En sık tutulum bölgeleri yüz (%58,5) ve skalp (%42,4) olup, yüz bölgesinde en sık malar tutulum izlendi (%42,4). En sık lezyon tipi plak tarzı lezyonlar (%90,7) olarak saptandı. Lezyona bağlı sekeller arasında en sık skar gelişimi (%54,2), atrofi (%37,3) ve postinflamatuar hiperpigmentasyon (%31,4) görüldü. Sistemik tutulum hastaların %21,2'sinde saptandı. Organ tutulumu açısından en sık eklem tutulumu izlendi (%76,0). Histopatolojik incelemede en sık epidermal bazal vakuoler dejenerasyon (%85,6), epidermal atrofi (%75,4), dermal perivasküler/periadneksiyal lenfosit infiltrasyonu (%97,5) ve dermal müsin birikimi (%53,4) saptandı. DİF pozitifliği %43,2 oranında bulundu. En sık immünreaktan IgM (%28,8) olup bunu C3 (%18,6) ve IgG (%14,4) izledi. En sık birikim paterni granüler tipte (%28,0), en sık birikim lokalizasyonu ise dermoepidermal bileşke düzeyindeydi (%35,6). ANA pozitifliği hastaların %38,1'inde, Anti-dsDNA pozitifliği ise %5,1'inde saptandı. ANA ve Anti-dsDNA pozitifliğinin sistemik tutulum, SLE birlikteliği ve eklem tutulumu ile ilişkili olduğu görüldü. Buna karşın DİF pozitifliği ile sistemik tutulum, SLE birlikteliği, klinik bulgular ve histopatolojik özellikler arasında anlamlı ilişki saptanmadı. DİF immünreaktanlarının büyük çoğunluğunun klinik fenotip, lezyon süresi ve laboratuvar parametreleri ile güçlü korelasyon göstermediği izlendi. Sonuç: Çalışmamızda DİF incelemesinde en sık immünreaktanın IgM olduğu ve immün birikimlerin çoğunlukla granüler karakterde dermoepidermal bileşke düzeyinde izlendiği saptanmıştır. DİF pozitifliği ile sistemik tutulum, klinik fenotip ve histopatolojik özellikler arasında anlamlı ilişki gösterilemezken; ANA ve özellikle Anti-dsDNA pozitifliğinin sistemik tutulum ve SLE birlikteliği ile daha yakın ilişkili olduğu görülmüştür. Bulgularımız, DİF incelemesinin DLE'de klinik ve histopatolojik değerlendirmeyi destekleyen yardımcı bir tanısal yöntem olduğunu; ancak sistemik tutulum ve prognostik özellikleri öngörmede sınırlı değere sahip olabileceğini düşündürmektedir. DİF bulgularının klinik ve serolojik parametrelerle ilişkisini daha net ortaya koyabilmek için daha geniş örneklemli prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır
Özet (Çeviri)
Objective: Discoid lupus erythematosus (DLE) is a chronic inflammatory dermatosis that may lead to scarring and pigmentary alterations in the affected tissue. Although the disease is usually limited to the skin, some patients may progress to systemic lupus erythematosus (SLE), necessitating careful clinical, histopathological, and serological evaluation. Direct immunofluorescence (DIF) examination is an important adjunctive diagnostic tool in DLE, demonstrating immunoreactant deposition, predominantly IgM, as well as IgG, C3, and less commonly IgA, along the dermoepidermal junction and follicular basement membrane zone. However, studies evaluating the relationship between DIF findings and clinical phenotype, histopathological features, laboratory parameters, and systemic involvement are limited. In addition, most available studies have included relatively small patient populations, and the clinical and prognostic significance of DIF findings has not yet been clearly established. This study aimed to retrospectively evaluate the demographic, clinical, histopathological, laboratory, and DIF findings in patients with clinically and histopathologically confirmed DLE and to investigate the relationship between DIF positivity, clinical features, serological autoantibody positivity, and systemic involvement. Furthermore, possible correlations between specific DIF immunoreactants and clinical and laboratory findings were assessed. Materials and Methods: This single-center retrospective analytical study included 118 patients aged ≥18 years with clinically and histopathologically confirmed DLE who were evaluated at the Department of Dermatology and Venereology, University of Health Sciences Haydarpaşa Numune Training and Research Hospital, between January 2010 and October 2025. Patients with uncertain histopathological diagnoses, incomplete clinical data, pregnancy, or lactation were excluded. The study was conducted in accordance with the Declaration of Helsinki and was approved by the local ethics committee. Demographic and clinical characteristics, including age at diagnosis, sex, smoking history, family history, comorbidities, photosensitivity, ultraviolet exposure, stress, and drug exposure, were retrospectively evaluated. Lesion duration, lesion localization, lesion morphology, mucosal involvement, lesion-related complications, and systemic involvement were also recorded. Histopathological examination included epidermal and dermal findings, whereas DIF examination evaluated immunoreactant type, deposition pattern, and localization. Laboratory findings, including antinuclear antibody (ANA), anti-double-stranded DNA (Anti-dsDNA), and other autoantibody results, were recorded. Patients were divided into DIF-positive and DIF-negative groups according to the presence of immunodeposition and comparatively analyzed. Statistical analyses were performed using SPSS version 27 (IBM Corp., Armonk, NY, USA). Descriptive data were expressed as numbers, percentages, means, standard deviations, medians, and minimum–maximum values. Categorical variables were compared using Pearson's chi-square test or Fisher's exact test, as appropriate. The normality of continuous variables was assessed using the Kolmogorov–Smirnov test. Continuous variables with a normal distribution were analyzed using the independent-samples t-test. A two-sided p value <0.05 was considered statistically significant. Results: The mean age of the 118 patients was 49.67 ± 12.88 years, and 72.9% were female. Smoking history (44.1%), photosensitivity (39.8%), excessive ultraviolet exposure (31.4%), and stress exposure (41.5%) were among the most common environmental risk factors. The mean lesion duration was 8.30 ± 5.21 years. The most affected sites were the face (58.5%) and scalp (42.4%), with malar involvement being the most frequent facial localization (42.4%). Plaque-type lesions were the predominant lesion morphology (90.7%). The most common lesion-related complications were scarring (54.2%), atrophy (37.3%), and post-inflammatory hyperpigmentation (31.4%). Systemic involvement was detected in 21.2% of patients. Joint involvement was the most common organ involvement (76.0%). Histopathological examination revealed epidermal basal vacuolar degeneration (85.6%), epidermal atrophy (75.4%), dermal perivascular/periadnexal lymphocytic infiltration (97.5%), and dermal mucin deposition (53.4%) as the most frequent findings. DIF positivity was observed in 43.2% of patients. IgM was the most frequently detected immunoreactant (28.8%), followed by C3 (18.6%) and IgG (14.4%). The most common deposition pattern was granular (28.0%), and the most frequent deposition site was the dermoepidermal junction (35.6%). ANA positivity was detected in 38.1% of patients, whereas Anti-dsDNA positivity was found in 5.1%. ANA and Anti-dsDNA positivity were associated with systemic involvement, SLE coexistence, and joint involvement. In contrast, no significant association was found between DIF positivity and systemic involvement, SLE coexistence, clinical findings, or histopathological features. Most DIF immunoreactants did not show a significant correlation with clinical phenotype, lesion duration, or laboratory parameters. Conclusion: In our study, IgM was the most frequently detected immunoreactant on DIF examination, and immunodeposits were predominantly observed in a granular pattern along the dermoepidermal junction. While no significant association was identified between DIF positivity and systemic involvement, clinical phenotype, or histopathological features, ANA positivity and particularly Anti-dsDNA positivity were more closely associated with systemic involvement and SLE coexistence. Our findings suggest that DIF examination is a useful adjunctive diagnostic method supporting clinical and histopathological evaluation in DLE; however, its value in predicting systemic involvement and prognostic features appears limited. Further prospective studies with larger patient populations are needed to better clarify the relationship between DIF findings and clinical and serological parameters.
Benzer Tezler
- Diskoid lupus eritematozus ve sistemik lupus eritematozus hastalarının kapilleroskopik bulgularının kıyaslanması; sistem tutulumları ve lezyon dermoskopisi ile ilişkisi
Comparison of capillaroscopic findings in patients with discoid lupus erythematosus and systemic lupus erythematosus; relationship with systemic involvement and lesion dermoscopy
BEHİYE BEGÜM ÖNLEN
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2025
Dermatolojiİstanbul Medeniyet ÜniversitesiDeri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. MELEK ASLAN KAYIRAN
- Lupus eritematozuslu hastalarda deri bulgularının yaşam kalitesine etkisi
Effect of the quality of life in patients with cutaneous lupus erythematosus
YILDIZ GÜRSEL
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2012
DermatolojiTrakya ÜniversitesiDeri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. ÖZER ARICAN
- 1990 – 2013 döneminde izlenen sistemik lupus eritematozuslu hastaların epidemiyolojik özellikleri, klinik, laboratuvar bulguları ve prognozlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi
Evaluation of epidemiological characteristics, clinical and laboratory findings, and prognosis of patients with systemic lupus erythematosus observed between 1990 and 2013: a retrospective study
AYLİN KILINÇ UĞURLU
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2014
Çocuk Sağlığı ve HastalıklarıSağlık BakanlığıÇocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı
PROF. MEHMET BÜLBÜL
- Baş ve boyun bölgesine radyoterapi alan hastalarda meydana gelen alopesik değişikliklerin trikoskopik bulgularının değerlendirilmesi
Evaluation of trichoscopic findings of alopecic changes developing in patients receiving radiotherapy to the head and neck region
YASİN ÖZDEMİR
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2025
DermatolojiSağlık Bilimleri ÜniversitesiDeri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı
DR. RALFİ SİNGER
- Saçlı derideki psoriyazis, seboreik ekzema, liken pilanopilaris, diskoid lupus eritematozus lezyonlarının ayırıcı tanısında ve şiddetinin değerlendirilmesinde dermoskopinin yeri ve önemi
Dermoscopic findings in scalp lesions of psoriasis, seborrheic eczema, lichen planopilaris, discoid lupus erythematosus and assesment of its value for differantial diagnosis and disease severity
MERVE KAYHAN
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2016
DermatolojiDokuz Eylül ÜniversitesiDeri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı
PROF. DR. EMEL FETİL