Pozitif havayolu basıncı tedavisiyle ortaya çıkan santral uyku apne sendromu gelişimindeki risk faktörlerinin belirlenmesi
Identification of risk factors for the development of treatment-emergent central sleep apnea syndrome during positive airway pressure therapy
- Tez No: 970670
- Danışmanlar: PROF. DR. TANSU ULUKAVAK ÇİFTÇİ
- Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
- Konular: Göğüs Hastalıkları, Chest Diseases
- Anahtar Kelimeler: Belirtilmemiş.
- Yıl: 2025
- Dil: Türkçe
- Üniversite: Gazi Üniversitesi
- Enstitü: Tıp Fakültesi
- Ana Bilim Dalı: Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı
- Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
- Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.
Özet
Obstrüktif Uyku Apne Sendromu (OSAS), uyku sırasında tekrarlayan üst havayolu tıkanmaları nedeniyle oluşan apne ve hipopnelerle karakterize, kardiyovasküler, nörokognitif ve metabolik etkileri olan sık görülen bir uyku ilişkili solunum bozukluğudur. OSAS tedavisinde ilk basamak, pozitif havayolu basıncı (PAP) tedavisidir. Ancak, bazı hastalarda PAP tedavisi sırasında santral apnelerin ortaya çıktığı veya var olan santral apnelerin arttığı gözlenmektedir. Bu durum, Tedavi ile Ortaya Çıkan Santral Uyku Apnesi (TECSA) olarak tanımlanır ve PAP tedavisi altında santral apne-hipopne indeksinin (CAI) ≥5 olmasıyla karakterizedir. TECSA'nın patofizyolojisi tam olarak aydınlatılamamış olup, PAP tedavisine karşı gelişen ventilatuar instabilitenin santral apne eşiğini düşürerek bu tabloya yol açtığı düşünülmektedir. TECSA'nın klinik belirteçlerinin tanımlanması, erken tanı ve uygun hasta yönetimi açısından önemlidir. Bu çalışmada, PSG eşliğinde PAP titrasyonu yapılan OSAS hastaları arasından TECSA gelişen ve gelişmeyen bireylerin klinik ve polisomnografik parametrelerinin karşılaştırılması, PAP tedavisi altında TECSA gelişimi için olası risk faktörlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu retrospektif, olgu-kontrol çalışmasında, PSG eşliğinde PAP titrasyonu yapılan 81 OSAS hastası değerlendirilmiştir. Hastalar, PAP tedavisi sırasında TECSA tanısı alan (n=29) ve TECSA gelişmeyen kontrol grubu (n=52) olarak iki gruba ayrılmıştır. Demografik veriler, klinik semptomlar, tanısal PSG ve PSG eşliğinde PAP titrasyonu parametreleri karşılaştırılarak TECSA ile ilişkili risk faktörleri analiz edilmiştir. TECSA grubunda tanıklı apne (TECSA %100 vs. Kontrol %72,5; p=0,012) ve aile öyküsü (TECSA %38,9 vs. Kontrol %13,5; p=0,037) kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak daha yüksek oranda bulunmuştur. Ek hastalıklar açısından ise aritmi varlığı, TECSA grubunda anlamlı düzeyde daha yüksek saptanmıştır (TECSA %23,8 vs. Kontrol %3,8; p=0,018). Polisomnografik değerlendirmede; TECSA grubunda, non-supin AHI (TECSA 20,8 vs. Kontrol 7,15; p=0,019), CAI (TECSA 4,9 vs. Kontrol 0,4; p=0,000), MAI (TECSA 1,47 vs. Kontrol 0,24; p=0,000) ve ODI (TECSA 26,05 vs. Kontrol 14,95; p=0,038) değerleri kontrol grubuna göre anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur. PSG eşliğinde PAP titrasyonu sırasında ise TECSA grubunda; rezidüel AHI (TECSA 13,9 vs. Kontrol 1,25; p=0,000), CAI (TECSA 12,8 vs. Kontrol 0,3; p=0,000), ODI (TECSA 16 vs. Kontrol 2; p=0,000), SpO₂≤%88 geçirilen süre (TECSA 3,3 dk vs. Kontrol 1,1 dk; p=0,014), NREM 1 süresi (TECSA %14,2 vs. Kontrol %8,85; p=0,000) ve titrasyonda uygulanan maksimum optimal PAP basıncı (TECSA 14 cmH₂O vs. Kontrol 11 cmH₂O; p<0.05) kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Çalışmamızda, TECSA'lı hastalarda tanıklı apne ve aile öyküsünün daha sık görüldüğü, aritmi birlikteliğinin daha yüksek olduğu ve bu hastaların PSG ile PAP titrasyonu sırasında spesifik solunumsal parametrelerde belirgin farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Yapılan lojistik regresyon analizi; aile öyküsü ve tanıklı apnenin TECSA için anlamlı klinik risk faktörleri olduğunu; tanısal PSG'de ölçülen CAI ve MAI yüksekliğinin ise TECSA gelişimi açısından önemli polisomnografik belirteçler olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar klinisyenlere TECSA gelişimi açısından erken dönemde ipucu verebilir. Kalp yetmezliği ve aritmiyle birlikteliği sık görülen TECSA'yla ilgili farkındalığın artması; hastaların kardiyovasküler riskler açısından daha dikkatli değerlendirilmesini ve PAP tedavi süreçlerinin bireyselleştirilmesini sağlayabilir. TECSA'nın uzun dönem sonuçları ve alternatif tedavi stratejileri konusunda daha geniş olgulu, prospektif çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Özet (Çeviri)
Obstructive Sleep Apnea Syndrome (OSAS) is a common sleep-related breathing disorder characterized by recurrent upper airway obstructions during sleep, leading to apneas and hypopneas. It has significant cardiovascular, neurocognitive, and metabolic consequences. The first-line treatment for OSAS is positive airway pressure (PAP) therapy. However, in some patients, central apneas emerge or pre-existing central apneas increase during PAP therapy. This condition, known as Treatment-Emergent Central Sleep Apnea (TECSA), is defined by a central apnea-hypopnea index (CAI) ≥5 under PAP therapy. Although the exact pathophysiology of TECSA remains unclear, it is thought to result from ventilatory instability induced by PAP therapy, lowering the central apnea threshold. Identifying clinical markers of TECSA is crucial for early diagnosis and appropriate patient management. This study aimed to compare the clinical and polysomnographic parameters of OSAS patients with and without TECSA during PAP titration with polysomnography (PSG) and to determine potential risk factors for the development of TECSA under PAP therapy. This retrospective case-control study evaluated 81 OSAS patients who underwent PAP titration with PSG. The patients were divided into two groups: those diagnosed with TECSA during PAP therapy (n=29) and those without TECSA (n=52). Demographic data, clinical symptoms, diagnostic PSG, and PSG- guided PAP titration parameters were compared to analyze risk factors associated with TECSA. The TECSA group had a significantly higher prevalence of witnessed apnea (TECSA 100% vs. Control 72.5%; p=0.012) and family history of sleep apnea (TECSA 38.9% vs. Control 13.5%; p=0.037) compared to the control group. Among comorbidities, arrhythmia was significantly more frequent in the TECSA group (TECSA 23.8% vs. Control 3.8%; p=0.018). Polysomnographic assessment showed that patients with TECSA had significantly higher values for non-supine AHI (TECSA 20.8 vs. Control 7.15; p=0.019), CAI (TECSA 4.9 vs. Control 0.4; p=0.000), MAI (TECSA 1.47 vs. Control 0.24; p=0.000), and oxygen desaturation index (ODI) (TECSA 26.05 vs. Control 14.95; p=0.038). During PSG-guided PAP titration, the TECSA group exhibited significantly higher values for residual AHI (TECSA 13.9 vs. Control 1.25; p=0.000), CAI (TECSA 12.8 vs. Control 0.3; p=0.000), ODI (TECSA 16 vs. Control 2; p=0.000), time spent with SpO₂<88% (TECSA 3.3 min vs. Control 1.1 min; p=0.014), NREM stage 1 duration (TECSA 14.2% vs. Control 8.85%; p=0.000), and the maximum optimal PAP pressure applied during titration (TECSA 14 cmH₂O vs. Control 11 cmH₂O; p<0.05). This study found that witnessed apnea and family history of sleep apnea were more common in TECSA patients, and they had a higher prevalence of arrhythmia compared to controls. Additionally, significant differences in specific respiratory parameters were observed during PSG-guided PAP titration. Logistic regression analysis identified family history of sleep apnea and witnessed apnea as significant clinical risk factors for TECSA, while high baseline CAI and MAI values were important polysomnographic predictors for TECSA development. These findings could help clinicians identify TECSA risk factors early. Given the frequent association of TECSA with heart failure and arrhythmias, increasing awareness of this condition may lead to more individualized PAP therapy strategies and a better cardiovascular risk assessment for these patients. Further large-scale, prospective studies are needed to evaluate the long-term outcomes of TECSA and explore alternative treatment strategies.
Benzer Tezler
- Obstrüktif uyku apne sendromlu hastaların Pozitif Havayolu Basıncı (PAP) tedavisi öncesi ve sonrası kırmızı hücre dağılımı genişliği, nötrofil-lenfosit oranı ve platelet-lenfosit oranlarının değerlendirilmesi
Neutrophil-to-lymphocyte ratio, platelet-to-lymphocyte ratio, and red cell distribution width in obstructive sleep apnea syndrome: evaluation before and after Positive Airway Pressure (PAP) therapy
YUNUS BİÇERYEN
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2026
Göğüs HastalıklarıSağlık Bilimleri ÜniversitesiGöğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. GÜLGÜN ÇETİNTAŞ AFŞAR
- Anksiyetenin obstrüktif uyku apnesinde tedavi uyumuna etkisi
The effect of anxiety on obstructive sleep apnea treatment
GÖZDE AK
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2016
Göğüs HastalıklarıBaşkent ÜniversitesiGöğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı
DOÇ. DR. ŞERİFE SAVAŞ BOZBAŞ
- Uykuda solunum bozukluğu ile takipli olguların uzun dönem mortalite ve morbiditeleri ile tedaviye uyumlarının retrospektif değerlendirilmesi
Retrospective evaluation of long-term mortality and morbidity and adherence to treatment in cases followed up with sleep disordered breathing
MİHRİBAN TOKSUN
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2026
Göğüs HastalıklarıBursa Uludağ ÜniversitesiGöğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı
PROF. DR. MEHMET KARADAĞ
- Obstrüktif uyku apnesi olan hastalarda sürekli pozitif havayolu basıncı (CPAP) tedavisinin serum kaspaz-3 düzeyi üzerine etkisi
The effect of continuous positive airway pressure (CPAP) therapy on serum Caspase-3 level in patients with obstructive sleep apnea
MUSTAFA KEMAL KAYPAK
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2023
Göğüs HastalıklarıDüzce ÜniversitesiGöğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı
PROF. DR. ALİ NİHAT ANNAKKAYA
- Obstruktif uyku apne sendromu tanısı alan ve pozitif havayolu basıncı tedavisi endikasyonu konulmuş olan hastalarda tedavinin nörokognitif fonksiyonlar, uyku ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisi
Başlık çevirisi yok
ALBINA ZOHRABOVA
Tıpta Uzmanlık
Türkçe
2026
NörolojiMarmara ÜniversitesiNöroloji Ana Bilim Dalı
DR. ÖĞR. ÜYESİ HATİCE ÖMERCİKOĞLU ÖZDEN