Geri Dön

Pulmoner emboli vakalarında heterojeniteyi anlamak: Risk gruplarının kümeleme analizi ile belirlenmesi

Understanding heterogeneity in pulmonary embolism cases: identification of risk groups using cluster analysis

  1. Tez No: 973355
  2. Yazar: MUSTAFA PARTİ
  3. Danışmanlar: PROF. DR. AHMET CEMAL PAZARLI
  4. Tez Türü: Tıpta Uzmanlık
  5. Konular: Göğüs Hastalıkları, Chest Diseases
  6. Anahtar Kelimeler: Küme analizi, pulmoner emboli, malignite, komorbidite, heterojenite, fenotip, prognoz, mortalite, Cluster analysis, pulmonary embolism, malignancy, comorbidity, heterogeneity, phenotype, prognosis, mortality
  7. Yıl: 2025
  8. Dil: Türkçe
  9. Üniversite: Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi
  10. Enstitü: Tıp Fakültesi
  11. Ana Bilim Dalı: Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı
  12. Bilim Dalı: Belirtilmemiş.
  13. Sayfa Sayısı: Belirtilmemiş.

Özet

Amaç: Bu çalışmanın amacı, pulmoner emboli (PE) hastalarının klinik, semptom, laboratuvar ve radyolojik özelliklerine göre gösterdiği heterojenliği değerlendirmek ve benzer özelliklere sahip alt grupları belirleyerek risk profillerini tanımlamaktır. Bu doğrultuda, İki-Aşamalı Kümeleme (Two-Step Cluster) analizi ile farklı klinik fenotiplerin ortaya konması ve bu fenotipler üzerinden kişiselleştirilmiş tanı, takip ve tedavi stratejilerine zemin hazırlanması hedeflenmiştir. Ayrıca, tanımlanan kümelerin biyobelirteç düzeyleri, prognostik skorlamalar, radyolojik bulgular ve sağkalım sonuçlarıyla ilişkilendirilerek klinik anlamlılığının gösterilmesi; bu sayede yüksek riskli hastaların erken dönemde saptanmasına ve hasta yönetiminin daha etkin hale getirilmesine katkı sağlanması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Bu retrospektif çalışmada, 2020–2024 yılları arasında kliniğimizde PE tanısı alan toplam 366 hasta değerlendirildi. Tanı; klinik bulgular, laboratuvar testleri, görüntüleme yöntemleri (BT anjiyografi, EKO, Doppler USG) ve klinik skorlamalar (Wells, Geneva, PESI) ile doğrulandı. Hastaların yaş, cinsiyet, semptom, vital bulgu, laboratuvar parametreleri, radyolojik özellikleri ve risk faktörleri kaydedildi. İstatistiksel analizlerde ANOVA/Kruskal-Wallis ve ki-kare testleri kullanıldı; p<0,05 anlamlı kabul edildi. Kümeleme analizi İki-Aşamalı Kümeleme yöntemi ile gerçekleştirildi ve küme sayısı Silhouette ölçütü yöntemi ile optimize edildi. Tüm analizler SPSS 22.0 yazılımı ile yapıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 366 hastanın yaş ortalaması 62,4±16,2 yıl olup; %53,8'i (n=197) erkek, %46,2'si (n=169) kadındı. Hastaların başvuru semptomları arasında en sık görülenler nefes darlığı %67,5 (n=247), göğüs ağrısı %47,5 (n=174) ve öksürük %20,8 (n=76) idi. Fizik muayene ve vital parametrelerde en sık saptanan üç bulgu; satürasyon düşüklüğü %29,5 (n=108), takipne %24,9 (n=91) ve taşikardi %22,7( vii n=83) olarak belirlendi. Hastaların %36,1'inde (n=132) ek sistemik hastalıklar mevcuttu. Semptom ve klinik bulgulara dayalı 18 değişken üzerinden yapılan İki-Aşamalı Kümeleme analizi sonucunda beş fenotip tanımlandı (Silhouette=0,65). Analiz, kümeler arasında semptom profilleri, hemodinamik ölçütler, biyobelirteçler ve prognostik skorlar açısından anlamlı farklılıklar olduğunu gösterdi. Belirleyici Değişken Analizi (Predictor Importance) sonucunda, kümeler arasında en yüksek ayırt edici güce sahip parametre“bacakta şişme”olarak belirlendi. Çarpıntı, taşikardi, satürasyon düşüklüğü ve bacakta hassasiyet de diğer yüksek önem düzeyine sahip parametreler olarak öne çıktı (tümü p<0,05). Radyolojik bulgular incelendiğinde, sağ ventrikül dilatasyonu, pulmoner arter genişlemesi ve bilateral/segmental-subsegmental trombüsler açısından kümeler arasında anlamlı farklılıklar izlendi (p<0,05). Bu bulgular özellikle Küme 5'te belirgin olup, yüksek riskli klinik tabloyu destekledi. Klinik semptomlar açısından nefes darlığı, çarpıntı, taşikardi, takipne, satürasyon düşüklüğü ve hipotansiyon özellikle Küme 5'te daha yüksek oranda bulundu (tümü p<0,05). Ayrıca senkop ve hemoptizi bu kümede daha sık görüldü (p<0,05). Bacakta şişme ve hassasiyet ise Küme 3'te belirgin olup DVT birlikteliğini destekledi. Biyokimyasal ve hemodinamik parametrelerde, D-dimer, troponin T, NT-proBNP(N-terminal pro-B tipi Natriüretik Peptid) pg/mL, CK-MB ve sPAP değerleri açısından kümeler arasında anlamlı farklılıklar bulundu (tümü p<0,05). Özellikle Küme 5, bu parametrelerde en yüksek düzeylere sahip olup kardiyak yüklenme ve miyokardiyal hasarı işaret etti. Çoklu karşılaştırma analizlerinde, Küme 5'in D-dimer, troponin T ve CK-MB düzeylerinde anlamlı yüksekliğe sahip olduğu (tümü p<0,01), NT-proBNP değerlerinin de bu kümede yüksek olmasına rağmen anlamlılığa ulaşmadığı (p=0,08) belirlendi. Hastanede kalış süresi, Küme 5'te Küme 1 ve Küme 4'e kıyasla daha uzun bulundu (p<0,05). Elde edilen bulgulara göre;“Semptomatik Stabil PE Fenotipi”(Küme 1) daha düşük riskli ve stabil olguları temsil ederken, ileri yaş ve yüksek komorbidite yükü olan grup“Subklinik Kardiyak Etkilenimli Yaşlı PE Fenotipi”(Küme 2) olarak ayrıştı. viii Genç ve hafif seyirli olgular“Ayaktan Tedavi Edilebilir PE Fenotipi”ni (Küme 3) oluşturdu. Malignite oranı yüksek ve çoğunlukla tesadüfen saptanan olgular“Maligniteye Bağlı Sessiz PE Fenotipi”(Küme 4) olarak belirlendi. En ağır klinik tabloyu ise yüksek biyobelirteç düzeyleri, uzamış yatış süresi, mortalite varlığı ve masif PE oranının en yüksek bulunduğu grup olan“Hemodinamik Olarak İnstabil Yüksek Riskli PE Fenotipi”(Küme 5) temsil etti (%50, p<0,001). Sonuç: PE'nin zamanında tanısı, erken tedavi ile önlenebilecek mortalite ve morbidite nedeniyle kritik öneme sahiptir. Çalışmamız, PE'nin tek tip bir hastalık olmadığını, klinik seyir ve prognoz açısından oldukça heterojen bir yapıya sahip olduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak, PE'nin tanı ve tedavisinde kümeleme analizleri gibi veri odaklı yöntemlerin, hastalık heterojenitesini anlamada ve hasta yönetimini iyileştirmede değerli araçlar olduğu düşünülmektedir.

Özet (Çeviri)

Objective: The aim of this study was to evaluate the heterogeneity of patients with pulmonary embolism (PE) based on their clinical, symptomatic, laboratory, and radiological characteristics, and to identify subgroups with similar profiles in order to define their risk stratification. In this context, Two-Step Cluster analysis was applied to determine distinct clinical phenotypes, with the goal of facilitating personalized diagnostic, follow-up, and treatment strategies. Furthermore, the identified clusters were assessed in relation to biomarker levels, prognostic scores, radiological findings, and survival outcomes to demonstrate their clinical significance, thereby contributing to the early identification of high-risk patients and the improvement of patient management. Materials and Methods: This retrospective study included 366 patients diagnosed with PE in our clinic between 2020 and 2024. The diagnosis was confirmed by clinical findings, laboratory tests, imaging modalities (CT angiography, echocardiography, Doppler ultrasonography), and clinical scoring systems (Wells, Geneva, PESI). Demographic data, symptoms, vital signs, laboratory parameters, radiological features, and risk factors were recorded. Statistical analyses were performed using ANOVA/Kruskal-Wallis and chi-square tests, with p<0,05 considered significant. Cluster analysis was performed with the Two-Step Cluster method, and the optimal number of clusters was determined using the Silhouette method. All analyses were conducted with SPSS version 22.0. Results: The mean age of the study population (n=366) was 62.4±16.2 years; 53.8% (n=197) were male and 46.2% (n=169) were female. The most common presenting symptoms were dyspnea 67.5% (n=247), chest pain 47.5% (n=174), and cough 20.8% (n=76). The most frequent physical and vital signs were oxygen desaturation 29.5% x (n=108), tachypnea 24.9% (n=91), and tachycardia 22.7% (n=83). Comorbidities were present in 36.1% (n=132) of patients. Based on 18 variables derived from symptoms and clinical findings, Two-Step Cluster analysis identified five distinct phenotypes (Silhouette=0.65). The analysis revealed significant intercluster differences in symptom profiles, hemodynamic parameters, biomarkers, and prognostic scores. Predictor Importance analysis demonstrated that“leg swelling”had the strongest discriminative power among clusters, followed by palpitations, tachycardia, oxygen desaturation, and leg tenderness (all p<0,05). Radiological findings, including right ventricular dilatation, pulmonary artery enlargement, and bilateral/segmental-subsegmental thrombi, differed significantly among clusters (p<0,05), being most prominent in Cluster 5, consistent with its high-risk clinical profile. In terms of symptom distribution, dyspnea, palpitations, tachycardia, tachypnea, oxygen desaturation, and hypotension were significantly more frequent in Cluster 5 (all p<0,05). Syncope and hemoptysis were also more common in this cluster (p<0,05). Leg swelling and tenderness were predominantly observed in Cluster 3, supporting its association with concomitant DVT (p<0,05). Biochemical and hemodynamic parameters including D-dimer, troponin T, NT-proBNP, CK-MB, and sPAP differed significantly across clusters (all p<0,05). Cluster 5 showed the highest levels of these markers, indicating cardiac strain and myocardial injury. D-dimer levels were elevated in both Cluster 3 and Cluster 5 (p<0,01), consistent with increased thrombotic activity. Hospitalization duration was also longer in Cluster 5 (p<0,05). Smoking history (pack-years) did not differ significantly among clusters (p>0,05). Multiple comparison analyses confirmed that Cluster 5 exhibited significantly higher levels of D-dimer, troponin T, and CK-MB (all p<0,01), whereas NT-proBNP was higher but not statistically significant (p=0,08). Length of hospital stay was significantly longer in Cluster 5 compared with Clusters 1 and 4 (p<0,05). The identified phenotypes were characterized as follows:“Symptomatic Stable PE Phenotype”(Cluster 1) represented lower-risk and stable cases;“Elderly PE xi Phenotype with Subclinical Cardiac Involvement”(Cluster 2) included older patients with high comorbidity burden;“Outpatient-Treatable PE Phenotype”(Cluster 3) reflected younger, low-risk cases with mild disease course;“Malignancy-Associated Silent PE Phenotype”(Cluster 4) consisted of cases with high malignancy prevalence, often incidentally diagnosed; and“Hemodynamically Unstable High-Risk PE Phenotype”(Cluster 5) represented the most severe group, with elevated biomarker levels, prolonged hospitalization, higher rates of massive PE (50%, p<0,001), and lower survival. Overall survival was significantly reduced in the unstable phenotype (p<0,001). Conclusion: The timely diagnosis of PE is critical due to its association with high mortality and morbidity, which can be mitigated with early treatment. This study demonstrates that PE is not a homogeneous disease but rather exhibits substantial heterogeneity in clinical course and prognosis. In conclusion, data-driven methods such as cluster analysis provide valuable insights into disease heterogeneity and may serve as useful tools for improving patient management and guiding individualized therapeutic strategies in PE.

Benzer Tezler

  1. The value of isovolumic acceleration for the assessment of right ventricular function in acute pulmonary embolism

    Akut pulmoner emboli vakalarında sağ ventrikül sistolik fonksiyonunun değerlendirilmesinde izovolümik akselerasyon zamanının değeri

    MURAT SELÇUK

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2010

    KardiyolojiSağlık Bakanlığı

    Kardiyoloji Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. NURTEN SAYAR

  2. Yüksek risk ve orta- yüksek riskli pulmoner emboli olgularında sağkalımı etkileyen prognostik faktörlerin retrospektif değerlendirilmesi

    Retrospective evaluation of prognostic factors affecting survival in high-risk and intermediate-high-risk pulmonary embolism cases

    GİZEM KARAKURT

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2024

    Göğüs HastalıklarıZonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi

    Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. MÜGE MELTEM TOR

  3. COVID-19 enfeksiyonu sonrası pulmoner emboli gelişen hastalarda CRP ve D-dimer yüksekliğinin pulmoner emboli tanısına katkısı

    The contribution of C-reactive protein (CRP) and D-dimer elevation and other inflammatory parameters associated with disease severity to the development of pulmonary thromboembolism (PTE) in COVID-19 cases

    MELİS OKŞAŞOĞLU

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2022

    Göğüs HastalıklarıSağlık Bilimleri Üniversitesi

    Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı

    PROF. DR. SİBEL ARINÇ

  4. Acil serviste pulmoner emboli saptanan hastalarda kardiyak biyomarker ve transtorasik EKO sonuçlarının prognostik değeri

    Prognostic value of cardiac biomarker and transthoracic ECHO results in patients with pulmonary embolism in the emergency department

    HÜSEYİN FURKAN KÜÇÜKBEZİRCİ

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2022

    Acil Tıpİstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa

    Acil Tıp Ana Bilim Dalı

    DOÇ. DR. AFŞIN İPEKCİ

  5. Pulmoner embolide pulmoner arter şiddet skoru ile D-dimer ve ortalama trombosit hacim (OTH) ilişkisi

    Relationship of pulmonary embolism severity score with D-dimer and MPV levels in pulmonary embolism

    AHMET BÜBER

    Tıpta Uzmanlık

    Türkçe

    Türkçe

    2011

    Radyoloji ve Nükleer TıpAbant İzzet Baysal Üniversitesi

    Radyodiagnostik Ana Bilim Dalı

    YRD. DOÇ. DR. Ş. SEVİL ALTUNRENDE